MERHABALAR✨
DÜNYAMA HOŞ GELDİNİZ🖤
KEYİFLİ OLUMALAR...
Hayaller... Uğruna binlerce kişiyi harcayabileceğimiz, kimine basit, kimineyse kuramayacağı kadar uzak. Benim hayallerim ilk olanıydı. Basit. Hiç bir zaman ulaşamayacağım dağın zirvesini düşlemedim. Hedefe dönüştürdüğüm her hayal gerçekleşti. Peki benim hayalim ne miydi?
Ünlü bir çizgi roman çizeri olmak. Kalemimin ucundan ekrana akıttığım her çizgide bir hayat yeşerttim. İstedim. Düşledim ve başardım. Kimseye engel olma hakkı tanımadım. Hayallerimi gerçeğe ittim. Ben Gülan Safkan. 'SAFKAN' adlı çizgi romanın çizeri. 15-16 yaşlarımdan beri defterlerimin kenarlarına çizerdim. Üniversite sınavını kazanıp İstanbul Üniversitesi- İngiliz Dili Ve Edebiyatı bölümünü kazanmıştım ve babamdan hediye olarak çizmek için tablet istemiştim. Başlarda tablete boş vakitlerimde çiziyordum. Sonra bir kafede editörüm Asille tanışmış, onun teşvikiyle daha çok ağırlık vermiştim.
Ve 20 yaşında ilk bölümüm yayınlanmıştı.
Webtoon tarzı bir uygulamada üç yıl boyunca 2 ayda bir bölüm atarak istediğim üne kavuşmuş, ünlü bir çizer olmuştum.
"Gülan! Gelsene hadi seni bekliyoruz." diye bağıran Cenan abimin sesiyle elimdeki tableti ve kalemi masanın üzerine bırakıp hızla ayaklandım. Dağılmış saçlarımı toplayıp odadan çıktım. Odadan çıkarken "Geliyorum abi!" diye bağırdım.
Bugün babamın doğum günüydü. Onu kutlamak için toplanmıştık. 2 abim 1 erkek kardeşim vardı. Beni çağıran en büyük abim Cenan'dı. 33 yaşında evli ve 1 çocuğu vardı. Karısı Cansel, biricik tatlı yengem. Mila, 2 yaşında minik bebekleri ve benim canım yeğenim. Cenan abimin bir küçüğü Cihangir abim, 25 yaşında bekar ve ingilizce öğretmenliği mezunu bir işsizdi. Atama beklerken babamın yanında marangoz dükkanımızda çalışıyordu. Yazık. Ve en küçük kardeşim Erden. 19 yaşında mezuna kalmış boş gezenin boş kalfası, oyun bağımlısı bir ergendi. Cidden ailede bu kadar zeki varken onun bu kadar salak olması bütün ailenin merak konusuydu. Ama yine de çok seviyordum canım kardeşimi. İlişki durumu sır gibi gizliydi. Annem ise babamın biriciği, ailemizin kraliçesi ve benim ölümüne uzak durduğum insan. Pek anlaşamazdık onunla. Nedendir bilinmez bana karşı bir antipatisi vardı. Anne-kız gibi değildik. Daha çok o anne ama ben onun değil komşunun çocuğuydum. Neyse. Gereksiz konular. Bunu sorun etmeyecek kadar büyüdüm.Ben de 23 yaşında İngiliz Dili Ve Edebiyatı mezunu ünlü bir çizerdim. İlişki durumu çizgi karakterle sınırlı ve halimden memnundum.
"Geldim abiş."
"Nerde kaldın be kızım. Babam gelir şimdi." dedi. Sakin ol abicim. Çenene vurdu stres.
Tezgahın üzerinde duran çileklerden ağzıma atıp "Ne söylendin be koca oğlan. Geldim işte." dedim. Sabır dilenir gibi başını sallayıp "Şu pastayı al, gel. Cihangirle Erden içeriyi hazırlıyorlar. hadi, hadi." dedi. İt çenesi yemiş herhalde. Yoksa bu kadar çok konuşmasının bir açıklaması olamaz. Allah Cansele sabır versin vallahi. Çekilecek dert değil.
Daha fazla laf dalaşına girmeden pastayı aldım ve mutfaktan çıkıp salona girdim. Annem koltukta oturmuş kucağındaki Mila'yı uyutuyordu. Bakışları kısa bir an beni buldu ardından tekrar Mila'ya çevirdi. Ben de bu tavrını önemsemeyip kafasında parti şapkası masanın üzerindeki bardaklarla uğraşan Erdene baktım. Cansel ortalıkta görünmüyordu, tuvalette herhalde. Cihangir tekli koltuğa yan oturmuş telefonuyla uğraşıyordu. Biraz büyü be adam 25 yaşındasın. Pastayı masanın üzerine bıraktım. Tam babamın ne zaman geleceğini soracaktım ki kapı çaldı. Koşar adımlarla kapıya gidip açtım. Karşımda emekliliğine rağmen sırf rahat yaşayalım diye çalışmayı asla bırakmayan, yorgunluğu yüzünden okunan babam duruyordu. Beni görmeyi beklemiyor olmalıydı. Şaşkınlıkk yüzüne yayılırken "Gülan? Kızım." dedi. Kollarını açtığı anda arasına girip kocaman sarıldım. "Babacığım, hoş geldin." dedim. "Hoşbuldum güzelim." dedi ve sarılmayı kesip içeri girdik. Babam ayakkabılarını çıkartıp terliklerini giydi ve direk yatak odasına gitti.
