6 saat önce
Tolga evlerinin bahçesinde bulunan potayla yaptığı şut antrenmanının sonuna gelmişti.Kız kardeşi Selen de yine bahçede bulunan masada oturmuş abisini izliyordu.Bacaklarını diğer sandalyeye uzatmış, dizlerine bir moda dergisi almış arada bir sayfaları çeviriyordu.Tolga son atışını da potaya soktuktan sonra kardeşinin yanına geldi.Bu sırada yardımcıları Suzan Hanım elinde bir bardak kolayla bahçeye geldi.Kolayı masaya bıraktı.
''Buyurun Selen Hanım.''
Ancak daha Selen teşekkür bile edemeden Tolga kola bardağını masadan kapıp kafasına dikmişti bile.
''Abi ne yapıyorsun ya o benimdi'' dedi bacaklarını toplarken.Tolga kolayı tek dikişte bitirdi.
''Çok yoruldum abim.Suzan Abla sana başka getirir.''
''Hemen.'' dedi Suzan Hanım daha Selen bir şey söylemeden.Bu sırada Tolga Selen'in hemen yanına oturmuş, diğer sandalyede asılı vaziyette duran havluyla terini kurulamaya başlamıştı bile.Tam o sırada çalan zilin sesini duydular.
''Abla kapıya bakar mısın sana zahmet?'' diye seslendi Selen eve doğru.
''Annemler niye bu kadar erken döndüler?'' diye sordu Tolga kardeşine.
''Onlar olduğunu sanmıyorum.Daha bir saat bile olmadı.Melek Hanım kışlık alışverişine çıktı.Geceye kadar gelemezler eve.''
''Sen de gitseydin ya annemle.Kendine de bir şeyler bakardın.''
''Dün Defne'yle sinemadan sonra dolaştık Avm'de biraz zaten.Bugün bir kere daha çekemem o kapalı mekanları.''
Suzan bahçeye elinde bir bardak kolayla tekrar geldi.Onu da masaya bıraktı.''Kimmiş gelen?'' diye sordu Tolga.
''Sınıf arkadaşınızmış Tolga Bey.İçeriye aldım.Salona gelecek misiniz yoksa bahçeye gelmesini söyleyeyim mi?''
''Hangi sınıf arkadaşımmış?'' diye sordu Tolga ilgiyle.
''Adının Beren olduğunu söyledi.''Tolga ile Selen şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.''Beren mi?'' dedi Selen.''Beren Soyder mi?''
''Bizim dönemde başka Beren mi var?''
''İyi de o buraya hayatta gelmez ki.''
''Gelmiş işte Selen.Sen ona söyle buraya gelsin abla.''
Suzan Hanım eve girerken Tolga tekrar Selen'e döndü. ''Anlarız bakalım şimdi derdi neymiş.'' dedi soğuk bir sesle.
Beren bahçeye girdiğinde iki kardeşin de sorgulayıcı bakışlarına maruz kalmıştı.Doğrudan Tolga'ya döndü.''Yalnız konuşabilir miyiz?''
Selen daha abisinin onayını almadan ''Ben odamdayım.'' dedi ve dergisini de alarak yerinden kalkıp eve girdi.Beren ise Selen'in kalktığı yere değil, Tolga'nın tam karşısına oturdu.Suzan Hanım tam ağzını açıp bir şey soracaktı ki Tolga müdahale etti;
''Beren uzun kalmayacak Suzan Abla.Rahatsız edilmeyelim, başka bir şey istemiyoruz.''
Suzan Hanım başıyla onaylayıp tekrar eve girdi.Tolga birkaç saniye daha bekledikten sonra, ''Senin burada ne işin var?'' diye sordu.
''Misafirperverliğin gözlerimi yaşarttı.''Beren'in sesinden alaycılık akıyordu.
''Bırak şimdi laf sokmayı da söyle, ne istiyorsun?''
''Gerçeğin ortaya çıkmasını istiyorum.Ve bunu sen yapacaksın.''
Tolga masaya doğru eğildi.''Sen neden bahsediyorsun?''
''Tuğçe'den bahsediyorum.''
Tolga o ismi duyar duymaz gerilmişti.Beren'den tekrar uzaklaşıp arkasına yaslandı.Ama bir şey söylemedi.
''Dün sizi gördüm.Bisikletini ona teslim edişini ve sonrasını da...Sizi arabayla takip ettim.Onu Sahaflar'ın dışına çıkardın.Bu semtte ne kadar tanındığın düşünülürse mantıklı bir hareket.''
Tolga'nın ifadesi bu sefer değişmemişti.''Arabayla geçerken tesadüfen mi gördün?Ama tesadüf değildi.Değil mi?Geçen gün onun bisikletini de sen çalmıştın.''
''Ödünç almak diyelim.''
''Ve sahile gidiş istikametime koydun.Gözüme takılacağını biliyordun.Tanıyacağımı da.''
''Bir çok kişi fark etmez.Ama sanırım ikimiz de bisikletin üzerindeki 'T' harfinin Tuğçe'yi değil de aslında Tolga'yı temsil ettiğini biliyoruz.Bisikleti aldığını gördüğümde, eve gidip arabamı aldım ve Soylular Tepesi'ne geldim.Onun evinin önündeydin.Hiç şaşırtıcı değildi.Şaşırtıcı olan, onu babanın arabasıyla gideceğiniz yere götürmendi.Sevgilini komşunun kızıyla aldatmak, sence mantıklı mı?''
''Ben Melis'i aldatmıyorum.'' dedi Tolga kararlı bir şekilde.
