İçeriğe geç

Şah ve Mat

Bölüm 7 · 3 dk okuma

Şah ve Mat

Bölüm 7

Yakalanış

Güneşli bir sabaha gözlerimi açtığımda içimde tarif edilemez bir enerji vardı. Hemen duşa girip rahatladım; suyun sakinleştirici gücüyle moralimi topladım. Hava o kadar güzeldi ki, gardırobumun karşısına geçip en sportif halimi seçtim: Mini bir şort, üzerine crop şeklinde bir üst ve altına bembeyaz sportif şort-tayt kombinimle siyah spor ayakkabılarımı giydim. Vücut kremimi ve spreyimi ihmal etmedim; en sevdiğim parfümümü de üzerime boca edince hazırlığım tamamlanmıştı. Hafif ama etkileyici bir makyajla aynadaki yansımama gülümsedim.

​Rüya ile aramızdaki anlaşma gereği kahvaltı sırası bendeydi. Mutfağa geçip marifetlerimi sergiledim; pankekler, zeytinler, peynirler, kendi ellerimle yaptığım çilek ve dut reçelleri... Bir de üzerine waffle ekleyince masa şölen yerine döndü. Orta demde güzel bir çay süzülürken Rüya mutfağa girdi. Üzerinde mavi logolu, kırmızı-beyaz tişörtü ve siyah sportif eşofmanıyla o da çok tatlı görünüyordu. Beraber kahvaltı yapıp derin bir sohbete daldık. Saat 10.00'u vurduğunda zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım. Hemen spor çantamı ve termosumu kapıp kendimi dışarı attım.

​Yolda Burak’a rastladım. Altında motor bisikletiyle bana meydan okuyup "Yarışalım mı?" dediğinde, içimdeki rekabetçi ruh hemen "Tamam!" dedi. Rüzgar yüzümüze çarparken kampüse vardık. Motoru arka bahçeye park edip basketbol bölümüne geçtim. Gökçe ve İdrİs oradaydı; dört kişilik, sıkı bir pazar antrenmanı bizi bekliyordu. Odada kimse yokken hızlıca üzerimi değiştirdim, terlemeye karşı deodorantımı tazeledim. O günkü konu hakkında danışmak için Enes Hoca’nın odasına yöneldim. Kapı hafif gıçırtıyla aralıktı, boş olduğunu sanıp "pat" diye içeri daldım.

​Gözlerimi kapatmamla bir oldu! Enes Hoca’nın üst vücudu çıplaktı ve aramızda sadece bir metre vardı. Kalbim boğazımda atarken, onun o baş döndürücü baharatlı parfüm kokusu genzime doldu. "Neler saçmalıyorum ben?" diye içimden geçirirken utancımdan yerin dibine girdim. Tam çıkmak için hamle yapacaktım ki, Enes kapıyı kapattı ve beni oraya sıkıştırdı. Kendinden geçmiş gibiydi. "Ne yapıyorsunuz siz böyle? Pat diye girilir mi?" diye gürledi.

​"Üzgünüm, özür dilerim! Boş sandım, sakarlığım tuttu!" diye kekeledim. Ama o sinirliydi: "Hayır, sen çok ileri gidiyorsun! Bu ne hadsizlik!" dedi. İnadım bir anda parladı. "Bilerek olmadı! Neden anlamıyorsunuz? Ayrıca siz benimle iddialaşıyorsunuz, hediye gönderiyorsunuz, kolumdan tutup gitmeme izin vermiyorsunuz, üzerimden kalkmıyorsunuz... Daha sayayım mı?" dedim hırsla. Enes bir an duraksadı, "Tamam sus!" dedi. "Ne oldu, zoruna mı gitti?" diye üsteledim. Bakışları o kadar yoğundu ki, tam o sırada Gökçe ve Burak’ın sesleri bizi kurtardı. Hemen kendimizi toparlayıp dışarı çıktık.

​Sahada takımı topladım. Enes Hoca da geldi ama ben ona hiç sormadan, bildiğim konuyu anlatmaya başladım. Yanlış bir şey söylediğimde beni durdurup düzeltti. Uygulama kısmını ben anlatırken onun o delici, ters bakışlarını üzerimde hissediyor ama utancımdan yüzüne bakamıyordum. Saat 14.00'e kadar süren maç tam bir hırs savaşına döndü. Erkek tarafı kazandı ve ders bitti. Enes, "1 saat mola, sonra 120 dakika özel antrenman," deyip gitti.

​Rüya yanıma geldiğinde İspanya’dan gelen o yeni, yakışıklı çocuktan bahsetti. "Hayran kaldın herhalde," diye takıldım ama kafam çok karışıktı. Molada Rüya’yla "Good Mood Cafe"ye gitmeye karar verdik. Enes Hoca ve Rüya kısa bir sohbet ederken ben sessizce izledim. Sonra rüya ile ayrıldık; motor bisikletime binip kaskımı takarken Enes’in arabasından beni izlediğini fark ettim. Gözlerimiz kaskın camı ardında buluştu. Tripliydim, hemen gazı kökleyip eve sürdüm.

​Eve gelince duş alıp bordo dekolte crop, üzerine yarım fermuarlı sweatshirt ve taytımı giydim. Biraz yürüyerek kafeye gittim; yürümek sinirlerime iyi geliyordu. Rüya ile filtre kahve içip dertleşirken o İspanyol çocuktan bahsetmeye devam ettik. Tam o sırada içeri Gökçe ve Enes Hoca girdi! Kahve boğazımda kaldı. "Beni niye ilgilendiriyor ki kiminle görüşürse görüşsün!" diye dışımdan mırıldandım. Rüya anlamıştı bir şeyler olduğunu.

​Rüya beni kolumdan tutup yanlarına götürdü. Enes Hoca beni süzerek "Sana da merhaba," dedi sitemle. "Merhaba hocam, nasılsınız?" dedim, sanki sabahki o yakınlaşma hiç yaşanmamış gibi profesyonelce rol yaparak. Masaya oturduk. Enes’in gözleri sürekli üzerimdeydi. Önündeki matematik sorularına bakıp "İstersen sen çöz," dedi. Hemen 2 dakikada soruları çözüp hem Gökçe’yi hem Enes’i şaşırttım.

​Tam kalkacakken Enes, "Gökçe izin verirse Esila da bize katılsın, sorular bitince ben bırakırım," dedi. Rüya kabul etti ama ben içimden "Eyvah!" diyordum. Gökçe telefonla konuşmak için masadan kalkınca baş başa kaldık. "Ne cüretle benimle konuşuyorsunuz?" dedim. "Seni süzmekten gözlerim kör olacakmış, güzel tespit," diye dalga geçti. "Zeka dolu bir beyin var sende Esila," dediğinde sadece "Doğru kullanmak gerek," diyebildim.

​Tartışmamız kahkahalarla ve inatlaşmalarla devam ederken, Enes aniden beni kendine doğru çekti. O kadar yakındık ki, kalbim yerinden fırlayacaktı. Tam o anda Gökçe bizi o halde, burun buruna gördü...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.