Kalbimin siyahlaşan tarafı bir rüzgâr esintisi gibiydi. Sonbahar esintisi olacak kadar özel, kış esintisi olacak kadar soğuk.
Masanın etrafında oturan insanlar benim ağzımdan çıkacak kelimeleri bekliyordu.
Arkama yaslanıp elimde olan yılan desenli yüzüğe baktım.
"Vurmalı mıyız?" Diye bir ses duydum.
Kafamı yüzüğümden kaldırıp bana soru soran Palaz'a baktım. "Vurmak istemiyorum." Palaz benim gözlerimin içine bakıp hafifçe sırıttı. Bu aptal topluluğundaki en zeki kişi olmayı başaran tek kişi oydu.
Palaz kafasını benden çevirip ayağa kalktı. "Yakın."
Sırıtarak kafamı tekrardan eğdim. Yılan desenli yüzüğüme bakındım. Yılanlar çok asil hayvanlar. Biz insanlar ise onun asilliğini görmek yerine ondan kaçmayı tercih ediyoruz.
Ayak sesleri yükseldi. Kafamı kaldırdığımda Palaz dışında herkesin odadan çıktığını fark ettim. Palaz bana bakıp sağ gözünü kırptı. Gülerek kafamı geriye attım. "Külünü ister misin?" Diye sordu, ona baktığımda cevap vermemi beklemeden "Bendeki de soru, tabi ki istersin." Dedi. Kafamı onaylarcasına salladım.
Palaz odadan çıktığında ayağa kalkıp kırmızı duvarda asılı olan rafların yanına doğru ilerledim. Rafların üstünde duran üç büyük şişeden birini aldım. Kapağını açıp içinde olan küllere baktım.
İnsanların acı çekmesine mutlu olan bir ben olamam ya?
Küllere bakarken sırıtmaya başladım. Aklıma gelen 'Lütfen Simge! Her istediğini yaparım!' yalvarmalar sayesinde keyifim yerine gelmişti. Şişeyi geri yerine odanın köşesinde olan kabine girdim. Üstümdekileri çıkarıp lacivert pantolonu giyindim. Üstüme beyaz bir bluz giyinip duvar aynasından kendime bakındım.
Yanımda duran mini dolaptan makyaj temizleme suyunu ve pamuğunu aldım. Yüzümü yavaşça silerken kapının açılma sesini duydum. "Simge." Karsu'nun sesi üzerine gülümsememi kestim. Makyajımı silmeye devam ederken kabinden çıktım.
Karsu masanın yanındaki sandalyeye oturmuştu. "Senin buraya girmemen için kaç defa daha uyarı yapacağım?" Karsu benim ciddiyetimi göz ardı edip bana gülümsedi. "Ya ne olacak ki? Sonuçta her şeyi biliyorum."
"On sekiz yaşında bile değilsin Karsu. Bilmek ve dahil olmak ayrı şeyler."
Karsu sandalyeden kalkıp bana baktı. "Peki, sadece geç kaldığını söylemek istemiştim." Duvardaki saate baktığımda saatin onu çeyrek geçtiğini gördüm. "Daha var." Dedim ve devam ettim: "Çık, kapıda beni bekle."
Karsu bana surat yaparak kapıya yöneldi. Bana son defa baktığında kaşlarımı çattım. Önüne dönüp kapıdan çıktı. Tekrardan kabine girip aynaya baktım. Sade bir makyaj yapıp Karsu'un yanına, kapıya geçtim.
Karsu bana bakıp hafifçe gülümsedi. "Çok kızdın mı?" Diye sordu. Ona bakıp cevap vermek yerine önüme döndüm.
"Çok mu?" Diye sordu. "Bir daha yapma." Dedim sert ve net çıkan sesimle.
Önümüze gelen Mercedes ile duraksadım. Karsu'ya baktım. "Evine geçip beni bekle." Karsu kafasını onaylarcasına salladığında arabaya bindim. Karsu yanıma gelince elime telefonu aldım.
Saat ilerliyordu, geç kalmaktan nefret ederim.
