
Basketbol sahasındaki o garip yakınlaşmanın ardından kendimi bir anda okulun çıkışında, Enes Hoca’nın karşısında bulmuştum. Mesafe yok denilecek kadar azdı. O keskin bakışları üzerimde gezindi ve sesi, spor salonundaki o gürültünün aksine çok daha sakindi.
"Esila, nasılsın? İyi misin?" diye sordu. Beklemediğim bir nezaketti bu. "İyiyim," diyebildim sadece. Ama hemen ardından o bildiğim otoriter öğretmen maskesini taktı. "Güzel. Bak, akşam sana tam 120 soruluk bir test atacağım. Yarın çözüp getirebilir misin? Takıldığın yer olursa birlikte bakarız."Şaşkınlıktan gözlerim büyüdü "Hocam, 120 soru mu? Siz ne yapıyorsunuz? Kimse 12 saatte o kadar soruyu yetiştiremez!" diye çıkıştım. Enes Hoca hafifçe gülümsedi ama bu gülümseme biraz meydan okur gibiydi. "Sen herkes gibi misin Esila? Bence sen bunu çözebilecek birisin. Dene bence, kendini bu kadar küçük görme. Anlamadığın yerde bana sor."
İnatçılığım yine devreye girdi. "Sanki bir şey soruluyor da size... Ayrıca bu neyin nesi? Basketbolun intikamı mı?"Enes’in kaşları havalandı. "Ne kadar saçma bir düşünce... Senden niye intikam alayım? Bu senin iyiliğin için. Hedefin doktor olmak değil mi? Kendin bilirsin, hedefe öylece ulaşılmıyor," dedi ve son sözüyle beni tam kalbimden vurdu.
"Siz nereden biliyorsunuz doktor olacağımı?" dedim şüpheyle.
"Geçmişine baktım Esila. Sınıf öğretmenin olarak öğrencilerimin hedeflerini, puanlarını bilmem gerekiyor. Özel bir üniversitedeyiz, müfredat ve takip böyle işliyor. Sana hesap mı vereceğim? Ne ayıp..." dedi, sesindeki o hafif alaycı tınıyla.
O an göz göze geldik. Bakışları sanki sarhoş olmuş gibiydi. Benim çilekli vanilya karışımı parfümümün onu etkilediğini hissetmemek imkansızdı. Ben de onu süzdüm; o kadar karizmatik duruyordu ki, bir an daldığımı fark etmemiştim bile. "Esila, iyi misin? Daldın gittin," dediğinde kendime geldim. "İyiyim merak etmeyin! Ama sağlık gelişimi notlarımı nasıl yetiştireceğim?""Yapacağına eminim," dedi kestirip atarak. "Bu arada, basketbolun çok iyi. Müdürle konuştum, seni basketbol kursuna başlatıyoruz. Ama matematiğin zayıf olduğu için etüt kursu da eklenecek. Hafta sonu programın böyle. İtirazın var mı?"
"Peki bir öğrencinin hiç mi özel hayatı olmayacak?" diye sitem ettim.
"Hayır olmayacak Esila. Hayalin için buna karşı gelmeyeceğini düşünüyorum. Pazar günü 6 saat basketbol, 4 saat matematik. Haber bende, iyi akşamlar," deyip arkasını dönüp gitti. Başım sanki duvara çarpmış gibi ağırıyordu.
Eve gittiğimde durumu ev arkadaşım Rüya’ya anlattım. Rüya, kızıl saçları ve ela gözleriyle o kadar tatlı bir kızdı ki, üniversitedeki tek sığınağımdı. O da bursluydu ve o da bir futbol şampiyonuydu. Birlikte yemek yerken ona Enes Hoca’dan ve bitmek bilmeyen ödevlerinden dert yandım.
Gece saat 11 olmuştu. Tam 87 soruyu çözmüştüm ama 88. soruda takılıp kaldım. (5 \div 7 - 2) \cdot (-2x + \sqrt{-7}) = \sqrt{x}? Bu ne saçma bir soruydu! Dayanamayıp Enes Hoca’yı aradım. Telefonu açar açmaz, "Ne var Esila? Niye bu saatte rahatsız ediyorsun?" diye tersledi.
