4. Bölüm: Karşı Hamle
"Ağlamak istiyoruuuum!" Dedim mızırdayarak. İlay karşıma dikilmiş beni sorgular bakışlarla süzerken ben Narenin kollarında eriyordum. Arka sırada Narenin yanına oturmuştum. Nare de sağ olsun kollarıyla sarmıştı beni. Bir eliyle ördüğüm iki tutam saçı okşarken diğer eli sırtımdaydı.
İlay hâlâ inanamaz bir ses tonuyla "kızım sen ve okulun basketbolcusu Arven... Süper değil mi bu!" Dedi ama beni anlamıyordu işte!
Sınıfa çıkar çıkmaz olanları Nare ve ilaya anlatmıştım. Onlarda sonuna kadar dinlemişlerdi, sağ olsunlar. Bir anda Narenin kollarından ayrılıp ayağa kalktım. İlaya doğru dönerek kendimi anlatmaya çalıştım. "Anlamıyorsun İlay, ben o süper basketbolcunuzdan (!) nefret ediyorum! Onunla aynı ortamda, aynı proje... BU BİR FACİA! İl milli eğitim müdürü diyoruz. Biz çok zıt iki insanız nasıl ortak proje çıkaralım?!" Nare kafasını hafif sağa yatırmış, gözleriyle sakin ol diyordu. Bir anda arkamdaki masaya oturarak derin bir nefes verdim. "Pardon, bir an fazla sinirlendim," dedim gözlerimi kaçırarak "size böyle bağırmak istemezdim." İlay da ayağa kalkarak üstünü başını düzeltti "yok, yok, sorun değil" başını kaldırıp bana baktı "ama sizin mesele bayağı sorun gibi..." Evet, öyleydi! Beni anlamışlardı... "Bence gidip hocalarla konuşalım." Dedi Nare. Narenin açık kahverengi saçları omzuna kadarcıktı. Koyu Yeşil gözleriyle uyumlu boncuklar takmıştı saçına. Ama sadece önden iki tutamına. Bir de iki tarafından ara sıra önüne gelen iki tutam perçemi vardı. Boyu ise İlaydan kısa, benden uzundu. Evet, grubun en kısası bendim. Ama aslında çokta kısa değilim yani, bence. Boyumun 1.67 olması bence çokta kısa olmadığımı gösteriyordu. Yani sonuçta daha kısa da olabilirdim...değil mi? "Olmaz Nare, hocaya sormuştuk zaten... İlla ki onunlayım yani!" Dedim sinirli bir ses tonuyla. İlay kaşlarını çattı "-tuk?! İkinizde mi istemiyorsunuz?" Nare ise İlayı takmadan çantasına doğru yürümüştü. Bu kız zeki, bir fikir arıyor olmalı.
Güzel gözlü İlaya bakarken simsiyah gözleriyle beni süzüyordu. Sakince açıkladım. "Evet. O da çıkmak istedi. Hocalar tarafından seçildiğimiz için olmadı." Derin bir nefes alıp verdim. "Yapabilecek bir şey yok kızlar." Gözlerimi kaçırarak yerdeki gri mermerleri seyretmeye başladım. "Öyle bozuntuya vermek yok! Aklımda bir fikir var. İlay sen benimle geliyorsun, sende burda bizi bekliyorsun Lila." Diyerek İlayı kolundan çekiştirdi Nare.
Kafamı kaldırarak soran gözlerle "nereye?" diye sormadan edemedim.
İlay da bir şey anlamamış olsa gerek ki, aynı şekilde Nareye baktı. "Çok soru soruyorsunuz ya, hadi!" Diyen Nareye mağlup gelen İlay ona uyarak peşinden gitti.
Sınıftan çıkarken ikiside bana el sallıyordu. Ama ikisinin yüzünde de farklı bir bakış vardı. Nare memnun bir şekilde gülümserken, İlay mecbur kalmış olmanın verdiği çaresizlikle somurtuyordu.
Ve bu... Gerçekten komik gözüküyordu.
Ama tabii ki de onları yanlız bırakmayacaktım!
Onlar çoktan kapıdan çıkmışlardı. Onlara yetişmek için hızlıca koştum. Kapıdan çıkmamla İlay ve Nareye çarparak yere düşmem bir oldu. "Ah!" Dedik üçümüzde aynı anda. Benim popomun üzerine düşmemle gülmek için dizlerimin üzerine kapanmam bir oldu. "Niye kapının ağzında bekliyorsunuz siz ya?!" Gülmeyle karışık sinirli sesime İlay cevap verdi. "Ay, iyi misin? Niye bu kadar hızlı koşuyordun ki sanki?!" İlayın abla gibi yanıma çömeldi ve kafamı okşadı.