"Biraz hızlı olalım."
"Siz nasıl isterseniz." Dedi şoför.
Telefonuma bakarken gelen bildirimler üzerine göz devirmeden edemedim. Taa ki Palaz'dan mesaj gelene kadar.
Palaz: Simge, hakkında dedikodular çıkmış. Sevgilim yok de yoksa üsteleyecekler.
Cevap vermek yerine telefonun ekranını kapattım. Arkama yaslandım. Yol boyu gözümü kapatıp yolun bitmesini bekledim.
"Geldik." Dedi şoför. Gözlerimi açıp Karsu'ya baktım. "Beni evde bekle." Karsu kafasını onaylarcasına salladığında şoför arabadan inip benim kapımın önüne geldi. Kapımı açtığında gülümseyerek arabadan indim. Şirketin önünde bir sürü paparazziler vardı. Gülümseyerek kapının önüne geçtim.
"Beklettim galiba, çok özür dilerim."
Elinde mikrofon olan bir kadın "Çok güzel gözüküyorsunuz." Dediğinde gülümseyerek ona teşekkür ettim. Başka bir paparazzi ise "Sevgiliniz sizin camianızdan her halde. Bunun hakkında çok şey duyduk." Dedi.
Yalandan bir kahkaha attım. "Ya kimden duyuyorsun bunu? Sevgilim yok arkadaşlar ve bir süre de sevgili düşünmüyorum."
"Peki o zaman sürekli sizinle beraber görüştüğünüz o erkek kim?" Palaz. "Çok arkadaşım var, kimden bahsettiğinizi bile bilmiyorum."
Demin bana iltifat eden kız telefondan Palaz ile benim sokakta yürüdüğümüz bir fotoğrafı çıkarıp bana gösterdi. Yüksek sesle kahkaha attım. "Çok yakın arkadaşım ve bundan rahatsız olabilir, lütfen böyle şeyler yapmayın."
Arkamdaki kapı açıldığında asistanım yanıma geldi. "Esra Hanım'ın önemli bir toplantısı var. Kusura bakmayın, bir dahakine daha çok konuşursunuz." Dedi. Paparazziler birden konuşmaya başlarken "Gerçekten kurusa bakmayın, bir sonrakine sözüm olsun." Diyerek şirkete giriş yaptım.
Asistanıma bakıp gülümsedim. "Toplantım var, öyle mi?" Eray bana bakıp tebessüm etti. "Sizi daha çok yormalarını istemedim." Dedi gülümseyerek önüme döndüm. "Bana siz diye hitap etmene gerek yok, Esra diyebilirsin."
Odama geçene kadar Eray yanımdan ayrılmayıp bu günkü planımın tamamını söyledi. Odama girerken Eray'a teşekkür ettim. "Bi gitmedi ya."
Telefonumun çalmasıyla telefonuma baktım. Palaz arıyordu. Telefonumu açıp hoparlöre aldım. "Efendim?" Dedim. Koltuğuma oturup telefonu masaya koydum. "Sevgilim var mı dedin?" Diye sordu. "Hayır." Dedim. "Ne alaka?" Diye devam ettim.
"Magazinlere sevgilin var diye yayılacakmış."
Kaşlarımı çattım. "Ne alaka?"
"Bilmiyorum. Magazin yapımcıs-" Kapının iki kere tıklaması üzerine "Bekle." Diyerek sözünü kestim Palaz'ın.
"Müsait değilim." Diye seslendim. Kapıda olan kişi dediğimi duymamış gibi sırıtarak içeriye girdi. "Öyle mi? Ben iki dakika konuşuruz sanmıştım."
Kaşlarımı çatarak ona bakındım. "Pardon, siz kimdiniz?" Diye sordum.
"Tolga Barlas." Barlas Holdingi sahibi olan gizemli Tolga Barlas mı? Kendini sır gibi saklarken şimdi benim karşıma mı çıktı? Vay be. Bu adamın burada ne işi var?