''Öyle mi?Henüz ortaya çıkmamış bir ikizin var o zaman.Dün Tuğçe'yle gününü gün eden de oydu.''
''Biz vedalaştık.''
''Fazla samimi bir vedalaşmaydı o halde.''
Tolga utanıp yüzünü yere eğdi, sıkıntı dolu bir nefes verdi.İçinde bulunduğu durum da duydukları da çok rahatsız ediciydi.''Bizim aramızda olanlar,geçmişte kaldı.''
''O geçmişte de sevgilin Melis'ti.Aranızda olan bitenin farkındaydım.Bittiğini düşünüyordum ben de.Test etmek istedim.Ve yanılmışım.Ufak bir kıvılcım...''
''Yeter!Sandığın gibi değil.Hiçbir şey sandığın gibi değil.Tuğçe ile aramızdakiler kısa süreliydi, gelip geçiciydi.Melis'le kavgalıydık o dönem.Ayrılmıştık.Kafam karışıktı.Hata yaptım.Ama hatamdan döndüm.O iş bitti.''Tolga'nın sesi konuşmanın başından beri ilk kez yükselmişti.
''Ben de öyle düşünüyordum ama dün pek bitmiş gibi durmuyordu.''
''İstediğini düşün.Umurumda değil.''
Beren hafifçe başını kaldırdı.''Olmalı ama.''Özgüvenli bir şekilde gülümsedi her zaman yaptığı gibi.''Ne düşünüyorum biliyor musun?O kızın senin gözünde hiçbir kıymetinin olmadığını...Zavallı Tuğçe sana aşık.Hep aşıktı.Adım gibi biliyordum bunu, hatta sen de biliyordun.Sırf egonu tatmin etmek için onun duygularını kullanıyorsun.O kızın sevgisini hak etmiyorsun, Melis'le birlikte olmayı hak etmediğin gibi.''
''Ve tabi o çok büyük egonla buna da senin karar vermen gerekiyordu.''
'Ve insanların saygısını da.'' diye devam etti Beren Tolga'nın söylediğini duymazdan gelerek.''Çok büyük hatalar yaptın ve bunların bir bedeli olmalı.''
''O bedeli sen mi ödeteceksin?'' dedi Tolga.Sesinde aşağılayıcı bir tını vardı.
''Gerekirse, evet.''
''Sen hayal aleminde yaşıyorsun.Aç gözünü Beren Soyder.Senin hiçbir yaptırım gücün yok artık.Geçmişte yaşamayı bırak.Aramıza dön.''
''Ben aranızdayım zaten.Siz beni artık görmüyor olabilirsiniz ama ben hepinizi görüyorum, duyuyorum.Hatalarınızı, yanlışlarınızı, yalanlarınızı...Bu yalanları temizlemenin zamanı gelmedi mi artık?Melis'e her şeyi söyleyeceksin.''
''Yoksa...''
''Yoksa ben söylerim.Ama sadece Melis'e değil, herkese.''
Tolga kendini tutamayıp güldü. ''Sen delirmişsin.''
''Belki.Öyle bile olsa sen akıllı davran.3 günün var.Senden sadece Melis'e söylemeni istiyorum.O çok gururludur.Aldatıldığının bilinmesini istemez.Dilay'a bile söylemeyecektir.Ayrılığa başka bir kılıf uydurursunuz.Hatta belki özür dilersin, affeder.Belli mi olur?Ama eğer bunu yapmazsan, 3 gün içinde yapmazsan, inan bana, elime megafonu alır tüm okula çığırtkanlık yaparım.''
''Tam da senden beklenecek şey.''
''Sen Melis'e itiraf edersen sadece kız arkadaşını kaybedesin, ama statünde bir değişiklik olmaz.Ben herkese söylersem...Kuralları biliyorsun.''
''Gözde Öğrenciyi aldatan tüm okulu aldatmış sayılır.'' dedi Tolga.
''Aynen öyle.Bu diğer Gözde Öğrenci bile olsa durum değişmez.İnsanlar senin arkanda durmayacak.Tüm itibarın yerler bir olur.Herkes sana arkasını döner.Yapayalnız kalırsın.''
''Senin gibi mi?'' Tolga'nın sesi buz gibiydi.Beren bir süre sessiz ve sert bir biçimde karşısındaki sarışın çocuğa baktı.Yine duygularını büyük bir ustalıkla saklıyordu.''Karar senin'' dedi.
''Elinden geleni ardına koyma.Senden korkmuyorum.''
''Blöf yapmıyorum Tolga.''
''Blöf yapmadığını biliyorum, bütün bu saçmalıkları niye yaptığını bildiğim gibi.Ama hiçbir şeyi değiştiremezsin artık.İnsanlara istediğini söyleyebilirsin, bir önemi yok.Yalan söylediğini söylerim.Öyle bir şey yok derim.İftira atıyor derim.Tuğçe de asla konuşmaz zaten.Kime inanırlar sence?Bana mı yoksa sana mı?''
Beren'in yüzü ekşidi.''Gerçekten bu kadar alçalacak mısın?''
''Bana alçalmaktan bahsetme Beren.Sen şuan ne yaptığının farkında mısın?İnsanlar buna şantaj diyor.Gerçi seni de anlıyorum.Eskiden kurduğun kumpasları kuramadığın için can sıkıntını böyle basit oyunlarla, insanları köşeye sıkıştırarak geçirmeye çalışıyorsun.''
''Ben kimseye kumpas kurmadım.Ben sadece her yanlışın bir bedelinin olması gerektiğini düşündüm.Bunu savundum.Gerçek ortaya çıkmalı.Doğru olan bu.''