Her zaman salona uğramadan direkt üzerini değiştirmeye odasına giderdi.
Babam yatak odasına gittiğinde ben de hemen salona geçtim. "Babam odaya geçti. Erden, mumları yak kapatıyorum ışıkları." dedim.
Karanlık odayı mum ışıkları ayadınlatıyordu. Heyecanlı ve mutlu hissediyordum.
"Işıklar neden kapa..."
"İYİ Kİ DOĞDUN BABAA!" şarkıya başladığımız anda babam far tutulmuş tavşan gibi donakalmıştı. Unutmuş olmalıydı. Sustuğumuz anda gözleri dolmuştu babamın. "Canlarım benim. Çok teşekkür ederim hepinize." diye konuştu.
"Ne demek babam. Sen bizi yetiştirmek için gece gündüz çalıştın. Doğum günün kutlamışız çok mu? " dedi Cenan abim. Babam gülümsedi ve yaktığımız mumlara eğildi. "Hepinizin canının sağlığı, mutluluğu ve huzurunu diliyorum." dedi ve mumları üfledi.
Annem ve Cansel pastayla ilgilenirken ben de odaya gidip babam için aldığım hediyeyi aldım. salona dönüp hediyeyi her zamanki baş köşesinde oturan babama uzatıp;
"Canım babacığım, emeklerin için çok teşekkür ederim. Bu senin için. Kendi emeğimle aldım. Güle güle kullan." dedim.
Pakedi elimden aldı ve açtı, ona aldığım telefonu gördüğünde "Canım kızım ne gerek vardı. Ben idare ediyordum." dedi ve ayağa kalkıp bana sarıldı. "Önemli değil babacığım. Güle güle kullan. İhtiyacın olduğunu söylüyordun zaten." dedim. O sırada Erden;
"İstersen ben kullanabilirim, babacığım." diyerek aramıza girdi. Babam ona "Çok beklersin, kerata." diyip bana "Çok teşekkür ederim canım kızım. Taksidi falan zorlarsa haberim olsun, yardım ederim." dediğinde başımı iki yana sallayıp "Taksitle almadım. Hem sen düşünmesene bunları. " dedim. Gülümsemesi öyle içtendi ki, burnumun direği sızladı...
Herkes sırasıyla hediyesini verdikten sonra tabaklarımızı alıp sohbet etmeye başladık. Cihangir "Gülan, nasıl gidiyor anlat bakalım. çizgi roman işleri falan?" diye sordu. Ağzımdaki lokmayı yutup;
"Güzel gidiyor. Yarın öğlen 21. sayıyı atacağım." dedim. Başını sallayıp "Ne zaman dönüyorsun peki?" diye sordu bu sefer. "Yarın sabah çıkarım. Öğlen taslağı Asil'e atmam lazım. Dediği saatte atmazsam Asil beni öldürür." dedim. Başını sallayıp "Okuma oranı nasıl?" dediğinde zaferle gülümseyip "İlk 5 teyim." dedim. Erden ıslık öttürüp "Vay canına. Acaba ben 23'ümde bir baltaya sap olabilecek miyim? Ablamın çizgi roman serisi var, benimse mental issuesum. " diye konuştu kendi kendine. Kederle ağzına kocaman bir parça atıp sahte bir hüzünle çiğnedi. Hepimiz gülerken Cenan abim "Biz de doğdun diye besliyoruz işte. Yoksa hiç bir işe yaradığın yok. Kader işte. Ama üzülme, her kör satıcının bir topal alıcısı olurmuş." dedi. Erdenle uğraşmak onu fazlasıyla eğlendirmişti. Erden anneme dönüp "Ya anne birşey de şunlara ya. üzüyorlar oğluşunu." dedi. Annem onu bağrına basıp "Niye öyle diyorsunuz oğluşuma? Bu sene olacak inşallah. Hem ben ondaki potansiyeli görüyorum." dedi. İşte kör satıcı ve topal alıcısı.
"Senin topal alıcı bulundu abi." dedim Cenan abime. Üşenmeden kalkıp yanıma geldi ve yumruğunu uzatıp çakmamı bekledi. Gülerek yumruğumu yumruğuna vurdum. O sırada annemin öldürücü bakışlarını hissediyordum. Eğleniyordum.
Akşam boyunca gülüp eğlenmiş ve babama, zannımca, mükemmel bir doğum günü yaşatmıştık. Cenan abim ve Cansel Milayla birlikte evlerine gitmişlerdi. Cihangir balkonda hararetli bir konuşmanın içerisinde, Erden ise babamların yatmasını fırsat bilerek odasında oyununa dalmıştı bile.
Ve ben... Ben de bulaşıkları halledip, 3 yıldır ara sıra geldiğim odama geçmiş uykumun olmayışına dayanarak kalan çizimimi bitiriyordum. Kalemimin ucundan ekrana akan çizgiler, oluşturdukları karakterler, benim benliğimin yegane temeliydi. Okumayı, yazmayı, çizmeyi felsefem haline getirmiştim. Ve sanırım başka bir şeye ayıracak vaktim yoktu.
Kulağımda kulaklık Lana ile beraber harıl harıl çizim yaparken çalan telefonum duraksamama neden oldu. Tableti kenara bırakıp telefonumun ekranına baktım.
Arayan Asil'di. Asil 3 yıldır editörlüğümü yapıyordu. Aramasını yanıtlayıp konuşmaya başladım.
"Efendim."
"Gülan, nasılsın?"
"İyiyim, sen nasılsın?"
"İyi ben de. Taslak nasıl gidiyor? Bitti mi?"