Telefonumu hoparlörden çıkarıp kulağıma götürdüm. "Ben seni sonra arayacağım." Dedim. Aynı hızda telefonu kulağımdan çekip aramayı sonlandırdım. Telefonu masaya koyup masanın önünde duran koltuklardan birini gösterdim.
"Oturun, ayakta kaldınız."
Teşekkür ederek tekli koltuğa oturdu. Ne kadar kibar biri, neden bunca zaman kendisini gizledi ki?
"Kahve içer misiniz?" Diye sordum. "Sade kahve alırım." Dedi.
Masamın üzerinde duran masaya sabitli olan telefondan iki sade kahve söyledim. Ona döndüm. Ne demem lazım şuan? Yıllardır kendini göstermedin, ilkin ben miyim? Falan mı demem lazım?
"Sizin buraya gelmenize çok şaşırdım, bir sorun mu var?"
Bana bakarken "Evet, direkt konuya gireceğim çünkü lafı dolandırmayı pek sevmem. Şirketleri birleştirmek istiyorum." Dedi. Tabi efendim. Sen birden gel, ben ise çaldığım bu şirketi sana vereceğim.
Yavaş bir biçimde tebessüm ettim. "Bir birleşme yapacağımı sanmıyorum." Dedim. Ellerimi masaya koyup ona bakarken "Biliyorum bu nedenle çaldığınız şirketin, çaldığına dair olan evraklarını mahkemeye vermek zorunda kalacağım." Demesi ile elimi masadan çektim.
"Anlamadım, neyin çalıntısından bahsediyorsunuz?"
Eline telefonu alıp bakınmaya başladı. Sinirim giderek artıyor. Telefonumdan bir mesaj sesi gelince telefonunu elinden bıraktı. "Baksana telefonuna." Dedi.
Telefonumu elime alıp gelen e-mail'e baktım. Şirketin çalındığına dair evrakları bana atmıştı. Her şey detaylı bir biçimde yazıyordu. "Şirketlerle beraber bizim de birlikte olmamız lazım. Evlilik benim aklıma yatan en mantıklı ilişki." Telefonumu masaya koyup Tolga'ya baktım.
Yüzüne yerleştirdiği pis gülümsemeyle ayağa kalktı. "Size özel numaramı atacağım. Beni akşama kadar haberdar ederseniz sevinirim." Derin bir nefes alıp verdim.
Kapıdan giren kadın elindeki iki Türk kahvesini masaya koydu. "İnanın ki içmiş kadar oldum." Dedi kadına bakarak.
Ardından bana bakarak gülümsedi. Orospu çocuğu.
"Görüşmek üzere."
Tolga odadan çıkınca kadına baktım. Sinirle "Sen de çık odadan!" Diye bağırdım. Kadın odadan çıkınca derin bir nefes alıp verdim.
"Amına koyduğumun piçi!"
Telefonu elime aldığım gibi Palaz'ı aradım.
Palaz'ı aradığımda çalmadan telefonu açtı. "Niye yüzüme kapattın?" Diye sordu. Sinirden burnumdan nefes veriyordum. "Bu şerefsiz ölmemiş miydi?"
"Hangisi?" Dedi ve devam etti: "Hayatımızda çok şerefsiz var."
"Şirketi çaldığımız kişi!" Sesim yüksek çıkmıştı. Etrafa bakındım. Bir kişinin daha duyması ile uğraşamam.
Palaz susarken telefonuma bir mesaj geldi. Bilinmedik bir numaradan gelmişti mesaj.
Telefonu kulağımdan uzaklaştırıp mesaja bakındım.
Bilinmedik Numara: Yarın sabaha kadar karar verirsen sevinirim.
Orospunun doğurduğu!
Telefon geri kulağıma aldım. "Bana söylemek istediğin şey ne?" Sorumun üzerine Palaz'ın sesi titrek çıkmıştı. Bana cevap verirken zorlanıyordu. "O adam zamanında trafik kazası ile öldü. Biz hiçbir şey yapmadık."
"Bana neden öldürdük dediniz o zaman!?"
