Şarkı= Ruelle — Game of Survival
"Gerçek, ayaklarına dolanan bir zincirdir; ne kadar kaçarsan kaç, kendi felaketine çekilirsin."
— Dostoyevski
Sabah kalkar kalkmaz ilk iş duşa girdim. İhtiyaçlarımı giderdikten sonra dolabımdan beyaz bir elbise alıp üzerime geçirdim. Sanki dün gece acımasızca birini öldürmemişim gibi hafif bir makyaj yaptım, saçlarımı serbest bıraktım ve işte hazırdım.
Odamdan çıkıp büyük salona adım attığımda herkes çoktan yemek masasına oturmuş, kahvaltısını yapıyordu. Başköşede oturan babamın sağındaki sandalyeyi çekip her zamanki yerime kuruldum.
"Günaydın."
Annem ve babam yüzlerine sahte birer gülümseme yerleştirerek günaydın dileklerini sunarken, yanımda oturan abim buna gerek bile duymadan sert hareketlerle yemeğini yemeye devam etti. Kaşlarımı çatarak tabağıma kahvaltılıklardan doldurmaya başladım.
"Hayırdır, yüzünüzden mutluluk akıyor."
Ağzımdaki salatayı çiğnerken gözlerim annemin üzerindeydi. Kırmızı dar elbisesi her zamanki gibi şıktı fakat üzüntüden çökmüş yüzü bir şeylerin yolunda gitmediğini açıkça gösteriyordu.
"Bir şey olduğu yok Gamze, sen merak etme," dedi babam sıkıntılı bir sesle.
"Öyle mi? Gerçekten bir şey olduğu yok mu?" Abimin sert çıkan sesiyle kafamı ona çevirdim. Gözleri öfkeyle bakıyordu.
"Ne olduğunu söyleyecek misiniz artık?"
"Yok bir şey dedim Yiğit, sus!"
Elimdeki çatalı sertçe masaya bırakıp tabağı önümden ittim. "Hadi abi... Sen söylemezsen annemler hiç söylemeyecek. Ne oldu, neyiniz var?"
Abim koca bir kahkaha atarak bedenini tamamen bana döndürdü. Artık göz göze gelmiştik. Güneşten açılmış gibi duran açık kumral, sarıya çalan kısa saçları ve her daim kusursuzca taranmış hâli yüz hatlarıyla bütünleşmişti. Soyadımız gibi deniz mavisi olan gözleri öfkeyle kısılmış, çene hatları iyice belirginleşmişti.
"Benim güzel kardeşim... Sen yatağında uyurken dün akşam yola çıkan sevkiyatımıza polis baskın düzenledi. Yani kaç milyon gitti, hepsi heba oldu! Adamlarımızın çoğu öldü, her şey mahvoldu!" diye bağırarak yumruğunu masaya geçirdi.
Yutkunarak babama döndüm. Abime büyük bir öfkeyle bakıyordu; anlaşılan bu durumu bana söylediği için ona çok kızgındı.
"Bir dakika, bir dakika... Anlayamıyorum. Her şey yolunda demiştiniz, sevkiyatı engelleyecek hiçbir şey yoktu."
"Varmış demek ki! Neyini anlamadın?!"
Öfkeyle bağırdığında ben de sinirlenerek ayağa kalktım. "Her şeyin yolunda olduğunu söyleyip övünen sendin abi! Babamı sevkiyatı sana devretmesi için ikna eden sendin ya... İnanmıyorum, bir haltı da becersen keşke!"
Hışımla masadan kalkıp gözlerini belerterek üzerime yürüyünce annem ve babam hızla ayağa kalktı. Onlar yetişemeden elbisemin yakalarını kavrayıp beni sarsmaya başladı. Yumruğumu yüzüne geçirmemek için kendimi çok zor tutuyordum.
"Yiğit! Oğlum, bırak kardeşini!" Annem ağlayarak abimi çekmeye çalışırken babam da bizi ayırmaya çabalıyordu.
"Seni öldürürüm, duydun mu beni?!" Yüzünü yüzüme yaklaştırıp sert nefesini verdi. "Kardeş katili yapacaksın beni Gamze, seni öldürürüm!"
Alayla gülmeye çalıştım fakat nefesim daralıyordu. Annemle babamın sesleri uzaklaşırken yüzümün morardığını hissettim.
"Yiyorsa yapsana," diye mırıldandım boğuk bir sesle. "Götün yiyorsa öldür beni."
Babam abimi tişörtünden mikrop tutar gibi kavrayıp geri ittiğinde, abim yalpalayarak sandalyeye çarptı. Öksürerek nefes almaya çalışırken annem yüzümü elleri arasına alıp iyi olup olmadığımı soruyordu.
Kafamı kaldırıp baktığımda abimin bana saldırmak için tekrar öne atıldığını, ancak babamın yüzüne indirdiği tokatla durduğunu gördüm. Savrularak yere düşerken tokatın sesi kulaklarımda yankılandı. Gözlerimi acıyla yumup nefes nefese annemin kollarından güç aldım.