"Bitmek üzere. Birkaç saat daha uğraşırsam biter. Ben Kocaeli'deyim. Sabah çıkacağım. Yetiştirirm yarına."
"Tamamdır. Ne derim bilirsin; Vaktinde tamamladığın her iş sana ışıltısıyla geri döner. Işıltılı geceler."
"Sana da ışıltılı geceler."
Aramayı sonlandırıp çizime geri döndüm.
Saat 04:25'i gösterirken bölümü sonunda bitirmiştim. Çizimleri kaydetip ekranı kapattım ve tableti komodinin üzerine koydum.
Uykunun çağırdığını belli edercesine sızlayan gözlerimi kapatıp uykuya teslim oldum.
*******
Gözlerimi alarmın sesiyle açtım. Saat 08.30 du. Kahvaltıya kalamayacaktım. Yataktan kalkıp elimi yüzümü yıkadım ve üzerime gri eşofmanımla lacivert sweatshit giydim. Eşyalarım bavula koyduğum sırada kapım hafifçe aralandı. Gelen annemdi.
"Gidiyor musun?"
"Evet." dedim kısaca. Başını salladı ve "Yolun açık olsun. Baban çıkarken para bıraktı. Onu almalıyışsın." dediğinde yüzüne bakıp "Sen al. Benim param var. Sana lazım olur." dedim. Babamın artık kendi paramı kazandığım gerçeğiyle yüzleşmesi lazımdı. Her seferinde para bırakıyordu.
Annem başını sallayıp başka bir şey demden odadan çıktı. Annem böyleydi işte. Az konuşur ama bazen can sıkardı.
********
Yolculuğum bitmişti ve saat 10'u gösteriyordu. Yorgun hissediyordum ama işlerim vardı. Lalin ev için alışveriş listesi göndermişti. Onları almalıydım. Bölümü attıktan sonra gitmeyi aklıma not edip arabadan indim. Bagajdan bavulumu alıp eve çıktım. Bir apartmanın teras katında yaşıyorduk. Lalin hemşireydi ve çoğu zaman bugün olduğu gibi nöbetteydi. O yüzden Evren ve Temmuz dışında tek yaşıyor sayılırdım. Onlarla aynı evde yaşamıyorduk ama boş zamanlarında sürekli bizimle birliktelerdi. Evren Halkla İlişkiler bölümü mezunuydu, Temmuz ise Uluslararası Ticaret mezunuydu. Şu anda ikisi de aynı şirkette çalışıyorlardı. Hepimiz bir şekilde hayatlarımızı kurmuştuk. Ve hepimizin ölesiye kaçtığı şey hayatlarımızda tek eksiğimizdi.
Aşk...
Şahsen tercihim değildi. Kaçıyordum hatta. Çünkü bana göre aşk; iki insanın arasında ne varsa başlatıp sanki kendisi başlatmamış gibi yok etmeye içilmiş bir yemin şarabıdır. Eğer bir insanla aramda ileriye dönük birşey başlarsa bunu aşka dönüştürmeyi istemezdim.
Taslağı teslim etme saatim gelene kadar ev işleriyle uğraşmış vaktimi verimli geçirmiştim. Çalan telefonum teslim saatinin geldiğini gösteriyordu. Hızlıca tabletimi alıp taslağı gönderme tuşuna bastım. Tuşa bastığım sırada zil çalmıştı. Tableti yatağın üzerine bırakıp kapıyı açmak için alt kata indim. Benim odam çatı katındaydı. Terasa çıkan küçük bir kapısı vardı. Küçüktü ama çok büyüktü.
Kapıyı açtığımda karşımda yorgunluktan göz altları morarmış, saçları dağılmış ve gözündeki gözlükler emanetmiş gibi duran Lalindi. Bu hali beni gülümsetmişti. Bana hep işimin yorucu olmadığını istesem yatarak bile yapacağımı söylerdi. Haklıydı.
"Hoşgeldin bebeğim."
"Hoşbuldum. Yorgunluktan geberiyorum. Diyeceğin bir şey yoksa direkt uyuyacağım." dedi direkt. Başımı iki yana sallayıp "Markete çıkacağım şimdi. Sen uyu. İyi uykular güzelim." dediğimde beni başıyla onaylayıp hızlı ama yorgun adımlarla odasına gitti. Ben de odama çıkıp telefonum anahtarım ve cüzdanımı bel çantama koydum, ardından üzerime siyah kaşe kabanımı geçirdim ve evden çıktım. Üzerimde gri eşofman takımı vardı zaten, pek özenmemiştim. Arabaya atladım ve evimize çok uzak sayılmayacak bir marketin önünde park ettim.
Listedeki ürünleri sepetime ekleyip kasaya ilerledim. Benden önce bir kişi vardı. Adam ürünlerini geçirirken gözüme ürünlerin arasındaki çilekli süt çarptı. Dikkatimi çeken şey sütün varlığı değildi elbette. Sütü alan kişiydi. O kadar alakasız bir ikiliydi ki. Adamın yüzünü göremiyordum ama heybetli ve iri bir vücudu vardı. Sütle pek bağdaştıramamıştım ve komik gelmişti. Belki de kızına alıyordur diye düşünürken çalan telefonumla bakışlarımı çilekli süt- koca adam ikilisinden ayırıp cebimden telefonumu çıkarttım. O sırada adam alışverişini tamamlayıp marketten ayrılmıştı. Arayan Asildi.
"Efendim?"
"Gülan? İyi misin?"
"İyiyim? Hayırdır bişey mi oldu?"