Palaz'ın tekrardan sesi çıkmadı. "Şirketten çıkıyorum mekanıma gel." Telefonu kulağımdan ayırıp kapattım. Odadan çıkacakken Eray yanıma geldi. "Esra Hanım nereye? Az sonra toplantınız başlayacak." Sikerim şimdi toplantıyı.
"Çok önemli bir işim çıktı Eray'cım. Sonraya atalım toplantıyı."
Eray kafasını olumsuz anlamda salladı. "Ne yazık ki bu mümkün değil." Dedi. Ben sana mümkün olmayan olayları mümkün kıl diye para veriyorum değil mi?
"Neden?" Eray bana bakarak "Çin'den geldiler ve iki aydır onların gelmesini bekliyorduk. Toplantıdan sonra yine Çin'e geri dönecekler. Hiç zamanları olmadıklarını söylediler. Eğer toplantıyı ileriye alırsak hem bize olan güvenleri yıkılacak hem de toplantı için tekrardan uzun bir süre bekleyeceğiz." Diye net bir biçimde açıklama yaptı.
Gülümseyerek "O zaman bekletmeyelim değil mi?" Dedim. Eray bana gülümserken sinirimi sakin tutmaya çalıştım.
Telefonumu elime alıp Palaz'a mesaj yazdım.
Simge: Toplantıdan sonra yanındayım.
Eray'ı takip ederek toplantı odasına geçtim.
Toplantı odasına girince gülümseyerek "Hoş geldiniz." Dedim. Tercümen dediklerimi çevirirken baş sandalyeye oturdum. Çinli, gözlük takan adam bir şeyler söyledikten sonra tercüman "Konuyu uzatmak istemediklerini, sizinle iş yapmayacaklarını söylediler." Dedi.
Ya benimle iş yaparsın Çin malı ya da bu senin son işin olur.
"Neden diye sorar mısınız?" Dedim tercümana. Tercüman çinli adamlarla konuştu. Uzun bir zaman bir şeyler konuştular ama ne dediklerini anlamadığımdan sessiz kaldım. Tercüman bana dönüp "Başka bir şirketle çalışmak istediklerini hatta uzun zamandır onların peşinde koştuğunu söylediler." Dedi.
"Hangi şirket?" Tercüman sorumu onlara çevirdiğinde Çinli adam gülümsemeye başladı. Ne gülüyorsun yavşak?
"Barlas Holding." Tercümanın ağzından dökülen iki kelime yüzünden gülümseyen yüzümü arkaya attım. Ayağa kalkıp "Bizimle bu son iletişimi olsun, biz de sizinle iş yapmak istemiyoruz." Dedim.
Toplantı odasından çıkarken Eray arkamdan "Esra Hanım, bu bizi bataklıktan çıkaracak son çare." Diye söylendi. Olduğum yerde durup ona baktım. "Biz batıyor muyuz?" Diye sordum.
"Hayır efendim ama olduğumuz yerde sayıyoruz sadece."
"Bunlarla çalışmak yerine olduğumuz yerde sayalım Eray." Dedim. Eray kafasını olumlu anlamda salladı. "Başka ciddi bir toplantım var mı?" Ciddi kelimesini söylerken bilerek vurgu yapmıştım.
Eray kafasını olumsuz anlamda sallarken "Diğerlerini yarına atabiliriz. Şoföre haber veriyorum efendim." Dedi. Bir şey demden yanından ayrıldım.
Şirketten çıkıp şirketin önünde olan arabamın içine bindim. "Mekana."
Şoför arabayı kullanırken telefonuma gelen bildirimlere bakındım. Palaz'a mesaj atacakken gelen bir bildirim dikkatimi çekti. Röportajda 'Sevgilim yok.' dememe rağmen var diye basına sızdırmışlardı.
Esra rolü yapmak hayatımdaki en sıkıcı olay.
Palaz'a atacağım mesaj unutunca telefona bomboş bir yüz ifadesiyle bakındım.
Telefonu yanıma koyup arkama yaslandım. Bugün ne kadar boktan ilerliyor! Sanki hayatımın en kötü günü olmaya ant biçmişti.