''Doğru ve gerçek, ne kadar yakınlar birbirlerine değil mi?Aslında hiç benzerlikleri yok.Doğru insanların bir şeyin olması gerektiğini düşündükleri şekilde gerçekleşmesidir.İnsanlar değiştikçe doğrular değişir.İnsandan insana bile değişir.Gerçek ise tektir, değişmez.Kişiden kişiye farklılığı yoktur.Kulağa daha cezbedici geliyor değil mi?Ama aslında öyle değil.Gerçek hayatta insanlar kabul ettikleri doğrularla yaşarlar.Gerçeği ise görmezden gelirler.Bir şeyin doğru olduğuna inanırlar, sonra o doğrultuda hareket ederler.O doğrultuda karar verip yargılarlar.Hayat doğrulara göre işler.Gerçekler için ise kimse çaba sarf etmez, emek vermez, vakit harcamaz.Ben insanlara işin doğrusu bu dedikten sonra, sen onlara gerçeği altın tepside sunsan bile ne fark eder ki?İnsanlar o yemekten tatmak bile istemeyeceklerdir.''
''Sunumu ben yaptığım için, öyle değil mi?''
''Üzgünüm Beren.Sen de taktir edersin ki, senin güvenilirliğin çok ağır darbe almış durumda.''
Beren bu sözler üzerine orada daha fazla kalmasının bir anlamı olmadığını anladı ve sandalyeden kalktı.''3 gün Tolga.Sadece 3 gün.Fazlası değil.''
Sonra da bahçeden ayrıldı.Tolga başını ellerinin arasına alıp uzun bir ''Off!'' çekti.Ve birden kardeşinin sesiyle irkildi.''Sakın geri adım atma abi.''
Tolga kafasını kaldırdığında karşısında Selen'i görmüştü.''Sen odana çıkmamış mıydın?''
''Hayır sizi dinliyordum.''
''Keşke buna şahit olmasaydın.''
''İyi ki olmuşum.Bir kez daha o kızın nasıl biri olduğunu anlamış oldum.''
''Nasıl biriymiş?''
''Kötü kalpli.Ortalığı karıştıran, sinirbozucunun teki.''
''Bak sen, öyle miymiş.Fark etmemiştim bugüne kadar.''
''O kız Melis ablayı kıskanıyor abi.Onun mutlu olmasını istemiyor.Hepsini bu yüzden yapıyor.''
''Melis'i kıskandığını sanmıyorum.Bence daha çok ceza çekmesini istiyor.Sadece onun da değil, hepimizin.''
''Neyin cezasını?Hiçbir şey yapmadınız ki, bunun için bir sebebi bile yok.''
''Var Selen.İnan bana çok sebebi var.''
****************************************
Kerem tüm gece Beren'in söylediklerini düşünmüştü.'Çanların senin için çalmasını hiç istemezsin' ne demekti?Belli ki Hemingway'in kitabına gönderme yapıyordu.Bir savaş kitabına....Hayli ironikti.
Ertesi sabah kahvaltı başlamadan ekmek almak için fırına gitti.Babası yerini tarif ettiği için bulmakta zorlanmadı.Geri geldiğinde evlerinin tam karşısında oturan ailenin tatilden dönmüş olduğunu gördü.Arabalarından eşyalarını evlerine taşıyorlardı.Kendilerini izleyen Kerem'i içlerinden biri çok geçmeden fark etmişti.Ailenin tek erkek çocuğu olan bu insan arabalarından uzaklaşıp Kerem'e doğru birkaç adım attı ve dikkatli bir şekilde ona bakmaya başladı.Kerem de çekinmeden çocuğun bakışlarına karşılık verdi.On dokuz yirmi yaşlarında gösteriyordu.Orta boylu, kumral, sakalsız bir çocuktu.
''Seni Sahaflar'da daha önce gördüğümü sanmıyorum'' dedi çocuk nihayetinde bu sessizlikten sıkılıp.
''Bu çok normal, çünkü yeni taşındık.''
''Yeni mi taşındınız!?''Kerem heyecan dolu sesin geldiği yöne baktı ve çocuğun arka tarafından hızlı adımlarla gelen kadını fark etti.
''Demek sonunda gelebildiniz.Biz de tatilden bugün döndük.Siz ne zaman taşındınız?''
''İki gün önce.''
''Bir şeye ihtiyacınız var mı?'' dedi bu kez sesleri duyup gelen orta yaşlı adam.
''Hayır yok, her şeyi hallettik.Teşekkür ederim.''
''Benim adım Türkan bu arada.Eşim Melih, oğlum Kaan.''
Kerem hafifçe gülümsedi ve başını salladı.''Memnun oldum.''
''Eczane açıldı mı?'' diye sordu Melih Bey.
''Bugün açılacak bir sorun çıkmazsa.''
''Sen tek çocuktun değil mi?Annen öyle söylemişti.'' dedi Türkan Hanım.
''Evet öyle.''
''Kaç yaşındasın evlat?'' diye sordu Melih Bey.
''18.''
''Kaan ile yaşıtsınız o halde'' dedi oğluna dönerek.Kaan yüzüne biraz zoraki bir gülümseme takınmıştı.O da çok kısa sürmüştü zaten.
''Şu eşyaları yerleştirelim de öğleden sonra bir ziyarete gidelim.Annen de eczanede olur değil mi çocuğum?'' diye sordu Kaan'ın annesi.
''Evet tabi.Babamla birlikte çalışıyorlar zaten.''