"Sanırsın basketbol sahasında, Allahın manyağı." Diyerek karga sesli bir kahkaha duydum. Ama bu ne Nareye, ne de İlaya aitti. Zaten onlar böyle karga gülmezler. Kafamı kaldırdım. Bu sinir bozucu ses tabii ki de ingiliz köy kılıklı Arvene aitti.
Kahretsin! Bu köy kılıklı benim düşüşümü de gördü. Dalga geçicek ya! Ayrıca bu şerefsizin burada ne işi var sanki?!
Hızla düştüğüm yerden ayaklanarak Arvene doğru yürüdüm. Sol omzunu duvara yaslamış ukala ukala bana gülüyor, beni seyrediyordu! "Bana bak, ne işin var senin burada?!" "Ne işim varmış burada?" "Ya sabır." Dedim sakinleşmeye çalışarak. "Bana bak ingiliz köy kılıklı basketçi, yürü git buradan gözükme gözüme!" Söylediğim şeye Nare ve İlay arkada kıkırdadılar. Arven... Hele Arven... Onu hiç söylemiyorum. Sanki çok komik bir espri yapmışım gibi güldü. "Hımm, ingiliz köy kılıklı basketçi olduk demek... Bunu sevdim. Değişiklik oldu. Hep yakışıklı, hep yakışıklı olmaz ki böyle." Bu çocuk manyak falan mı?! Görende sanıcak iltifat ettik! Şaşkın şaşkın Arvene baktım. Gülerken gözleri kısılıyordu. Bal rengi gözleri gülerken parlıyordu. Tabii hayatımda gördüğüm en sinir bozucu bal rengi gözlerdi onlar.
Boş boş Arvene bakarken buldum kendimi hemen kendimi toparlayarak "gülme! Sen güldükçe dünya kararıyor!" Dedim. Muzipçe yüzüme baktı. "Gülüşümün dünayayı bile etkilediğini fark etmemiştim." "Şerefsizin tekisin! Gelmiş karşımda boş boş surat yapıyorsun!" Dediğimde elini cebine atarak "gözlerin öyle demiyor ama" diyerek itiraz etti. Nare benim sinirimi fark etmiş olsa gerek olaya müdahale etti. Benim yanıma gelip Arvene dönerek "tamam, ne için gelmiştin sen hakikaten?" Dedi.
O sırada sınıf kapısından Aleyna çıktı. Arven "kalem için, öğretmenler odasında koltukta kalmış." Diyerek kalemi uzatırken Aleyna kalemi aldı.
O kalem benim kalemimdi. Ve Aleyna denen kuduz gelip kalemimi almıştı. Arvenin bana uzattığı kalemi! Arven şaşkınca Aleynaya baktı. Gerçi sadece o değil, hepimiz şaşkın bir şekilde Aleynaya baktık. "Ne yaptığını sanıyorsun sen, ver şunu!" Diyerek Aleynanın elindeki kaleme saldırdım.
Aleyna da benden -çok olmasa da...tamam tamam. Bayağı- uzundu. Kalemi benden uzaklaştırarak havaya kaldırdı ve almamı engelledi.
Ben parmak ucumda zıplayarak kalemi almaya çalışırken Aleyna o sinsi sesiyle "hadi olucak, az kaldı... Çok mu kısasın ya sen? Sanki bi-" dedi. Ama sözünü kesen Arven`in kalemi alıp ona attığı bakıştı.
Arven kafasını ondan bana çevirdiğinde kalemi uzattı. "Al."
Sinir bozucu çocuk!
Ben teşekkür için başımı salladığımda Arven sırıtarak bana baktı. "Projeyi bitirince imzanı onunla atarsın artık."
Kaşlarımı çattım ama ben bir şey demeden o pis pis gülerek arkasını döndü. Sol elindeki işaret parmağını kaldırdı "ve biraz uzamanı öneririm." Dedi.
Sonrasında bir şey unutmuş gibi arkasını aceleyle döndü. Yüzünde, o bal gözlerinde sahte bir telaş vardı.
"Aman diyeyim, uzamak için basketbol kursuna yazılma da, ne yaparsan yap. Süt öneririm, sade."
Gülerek arkasını döndü ve gitti.
O giderken arkasından "ingiliz köy kılıklı şerefsiz basketçi" diye homurdandığım bir gerçek olabilir.
"Benim boyum yeterince uzun zaten!" Diye arkasından haykırmayı ihmal etmedim tabii.
Aleyna`nın yüzündeki şaşkınlık hâlâ kendini belli ediyordu. Ama olanlar artık onu ilgilendirmiyordu. Benimse tek derdim, biraz önce süt önerip giden ingiliz köy kılıklı basketçiydi!★☆★☆[Yazarın Anlatımıyla]
Lalin, İlay ve Nare çoktan sınıfa geçmişlerdi. Lalin göğüsüne kadar gelen açık kahverengi saçlarını at kuyruğu yapmıştı.