Mekana gelince arabadan indim. Telefonumun çalmasıyla telefonuma baktım. Eray arıyordu, daha demin onun yanından ayrılmadım mı?
Telefonu meşgule atıp mekana girdim. Düz karalık olan holden geçip kırmızı kaplı odama geçtim. Palaz ve diğer çalışanlar beni görünce ayağa kalktı. "Palaz dışında herkes çıksın."
Yerime geçerken benim dediğimi yapmayıp hepsinin Palaz'a baktığını gördüm. Palaz onay verircesine kafasını salladığında hepsi teker teker odadan çıktı.
Baştaki tekli koltuğuma oturup Palaz'a baktım. "Artık benim dediğimi dinlemiyorlar mı?" Diye sordum. Palaz'ın bana cevap vermesini beklemeden "Hepsini öldür." Diye konuşmama ekleme yaptım.
"Simge senin sağ kolun olduğumdan bana baktılar yoksa senin sözünden çıkmaya cesaret edemezler."
Alayla sırıtarak kafamı aşağıya yukarıya salladım. "Tabi." Oturduğum yerden kalkıp Palaz'a baktım. Dikkatle gözlerimin içine bakıyordu. "Neden bana öldürmediğini söylemedin?" Palaz derin bir nefes verdi. "Sonuca odaklandığından nedenini sormadın."
Sinirden olduğum yerde durmak istemiyordum. Bağırıp çağırmak istedim bir an. "Çık dışarı." Dediğim iki kelimenin üstüne "Ama..." Diyen Palaz'ın gözlerine baktım. Bir şey demeden odadan çıktı.
Amını siktiğimin çocuğu! Nereden ulaşmış olabilir bu bilgilere!?
Odanın içinde olan küçük kabine girip makyajımı sildim. Üstümdeki aşko kuşko olan kıyafetleri çıkarıp siyah tulumumu giyindim.
Saçlarımı at kuyruğu yaparak kabinden çıktım. Telefonum tekrardan çalıyordu. Telefonuma baktığımda yine Eray olduğunu gördüm. Telefonumu elime alıp tekrardan meşgule attım.
Bu da ne kadar ısrarcı çıktı. Gören ciddi bir olay oldu sanar.
Koltuğuma geri oturup arkama yaslandım.
Sessizlik şu an bana hiç huzur vermiyordu. Kafamı dinlemek isterken bunu yapamamak fazla sinir bozucu.
Telefonum tekrardan çalınca elime sinirle alıp kulağıma götürdüm. "Ne var Eray!?" Sesim yüksek çıkmıştı. "Sizi rahatsız etm-"
"Saadete gel."
"Bizimle çalışan herkes birden çekilmek istediğini söyledi, şirket iflas etmek üzere." Dedi. Hızla ayağa kalktım. Eray'ın dediklerine karşı ne diyeceğimi bilemezken kapı açıldı. Palaz sinirle içeriye girdi. Kulağına yaklaştırdığı telefonla bana bakıyordu. "Eray oyalamaya çalış ve benden haber bekle." Dedim.
Telefonu kapatıp Palaz'a bakındım. "Dingo'nun ahırı mı burası!?" Palaz yüksek çıkan sesime karşılık bir şey demeden yanıma geldi. Telefonu bana uzattığında telefonun üstünde yazan kişinin ismine baktım.
Karsu.
Telefonu hızla kulağıma götürdüm. "Simge eve biri girdi." Karsu'nun ağlamaklı çıkan sesine karşılık kaşlarımı çatmıştım. "Ne demek eve biri girdi?"
Karsu ağlamaktan konuşamıyor bir vaziyetteydi. "Neredesin? Evde misin?" Karsu zorlukla "Hayır, kaçtım evden. Konum atacağım, lütfen yanıma gel." Dedi. "At konumu."
Telefonu Palaz'a geri uzattım. "Her şey bugün mü gelir bir insanın başına yahu?"
Mekandan çıkıp dışarıda bekleyen şoföre baktım. "Arabayı çalıştır sana atılan konuma gideceğiz." Şoför hızla arabaya geçince ben de geçtim. Arka tarafa oturup sinirle arabanın çalışmasını bekledim.
