3. Bölüm: Oy Birliği
Aleyna'ya attığım bakışın etkisinden dolayı olsa gerek, ders boyunca bir daha benimle muhatap olmadı.
Zil çaldığında kalemliğimi topladım. Nare yanıma geldiğinde sırtımı okşayarak "Lila, bugün biraz sinirli misin sen?" Dedi sakin ses tonuyla.
Lila, onların bana taktığı lakaptı. İsmimi anımsatıyormuş...
Lalin...Lila
Nare`ye cevap vermek yerine elime evde hazırladığım sandviçimi aldım. "Şuan fazla açım." Dedim sırıtarak.
Nare durumdan -cevap vermememden- hoşnut görünmüyordu.
İlay bir elinde çikolatalı ekmeği, diğer elinde ise çikolatalı sütü ile "Öyleysee, tıkınma timee!" Diyerek geldi yanımıza.
Boş olan en arka sıraya oturduk. Ve... İlay`ın değişiyle, tıkınmaya başladık!
Ben köşeye oturarak sırtımı duvara, ayaklarımı ise sıraya koydum. Dizlerimi kendime çekerek Nare`ye de yer açtım.
Sandviçimi yerken İlay ve Nare bir şeyler konuşuyorlardı. Ben yemeğime odaklanmıştım. İlay bir anda bana döndü.
"Kızım sen derste neydin ya... Hocadan da havada kaptın 150 soruyu. Bilerek çözmediğine adım gibi eminim!"
İlay, tahmin ettiğim gibi beni tanıyordu. Nare başıyla onaylayarak "bence de bilerek çözmedin, gayet kolaydı soru." Dediğinde ağzımdaki lokmayı yuttum.
Evet, Nare`de tanıyor beni.
Gülümseyerek onlara baktım. "Eh, biraz inatçı olduğumuz doğru... Hem o 150 soruyu getirince yüzündeki ifadeyi merak ediyorum."
İlay ve ben güldük. Nare düşünceli bir ses tonuyla bize döndü. "Hocanın böyle davranmasının bir sebebi olmalı, boş yere satranca laf atmaz. Bu garezin sebebini her şeyden çok merak ediyorum."
İlay ve ben birbirimize bakıp güldük, aynı şeyi düşündüğümüzden sonuna kadar emindim. Ben İlaydan önce davranarak "Sarpkandan bile mi?" Dedim.
Nare gözlerini kaçırıp en uzağımızda ki cama bakarken biz gülmekten yemek yiyemiyorduk.
Biz böyle gülerken "ben o sarı şeyi merak falan etmedim, etmiyorum da!" Diyen Nare`ye İlay cevap verdi. "Hı hı canım, o yüzden saç rengini unutmamışsın zaten(!)."
Biz eğlenirken sınıf kapısında Mert hocayı gördüm. "Lalin, bir gelir misin kızım?"
Ayağa kalkarak "tabii hocam, geliyorum." Derken ağzıma son bir lokma daha attım.
Nare kalktığında sıranın arasından çıkarak yemeğimi masama bıraktım.
Şey, sanırım lokmayı biraz fazla büyük almışım...
Mert hocanın yanına gittiğimde yanındaki ingilizi görünce kaşlarımı çattım.
Hocaya buyrun hocam, bir şey mi diyecektiniz? demek istemiştim ama ağzımdaki lokma buna izin vermiyordu.
Hocanın yanına gittiğimde ağzımı elimle kapatarak lokmayı sindirmeye -çalışmaya, sindirmeye çalışmaya- devam ettim.
Yanındaki İngiliz köy kılıklı Arven bana bakarak güldüğünde içimden sabır diledim. Hoca da halime gülerek konuştu. "Siz ikiniz geliyorsunuz,"
Yutmaya çalıştığım lokma boğazımda kalıyordu az kalsın. Öksürdüm ve öksürdüm.
Lokmamı zoraki yuttuğumda hışımla Mert hocaya döndüm.
"Hocam, biz?"
"Siz ikiniz işte. Arven ve sen, hadi bizi bekliyorlar."
Bizi tam olarak ne için bekliyorlardı? Yani umarım onu okuldan attırmamı isterler.
Eh, pekâlâ, böyle bir şey istemeyeceklerini hepimiz biliyoruz.