Melih Bey kalan 2 bavuldan büyüğünü kendi aldı, küçüğünü de eşine uzattıktan sonra bagajı kapatıp arabayı kitledi.Kerem ile Kaan'a sırayla baktı.''Hadi tanışsanıza, birinden icazet mi bekliyorsunuz?Artık komşu çocuklarısınız.Arkadaş olmanız adettendir.''dedikten sonra eve doğru yöneldi.
''Tıpkı sıra arkadaşları gibi...'' diye kendi kendine mırıldandandı Kerem.Aklına tekrar Harun gelmişti. Melih Bey duymamıştı, ama Kaan duydu.''Bir şey mi dedin?'' diye sordu.
''Aynı sırayı paylaşanlar gibi aynı sokağı paylaşan insanların arkadaş olma zorunlulukları tuhaf değil mi?''
Kaan sanki çok garip bir şey söylemiş gibi baktı Kerem'in yüzüne.
''Ortak bir yaşam alanı paylaşmak insanları birbirine alıştırır.Alıştığın şeyi seversin.Sevdiğin şeyle de daha çok vakit geçirmek istersin.Bu bilgisayar için de geçerlidir insan için de.Bu kadar basit.Bu mu sana garip geliyor?''Kaan bunları söylerken Kerem'e doğru bir iki adım atmıştı.Böylece aralarındaki mesafe bir metreye kadar düşmüştü.Kerem çocuğun sert bakışlarından rahatsız oldu.
''Ben bilmeden bir kabalık mı yaptım?''
''Fark ettirmeden bizi izlemen ve insanların duyamayacağı biçimde kendi kendine konuşman dışında mı?Sanırım hayır.''
Kerem dayanamayıp güldü.'Hikayeleri bilmem ama insanlar gerçekten renkliymiş' diye geçirdi içinden.Kaan daha fazla yükselmeden ortalığı yumuşatmaya karar verdi.''.Belli ki beni yanlış anlamışsın.Kötü niyetli değil, sadece meraklıydım.Ama rahatsız ettiysem yine de kusura bakma.''
Çocuğun yüzü yumuşamaya başladığında da elini uzattı.
''Adım Kerem.''
''Kaan'' dedi çocuk Kerem'in elini sıkarken.
''Sen de kusura bakma Kerem.Biz, turistleri saymazsak, yabancılara pek alışık değiliz.Aramıza yeni katılanlara karşı her zaman önyargılı olduğumuz gerçeğini inkar edecek değilim.Ama bu önyargıyı kısa sürede lehine çevirmek de senin elinde.Yine de 'yeni çocuk' olduğun için kredinin kısa sürede tükeneceğini unutma ve ona göre davran.Burada herkes birbirine bir şekilde bağlıdır.Ortak algıda gözden düşersen geri dönüşü olmaz.Ne demek istediğimi anlıyor musun?''
''Aslına bakarsan hayır, anlamıyorum.''
''Yakında anlarsın.''
Kerem cümleyi çok garip bulduğunu belirten bir bakış attı.Kaan ise bu konuyla ilgili başka bir şey söylemedi.''İstersen eve gir.Fethi amcanın ekmekleri sıcakken güzel olur.'' dedi Kaan, Kerem'in elindeki poşeti işaret ederken.Kerem de Kaan'a selam verip evine doğru yöneldi.'Ya bu semtteki herkes tuhaf ya da ben de bende bir tuhaflık var.' diye geçirdi içinden.
Kahvaltıda ailesine kapının önünde geçen konuşmaları anlattı.Kaan'ın bir de kız kardeşi olduğunu öğrenmişti.Anne ve babası evden çıktıktan sonra tüm gün evde kaldı.Ders çalıştı, müzik dinledi ve Harun'la dertleşti.Akşam annesi ile babası geri geldiğinde ise komşularına akşam yemeğine davetli olduklarını öğrendi.Bir saat sonra hazırlanıp evden çıktılar.Komşuları Melih Bey ve Türkan Hanım onları güleryüzle karşıladı.Kaan ise sabahkine göre çok daha kibar davranmıştı Kerem'e, kardeşi Alya'yı da ilk o zaman gördü.Abisine göre çok daha sıcakkanlıydı.Belli ki Kaan'ın bahsettiği şu 'yeni gelen önyargısı' bu kızda pek yoktu.
Komşuları Kerem ve ailesini öncelikle salona buyur ettiler.Kerem iç dizaynı farklı olsa da bu evin modelinin kendi evleriyle aynı olduğunu fark etti.Aynı mimarın elinden çıkmış olabilirlerdi.Salona geçtiklerinde sohbetleri tam başlamıştı ki konuşmalar kapı ziliyle bölündü.Alya neşeyle;
''Ben bakarım.'' deyip yerinden fırladı.
''Birini mi bekliyordunuz?'' diye sordu Ayten Hanım.
''Yabancı değiller merak etmeyin.'' dedi Melih Bey.''Erkek kardeşim Erkan da gelecekti ailesiyle.''
'Hoşgeldiniz.'dedi herkes aynı anda, yeni gelen misafirler kapıdan girerken.Önde Erkan Bey ve eşi Kumru Hanım vardı.Arkalarından onların tek çocuğu Yiğit, kuzeni Alya ile birlikte salona girdi.İki aile tanıştı, sonrasında yemeğe geçtiler.Kerem Yiğit'in de 18 yaşında olduğunu ve Kaan ile birlikte bu yıl kendisi gibi lise dörde başlayacağını öğrendi.Alya ise 16 yaşındaydı.Ve bu yıl ikinci sınıf olmuştu.Kerem, ''Hangi okul peki?''diye sordu.Üçü birden tereddütsüz;
''Tabi ki Celal Solmaz.'' dediler tek bir ağızdan.