"Saat 01.00. Taslak neden elime ulaşmadı?"
"Ne demek elime ulaşmadı? Attım ben sana.
Yükleniyordu gördüm."
"Hayır. 1 saattir senden taslak bekliyorum. Acilen at 1 saate bölüm çıkmamız gerek. Sen böyle sorumsuz değildin ne oldu sana?"
"Asil elbette sorumsuz bir insan değilim. Attım diyorum. Nasıl atılmaz anlamıyorum. Ben marketteyim şimdi geçiyorum hemen eve. Kahretsin."
"Bilmiyorum bir daha at ve çabuk ol. İlk defa olduğu için görmezden geleceğim. Bir daha olmasın lütfen."
"Eve gidince atarım tekrar."
"Tamam."
Telefonu kapatıp aldıklarımın ücretini ödedim ve hızlıca marketten ayrıldım. Poşetleri bagaja atarcasına bırakıp şoför koltuğuna geçtim. Telefonumda yığınla mail ve mesaj vardı. Allah'ım kafayı yiyeceğim.
Arabayı çalıştırıp hızlıca eve sürdüm. Poşetleri kucaklayıp hızlıca asansöre bindim ve eve gittim. Kapıyı açtım, poşetleri girişe bırakıp botlarımı yarım yamalak çıkardım ve koşarak odama gittim. Tabletimi açıp direk uygulamaya girdim. Fakat gördüğüm tek şey uygulamanın yanıt vermediği oldu. Şokla kaşlarım çatılırken tekrar girmeye çalıştım. Bu sefer girmişti ama bir türlü hesabıma giremiyordum. Lanet olsun.
Neler oluyordu?
Bilinmezlik sancısı bedenimi sararken sıkıntıyla saçlarımı karıştırıp cebimden telefonumu çıkarttım ve Asil'i aradım. İlk çalışta açmıştı.
"Asil. Neler oluyor? Hesabıma giremiyorum. Kafayı yiyeceğim bir şey yap."
"Dur bir dakika. Tane tane anlat şunu nasıl giremiyorsun hesaba?"
"Olmuyor. Geldim eve baktım ilk başta uygulamaya girmedi, sonra girdi ama hesabıma giremiyorum."
"Ben de denedim şimdi, olmuyor. Hesapta sıkıntı var herhalde. bekle bakalım uğraşayım biraz."
"Tamam, haber bekliyorum senden."
Dedim ve telefonu kapatıp yatağın üzerine bıraktım. Aceleyle çıkartmayı unuttuğum kabanımı çıkartıp dolabıma astım. Ardından kendimi yatağa atıp sıkıntıyla tavanı izlemeye başladım. Şu an elimden Asil'i beklemekten başka birşey gelmezdi. Beklemek zorundaydım.
Doğrulup hesabıma tekrar girmeye çalıştım. Başarısızdı. Allah'ım kafayı yemek üzereydim. 20 sayıdır tek bir sorun yaşamamış, saatine kadar düzenli bir şekilde her sayıyı yayımlamıştım. Ay fenalaşacağım şimdi.
Tabletten, bilgisayardan, telefondan... aklınıza gelebilecek her yerden girmeyi denemiş ama uygulamadan red yemiştim. Gözlerim dolarken çalan telefonumu hızla alıp Asil'in aramasını yanıtladım.
"Lütfen bir çözüm bulduğunu söyle bana."
"Şanslısın bebeğim. Editörün Asil Çevik. Benden bir şey kaçar mı? Kaçma..."
"Uzatma be, gerginim zaten ne çözümü buldun? Bayılmak üzereyim. "
"Bağırma be! Uygulamanın Türkiye temsilcisiyle iletişime geçtim. Senin için, benim hatrıma bir randevu ayarladı. Önümüzdeki salı saat 13.00 da orda olman lazım adresi mesaj atacağım."
"Asil, kuzum daha erkene verememiş mi? benim o kadar vaktim yok. Okurlar bölüm bekliyor. "
"İnan bana nasıl yalvardığımı duymak bile istemezsin. Ruhumu ortaya koydum resmen. En yakın tarih buymuş."
"Off. Peki, tamam. Bir açıklama falan paylaşayım o zaman hesaplarda."
"Tamam o zaman sen onu hallet ben de diğerleriyle iletişime geçeyim. Haberleri iletirim sana. Görüşürüz."
"Görüşürüz."
Telefonu kapatıp bütün hesaplarımda konuyla ilgili paylaşım yaptım. Olumlu olumsuz gelen bütün yorumları görmezden gelip koca bir kupa bitki çayı ve pofuduk battaniyemle birlikte televizyonun karşısına oturdum.
Kapı çaldığında oturduğum yerden kalkıp ayaklarımı sürterek kapıya doğru yürüdüm. Mutsuz hissediyordum.
Gelen Evren ve Temmuzdu. Evleri buraya çok yakındı ve çoğu zaman akşamları beraber geçirirdik. Hepsini çok seviyordum. Canım arkadaşlarım.
"Hoşgeldiniz." üzgün sesimi duyan Evren dudaklarını büküp beni kollarının arasına aldı ve "Kuzum benim. Ne oldu sana? " dedi. Kollarımı beline dolayıp sarıldım. Yıllardır birlikteydik ve gerçekten birbirimize fazlasıyla iyi geliyorduk. Ailemden sonra tek varlığım onlardı.
