İçeriğe geç

Safkan Önyargısı💫🐍 (hp draco fan kurgusu)

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Safkan Önyargısı💫🐍 (hp draco fan kurgusu)

Bölüm 1

Kompartıman: ilk tanışma

Hogwarts Ekspresi’nin koridorları, ilk yılına başlayacak olan çocukların heyecanlı çığlıkları, ağır bavulların tekerlekli sesleri ve ailelerin vedalaşma gürültüleriyle kelimenin tam anlamıyla çalkalanıyordu. Ağır, meşe rengi bavulunu peşinden sürüklerken, siyah ve hafif dağınık dalgalı saçların sürekli önünü kapatıyor, onları sinirli bir hamleyle geriye atıp koyu yeşil gözlerinle boş bir yer arıyordun. Bavulun üzerindeki pirinç plakada parıldayan H.C. harfleri, koridordaki kalabalığın arasında sallanıp duruyordu. Neredeyse tüm kompartımanlar tıklım tıklım doluydu. Son çare olarak, trenin sonuna doğru biraz daha sakin görünen bir vagonun kapısını araladın.

İçeride, üstten iki düğmesi açılmış gömleği ve arkaya doğru kusursuzca taranmış platin sarısı saçlarıyla tek bir çocuk oturuyordu. Henüz 11 yaşında olmasına rağmen yüzünde, sanki tüm trenin tapusu ona aitmiş gibi kibirli, elitist bir ifade vardı. Yanındaki iki iri kıyım çocuk (Crabbe ve Goyle) onun ağzından çıkacak her kelimeyi bekler gibi pürdikkat oturuyorlardı.

Kapıyı açıp içeri adımını attığında, platin sarısı saçlı çocuk bakışlarını yavaşça sana çevirdi. Gri gözleri önce seni, ardından arkanda duran biraz hırpalanmış bavulunu ve üzerindeki H.C. harflerini süzdü. Yüzünde anında o sinir bozucu, alaycı tebessüm belirdi.

"Her yer dolu," dedin, sesini olabildiğince düz ve sakin tutmaya çalışarak. "Buraya oturabilir miyim?"

Sarışın çocuk, sanki çok komik bir şaka yapmışsın gibi hafifçe güldü, yanındakiler de ona eşlik etti. "Bak sen," dedi, sesindeki üstten bakan tonu gizleme gereği bile duymadan. "Tren gerçekten iyice seviye kaybetmiş. Ne o, bavulunun üzerindeki harfler... H.C. mi? Yoksa buraya gelmeden önce adını unutmaman için üzerine mi kazıdılar?"

Ukala ya da saldırgan bir tavır takınmadın, ama ezilmene de izin vermedin. Gözlerinin içine bakarak bavulunu yukarıdaki rafa kaldırmaya çalıştın. "Helga Cross," dedin soğukkanlılıkla. "Adımı unutmam, merak etme."

"Cross mu?" diye tekrarladı çocuk, adını bir çöpmüş gibi ağzında evirip çevirerek. "Büyücü dünyasında böyle bir soyadı duyduğumu sanmıyorum. Annem ve babam her önemli aileden bahseder ama... Cross? Tamamen meçhul. Yoksa bir çamur—"

"Annem Bulstrode ailesindendir," diyerek sözünü kestin, sesini yükseltmeden ama net bir vurguyla. Bulstrode ismini duyunca gri gözlerinde anlık bir şaşkınlık dalgası belirdi, arkasındaki iki çocuk da birbirine baktı. Ama bu şaşkınlık yerini hemen daha derin bir kibire bıraktı. "Babam ise Cross ailesinden bir muggle doğumlu büyücü. Yani, evet. Melezim."

Çocuğun yüzü sanki çok kötü bir koku almış gibi buruştu. "Bir Bulstrode'un, bir muggle doğumluyla... İnanılmaz. Kanını neyle kirlettiğinin farkında mısın sen? Yazık olmuş. Gerçi, o melez kafan buraya ait olmadığını er ya da geç anlayacaktır, Helga Cross."

Sana yer vermemek için bacaklarını biraz daha uzattı ama sen hiç istifini bozmadan, onun tam karşısındaki boş köşeye oturdun. Yol boyunca sana sanki orada yokmuşsun, hatta kompartımandaki bir eşyaymışsın gibi davrandı. Crabbe ve Goyle’a Hogwarts’taki güçlerinden, ailesinin nüfuzundan bahsederken arada bir sana bakıp, "Tabii bazıları sadece şans eseri o kapıdan girebiliyor, asil ailelerin adını kirleterek," diyerek laf sokmaktan geri durmadı. Sen ise sadece camdan dışarıyı izledin, yeşil gözlerinde tek bir kırılma bile olmadan onun bu ergen egosunu havada bıraktın. Adının Draco Malfoy olduğunu da o sırada kendi böbürlenmelerinden öğrendin.

Hogwarts’a vardığınızda, Büyük Salon’un ihtişamı herkesi büyülemişti. Seçmen Şapka’nın önüne gelindiğinde isimler tek tek okunmaya başladı. Profesör McGonagall’ın "Draco Malfoy!" diye seslenmesiyle, sarışın çocuk büyük bir özgüvenle öne çıktı. Şapka saçına bile değmeden "SLYTHERIN!" diye haykırdı. Malfoy, göğsünü kabartarak yeşil ve gümüş renkli masaya doğru yürüdü.