Bu durum masada ilk anda şaşkınlığa sonrasında gülüşmelere sebep olmuştu.
''Celal Bey okulunun bu kadar sevildiğini görseydi, mutluluktan ağlardı herhalde.Öyle değil mi abi?''diye sordu Erkan Bey.
''Hiç şüphen olmasın.''
Yemekten sonra, dört genç Kaan'ın odasına sohbet için çıkmışlardı.Kerem'in kendi evlerinde kullandığı odanın aynısıydı bu.Perdeyi açıp sokağın karşısına baktığında doğrudan kendi odasının penceresini görmüştü.Ancak bu oda kendi odasından çok farklı görünüyordu.Kaan'ın gardırobu daha küçüktü.Pencerenin önünde bir yatak odası koltuğu vardı.Bir de eski okulunda rehberlik hocasının odasında gördüğü ve oturmak için can attığı armut koltuklardan vardı.2 tane üstelik.Ama yine içindeki arzuya yenik düşmeyip koltuğa oturmayı tercih etmişti.Alya hiç düşünmeden kendini armut koltuğun üzerine bıraktı.Yiğit Kerem'in yanına oturdu.Kaan da tam karşısına, yatağının üzerine.
''Ee söyle bakalım Kerem.Nasıl buldun semtimizi?''diye sordu Yiğit.
''Güzel.En azından beklediğimden daha güzel.Aslında uzun bir süre önce ilçe olmuş, niye hala semti kullanıyorsunuz?''
''Alışkanlık.'' dedi Kaan.''Buradaki insanların kanına işlemiş bir şey, hiçbir şeyi değiştirmek istemezler.''
Alya dayanamayıp söze girdi.''Güzel olan başka bir yönü daha.''Kerem içinden 'Bu aslında çok da iyi bir şey değil.' diye geçirirken Alya devam etti.''Çok güzeldir Sahaflar.Manzarası güzeldir.Havası temizdir.İnsanları elittir.Elit derken yanlış anlama zenginlikten bahsetmiyorum, düşünce yapısından, davranış biçiminden bahsediyorum.İnsanlar çok düzgündür.Suç oranı çok düşüktür.Hırsızlık olmaz mesela.''
''Evler çok güzeldir.'' dedi Kaan.
''Hepsi birbirinin aynısı sanki.'' dedi Kerem.
''Aynı falan değil.'' diye itiraz etti Yiğit.
''Bizim evle bu ev aynı.''
''Aynı sokakta aynı model evler var ama alt sokağa indiğinde farklılığı görürsün.'' diye düzeltti bu kez Yiğit.
''Hepsini aynı kişi mi yaptı?'' diye sordu Kerem.
''Celal Solmaz yaptırmış.''dedi Kaan.'En yakın arkadaşına.'
''Tüm mahalle onun inisiyatifinde imiş yani.'' dedi Yiğit.
''Tüm semt onun.''dedi Kaan.''Sahaflar demek Celal Solmaz demektir.''
''2 gün önce taşınmışsınız.Peki etrafı gezebildin mi, birileriyle tanışabildin mi?''diye sordu Alya.Konuşulan konudan sıkılmış, değiştirmeye çalışıyordu.
''Evet.Birkaç kişiyle tanıştım.''
''Söyle bakalım, belki biz de tanıyoruzdur.'' dedi Yiğit merakla.
''Kesin tanıyorsunuzdur.Buradaki herkes birbirini tanır öyle değil mi?'' dedi Kerem imasını saklamadan.
''Aferin''dedi Kaan.''Çabuk öğreniyorsun.Bunu sana kim söyledi peki?''
''İlk gün tanıştığım kız.Beren.''
Üçü de şaşkınlığını gizleyemiyordu.''Hangi Beren?''diye sordu Alya.''Beren Soyder mi?''
''Evet.O da Celal Solmaz'da okuyormuş, sanırım oradan tanıyorsunuz.''
'''Biz oradan tanıyorsuz da, siz nasıl tanıştınız?'dedi Kaan.Biraz öne eğilmişti.Konu ilgisini çekmişe benziyordu.
''Arabamla onu az kalsın ezecektim.Neyse ki bir şey olmadı, ucuz atlattık.Evine nezaketen bıraktım.O da bana sahili gezdirdi.''
''Beren mi?'' diye sordu Yiğit.
''Evet, niye bu kadar şaşırdın?''
''O insanlarla pek muhatap olmaz da o yüzden.'' dedi Kaan.
''İnsanlar da onunla muhatap olmaz.''dedi Yiğit.Bu defa Kerem merakını gizlemedi.''Niye öyle söyledin?''
''Çünkü öyle.O biraz... Tuhaf bir kız.''
''Belki biraz ukala gibi ama kendi halinle bir kız gibi geldi bana.''
''Biraz fazla kendi halinde.'' dedi Yiğit alaycılıkla.
''Bırakalım öyle kalsın.''Kaan'ın sesinde hafif sert ve kaba bir ton vardı.
Kerem, hem konuşulanlardan hem de ortamdaki Beren'e karşı pek de dostane olmayan tınıdan rahatsız olmuştu.Tam nedenini soracaktı ki Alya'nın sorusuyla karşılaştı.''Peki başka.Başka kimlerle tanıştın?Koca 2 günü Beren'le geçirmedin değil mi?''
Kerem gülümsedi.''Çoğunu onunla geçirdim desem doğru olur.Ama birkaç insanla daha tanıştım, Melis ve erkek arkadaşı Tolga gibi.''