"Hocam bir kere de kızmayın ya! 'Sor' diyen sizdiniz. 88. soruda takıldım," dedim sinirle. Karşı taraftan hafif bir gülüş sesi geldi. Keyif aldığı o kadar belliydi ki... "Çok mu komik hocam?" dedim. "Tamam Esila, sakin ol. Kapat telefonu, yarın World Cafe'de buluşalım, orada anlatırım," dedi. Şaşkınlıkla kabul ettim.
Sabah kalktığımda duşumu alıp hazırlandım. Beyaz, yarım fermuarlı, dekoltesi hafif açık sweatshirt’ümü, taytımı ve çizmelerimi giydim. Çilekli vanilya parfümümü bolca sıktım. Cafeye girdiğimde Enes Hoca çoktan gelmişti ve sabırsız görünüyordu.
"Gelebildin nihayet... Ne kadar zor evden çıkmak değil mi?" dedi."Hocam siz de ne meraklıymışsınız cafede matematik çözmeye," diye laf soktum.
Tam yine tartışmaya başlayacaktık ki, Enes bir anda elimi tutup beni sandalyeye oturttu. "Otur artık ya! Ayakta kaldıkça laf sokmaların bitmiyor," dedi. Elinin sıcaklığı tenime değdiğinde bir an afalladım. "Tamam, iyi o zaman, inatlaşmayın benimle," dedim.
Soruları çözerken bile didişiyorduk. "Hocam siz matematik bilmiyorsunuz, bilseniz sonuç bu çıkmaz!" dedim bilerek onu kızdırmak için. "Sen öğret o zaman Esila, madem ben bilmiyorum!" diye çıkıştı. Sonunda 116 soruyu bitirmiştik.
"Yanlışın var, 115 soru," dedi Enes. "İnat ettiğin soru iptal oldu."
"İyi öyle olsun!" dedim küskünce kafamı çevirerek.
Enes sesini yumuşattı. "Bak, bence sende bir sorun var. Evde iyi çözüyorsun ama tahtada ya da benim yanımda heyecan yapıyorsun. Yanımda çok utangaçsın Esila."
"Yanılıyorsunuz, neden utangaç olayım? Ne kadar saçma!" deyip kalkmaya yeltendim ama yine kolumdan tutup beni oturttu. Bu sefer yüzü yüzüme o kadar yakındı ki, kulağıma eğilip "Baya utangaçsın..." diye fısıldadı. Parfümümün etkisiyle o da dağılmış gibiydi. Bakışları yoğunlaştı, bir an dünyanın durduğunu hissettim.
Kendini toparlayan ilk o oldu. "Şöyle yapalım, sen bu konuları sınıfta sunacaksın. Doğru çıkarsa sınav sorularını önceden öğreneceksin, yanlışsa benim dediğim olacak. Anlaştık mı?"
"Anlaştık! Sizi zorlayacağım hocam," dedim iddiayla.
"Tamam, akşam 5'te basketbol antrenmanı var. Emel, Furkan, Çınar ve Gökçe de olacak. Kaptan sensin."
"Neden ben?"
"Çünkü ben öyle istiyorum. İtiraz? Yok. Kuralları ben koyarım," dedi gülerek.
"Peki, kurallar sizdeyse bana gerek yokmuş. Kendi kendinize gelin güvey olun o zaman!" dedim ve trip atarak tam dönecekken kolumu sıkıca tuttu. Refleksle ona döndüğümde bakışlarımız yine kilitlendi. Geri çekilmek istedim ama izin vermedi.
"Enes Hocam... Bırakmayı düşünüyor musunuz?" diye fısıldadım.
Bir an afalladı, sanki kokumda kaybolmuştu. "Tabii, buyur," diyerek elimi bıraktı. Ama o bakışı... Bir şeylerin artık eskisi gibi olmayacağının kanıtıydı. Çantamı alıp hızla uzaklaştım. Eve gittiğimde kafam allak bullaktı ama saat 5'teki o antrenmanda orada olmam gerektiğini biliyordum.