Sabah uyandığında ilk yaptığı şey telefonu kontrol etmek oldu.
Bildirimler hâlâ vardı ama bu kez farklı bir şey dikkatini çekti: takipçi sayısı artmıştı. Yavaş yavaş, ama durmadan.
Bir süre ekrana baktı. Ne sevinç vardı içinde ne de tam bir rahatlama. Sanki her şey aynı anda büyüyor ama o hâlâ yerinde sayıyordu.
Okula gittiğinde ortam yine aynıydı… ama o artık aynı değildi.
Bir sınıf arkadaşı yanından geçerken hafifçe fısıldadı:
“Sen miydin o video?”
Başını hafifçe salladı. “Evet” demek bile zor gelmişti.
Karşılık gelmedi. Sadece kısa bir bakış ve geçip giden adımlar.
Ama gün içinde bir şey daha oldu.
Öğle arasında telefonuna yeni bir mesaj düştü. Tanımadığı bir hesap.
“Sesin kötü değil aslında. Sadece… farklı. Devam et.”
Bir an dondu kaldı.
Bu kez alay yoktu.
Bu kez sadece bir cümle vardı.
Ve o cümle, günlerdir içindeki gürültünün arasına sıkışmış küçük bir boşluk açtı.
Eve döndüğünde odasına kapandı. Aynaya baktı. Uzun süre konuşmadı.
Sonra kulaklığını taktı.
Ama bu kez video çekmedi.
Sadece şarkıyı dinledi.
Ve ilk defa “yapamıyorum” demek yerine, “bir daha denersem ne olur?” diye düşündü.
Telefonunu eline aldı.
Kayıt tuşuna baktı.
Bu kez parmakları titremedi.
Ama yine de basmadı.
Sadece baktı.
Ve bekledi.