İlay Lalinin saçlarıyla oynarken Nareye döndü. "Senin bir fikrin vardı ya hani... Yapacak mısın?"
Nare de aslında şuan bunu düşünüyordu. "Geliyorum, siz keyfinize bakın." Diyerek sınıftan çıktı.
Arveni bulması gerekiyordu. Bu öğle arasıydı ve zilin çalmasına daha 10 dakika vardı. Nare "belki sınıfta oturuyordur..." Diye geçirdi içinden. Arvenin sınıfını okulda bilmeyen kişi yoktu zaten.
Nare koridorda 11/Dye doğru yürürken Kuzey, Doruk ve Eymeni gördü. Basketbol takımının yarısı buradaydı. Nare onları görür görmez heyecanla yanlarına doğru hızlı adımlarla yürüdü.
"Nare? Ne işin var burada?"
Ama bunu ne Kuzey ne Doruk ne de Eymen sormuştu. Ses arkasından geliyordu. Nare merakla sesin sahibini ögrenmek için başını çevirdi.
Sarpkan tam karşısında durmuş Nareye bakıyordu. Nare ise şaşkın bir şekilde gözlerini kırpıştırdı. Onu burada görme ihtimalini atlamıştı. Arven kolunu Sarpkanın omzuna atmış Nareye bakıyordu. "Bu kız satranççının arkadaşı olan Nare dimi?" Arvenin sorusuyla Nare kendini toparlayarak "evet, o yüzden geldim zaten." Diyerek Arven`e döndü. Ama aklı hâlâ Sarpkan da olduğu ciddi bir gerçekti.
Sarpkan koyu yeşil gözleriyle Nare'yi süzdü. Gülümseyerek ona baktı. Sarpkan gülümsedikçe yanaklarında oluşan çukurlar onu ayrı bir tatlı gösteriyordu.
En sonunda Arven, Sarpkan'ın halini fark ederek omzuna arkadan küçük bir cimcik attı. Sarpkan gerçek dünyaya dönerek Arven'e baktı. "Ben... Sınıftan suları alıp geleyim."
Arven "tamam, bekliyoruz." Diye onaylarken Nare başıyla onayladı. Sarpkan uzaklaşırken istemsizce arkasından baktığını fark etti. Bunun nedenini kendisi de bilmiyordu. Fazla da sorgulamadı.
"Eğer çıkma teklif edeceksen, olmaz. Şimdiden uyarıyorum." Dedi gülerek. İğrenç de olsa şaka yaptığının farkındaydı Nare.
Nare ise bunu bir kenara bırakarak asıl konuya girdi. "Sen şimdi Lila ile... Ay, pardon!" Elini ağzıyla kapatarak kıkırdadı. "Lalin ile çalışmak istemiyor musun?"
Arven olumsuz anlamda başını salladı. "İstemem gerektiğini sanmıyorum. Arkadaşınız da pek hevesli değil zaten."
"Hayır, zorundasın demedim. Zaten böylesi daha iyi." Dedi Nare sakince. "Beraber gidip bir kez daha Mert hocayla konuşalım mı?"
"Olmaz."
Arven'in bu bir anda ki çıkışması Nare'yi şaşırtmıştı. Nare kaşlarını çatarak "neden?" Diye sormadan edemedi.
Arven eliyle kumral dalgalı saçlarını geriye doğru taradı. "Çünkü sorun hoca değil, hocalar. Oy birliği ile seçmişler. Tek bir hoca seçmemiş."
Nare'nin ince dudakları düz bir çizgi halini aldı ve başını 'anladım' der gibi salladı.
"Başka sorun yoksa benim gitmem lazım, bizi bekleyen bir antreman var." Arven, Nare'nin arkasında kalan Sarpkan'a baktı ve dudağının kenarını kıvırdı. "İsterseniz izlemeye gelebilirsiniz." Dedi Sarpkan'a doğru sırıtarak.
Sarpkan elini anlına götürdü ve derin bir nefes alışverişinde bulundu. Kuzey ve Doruk ise Sarpkan'a bakarak güldüler. Eymen Aral, Arven'in yanına giderek elini omzuna koydu. "Hadi kaptan, gidelim."
Nare aldığı teklife sevinçle gülümsedi "tabii, olabilir. Nerede yapacaksınız?" Diye sordu. Kızları alıp oraya ışınlanacaktı.
"Basket sahasında, nerede yapabiliriz başka. Bu ders, antremandayız. Diğer teneffüste bekleriz." Dedi Sarpkan.
Nare başıyla onaylayarak onların yanından ayrıldığında hâlâ çok mutluydu.
Lalin ve İlay ise sınıfta merakla Nare'nin yolunu gözetliyorlardı.