Doruk’un koridorda yankılanan sert adımları uzaklaşırken, Lara sırtını dayadığı dolaptan destek alarak yavaşça ayağa kalktı. Yanağından süzülen o tek damla gözyaşını elinin tersiyle hızla sildi. Bu gözyaşı korkudan değil, içini kavuran saf bir öfkeden dökülmüştü.
Ondan nefret ediyordu.
Kendisini tek bir kelimeyle idama mahkum eden, hiçbir açıklamayı dinlemeyip tek kalemde silen ve şimdi de hayatı ona dar etmeye çalışan Doruk’tan bütün kalbiyle nefret ediyordu. Eskiden kalbini eriten o kömür karası gözler, artık sadece arkasını dönüp kaçmak istediği bir yangın yeriydi.
Sınıfa girdiğinde herkesin bakışları anında ona döndü. Az önce koridorda yaşananlar çoktan fısıltı gazetesiyle sınıfa yayılmıştı. Lara, kimseyle göz teması kurmadan en arka sıradaki yerine geçti. Çantasını sıraya bırakıp oturduğunda, sınıfın kapısında yine o belirdi. Doruk, arkadaşlarıyla gülüşerek içeri girdi ve sınıftaki herkesin odak noktası oldu. Bakışları saniyeler içinde en arkada, tek başına oturan Lara’yı buldu. Yüzündeki alaycı gülümseme hiç bozulmamıştı.
Doruk, kendi sırasına geçmek yerine adımlarını doğrudan Lara’nın sırasına doğru yönlendirdi. Sınıftaki uğultu bıçak gibi kesildi.
Lara, sıranın altında kalan ellerini sımsıkı sıktı. Kalbi yine deli gibi çarpıyordu ama bu sefer korkudan değil, patlamaya hazır bir bombaya dönüştüğü içindi. Doruk, Lara’nın sırasının önünde durdu, iki elini sıranın üzerine yaslayıp genç kızın üzerine doğru eğildi.
"Biliyor musun Lara," diye fısıldadı, sesindeki alay tüm sınıfa ulaşıyordu. "Bu arka sıra tam senin gibi birine göre. Göz önünde olmaman, kimsenin arkasından iş çevirmemen için en güvenli yer burası. Tabii, burada da rahat durabilirsen."
Sınıftan birkaç küçük kıkırdama yükseldi. Doruk, Lara’nın her zamanki gibi susacağını, başını öne eğip çekingen davranacağını sanıyordu. Yanılıyordu. Bir insanın gururu bu kadar çok çiğnenirse, en çekingen piyon bile şaha kafa tutardı.
Lara başını hızla kaldırdı. Gözlerindeki o ürkek bakış gitmiş, yerine buz gibi keskin bir nefret gelmişti. Doruk’un gözlerinin içine tam olarak baktı ve sıranın altındaki ellerini serbest bırakıp masaya koydu.
"Sözlerine dikkat et, Doruk," dedi sesi bu sefer şaşırtıcı derecede dik ve net çıkmıştı. "Kendi kurduğun o aptal hayal dünyasında beni suçlu ilan edip zorbalık yapmak hoşuna gidiyor olabilir. Ama senin o küçük, zavallı egonu tatmin etmek için daha fazla susmayacağım."
Doruk’un yüzündeki alaycı gülümseme bir anlığına dondu. Lara’dan böyle bir çıkış asla beklemiyordu. Sınıftaki herkes nefesini tutmuş onlara bakıyordu.
Doruk, bozuntuya vermemeye çalışarak gözlerini kıstı, sesini daha da alçalttı. "Zavallı ego mu? Ben gerçekleri gördüm Lara. Kimin ne olduğunu çok iyi biliyorum."
Lara, acı dolu ama bir o kadar da nefret içeren bir kahkaha attı. Yerinden doğruldu ve aralarındaki boy farkına rağmen Doruk’un tam karşısında dikildi.
"Sen hiçbir şey görmedin!" diye tısladı Lara, öfkesi ses tellerini titretiyordu. "Sen sadece görmek istediğin yalana inandın. Çünkü senin sevgin de, güvenin de o kadar küçükmüş ki ilk fırtınada darmadağın oldu. Şimdi git ve o nefretinle kendi kendini yak Doruk. Çünkü beni bir daha asla ezemeyeceksin."
Doruk, Lara’nın gözlerinde ilk defa korku değil, kendisini paramparça edecek kadar büyük bir nefret gördü. İçindeki o dinmeyen, onu zorbaya dönüştüren yara sızladı. Genç kızın bu dik duruşu, ona geçmişteki o gururlu ve aşık olduğu Lara’yı hatırlatmıştı ve bu durum öfkesini daha da körükledi.
Tam aralarındaki ipler tamamen kopmak üzereyken, edebiyat öğretmeninin sınıfa girmesiyle Doruk bir adım geri çekilmek zorunda kaldı. Gözlerini Lara’dan ayırmadan, "Bu maç burada bitmedi," der gibi baktı ve arka sıralardan birine doğru yürüdü.
Lara sırasına geri oturduğunda ellerinin titremesine engel olamadı. Ama bu sefer haksızlığa boyun eğmemişti. Karşılıklı nefretin fitili iyice ateşlenmişti ve iki taraf da geri adım atmayacaktı.