Hoca hızlı adımlarla gidince bende peşin sıra gittim. Basketçi ise hocanın yanında elini cebine atmış rahat bir edayla gidiyordu.
Gıcık ingiliz köy kılıklı basketçi!
Hoca merdivenin bir kenarında durup telefonuna gelen bildirime baktı.
Bunu fırsat bilip Arven`e dönerek sessizce ama sinirle konuştum. "Sen niye geliyorsun?!"
Arven benim sessiz konuşmamı umursamadan -sesini hocaya duyurmaya çalışarak- bağırarak "hoca dedi ya siz ikiniz diyee" bir elini ağzının yanına götürerek sesi daha çok çıksın diye duvar gibi tuttu.
Ben boşuna gıcık ingiliz köy kılıklı basketçi demiyorum bu çocuğa!
Hoca kafasını telefondan kaldırıp sanki bizi duymamış gibi bir bana bir Arven`e bakarak konuştu. "Şimdi çocuklar, öğretmenlerinizle okulun açılış yıl dönümü için bi proje hazırlıyoruz. Oy birliği ile ikinizin bu projede görev almasına karar verildi. Şimdi öğretmenler odasında yeni öğrenmiş olmayın diye söylüyorum. Hadi gidelim."
Ne, bu şaka olmalı?! Şaka... Yani öyle değil mi?!
Arven ağzını açamadan ben itiraz ettim. "Hocam lütfen, ikimiz olmaz! Ben bununla katılmam!" Hoca benim sözümle durdu bize döndü.
Arven ise "bununla derken? Ayıp oluyor." Dedi her zaman ki rahatlığıyla.
Bu çocuk sinir bozucu derecede rahattı!
Arven`e dönüp gözlerimi devirdim. O ise hocaya döndü ve gerçekten harika bir fikir öne sundu. "Ben katılmasam?"
Başımla onaylayarak "evet, hocam çıksın o!" Dedim.
"Olmaz çocuklar, benim yapabileceğim bir şey yok."
Ben oflayarak, o ise yanaklarını şişirerek yanıtladık hocayı. Koşmuş, yorulmuş olsa gerek yanakları biraz kızarmıştı. Ama kötü durmuyordu. Yani iyi, hiç durmuyordu!
Hocayla yalvarır bir ses tonuyla konuştum.
"Hocam ben bununla hiç bir şey yapmam, lütfen çıksın!"
"Katılıyorum, bende bununla bir şey yapmam, çıkayım mıı?" Dedi fazla rahat çocuk ukala sesiyle.
"Katılma bana!" Sinirliydim, bana katılan çocuğa.
"Al işte, başladık!" Bu çocuk neden bu kadar rahat diye merak etmeden duramıyor insan.
Hoca ise daha fazla bizi dinlemeden "hadii" diyerek arkasına bakmadan merdivenlerden indi.
Allah`ım benim bu çocukla birlikte proje yapacak kadar ne günah işledim ben?
Yeter ya, her yerde bu! Geldi benim emeğimi örtmeyi denedi, başarıyor da paşam!
Bir de geldi benle aynı projeye dahil oluyor!
Ayrıca karnım aç benim, yemek yemek istiyorum. Açken sağlıklı düşünemiyorum. O yüzden "hocam ben yukarı çıksam, yemek yesem?" Deyiverdim bir anda.
"Son lokmadan sonra hâlâ doymadın mı cidden?" Diyerek gülmeye başlayan Arven`e öfke ile baktım.
Sinirden -ya da açlıktan- dişlerim gıcırdıyor, midem büzüşüyordu. Tamam, midem aç olmamla alakalı olabilir...
Merdivenlerden inip ögretmenler odasına gidene kadar, bir bu yanımdaki bir ben hocaya yalvarıp durduk. Hoca ise hiç oralı olmadı. Eh, ara sıra tartışmış olabiliriz yanımdaki ile.
Öğretmenler odasının önüne gelindiğimizde bir yanımdakine bir hocaya baktım.
"Ee?" Dedi yanımdaki "şimdi ne yapacağız, hocam?"
Hoca "benimle gelin" diyerek öğretmenler odasına girdi.
Öğretmenler odasına ilk girişim değildi elbette. Eminim Arven`in de ilk girişi değildir.
Arven kulağıma eğildi "en son buraya geldiğimde tutanak yemiştim, okuldan kaçtığımız için." Yüzüne, çatık kaşlarımla baktım. O ise söylediğine gülüyordu.