''Melis ve Tolga mı?Gözde Kız ve Gözde Erkekle tanışmışsın.'' dedi Yiğit övgüyle.
''Bunu Beren de söylemişti.Bu tam olarak ne demek?Lisenin popüler gençleri gibi bir şey sanırım.''
''Hayır o kadar basit değil.'' dedi Kaan.''Onlar sadece popüler değiller, aynı zamanda liderler.Kızların lideri ve erkeklerin lideri gibi düşün.Onların bazı sorumlulukları var ve haliyle bizim de onlara karşı sorumluluklarımız var.''
Kerem belli belirsiz bir şekilde başını geriye doğru yatırdı.Bir kural gibi kabul görmüş öğrenciler arası sınıf farkı bir iğne gibi battı ona anında.Gözünün önüne tatsız hatıralar geldi ve sinirlendi.''Peki ya bu sorumlulukları kabul etmezsem?''
''Bu bir gelenek.'' dedi Yiğit.''Sana bir zararı yok ki.Niye reddedesin?''
''Ayrımcılıklara her zaman karşı olmuşumdur.Hem şu popülerler ve diğerleri masalı falan...Doğrusunu söylemek gerekirse bunlar çok hoşlandığım şeyler değil.''
Kaan dayanamayıp araya girdi.''Bizde öyle sınıf ayrımcılığı falan yok ki.Herkesin bir arkadaş gurubu var ve sadece onlarla takılmak zorundasın diye bir şey de yok.Sadece bizi birleştirecek birilerine ihtiyacımız varmış bir zamanlar.Bunu icat etmişiz.O zamandan beri de sürüyor işte.Buna karşı gelmenin bir manası yok.''
''Bence bunun da bir manası yok.Belki bir zamanlar vardı ama artık yok.Biri Gözde diye niye ona ayrıcalık tanınsın ya da o benim liderim olsun.Bu çok saçma.''
''Saçma olan bir liderin olması mı, o liderin Tolga olması mı?'' diye sordu imalı bir şekilde Yiğit.
''Tamam.Beni yakaladın.Yalan söyleyecek değilim, onu pek gözüm tutmadı.Ama başka biri olsaydı da bu durumu kabul etmezdim.''
''Etmek zorundasın.''dedi Kaan.
Bu emrivaki cümleleri bile Kerem'in bam teline basmaya yetiyordu.Ama gerilmeye başlayan sinirlerini sesine yansıtmamak için direndi.''Niye?'' diye sordu sakin bir şekilde.
''Çünkü artık bir Celal Solmaz öğrencisisin ve Celal Solmaz'da işler böyle yürür.Çark böyle döner.O çarka çomak sokmaya çalışan kişinin başına gelebileceklerden haberin var mı?'
''Hayır yok.Ne gibi şeyler?'' dedi Kerem umursamaz ve hafif alaycı bir şekilde.
''Kötü şeyler.Bunu şimdi öğren.Çünkü çanları duyduktan sonra öğrendiğinde, senin için bir faydası olmaz.'' dedi Kaan tuhaf derecede ürkütücü bir ciddilikle.
Çanlar...Bunu ikinci kez duyuyordu.Beren'den ilk duyduğunda mecaz anlamda kullandığını sanmıştı.Belki de öyle değildi.Alya ise yine meselenin başka bir tarafındaydı.''Bu gözde kız ile gözde erkek meselesini Beren'den duyduğunu söylemiştin.Melis ile Tolga'dan o mu bahsetti?Onlar gözdeler diye...''
''Tolga'dan konu açılmıştı da öyle söylemişti.''
''Durduk yerde...'' dedi Alya.
''Hayır.Tolga ve Melis ile karşılaştığımda yanımda Beren de vardı.''
''Hadi canım.!'' dedi Yiğit.
''Eee sonra...''dedi Alya merakla.
Kerem bu konuya niye bu kadar dikkat kesildiklerini anlamadı ama yine de uzun uzun açıkladı.''Sonra aramızda kısa bir konuşma geçti.Beren ile biz yolumuza devam ettik.Onlar da kendi yollarına gittiler.Aslında bir önceki gün ben Melis'le sahilde karşılaşmıştım.O yüzden merhaba dedim.Sonra yanımıza Tolga geldi.Beren o sırada uzaktaydı, kısa bir süre sonra o da yanımıza geldi.Sonrası zaten anlattığım gibi.Yani niye bu kadar merak ettiniz bilmiyorum ama bir aksiyon olmadı.''
''Aslında aksiyonun kralı oradaymış da senin haberin yok.'' dedi Yiğit.
''Ne demek bu?'' diye sordu Kerem ama kendi sorusuna yanıt alamadan Alya'nınkiyle karşılaştı bir kez daha, ''Melis ile Beren 'in arası nasıldı?Birbirlerine bir şey söylediler mi?Tartıştılar mı?''
''Hayır.''
''İmalar, iğneleyici cümleler, dik dik bakmalar falan...Hiçbiri olmadı mı?'' diye sordu Alya.
''Seni anlamıyorum Alya.Çocuk mu bunlar.Niye böyle şeyler yapsınlar ki?''
''Senin haberin yok belli ki.'' dedi Kaan.
''Nasıl olsun ki, Beren anlatır mı sanıyorsun?'dedi Yiğit.
Kerem'in karmaşık bir probleme bakar gibi onlara baktığını gören Kaan, tekrar konuştu.''Melis ve Beren eskiden çok yakın arkadaşlardı.Hatta birbirlerinin en yakın arkadaşlarıydılar.Ama sonra bir gün çok büyük bir kavgaya tutuştular.İkisi de birbirini suçladı.Kim haklı kim haksız ancak Tanrı bilir.Ama neticede o günden sonra bir daha konuşmadılar.İşin aslı birbirlerinin yüzüne bile bakmazlar.Orada sana ayıp olmasın diye öyle hiçbir şey yokmuş gibi davranmışlardır.''