"Evren, kafayı yicem. Hesabıma giremiyorum." dedim ağlamaklı bir sesle. "Nasıl giremiyorsun? Dur bir dakika gel içeri geçelim öyle anlat." Dedi ve kollarını benden ayırdı, aynısını ben de yaptım ve geçmeleri için geriye çekildim. İçeri geçtiklerinde Temmuz "Lalin nerede?" diye sordu. Sırtımdaki battaniyeye biraz daha sarılıp "Nöbetten çıktı. Gelir gelmez uyudu. Birazdan uyanır muhtemelen." dedim. Başıyla onaylayıp tekli koltuğa kuruldu.
"Anlat bakalım ne oldu? Nasıl giremiyorsun hesabına?" dedi Temmuz. Üçlü koltuğa kurulup ağlamaklı bir şekilde "Sabah eve geldim. Taslağı Asil'e attım sonra markete gittim. Ben marketteyken Asil aradı. Dedi 'Taslağı neden atmadın?' Attığımı sanıyordum. Eve geldim aceleyle baktım ki hesabıma giremiyorum. Uğraşıyorum uğraşıyorum yok. Asil en sonunda zar zor uygulamanın Türkiye temsilcisinden haftaya salı için randevu almış. Halleder inşallah." dedim. İkisi de oturmuş pür dikkat beni dinliyorlardı. Anlatırken ağlamaya başlamıştım. Fazla sulugözdüm. Şu an resmen battaniyenin içinde tepine tepine ağlıyordum.
"Güloş? Yavrum iyi misin? Ay kız bozuldu. " dedi Evren. "Sensin bozuk." dedim ve elimin tersiyle yüzümü sildim. Temmuz oturduğu yerden kalkıp yanıma oturdu ve beni kollarının arasına çekti. "Ne vardı sanki yarına randevu verse. PAZARTESİ ULAN BUGÜN. 1 HAFTA NASIL BEKLEYECEĞİM BEN." sonlarda sesimi yükseltmiş temsilciye olan sinirimi dışa vurmuştum. Evren gülerken Temmuz beni kendine daha çok bastırdı. Kokusu burnuma dolarken burnumu çektim.
"Sadece sende mi sorun varmış?" diye sordu Evren. başımı kaldırıp "Sanırım ama bilmiyorum. Uygulamanın internet sitesinde herhangi bir duyuru yayınlanmamış. Ceyhan var, aynı yayınevinden bi çizer, ona sordum. Onda bir sorun yokmuş. Kafayı yicem yaaa." dedim. Ceyhan çok samimi olmadığım sadece aynı yayınevinin çizerleri olduğumuz biriydi.
Evren başını salladığı sırada Lalin odaya girmişti. Uykulu gözlerle bize bakıp "N'oluyo burda yahu? Niye bağırıyo bu kız?" dedi.
"Uygulamada sorun çıkmış. Bölümü yayımlayamamış. Moraller nanay." dedi Evren. Lalin kaşlarını çatıp "Nasıl ya? Ne oldu ki? İnternette mi sorun var?" dedi. Anlattıklarımı ona da anlatmış bir tur daha ağlamıştım.
Yaklaşık 2 saattir konu hakkında konuşuyorduk. Ara ara ağlıyor sonra susuyordum. Sonra tekrar ağlıyordum. "Sen ne yaptın? Nöbet falan nasıl gidiyor?" diye konuştu Temmuz. Lalin Temmuza dönüp "Yorucu. Manyak hasta yakınları yetiyor zaten. Geçen zaten bir tanesine iğne vuracağım, kalçanızı açın dedim. Direk pantolonunu çıkartmış. Yarabbim. Çıldırdım." dediğinde hepimiz güldük. Hemşirelik, daha doğrusu sağlık çalışanı olmak çok zordu.
"Allah yardımcın olsun vallaha. İşin baya zor. Allah hepinize yardımcı olsun. Ben en azından gerçek karakterlerle uğraşmıyorum. Hayatımda çok az gerçek insanla muhatap oldum. Annem babamdan çok karakterlerimi görüyorum resmen." dedim. Evren gülerek "Hayatı bu kız yaşıyor resmen." dedi. Ona dil çıkarttım, guruldayan karnım artık yemek yemem gerektiğini haykırıyordu.
"Ben çok acıktım. Ne yapalım? Alışveriş yapmıştım bugün." dedim. Evren "Dışarı çıkmaya ne dersiniz?" dediğinde oturduğum yerde battaniyenin içine daha da gömülüp konuşmadan onaylamadığımı belli etmiş oldum. Temmuz "Abi daha dün dışarıda değil miydin? Parti boy olmak için yaşlandın haberin olsun. 24 yaşındasın. Evlilik çağına geldin uslu dur biraz." dedi uyarıcı tonlamayla. Evren gözlerini büyütüp elini kalbinin üstüne koydu. Şu an 'Ay üstüme iyilik sağlık ayol!' diyen teyzelere benziyordu. Bu beni gülümsetirken "Ay üstüme iyilik sağlık! Sensin yaşlı. Hem ne evliliği be?!" diye konuşunda gülümsemem kahkahaya döndü.
"Of hadi bir şeyler yiyelim. Çok acıktım ben. " dedi Lalin Temmuz ve Evrenin atışmasını bölerek. Başımı sallayıp "Ben de geldim geleli bir şey yemedim. Dışarı da çıkasım yok. Ne yapalım? " dedim. Evren lafa dalıp "Güloşum, bebeğim, canım arkadaşım... Kremalı tavuklu makarna yapar mısın? N'olur. Sen çok güzel yapıyorsun." dedi. Saçlarımı havalı bir şekilde geri atıp "Yaparım tabi ki de. Ve doğru söylüyorsun; Benden güzel yapanı yok." dedim kendini beğenmiş bir tavırla.
