Havuzdan çıktıktan sonra üzerlerindeki klor kokusu bile farklı geliyordu.
Sanki herkes biraz daha sessizleşmişti.
Bora hâlâ gülüyordu ama artık o eski rahatlık yoktu.
Yankı sürekli Güneş ile Ayaz’a bakıp kıs kıs gülüyordu.
“Ben bir şey demiyorum…” diyordu ama yüzü her şeyi söylüyordu.
Emir not alır gibi izliyordu.
Atlas normalden daha çok suskundu.
Sarp ise tek cümlelik yorumunu yaptı:
“Bir şey oldu.”
Güneş havluyu omzuna attı.
“Hiçbir şey olmadı.”
Ayaz da aynı anda konuştu:
“Normal.”
İkisi aynı anda sustu.
Bu bile herkesi daha çok şüphelendirdi.
Bora kaşlarını kaldırdı:
“İkiniz aynı anda ‘normal’ diyince daha da anormal oluyor.”
Yankı kahkaha attı.
“BU İKİSİ ARASINDA SIR VAR!”
Güneş sertçe:
“Yok.”
Ayaz kısa:
“Yok.”
Emir:
“Çelişki yok.”
Atlas:
“İnkar fazlalığı var.”
Sarp:
“Kesin var.”
Güneş içinden “yeter” diye bağırdı.
—
Giyinme odasında ortam biraz daha sakindi.
Ama Güneş için en zor kısım burasıydı.
Çünkü herkes birbirine yakındı.
Çünkü her şey daha gerçekti.
Ayaz aynanın önünde saçını kurutuyordu.
Güneş çantasını toplarken farkında olmadan ona baktı.
Ayaz bunu fark etti.
“Ne?”
Güneş hemen döndü.
“Hiç.”
Ama Ayaz bırakmadı.
“Bakıyorsun.”
“Bakmıyorum.”
“Bakıyorsun.”
Güneş sinirlendi.
“İnsan bakamaz mı?”
Ayaz kısa bir süre sustu.
Sonra:
“Bakabilirsin.”
Ama sesi çok daha yumuşaktı.
Bu Güneş’i daha çok sinirlendirdi.
“Sen niye böyle davranıyorsun?”
Ayaz kaşını kaldırdı.
“Nasıl?”
“Bir var bir yok gibisin.”
Ayaz cevap vermedi.
Çünkü kendisi de bilmiyordu.
—
Okul çıkışında herkes dağılıyordu.
Ama Bora son bir şey dedi:
“Yarın da erken antrenman var!”
Yankı bağırdı:
“ÖLÜYORUZ AMA DEVAM!”
Emir:
“Planlama yaparım.”
Atlas:
“Hazırlıklı olun.”
Sarp:
“Uyuyun.”
Güneş tam gitmek üzereyken Ayaz yanına geldi.
“Bir dakika.”
Güneş durdu.
“Ne var?”
Ayaz etrafa baktı.
Sonra daha kısık konuştu:
“Bugün… suyun içinde.”
Güneş kalbini tuttu.
“Ne oldu?”
Ayaz gözlerini kaçırdı.
“Hiç.”
Güneş sinirlendi.
“Yine mi ‘hiç’?”
Ayaz bu kez sustu.
Ama sonra çok net bir şey söyledi:
“Benden uzak durmaya çalışıyorsun.”
Güneş dondu.
“Ne?”
Ayaz bir adım geri attı.
“Bunu hissediyorum.”
Güneş cevap veremedi.
Çünkü doğruydu.
Ama eksikti.
Ayaz devam etti:
“Ama ben de senden uzak duramıyorum.”
Bu cümle havada asılı kaldı.
Güneş yutkundu.
“Bu çok yanlış,” dedi kısık sesle.
Ayaz başını salladı.
“Biliyorum.”
Ama bu kez geri çekilmedi.
—
O gece Güneş yatağında uzanırken tavana baktı.
Telefonu titredi.
Bora:
Yarın daha garip olacak hissediyorum
Yankı:
BEN BU İKİSİNİ ÇÖZDÜM
Emir:
Henüz veri yeterli değil
Atlas:
Gözlem devam ediyor
Sarp:
Tehlike artıyor
Güneş telefonu kapattı.
Ama bir mesaj daha geldi.
Bilinmeyen numara:
“Suyun içinde bile kaçamıyorsun.”
Güneş dondu.
Çünkü mesajı kimin attığını artık biliyordu.
Ve bu kez mesele sadece Ayaz değildi.
Ayaz’ın da fark ettiği bir şey vardı:
Güneş artık gerçekten kaçmıyordu.