''Peki niye?'' diye sordu Kerem.Şaşkınlığını gizleyemiyordu.''Kavganın sebebi neydi?''
Kerem'in sorusundan sonra 3 yeni arkadaşı da sessizliğe bürünmüştü.Soruyu cevaplamak yerine birbirlerine baktılar.''Hakkında pek konuşmak istediğiniz bir konu değil sanırım.''
''Doğru, çünkü bu konuda konuşmamız ne kadar doğru olur bilmiyorum.Bizden başka konuşmaya gönüllü olacak çıkar mı ondan da emin değilim.''
''Pek kurcalama diyor yani.'' dedi Yiğit hafif alaycılıkla.Kaan Yiğit'i duymamış gibi devam etti.''O büyük kavga son tuğlanın çekilmesiydi aslında.Bina onunla yıkılmış gibi görünse de öncesinde zaten çok ağır hasar almıştı.''
''Bina derken arkadaş gruplarını kast ediyor.'' dedi Alya.
''Tolga ile de arkadaşlar mıydı?'' diye sordu Kerem.Bir taraftan Beren'in onlara karşı tavrını tekrar aklından geçiriyordu.
''Tabi tabi'' dedi Alya.''Tolga'yla, Dilay'la...''
''Tekin'le, Sedef'le...'' diye tamamladı Yiğit.''Muazzam bir arkadaş grupları vardı.Herkes onlara imrenir, kıskanırdı.Nazar değdi anlaşılan.''Konuşmasını yine biraz dalga geçer bir üslupla bitirmişti.Kaan bu durumdan rahatsız olmuş gibiydi.
''Tamam tamam.Bu kadar çekiştirdiğiniz yeter.Kapatalım bu konuyu.Sana gelince Kerem, ne yapıp ne yapmayacağını söylemek haddim değil ama eğer bir dost tavsiyesi istersen o kızdan uzak dur derim.''
''Melis'ten değil mi?''
''Hayır Beren'den.''
''Beren'den mi?Niye?''
''O kızın sağı solu pek belli olmaz.Biraz dengesizdir.''
''Ve tehlikelidir.''dedi Yiğit.Bunu söylerken Kerem'e doğru yaklaşmış ve gizem yaratmak için sesini alçaltmıştı.Kerem kahkaha atmamak için kendini zor tuttu ve tekrar Kaan'a döndü.''Kendi halinde bir kız işte.Bana ne zararı olabilir ki?'' Tamamen devamında ne söyleyeceklerini merak ettiği için soruyordu, aslında söylenenleri hiç ciddiye almıyordu.Mesele Beren'in tehlikeli olup olmaması değildi, mesele tehlikeli bile olsa umurunda olmayacağıydı.Bir nükleer bomba ile 3 yıldır arkadaştı ve ondan çok daha kötülerinin de pimini çekmişliği vardı.Onu bu yeni semtte korkutabilecek kimse yoktu.
''Beren Soyder'in herkese her şekilde zararı olabilir Kerem.İnan bana.''
Bu konuda daha fazla konuşamamışlardı çünkü Kerem annesinin adını seslendiğini duymuştu.Her zamanki gibi konunun en önemli yerinde misafirlikten ayrılmaları gerekiyordu.Ertesi gün kahvaltıdan sonra evden çıktı.Sahilde yürürken dün Gürellerle yaptığı konuşmayı düşündü.Beren, Tolga hakkında 'arkadaşım değil, hatta merhabamız bile yoktur demişti.'Aralarında çok büyük bir mesele geçmiş olmalıydı ki, yüz yüze bile bakamaz hale gelmişlerdi.Kaan, bu konu hakkında konuşmak bile istemediğine göre, durum hassas yerlere de uzanıyor olmalıydı.Ama her ne olduysa, görünen o ki, sadece arkadaşları değil, başkaları da Beren'e karşı bir tavır almıştı.Belki de bu yüzden ilk gün Kerem ona 'Arkadaşlarınla buluş' dediğinde kumral kız, hiç var olmayan yeni bir tür hakkında konuşuluyormuş gibi bir tepki vermişti.Çünkü aslında hiç arkadaşı yoktu.
Kerem kendi kendine gülümsemeden edemedi.Çünkü Beren'in bu durumu ona çok yakından tanıdığı başka birinin onunla ilk tanıştığı halini hatırlatmıştı.Bu derin düşüncelerden sonra, onu görme isteği hissetti içinde.Beren'in evine kadar yürüdü.Bahçeye girmedi, sadece dış kapının ziline basmakla yetindi.Kırklı yaşlarının ortasında gösteren, uzun boylu siyah saçlı bir adam evden çıktı ve bahçe kapısının önüne kadar geldi.
''Buyur evlat.''
''Ben Beren'e bakmıştım da.Arkadaşıyım.''
''Beren evde yok.Piyano dersine gitti.''
''Piyano dersi mi alıyor?Bilmiyordum.''
''Siz okul arkadaşı mısınız?Seni daha önce Beren'in yanında gördüğümü sanmıyorum.''
''Hayır, geçen gün yolda...''
''Bir saniye'' deyip Kerem'in lafını kesti adam.Bir anda yüzüne bir gülümseme gelmiş, ciddiyetini kaybetmişti.''Sen Kerem'sin değil mi?Şu eczaneyi devralan Okan Bey'in oğlusun.''