Yol boyu hangi olaya sinirleneceğimi bilemedim. Daha günün yarısına bile gelmedik ve yaşadığım şu sikimsolik olaylara bak ya!
"Hızlı sür!"
Şoför bana cevap vermeden gaza basmıştı. Çok bir zaman geçmeden arabayı durdurunca hızla arabadan indim. Bir çocuk parkının önüne gelmiştik. Karsu bankta oturmuş ağlıyordu. Hızlı adımlarla Karsu'nun yanına geçtim.
Beni görünce ayağa kalkıp bana sıkıca sarıldı. "Abla." Karsu'nun başını okşadım. Normalde Karsu ile kan bağımız yok ama bana her abla dediğinde onunla olan duygusal bağım artıyordu.
"Arabaya geçelim, orada anlat sen bana olur mu?" Karsu benden geriye çekilince gülümseyerek ona baktım.
Beraber arabaya geçince kapıyı kapattım. Şoföre dışarı çıkması gerektiğini söylediğimde sözümü ikiletmedi.
"Ne oldu?" Diye sordum. "Uyuyordum sonra bir ses duydum. Ayak sesiydi, sensin sandım seslendim ama cevap vermedi. Birden kapı sesi geldi, evden çıktı ama korkudan o evde duramadım."
Karsu'ya sarılıp tekrardan başını okşadım. "Kim olduğunu göremedin mi?" Diye sordum. Karsu geriye çekilip kafasını olumsuz anlamda salladı.
Karsu arkasına yaslanıp ağlamaya devam ederken telefonum çaldı. Bu siktiğimin cihazı neden bugün susmuyor? Telefonu elime aldım. Kulağıma götürüp "Ne var Palaz?" Diye sordum.
"Mekana iki adam bir kadın geldi. Senin Esra olduğunu biliyor ve Karsu'nun uyurken kafasına silah tuttuklarını söylüyorlar, buna ait fotoğraf bile var."
Karsu'ya baktığımda gözünü elinin tersiyle sildi. "İsimleri neymiş?" Diye sordum önüme dönerek. "Bilmiyorum, gelmen lazım."
"Karsu yanımda." Dedim. "Yapacak bir şey yok, gelmen lazım." Dedi Palaz.
Telefonu kapatıp şoföre seslendim. Mekana gideceğimizi söylememle arabayı çalıştırdı. Karsu bana sıkıca sarılıp "Bu akşam beraber kalsak olur mu?" Diye sordu. Kafamı onaylarcasına salladım. "Zaten öyle yapacağız."
Şoför tam gaz mekana doğru sürerken ben de Karsu'ya teselli veriyordum. Karsu'nun ağlaması kesilmişti fakat korktuğunu nefes alışverişlerinden anlıyordum.
Mekanın önüne gelince arabadan indik. Palaz yanımıza gelip "Senin odandalar." Dedi. Benim odama geçmeme izin mi vermişti? Hay sabır ya.
Karsu'ya dönüp "Sen beni burada beklesen olur mu?" Diye sordum. Karsu bana cevap vermedi fakat gözlerinin içine baktığımda korktuğunu anlayabiliyordum. "Her neyse, yanımda dur." Dedim.
Mekanın içine girip koridordan geçtim. Kendi odamın içine girince toplantı masasında oturan bir adam ve kadın gördüm. Diğer bahsettiği adam nerede diye bakarken kendi baş koltuğumun sırtının bana dönük olduğunu gördüm.
"Yalnız, benim koltuğuma sadece ben oturabilirim." Dedim.
Koltukta oturan kişi cümlemin ardından koltukla beraber bana döndü.
Tolga Barlas?
Bu sik kafalının burada ne işi var?
Alaylı bir biçimde sırıttı, koltuktan kalkarken "Bu kural tam olarak nerede yazıyor?" Diye sordu.
Önüme geçip elini bana uzattı. "Pamir Barlas, memnun oldum Simge."