"Aslansın be. Biz de sana yardım edelim."dedi. Ardından hepimiz ayaklanıp mutfağa gittik. Aceleyle bir kenara bıraktığım malzemeler bıraktığım yerde duruyordu. "Temmuz bebeğim Lalinle şu malzemeleri yerleştirir misiniz? Biz Evrenle yemeği hallederiz." dedim, Temmuz başıyla onaylayıp "Mantar yok biliyorsun." dedi. Gülerek başımı salladım. Mantara alerjisi vardı o yüzden bilmemize rağmen uyarırdı. Çünkü bir kere ölüm tehlikesi atlatmıştı.
Makarna için ocağa su koydum, ardından gerekli malzemeleri tezgahın üzerine alıp Temmuz ve Lalin'in işini kolaylaştırdım. "Evren canım salata yapar mısın?" dedim tavuğu poşetinden kurtarırken. Başını sallayıp salata için gerekli olan malzemeleri çıkarttı. Ben de tavukları orta büyüklükte doğramaya başladım.
Tavukları doğramam bitince kaynayan suya tuz ve makarna ilave ettim. Makarna haşlanırken kaşar peynirini rendeledim ve onu da kenara koydum. Makarnaın haşlanmasını bekliyordum, arkamı dönüp Temmuz ve Lalin ne durumda ona baktım. Temmuz buz dolabına malzemeleri yerleştiriyordu. Lalin ise ona malzemeleri uzatıyordu. Hepimizin iyi anlaşması ve aramızda fesatlığın olmaması gerçekten çok mutlu ediyordu beni.
Haşlanan makarnaları süzüp sosuyla buluşturdum ve kapağını kapattım. Evren de salatayı bitirmiş sosunu yapıyordu. İşini bitirip sohbete dalmış Lalin ve Temmuza dönüp. "Temmuz kuzum masayı kurar mısınız? Ben de yemekleri böleyim." dediğimde başını salladı ve Lalinle birlikte yeterli çatal-kaşık ve bardağı alıp içeri gittiler. Ben de makarnayı ve salataları böldüm. Tabakları Evrenle alıp biz de içeri gittik. Masa kurulmuş Temmuz ve Lalin yerlerine oturmuşlardı.
Kendi tabağımı masaya koyup Temmuz'un tabağını önünde bıraktım. Ben geri çekildiğim sırada o öne doğru eğilince saçları yanağımı sıyırdı. Kokusu ciğerlerime dolarken hızla geri çekildim. Biraz tuhaf hissetmiştim. Şey gibi...
Etkilenmek.
Yaşadığım garip duygudan silkelenerek kurtuldum ve yemeğe başladık. Gülüp eğleniyor keyifle yemeğimizi yiyorduk. Mutlu ve güvende hissediyordum. Ama derinlerde bir yerde bastırdığım yoğun duygu nedense şu sıralar eksikliğini hissettiriyordu.
Peki neden ihtiyaç duyduğum duygu beni korkutuyordu?
Saat gece yarısını geçeli çok oluyordu. Temmuz ve Evren evlerine gitmiş Lalin ise uyumak için odasına çekilmişti. Ben de mutfakta oturmuş gece kaçamağı yapıyordum.
Gece gece açlık bastırdığı için yaptığım sandviçi yiyordum. Çok çabuk kilo alan biri olduğum için yaptığım gece kaçamağı bana fazladan spor olarak dönecekti. Eskiden çok fazla yer çok fazla kilo alırdım. Ama büyüdükçe kendime vakit ayırma sürem azalmış yeme düzenim bozulmuştu. Bazen akşama kadar hiçbir şey yemiyor, bazen de öğünlerimi atlamadan sağlıklı besleniyordum.
Ben böyleydim işte kısa boyum, zar zor verdiğim kilolarımla oluşan kıvrımlı, ölüm beyazı tenim, uzun kuzguni siyah saçlarım, zayıf olmama rağmen tombul yüzüm, hokka olmasa da düz burnum, dolgun dudaklarım ve yeşil gözlerim. Kendimi gerçekten beğeniyordum. Hiç bir zaman, kilolu olduğum zamanlarda bile, kendime küsmemştim. İnsan kendini bir şekilde sevmeliydi. Kendini karanlığa hapsedip yanan en ufak ışığı aydınlık sanmamalıydı.
Uykumun geldiğini anladığımda dişlerimi fırçalayıp günlük bakım rutinimi yerine getirdim ve yatağıma girdim. Yorgun olduğum için uykuya dalmam uzun sürmedi.
⏳⏳⏳
Gözlerimi telefonumun melodisiyle açtım. Uykulu bir şekilde doğrulup yarım bakış ekrana baktım. Arayan Asil'di. Önemli olacağını düşünüp hızla yanıtladım aramasını.
"Alo? Efendim Asil?"
"Günaydın güzellik. Naber?"
"Günaydın sana da. Uyuyordum. Senin aramanla uyandım. Nasıl hissettiğimi bilmiyorum şu an."
"Güzel güzel. Boş musun bugün?"
"Boşum. Telafi için özel bölüm gibi bir şey çizecektim. Onun dışında boşum."
"Tamamdır. Hazırlan bugün dışarı çıkalım. Öğlen oldu. Bir şeyler yeriz. Uyar mı sana?"
"Oluuurr. Ufak bir işim var. 1-2 saate ararım seni. Buluşma yerini at gelirim ben."
"Ben alırım seni, hazır olduğunda ara gelirim."
"Tamam. Görüşürüz o zaman."