"Allah'ın cezası! Ne çektim lan senden! Bir geberemedin gittin, sabahın içine ettin!" Babam abimin yakasına yapışıp onu sarsıyor, adeta yerden yere vuruyordu. Kollarını belime saran annem bu görüntüyü görmemek için başını boynuma gömdü.
"Baba..." Durması için kollarına uzanmaya çalışsam da babam art arda abimin yüzüne vuruyordu. Biliyordum ki dünden beri batan sevkiyat yüzünden ona öfkeliydi ve şimdi tüm hıncını ondan çıkarıyordu.
Onu durduran ben değil, kapıdan içeri giren iki koruma oldu. Safa, yanında daha önce görmediğim salak abimin korumalarından biriyle içeri girdiğinde hiç karşılaşmak istemeyecekleri bir manzarayla yüzleştiler.
"Baba, bırak artık!" diye bağırıp kolunu çekiştirdiğimde babam sonunda tüm öfkesini boşaltmış olacak ki abimi bıraktı. Kapıdaki ikiliye öyle bir baktı ki, o bakış bile adamları öldürmeye yeterdi.
Üzerini düzeltip onlara doğru ilerlerken abimin kan çanağına dönmüş yüzüne bakmaya dayanamadım. Yerde yatarken gelenlere bakıyordu.
"Harun Bey, kusura bakmayın ama konu çok önemli efendim."
Babam çatık kaşlarla onlara dönerken durumu umursamadığını belli ediyordu. Safa'ya çaktırmadan kaş göz yapıp ne olduğunu sormaya çalıştığımda, "bilmiyorum" dercesine omuz silkti.
"Daha sonra konuşuruz Kenan, şu an sırası değil."
"Harun Bey, gerçekten çok önemli."
Öfkeyle nefes veren babam tam karşılarında dururken, Kenan denen adamın elinde tuttuğu sarı zarfı yeni fark ettim.
"Konu ne?"
"Kızınız..." dedi Kenan.
Gözlerim fal taşı gibi açılırken konunun benimle ne alakası olduğunu anlamaya çalışıyordum. Annem belimdeki kollarını gevşetip bana baktı, gözyaşları bakımlı yüzünde kurumuştu.
"Kızımla ne alakası var Kenan, açık konuş!"
O sırada abimin gırtlaktan gelen gülüşünü duydum. Sandalyeden destek alarak kalkarken yüzünde anlam veremediğim karanlık bir gülümseme vardı. Topallayarak Kenan'ın yanına yürüdü ve babamın gözlerinin içine bakarak adamın elindeki zarfı çekip aldı. Mavi gözleri nefretle bana kilitlenmişti. İçindeki düşmanlığın bana nasıl hissettirdiğini bilse yine aynı şekilde bakar mıydı acaba?
"Sizin o çok sevdiğiniz, pamuklara sardığınız kızınız var ya..." diye başladığı cümlesini, "Ailesine haber vermeden evlenmiş!" şeklinde bitirdiğinde dehşet içinde ona baktım.
Bu mal neyden bahsediyordu? Bir an katil olduğumu söyleyecek diye ödüm kopmuştu ama sanırım katil ilan edilmeyi şu anki duruma tercih ederdim. Bana evlendiğimi söylemişti. Yanlış duyduğumu düşündüm ama hayır, aynen bunu söylemişti.
Babam ne saçmaladığını anlamak ister gibi abime bakıyordu. "Ne saçmalıyorsun sen Yiğit? Boş boş konuşma!"
"Bana inanmıyorsanız kendiniz bakın!" Elindeki zarfı babama uzatırken dayanamayıp hızla yanına gittim ve göğsüne sert bir yumruk attım.
"Saçmalama abi! Sen neyden bahsediyorsun?!"
"Saçmalamıyorum, doğru olan bu!" Zarfı babama uzatmaya devam etti. "Madem inanmıyorsunuz, alın kendiniz görün. Ben baktım, gözlerime inanamadım. Sadece evlense iyi, ama kiminle evlenmiş..."
Annem topuklu ayakkabılarının üzerinde ustaca koşarak abimin elindeki zarfı çekip aldı. Gözlerimi devirerek bezgince onlara baktım. "Tamam, bakalım hadi... Kiminle evliymişim ben?"
Annemin yanına gidip titreyen elleriyle zarfı açma çabasını izledim. Adeta yırtarak açtığı kâğıtta gözlerimi gezdirirken iki fotoğraf çarptı gözüme. Yan yana duran iki fotoğraf... Asla yan yana gelmemesi gereken iki insan. Karnıma giren kramplar, okuduğum her satırda kafama balyoz yemiş gibi dönen başım ve koca evde yankılanan o çığlık...
T.C. İÇİŞLERİ BAKANLIĞI NÜFUS VE VATANDAŞLIK İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
EVLENME KAYIT VE TESCİL BELGESİ
•Kuzey Aden Moskov
•Gamze Deniz
Yukarıda kimlik bilgileri yer alan Gamze DENİZ ile Kuzey Aden MOSKOV, ilgili kanun maddelerine uygun olarak resmi nikâh akitlerini tamamlamış olup 1 AYDIR kütükte evli olarak tescil edilmiştir.
Ben, baş düşmanımızın oğlu Kuzey Aden Moskov ile 1 aydır evliymişim...