Kısa bir süre sonra, "Helga Cross!" ismi salonda yankılandı. Masadan sana doğru dik ve küçümseyici bakışlar atan Malfoy ile göz göze geldin. Tabureye oturdun, şapka başına takıldı.

"Hmm," dedi Şapka’nın fısıltısı zihninde. "Bir tarafta safkan bir asalet, diğer tarafta muggle dünyasının getirdiği o kararlı irade... Zekisin ama daha önemlisi, pes etmeyen bir yapın var. Kendini kanıtlama arzun yüksek. Seni nereye koysam acaba... Evet, en iyisi... SLYTHERIN!"

Malfoy’un oturduğu masada alkışlar yükselirken, onun yüzündeki o hoşnutsuz ifadeyi net bir şekilde görebiliyordun. Senin gibi bir melezin kendi binasına seçilmiş olmasından nefret etmişti. Oraya doğru yürüyüp masanın uzak bir ucuna oturduğunda, gözlerini sana dikip yanındakilere fısıldayarak güldü. Belli ki ilk yılı ikiniz için de pek huzurlu geçmeyecekti.

Eylül ve Ekim ayları, Draco Malfoy’un seni her fırsatta aşağılama ve "ezik" konumuna düşürme çabalarıyla geçti. Ortak salonda ne zaman bir kitap okusan ya da iksir ödevini yapsan, yanından geçerken ya mürekkep hokkana çarpar ya da "Melezlerin iksir yapma mantığı, muggle yemek tariflerine benzer herhalde," diyerek asalakça espriler yapardı.

Özellikle İksir derslerinde, Profesör Snape’in karşısında kendini kanıtlamaya çalışırken senin başarını gölgelemek için her şeyi yapıyordu. Bir gün, Küçültme İksiri hazırlarken Snape senin masanın önünde durup iksirinin kusursuz yeşil rengini inceledi. Tam o sırada yan masadaki Malfoy, "Profesör," dedi sesindeki o yalaka tonla. "Cross’un iksirine papatya köklerini yanlış kestiğini gördüm, muggle yöntemleriyle yapıyor sanırım. Patlarsa hepimiz zarar görebiliriz."

Snape sana soğuk bir bakış attı, sen ise Malfoy’a dönüp, "Papatya kökleri tam olarak üç milimetre kesilmeli, Malfoy. İstersen kendi bulanık iksirine bak, zira seninkinin rengi yeşilden çok senin yüzün gibi soluk bir sarıya dönmüş," dedin.

Malfoy’un yüzü sinirden kızardı. Snape, "Cross, sesini kes. Malfoy, iksirine odaklan," diyerek konuyu kapatsa da, Malfoy o günün çıkışında zindanların koridorunda önünü kesti.

"Kendini bir şey sanıyorsun, değil mi Cross?" dedi, boyu senden biraz uzun olduğu için üstten bakmaya çalışarak. "Sadece şanslı bir melezsin. Bu okulda, özellikle bu binada senin gibilerin yeri yok. Benimle aşık atmaya çalışma, canını sıkarım."

"Ben kimseyle aşık atmıyorum Malfoy," dedin, bavulunu taşıdığın o ilk gündeki gibi sakin ve net bir sesle. "Sadece işime bakıyorum. Ama sen sürekli benimle ilgileniyorsun. Yoksa melezler senin safkan dünyanda çok mu ilgi çekiyor?"

Bu laf ona ağır geldi. Arkasındaki Crabbe ve Goyle’a dönüp "Yürüyorus," dedi ve seni omzuyla iterek uzaklaştı.

Kasım ayının ortalarına gelindiğinde, Hogwarts’ta ilk kar taneleri düşmeye başlamıştı. İlk üç ayın sonunda aranızdaki gerilim hat safhadaydı. Ortak salondaki şöminenin önünde, Malfoy kendi arkadaş grubuyla oturmuş, senin biraz uzağında duran dağınık siyah saçlarına ve yeşil gözlerine dik dik bakıyordu. Senin o sakin, onun egolarına boyun eğmeyen duruşun onu deli ediyordu. Çünkü ne kadar uğraşırsa uğraşsın, seni ağlatmayı ya da o çocuksu kibirinin altında ezmeyi başaramamıştı.

Sen ise onun bu çocukça düşmanlığına karşı duruşunu hiç bozmadın; ukalalık yapmadan, sadece kendi asaletini koruyarak ona en büyük cevabı veriyordun. İlk yılın henüz başındaydınız ve aranızdaki bu soğuk savaş, zindanların taş duvarları arasında yankılanmaya devam edecek gibi görünüyordu.

Merhaba potterhead'ler ben berrin ve 3 yıldır falan harry potter hayranıyım. Seriyi umarım beğenirsiniz. Beğenmediğiniz yerler, öneri bana dmden yazabilirsiniz. Her gün 1 bölüm gelecek görüsürüz iyi okumalarrtrong>

Bölüm sonu

2 yorum