"Bitmedi mi işiniz sizin? Konuklar bekliyor." Ferzan'ın annesi hoşnutsuz bir şekilde bağırıp ortamdaki sessizliği bozdu. Ona kısa bir bakış attıktan sonra iç çekerek aynadaki yansımama döndüm.
Evet, o gün gelmişti. Ferzan Ağa ile düğünümüz vardı bugün. Ciddi ciddi evleniyordum. Karar alındığından beri içten içe bir umut kurtulacağımı düşünmüştüm ancak öyle birşey olmamıştı. Tüm bu saçmalıklardan kaçamamıştım. Kaçmam için fırsat verilmemişti.
Dün imam nikâhı kıymıştık. Düğün günü aceleye gelmesin diye bir gün öncesinden halletmek istedi Ferzan Ağa ve ailesi. Onların yüzünü görmek istemediğim için vekaleti babama verdim bu yüzden gitmeme gerek kalmamıştı ancak bugün öyle bir lüksüm yoktu.
Üzerimde bir hafta önce girdiğim ilk mağazadan sırf gösterişli diye Ferzan'ın inadına aldığım ağır prenses model bir gelinlik vardı. Gümüş taş işlemeleri parıl parıl parlıyordu. Hayal ettiğim gelinlikten çok uzaktı...
Gerçi bu durumda herşey hayal ettiğimden uzaktı ve elimden hiçbir şey gelmiyordu.
Gelinliği gören herkes 'bir berdel gelini için fazla değil mi' diye çekinmeden, duymamı istercesine konuşuyordu.
Yani berdelle evlendiğim için bir gelinliği bile bana fazla görüyorlardı. Ağlamak istesem de göz pınarlarım kurumuştu, artık ağlayamıyordum bile.
Onlara kalsa düğün yapmaz direkt imam nikâhı kıyarlardı bana. İki ailenin de istemediği bir düğündü sonuçta ve ben de istenmeyen bir gelindim. Kim böyle birine gösterişli bir düğün yapardı ki?
Kimse.
Bu işin sonrasını da düşünerek düğün yapılmasını istemiştim. Aksi takdirde bir ağırlığım kalmazdı. Herkes istediğini söyleme cesaretinde bulunurdu. Yani olan yine bana olurdu.
İşte bu yüzden sessiz sakin, ayıbı ben işlemişim gibi gelin gitmeyi reddetmiştim.
"Yarım saate biter hanımefendi." makyözüm elindek fırçayı masaya bırakarak konuştuğunda arkamda olan kadın ile aynadan bakıştık. Yüzündeki memnuniyetsiz ifade bir an olsun kaybolmuyordu. Ve bunu bana göstermekten asla çekinmiyordu.
Omuzundan düşmek üzere olan şalını gözlerimin içine bakarak düzeltti ve yine aynı surat ifadesiyle odadan çıktı. Gitmesi ile derin bir nefes alıp omuzlarımı düşürdüm. Kendi kızına yapmadığı suratı bana yapması kanıma dokunuyordu. Herşeyin sorumlusu benmişim gibi davranıyordu.
Bu kadınla işim gerçekten zordu. Şimdiden bunun derdine düşmüştüm. "Yeşim Ferzan Ağa geldi, aşağıda seni bekliyor." Miray'ı görünce gülümsedim ancak dediği şeyi idrak edince gülüşüm soldu.
Bu sırada işlemeli, uzun duvak saçlarıma sabitleniyordu.
Gergin ve bir o kadar da korku dolu gözlerimi aynadan ayıramadan derin bir nefes aldım. Yolun sonuna gelmiştim. Bugün onun elini tuttuktan sonra hayatımın geri kalanını bir cehennemde geçirmek zorunda kalacağım.
Direnmek istemiştim ancak boyun eğmek dışında yapabileceğim birşey kalmamıştı.
Aynadaki yansımama daldığım sırada, duvağım dalgalı saçlarıma sabitlenmişti. Makyöz yüzüme son kez bakarak sprey sıktı.
"Çok güzel oldunuz." Yaptığı şeyden gurur duyarcasına konuştuğunda kendimi gülmek için zorladım. "Teşekkür ederim, herşey için."
Miray'a dönerek yutkundum. Ağlamak üzereydim, düğünümü de gelinliğimi de böyle hayal etmemiştim. Herşey hayalimden o kadar uzaktı ki kendimden nefret ediyordum artık.
Eğer biraz daha güçlü olsaydım, korkmasaydım bugün burada olmayacaktım.
"Yeşim... ağlama sakın!" diyerek uyardı beni, ancak kendisinin de benden pek bir farkı yoktu.
"Sakin ol tamam mı? Sadece birkaç saat bu kalabalığa dayanmaya çalış." başımı sallayarak onayladım onu. "Hareket edemiyorum, bu gelinlik çok ağır." diyerek güldüm. "Ağır olacak tabii, gelin olmak kolay mı?" dediğine güldüğüm esnada kapı tekrardan açıldı ve bu sefer içeri Ferzan Ağa girdi.
Onunla göz göze gelir gelmez gülüşüm soldu. Bunu fark etse de umursamadan karşıma dikildi. Miray gerginliği fark etmiş gibi omuzumu sıvazlayıp odadan çıktı. "Hazır mısın?" diye sordu beni baştan aşağı süzerken.
Gelinliğimi ilk defa görüyordu. Kaşlarını çattı. "Bu ne şimdi?" diye sordu. Derin bir nefes aldım. "Gelinlik, beğenemedin mi?"