"Ders boştu, sıkılmıştık." Dedi her zaman ki rahatlığıyla. Güldü.
Gülerken gözleri kısılıyordu. Yani hoş duruyordu... Tabii, ingiliz köy kılıklı biri olarak!
Müdür yardımcısı Orhan hoca elindeki kahve fincanıyla birlikte yanımıza geldi. "Ayakta durmayın, şöyle oturum çocuklar." Dedi siyah deri koltukları göstererek.
Hocanın gösterdiği yere doğru yürüdüm. Arven benden önce davranıp gözüme kestirdiğim köşeye oturdu. Sinirle gözlerimi devirerek aynı koltuğun diğer ucuna oturdum.
Bu ikili koltuğun sağında ve solunda teklileri bulunuyordu. Tekli koltuklardan birine Mert hoca diğerine ise Orhan hoca oturdu.
Arven bana bakarak gözlerini kıstı. Ben de ne var?! anlamında başımı salladım. Orhan hoca konuşmasına başlayınca beynimi Arven sinyallerinden arındırarak hocaya döndüm.
"Çocuklar okulumuzun yedinci açılış yıl dönümünde siz ikinizi görevlendirmek istedik. Bu seçimi ben veya Mert hocanız yapmadı, oy birliği ile seçildi."
"Ya hocam kusura bakmayın bölüyorum ama burada konuşmamız şart mıydı? Buraya ait pek güzel anılarım yokta..." Diyerek ukala sesiyle bölen tabii ki de Arven oldu.
Mert hoca dümdüz bir ifadeyle Arven`e bakıyordu. Ben tiksinti ile kaşlarımı çatmıştım. Mert hoca ve Orhan hoca hafiften güldüler. Orhan hoca "evet Arvenciğim, şarttı. Oğlum şu konuya konsantre olur musun azıcık?" Dedi sabırlı bir ses tonuyla.
Bence burada Arven`e sabreden tek kişi ben değildim yani.
Arven, sanki hocanın sabırlı sesini duymamış gibi sırıtarak cevap verdi. "Tabii hocam, azıcık konsaytere olurum." Baş parmağı ve işaret parmağını birbirine yaklaştırarak azıcık kelimesini destekledi.
Fakat benim takıldığım şey bu değildi...
Konsantre değil, konsaytere demişti!
Bir anda kendimi tutamadım ve gülmeye başladım. Hocalarda alttan alttan gülerken ben bu fırsatı kaçırmadım.
"Hocam bunu ilk önce ilkokula yollasanız?" Gülmeye devam ederken "ayrıca daha konsaytere olmuş bir şekilde gelir belki."
Ben katıla katıla gülerken Arven suratıma `deli mi bu kız?" der gibi bakıyordu. Ve bu aşırı komik bir bakıştı.
Son anda kendimi toparlamayı başardığımda Arven yine gayet rahat gözüküyordu.
Bu çocukta utanmada yok!
Arven ukala sesiyle Orhan hocaya döndü. "Hocam görüyorsunuz, zorbalığa maruz kalıyorum." Bunu diyince Arven de kıkırdamaya başladı.
En sonunda kendimizi zoraki de olsa toparladığımız da "çocuklar sizi iş birliği içerisinde de böyle gülerken görmek istiyorum." Dedi Orhan hoca.
"Hiç sanmıyorum ama siz isteyin yani, istekleriniz sen vazgeçmek olmaz." Dedi utanmaz.
Ya karşında hoca var, hiç mi utanman yok mu çocuk senin?
Orhan hoca Arven`e cevap verecekken istemeden de olsa Mert hoca sözünü kesti.
"Size bir alan ayıracağız orayı istediğiniz gibi değerlendireceksiniz. Fakat il milli eğitim müdürünün gelme ihtimali var. Bu yüzden sizden özel ve anlamlı bir proje bekliyoruz. Proje çizimini yaptıktan sonra ben ve Orhan hocanıza onaylatarak tasarıma başlayabilirsiniz. Gerekli masrafları biz karşılayacağız. Anlaşıldı mı? Başka sorunuz var mı?"
Arven ve ben birbirimize baktık. Biz ikimiz... Olmazdı!
O an şunu anladım; bu çocuk benim olduğum her yerdeydi. Ya başarımın üstünde ya emeklerimin...