"Görüşürüz."
Telefonu kapatıp komodinin üstüne bıraktım. Hala uykum vardı. Duvar saatine baktığımda saatin 11.47 olduğunu gördüm. Uykuyla evlenebilirdim sanırım. Uyumak bir meslek olsaydı. Zengin olurdum.
Yattığım yerden doğrulup yataktan kalktım ve ayaklarımı sürüyerek banyoya girdim. Aynadaki Gülan bana bir daha asla bu kadar uyumamam gerektiğini haykırırcasına davul gibi şişmişti. Kıyafetlerimden kurtulup duşa girdim ve hızlıca duş aldım. Yarım saat sürdüğü için pek de hızlı sayılmazdı ama olsundu.
Duştan çıkıp havluya sarındım ve nemlendiricilerimi vücuduma ellerime yüzüme ve dudaklarıma sürüp saçlarımı kuruladım. Ne giysem acaba?
Dolabımdan kahverengi askılı crop, siyah bol kot pantolon ve beyaz kalın yün hırkamı çıkartıp giydim. Güzelim evet.
Makyaj aynamın karşısına geçip kirpiklerimi kirpik makasıyla kıvırdım. Eyeliner sürüp mascara sürdüm. Highlighterdan parmak ucumla hafifçe göz pınarlarıma sürdüm, dudaklarıma da kahverengi lip gloss sürdüm. Saçlarımı tarayıp sprey sıktım.
Evet, Hazırdım.
Saat 13'e yaklaşıyorken Asil' hazır olduğuma dair mesaj atıp beklemeye başladım. Beklerken omuz çantama anahtarımı, cüzdanımı, telefonumu kulaklığımı koydum. Ben çantamı hazırlarken Asil çoktan gelmişti. Telefonumu arka cebime koyup odadan çıktım. Bugün hava güneşliydi o yüzden kaban giymeyecektim. Kahverengi converse giyip evden ayrıldım.
Apartmandan çıkarken Asil'in arabasını görmüştüm. Çok beklettim mi acaba düşüncesiyle hızlı adımlarla arabanın yanına gidip ön koltuğa bindim.
"Selam güzelim." dedi Asil arabaya bindiğimde. Ona gülümseyip "Selam." dedim. Ardından kemerini bağladım ve "Çok beklettim mi?" diye sordum mahçubiyetle. "Hayır bekletmedin. Ben de daha yeni gelmiştim zaten." dedi. Kemerimi bağlarken "İyi o zaman, sevindim. Nereye gidiyoruz?" diye sordum. Arabayı çalıştırıp "Yeni bir yer açılmış. Tatlıları güzel diyorlar. Oraya gidelim bence. Senin aklında bir yer var mı?" dedi. Başımı iki yana sallayıp "Yok. Ama dediğin yere gidebiliriz. Canım suffle çekiyordu ne zamandır zaten. Güzel olur." dedim. Bir şey söylemeden arabayı çalıştırdı ve yola çıktık.
Yol boyunca konuşmamıştık ve kısa sürede mekana varmıştık. Ufak bir yerdi. Oturduğum eve yakın olması benim için + puandı. Pembe ağırlıklı kafenin duvarları boydan boya ledlerle kaplıydı. Buram buram kahve ve tatlı kokuyordu. Çikolata kokusu ağzımı sulandırmıştı bile. Asil iştahla parlayan bakışlarıma gülerken cam kenarında boş bir masaya oturduk. Kafenin geneli çok kalabalık değildi, boş birkaç masa dışında hepsi doluydu.
Menüleri incelerken siparişlerimizi almak için yanımıza şirin mi şirin bir garson geldi. Orta boylarda uzun sarı saçlı bir kızdı. "Ne alırsınız efendim?" diye sordu. Asil menüyü uzatıp "Ben bir espresso ve çikolatalı kurabiye alayım. Gülan?" dedi ve bana döndü "Ben de suffle ve çikolatalı milkshake alayım." dedim gülümseyerek. Garson kız yanımızdan uzaklaştığında Asil bana dönüp "Eee, nasıl gidiyor?" diye sordu. Alt dudağımı sarkıtıp "Hiç iyi gitmiyor. Bilirsin benim işlerim hep düzenli ve planlıdır. Bu iş hiç iyi olmadı. Sence dediğin adam düzeltir mi?" dedim. omuz silkti ve "Muhtemelen. Koskoca temsilci. Hem verilerin onda olduğu için halledecektir." dediğinde bir nebze de olsa rahatlamıştı içim. Stresten çizim yapamıyordum.
"Sen nasılsın? Annen nasıl? Hala hastanede mi?" diye sordum. Derin bir iç çekip "Savaşıyor hala. kazanır mı bilmiyorum. Ama artık kazanmasını istemiyorum. 2 yıl oldu. Hiçbir iyi haber yok. Çok yoruldu artık. İyi mi düşünüyorum bilmiyorum ama artık yorulmasını istemiyorum." dedi. Asil'in annesi yaklaşık 2 Yıldır böbrek hastasıydı. Ne benim ne de Asil'in böbrekleri uymuyordu. Umarım bir an önce bulunurdu da iyileşirdi.