"Ya sabır!" Elini yeni traş olduğunu belli eden çenesine götürdü. Daha sonra iç çekerek birkaç adım bana yaklaşmaya çalıştı ancak gelinliğimin geniş tarlatanından dolayı bu pek mümkün olmamıştı. Sessiz bir şekilde küfür ederek uzaklaştı. "Ne halin varsa gör umrumda değilsin ama seni uyarıyorum. Sakın beni ve ailemi küçük düşürecek bir harekette bulunma. Gözüm üzerinde, haberin olsun!" uyarısını bitirdiği gibi histerik bir kahkaha attım.
"Kardeşin yeterince küçük düşürdü zaten, ben ne yapabilirim ki?" alayla söylediklerim beni bile şaşırtırken yüz ifademi sabit tutmaya çalıştım. Ferzan Ağa gergin yüz ifadesi ile bana bakıyordu.
"Ne dedin sen?" yutkunup omuz silktim. "Duydun ne dediğimi, tekrarlayayım mı?" geri adım atmak istemedim ancak gözlerinden alevler fışkırıyordu. Korkmadım desem yalan olurdu.
Ferzan Ağa sinirle sağa sola yürüdü, tam da düğün öncesi damarına basmış olmalıydım. Oda bir anda kasvetli bir havaya bürünmüştü. Öyle ki nefes alamıyordum. Gerginliği dağıtmak amacıyla dudaklarımı araladım ancak Ferzan Ağa'nın kapıya yumruk vurmasıyla çıkan ses ile adeta kaskatı kesildim.
"Seni uyarıyorum Yeşim!" diyerek sinirli bir şekilde dibime girdi. "Bu sana son uyarım! Bir daha o küçük aklınla beni yermeye çalışırsan andım olsun ki o abin olacak piçi sağ bırakmam! Anladın mı beni?" kolumu tutarak sıkmaya başladığında uzaklaşmaya çalıştım. Ancak öyle bir kuvvetle tutuyordu ki bu mümkün değildi. "Anladın mı dedim!"
"Öldür! Öldür ama kardeşini de unutma Ferzan Ağa." dedim gözlerim dolu bir şekilde. "Ne de olsa abim tek başına bizi bu hale getirmedi. Ne yaptıysa kız kardeşinle birlikte yaptılar. Ne sen ne de ailen beni bunun için günah keçisi ilan edemezsiniz." diyerek annesinin iğneleyici laflarına atıfta bulundum.
"Sabrımı sınamaya kalkışma Yeşim." son kez gözlerimin içine bakarak geri çekildi. Sırtını bana dönüp soluklandı. Gerçekten daha fazla şey söylemek istiyor ancak herşeye rağmen kendini tutuyor gibi görünüyordu.
"Sikeyim böyle işi!" diye küfür ettikten sonra biraz duraksadı. Sakinleştiğine kanaat getirmiş olacak ki bir kaç saniye içinde tekrar bana döndü. "Şimdi aşağı ineceğiz. Sakın beni küçük düşürecek bir harekette bulunma. Tüm bu süre boyunca gözüm üzerinde olacak." gözlerinden alevler çıkarcasına son uyarısını da yaptıktan sonra kırışan ceketini düzeltip elini uzattı. "Uyarımı dikkate almayabilirsin, ancak o zaman da başına geleceklerden ben sorumlu değilim."
Uzattığı eline bakarak yutkundum. Bu adam hep böyle tehdit mi edecekti beni? Şimdiden onun bu hallerinden o kadar yorulmuştum ki bundan sonra her gün onu göreceğim gerçeği midemi bulandırıyordu. Aynı ev, aynı oda... Düşüncesi bile korkunçtu.
Makyajıma dikkat ederek gözlerimi sildim. Tam şuan oturup ağlamak istiyordum. Düğün isteyen bendim ancak gelinliği giydiğimden beri içten içe pişman olduğumu hissediyordum.
"Daha ne kadar dikileceksin orada?" Ferzan Ağa sinirlendiğini belli eden ses tonuyla konuştuğunda istemeden de olsa uzattığı elini tutarak iç çektim.
Önce birleşen ellerimize sonra da Ferzan Ağa'ya baktım. Gözlerimiz buluştuğunda yutkundum.
Sadece birkaç saat diyerek kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Ardından gelinliğimin ağırlığından dolayı yavaş yavaş yürümeye başladım. Ferzan Ağa gözlerini devirerek adımlarıma ayak uydurmaya çalıştı. "Daha hafif bir gelinlik yok muydu?" Diye sordu az önce bağırıp çağıran adam o değilmiş gibi. Omuz silktim. "Ben bunu beğendim." diye cevapladıktan sonra düğün alanına gidene kadar ikimizden de ses çıkmadı.
Salona girdiğimiz gibi kalabalıktan gönülsüz bir alkış tufanı koptu. Başımı dik tutmaya çalışarak kimseyle göz göze gelmemek için çabaladım.
Bu yaşıma kadar abimin gölgesinde yaşayan ben, onun yüzünden evleniyordum. Sevmediğim, tanımadığım bir adam ile... Annem ve babamın beni abim kadar sevmediklerinin her zaman farkındaydım ancak abim için hayatımı mahvedip, beni bir berdele mahkûm edeceklerini asla düşünmemiştim.
Daha önce iyi kötü bir ailem var diyordum ancak artık öyle değildi. Benim artık bir ailem yoktu.
Benim hiç kimsem yoktu, tek başımaydım.


