İçeriğe geç

Şah ve mat

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Şah ve mat

Bölüm 1

Gümüş ve yemin

Yıl: 2009 – İstanbul

İstanbul yeraltı dünyası iki dostun omuzlarında yükseliyordu. Ezel’in babası ve Araz’ın babası. Onlar sadece iki mafya lideri değil, can dostuydu. Evleri yan yanaydı. Anneleri sırdaş, çocukları ise ayrılmaz bir bütündü.Yedi yaşındaki Ezel ve dokuz yaşındaki Araz için hayat, Kuzguncuk’un dik yokuşlarında el ele koşmaktan ibaretti. Aralarındaki bağ çocukça bir arkadaşlıktan çok daha fazlasıydı. Saf, güçlü ve kopmaz bir tutkuydu. Araz, Ezel’in saçının tek bir teline zarar gelse dünyayı yakacak gibi büyüyordu. Ezel ise sadece Araz’ın yanında kendini tamamen güvende hissediyordu.Fakat yeraltı dünyasının karanlığı evlerinin kapısına dayandı. Ailelerin dahil olduğu büyük bir hesaplaşma, kapıların kurşunlanması ve bitmeyen tehditler, Ezel’in annesini tüketti. Bu kanlı hayatı daha fazla taşımak istemiyordu. Kararını verdi: Kızını alacak ve bu şehirden, bu karanlıktan tamamen gidecekti.Gitme vakti geldiğinde, dışarıda İstanbul’un ağır, kasvetli yağmuru yağıyordu. Ezel’in annesi bavulları arabaya yüklerken, iki çocuk bahçedeki eski çardağın altında yalnız kaldı.Ezel’in gözleri ağlamaktan kızarmıştı. Gitmek istemiyordu. Araz’dan kopmak, kalbinin sökülmesi gibiydi.Araz, küçücük boyuna rağmen bir yetişkin gibi dimdik durmaya çalışıyordu ama dudakları titriyordu. Cebinden, babasının ona hediye ettiği gümüş gövdeli, özel yapım Beretta’yı çıkardı. Silahın kabzasına, o günün sabahında çiviyle yamuk yumuk bir Kuzguncuk haritası kazımıştı. İki evlerinin tam ortasına da küçük bir kalp koymuştu.Silahı Ezel’in titreyen ellerinin arasına bıraktı. Kendi sıcaklığını kızın buz gibi ellerine geçirmek ister gibi ellerini sıkıca kenetledi."Bu silah seni koruyacak Ezel," dedi Araz. Sesi titriyordu ama gözlerinde erkeksi, sarsılmaz bir yemin parıldıyordu. "Annene söyleme, sakla bunu. Bu bizim sırrımız."Ezel, gümüş silaha ve ardından Araz’ın kömür karası gözlerine baktı. O an aralarındaki o çocuksu ama devasa tutku, zamanı durdurdu."Ben seni unutmam ki," diye fısıldadı Ezel, gözünden bir damla yaş silahın namlusuna damlarken."Unutmayacaksın," dedi Araz, kızın alnına dudaklarını bastırdı. Bu bir vedadan çok, kadere atılan bir imzaydı. "Büyüdüğümde, bu şehrin en güçlüsü olacağım. Ve seni geri alacağım. Söz veriyorum."Ezel arabaya bindirildi. Arka camdan Araz’ın yağmurun altında tek başına kalışını izledi.Ancak gittikleri ülkede işler planlandığı gibi gitmedi. Yaşadıkları büyük bir kaza ya da amneziye yol açan ağır bir travma, Ezel’in çocukluk hafızasını tamamen sildi. Zihni geçmişi unuttu, Kuzguncuk’u unuttu, Araz’ın adını ve yüzünü sildi. Hafızasında kalan tek şey, çantasından asla çıkarmadığı, kabzasında bir harita ve kalp olan o gümüş silahtı. O silah onun tek dayanağı, kim olduğunu bilmediği bir adamın ona bıraktığı tek tutku kırıntısıydı.Günümüz – İstanbul

Yıllar geçti. Söz tutuldu.Araz, İstanbul’un yeraltı dünyasının tek hakimi, en acımasız ve en güçlü lideri oldu. Kalbini herkese kapattı, çünkü o kalbin anahtarı yedi yaşındaki o kızdaydı. Ezel’in geri döndüğünü, babasının eski krallığını devralmak için şehre adım attığını biliyordu. Onun için yanıp kavruluyordu.Ezel ise geçmişini hatırlamayan, buzdan bir kraliçe olarak İstanbul’a döndü. Güçlüydü, tehlikeliydi ve Araz’ı babasının eski dostunun oğlu, yani tahtına göz diken en büyük "düşmanı" olarak görüyordu. Yanından ayırmadığı o gümüş silahın gerçek sahibinin, hemen karşısında duran adam olduğundan tamamen habersizdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.