ALYA'DAN...
Aslında garip olan yaşadığım şeylerdi. Yaşadıklarım düşüncelerimi ve duygularımı birbirine geçmiş bir şekilde aynada kendime bakıyordum. Ne yapacağım konusunda en ufak bir fikrim yoktu. Yeni bir yıl bilmem ne filan. 21 yaş. Güzel bir yaştı kimisine göre. Ama bana göre ise hiçte öyle değildi. Benim 21 yaşım karışık bir durumda. Duygularımın alt üst olduğu. Düşüncelerimin birbirine karıştığı bir yaştı. Nedeni çok basıttı ama bir o kadar karışıktı. Ben bile çözemezken çevremde ki insanlar bana 'Seni anlıyoruz' diyorlardı. Kim beni anlıyordu? Ne yaşadığımı kim anlayabilirdi? Kim görebilirdi? Kim benim hislerimi hissedebilirdi?
Yaşadığım onca şeyi unutmuş gibi davranamıyordum. Bu olmuyordu. Yapamıyordum. Yaptığım an göklere çıkıp kendimi onlarca yükseklikten yere çakılıyor gibi hissediyordum. Ve bu sadece bir kaç saniyemi alıyordu. Çakıldığım yerde beni kaldıracak tek kişi bile olmaması bildiğim halde birilerini orada bekliyordum. Her defasında birilerini bekliyordum. Ne kardeşim dediğim arkadaşlarım ne annem ne babam ne de herhangi birisi beni oradan kaldıramıyordu.
Geceleri gördüğüm kabuslarım, onların yanında odamın dışına taşan çığlıklarım, durduramadığım gözyaşlarım. Her şey tek bir sonuca çıkıyordu. Bu sonuçtan kaçınmak benim için çok zordu. Bedenimden alınmayan ruhum gibiydi. Kaçtığımı sandığım an ona daha çok bağlanıyordum. Kalbim ise sessizdi kime olduğunu biliyordu. Saf dışıydı o. Kimseye zararı yokmuş gibiydi. Ama en çok onun zararı vardı. Duymuyordu beni. Kendi bildiğini okumuyordu. Hastalıklıydı kalbim. Her şeyin ters gittiği yerde o en ters gideniydi. Belki de benim bu halde olmamın sebebiydi. Beynime nüfus eden tüm esaretin tek gerçek sebebiydi o.
Değişmeyeceğini bildiğimin kaderi ve onun geleceğe yansıttıkları. Bu iki gerçeklik beni yerden yere vuran düğer bir etkendi. Umursamadım bu iki gerçekliği. Çünkü bu ikisini ilk kez fark etmiştim. Fark ettiğim de ise çok geçti. Bu yüzden geri planda kalan hayat seçimiydi o. Onu umursamamaya başladığım an kendimi yere ilk çakışım olmuştu. Bu yere çakışımın fark ettiğim de daha derine boylamıştım.
Şuan ne hissettiğimi ben bile bilmiyordum. Hiçbir şey hissetmemekle birlikte bir çok şey hissediyordum. Bu aşırı garip bir durumdu. Başımı kaldırıp çevreme baktığımda ise herkesin hayatı normal gibiydi. Bu dışarıdan bakıldığı için böyleydi. Ama hiç böyle değildi.
Etrafı boş boş bakınırken tekrar onu gördüm. Kalbim de koca bir boşluk açılmasına sebep olan, kabuslarımın, ağlamalarımın, geceleri attığım çığlıkların sebebini görmüştüm. O iyiydi. O çok ama çok iyiydi. Benim aksime. Benim aksime o normal bir şekilde yaşayabiliyordu. O bana baktığında sadece beş saniye bakmıştım ona daha sonra gözlerimi çekmiştim ondan gözlerimi ayırmıştım. Farklı yerlere baktığımda herkes kendi işiyle ilgileniyordu. Kimisi arkadaşlarıyla konuşuyor, kimisi dersleriyle ilgileniyor, kimisi ise telefonuyla ilgileniyordu. Ben ise boş boş oturuyordum.
Kafamda ki düşüncelere bir son vermek için başımı iki yana salladım ve yerimden kalkıp kantinden çıktım. Onu görmek bana iyi gelmiyordu. Onu düşünmek bana iyi gelmiyordu. Onunla alakalı olan her şey bana iyi gelmiyordu. Amfi'ye giderken onu düşünüyordum her zaman ki gibi. Neden bu haldeydik? Neden üzülen bendim? Hangi ara bu kadar bağlanmıştım ben ona? Bu düşünceler içinde boğuluyordum. Cevaplarını bulamamak ise beni rahatlatıyordu. Bu olağanüstü bir durumdu ama bu şekilde rahatlıyordum. Sebebini bilmiyordum. Yoktu sebebi. Bomboştu bu soruların cevapları.