''Evet öyleyim.Peki siz bunu nereden...''
''Geçen gün manavda tanıştık babanla.Beren de akşamüstü bahsetti seninle tanıştığından.İyi bir çocuğa benziyor arkadaş olabiliriz demişti.Olmuşsunuz da galiba ha?''
Kerem gülümsedi.''Aslında, evet.Beren'le iyi anlaştık.''
''Ben Beren'in babasıyım bu arada.Adım Halit.Halit Soyder.Beren gelir bir yarım saate, gel otur bekle istersen.''
''Sağolun efendim ama geçerken uğramıştım bir merhaba demek için.Sonra tekrar gelirim, uğradığımı söylersiniz'' dedi ve Halit Bey'e başıyla selam verip evin önünden uzaklaştı.Tam Beren'lerin evinin bulunduğu sokağın köşesini dönmüştü ki, karşısında kendisine çarpmamak için acı bir fren yapmak zorunda kalan Beren ile karşılaştı.Birbirlerine birkaç saniye şaşkınlıkla baktıktan sonra Beren toparlandı ve yüzüne sevimli bir tebessüm kondurdu.
''Bak şimdi de ben sana az kalsın çarpıyordum.Ne kadar dikkatsiz ve kötü bir sürücü olduğumu da ima edersen tam anlamıyla ödeşmiş oluruz.''
''Sonunda kendi bisikletini kullanmana sevindim.'' dedi Kerem bisikleti göstererek.Oldukça ciddiydi.''Yeşil renkte.Melis'in hafızası sağlammış.''
Kerem'in tavrı karşısında Beren de ciddileşmişti.''Öyledir.Melis hiçbir şeyi unutmaz.'' dedi soğuk bir sesle.Kerem bir süre sessiz kalınca Beren devam etti.'Ee söyle bakalım burada ne işin var?Yoksa beni görmek için mi geldin?''
''Doğru.Sohbet ederiz diye düşündüm.Malum senden başka doğru dürüst tanıdığım kimse yok burada.Gerçi dün yeni insanlarla tanışma şansına eriştim ama...''
''Dur anlatma!'' Beren'in neşesi tekrar yerine gelmiş gibiydi.''Şu bisikleti eve bırakayım.Dönüşte konuşuruz.Sen burada bekle beni.''
''Tamam bekliyorum.''
Beren söylediğini yaptı.Geri döndüğünde sahile doğru inerken, Kerem ona Yiğit'i, Kaan'ı ve kardeşini anlattı.Konuşmasının en sonunda da ''Siz'' dedi.''Eskiden Melis'le çok yakınmışsınız.''
''Eskidendi o.''
''Ne oldu peki?''
''Sana dün ne olduğunu anlatmadılar mı?'' diye sordu Beren sahile nihayetinde vardıklarında.
''Pek değil.Nedense bu konu hakkında konuşmak istemiyorlardı.''Kerem durup yönünü Beren'e döndü.''Aslında sana takılıyordum, bir şey anlatmanı istediğim falan yok.Ne zaman istersen o zaman anlatırsın.''
''Yoo şimdi de anlatabilirim, benim saklayacak bir şeyim yok.Hem söylemezsem daha kötü olur.Aklından gelip geçen düşüncelere sarılırsın sonra.''
''Aklımdan bir şey geçmiyordu.''
''Ama illa ki bir fikrin vardır.''
Kerem bu kızın çok zeki olduğu hissine kapıldı.Sanki her bir cümlesi satranç maçındaki bir hamle gibiydi.Kerem o maçın nereye gideceğini merak etti.
''Melis'le aranızdaki sadece kişisel problemden kaynaklanan bir tartışma olsaydı, bu konuda konuşmaya bu kadar çekinmezlerdi.Daha büyük bir şey olmuş olmalı.Skandal niteliğinde bile olabilir.''
Beren'in surat ifadesi okunmuyordu.Kerem saf bir niyetle fikir mi yürütüyordu yoksa onu alttan alta suçluyor muydu anlamadı.O zamanlar Kerem'e henüz güvenmiyordu ve gardını yüksek kurmayı tercih etti.Çok az şey söyledi, çocuğu sakladı, çarpıttı ya da etrafından dolandı.Ailesiyle ilgili daha fazla incitilmemek için yaptığı bu şeyler ilerde omzuna çok büyük pişmanlık olarak dönecekti.O gün geldiğinde zamanda geri dönecek olsaydı her şeyi Kerem'e anlatmayı seçerdi, herkesten çok ona güvenmeyi...Ama en yakınları tarafından ihanete uğrayınca kimseye güvenemiyordu artık.Kerem'e de güvenmedi.
''Melis'le çok kötü kavga etmiştik, işin içine Tolga dahil olunca olay da büyüdü.Birbirimize çok tatsız şeyler söyledik.'' dedi Beren kırık bir gülümsemeyle.
''Kavganın sebebi neydi?''
''Bir erkek.''
Kerem şaşırmıştı.''Tolga mı?''
''Saçmalama, hayır tabi ki.Biz birbirimizi günahımız kadar bile sevmeyiz.Melis'i bilemem ama ben o çocuk için değil en yakın arkadaşımla kavga etmek, başka bir kızla tartışmaya bile girmezdim.''
''Niye?''
''Niye olacak değmez çünkü.Karaktersiz herifin teki o.''Konuşmanın başından beri ilk kez gerilmişti.''Sen şu erkekle ilgili daha fazla tahmin yapmadan da söyleyeyim.O çocuğun adı Kenan.Kenan Soyder.Abim.''