"Deme öyle kuzum. Ayşin abla sağlamdır. Kazanacak sen hiç merak etme." dedim elimi omzuna koyarak. O sırada siparişlerimiz de gelmişti. Buruk bir şekilde gülümseyip "Hadi tatlını ye, soğumasın." dedi. Başımı sallayıp kaşığımı suffleme daldırdım. Akan çikolatası iştahımı açarken sıcak sıcak ağzıma götürdüm. Çok sıcaktı, dilimin yanmasıyla gözlerim dolmuştu. Asil gülüp "Yavaş kızım yavaş. Yandın." dedi. Başımı iki yana sallayıp "Suffle olsun lavdan olsun. Yana yana yerim." dedim ve milkshakeden bir yudum aldım. Şu an resmen kendimi kaybedecektim. Çikolata bütün organlarımı ele geçirmiş beni benden almıştı resmen.
Bir yandan tatlılarımızı yiyor bir yandan da sohbet ediyorduk. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamamıştım. Asil'i gerçekten seviyordum. İyi bir editör olmasının yanı sıra iyi bir arkadaştı.
"Kalkalım mı? Yazarlarla toplantı vardı. Gecikmeyeyim." dedi Asil. Başımı sallayıp ağzımı sildim ve çantamdan cüzdanımı çıkarttım. "Bu sefer ben ödeyeyim hesabı." dedim. Onaylamayacağını belli eder gibi çatmıştı kaşlarını. İtiraz hakkı tanımadan garson kıza "Hesabı rica edebilir miyim lütfen." diye seslendim. Kız başını sallayıp hesabımızı getirdi. Hesap kutusu kalp şeklindeydi ve aşırı hoştu. Sanırım yeni mekanım burasıydı. Tam çizim yapmalık ortam.
Yoğun uğraşlar sonucu hesabı ödeme zaferini kazanmış kafeden çıkmıştık. Arabaya binip yola koyulduk.
"Asil. Şu dediğin adam. Temsilci. Adı falan ne? Araştırdım ama pek birşey bulamadım. Ve asıl sorun şu; Bu adam koskoca uygulama temsilcisi ama neden kendini saklıyor?" diye sordum. Bakışlarını yoldan ayırmadan "Hakkında benim bile çok bilgim yok. Benim bile. Adam gizlerle dolu. Seninle görüşmeyi bile nasıl kabul etti bilmiyorum. Çünkü adam basın toplantılarına bile katılmıyor. İnsanlardan uzak yaşıyor. Neredeyse yok denecek kadar az katılmıştır yayın toplantılarına bile. " dedi. Şaşkınlıkla kaşlarım havalanırken bir yandan da içimde çocuksu bir heyecan vardı. Yıllardır üst sıralara sahip olan çizgi romanımın yayınlandığı uygulamanın temsilcisiyle görüşecektim. Hem de daha önce neredeyse hiçkimsenin görmediği bir adam.
"Bak daha çok sabırsızlanmaya başladım. Neden kimseye görünmüyor acaba? Adı ne peki? Adı vardır herhalde." diye sordum art arda. Asil çocuksu heyecanıma gülerek "Alsancak Merih."
"Peki bu adamın sadece adı biliniyorsa nasıl görüşme ayarladın?" dedim bu sefer. Bana yandan bir bakış atıp çapkınca gülümsedi ve "Asil Çevik cazibesi diyelim." dediğinde omzuna vurup "Hadi ordan." dedim. Bir şey demeden güldü ve arabayı durdurdu. Evime gelmiştik. Asil'e dönüp "Her şey için teşekkürler Asil. Görüşürüz." dedim. Uzanıp yanağına bir öpücük kondururken o da "Ne demek, arkadaşımın üzgün olduğunda onu mutlu etmek beni de mutlu eder." dedi. Gülümseyip arabadan indim. Ona el salladım ve apartmana girdim.
Asansöre doğru yürürken giriş katta oturan Asiye abla hızla kapıyı açtı. Elini göğsüne bastırıp "Ay şükür yakaladım seni." dedi. ona garip garip bakarken "Bir şey mi oldu?" diye sordum. Kaşlarını kaldırıp yüzüne haylaz bir gülümseme yerleştirdi ve "O arabasından indiğin kimdi?" diye sordu. Alayla kaşlarımı kaldırıp "Seni ilgilendirir mi peki Asiye abla?" dedim. Mutlu geçirdiğim günün sonunda mutlaka bir şey olrudu zaten. Hiç şaşmaz.
"Hiç canım öylesine sordum." dedi. Gözlerimi devirip "Sorma Asiye abla, sorma. Seni ilgilendirmez." dedim. Daha konuşmam bitmeden ikinci belam da asansörden indi. Kabul günümdeyim herhalde.
Ayaz.
Apartmana taşınırken yardım istememi flörtleşmek sayıp 3 yıldır peşimi bırakmayan platoniğim. Sabır Gülan. İnatla vazgeçmeden şansını deniyordu. Sürekli reddetmeme rağmen mutlaka bir yolunu bulup sırnaşıyordu. Şimdi olduğu gibi.
Asansörden inip beni gördüğü anda gözlerinin ışıldadığını gördüm. "Gülan? Naber? Nasılsın?" diye sordu hızla yanıma gelirken. Ben cevap vermeden "İyi görünüyorsun. Ama böyle üşümüyor musun? Göbeğin açık falan. İyiliğin için söylüyorum." dedi. Hayretim ve gerginlik seviyem tırmanırken sesimi çıkartmadan hızla asansöre bindim. En iyi cevap suskunluktur ne de olsa.
"Kahve teklifimi düşün lütfen." diye bağırdı arkamdan. Zıkkım. Asansörün kapısı kapanırken Asiye ablaya "O da bana karşı boş değil de işe naz yapıyor." dediğini duymuştum. Kafamı sabır dilenir gibi iki yana sallayıp katıma çıktım.
Anahtarımı çıkartıp kapıyı açtım. Adımlarımı kapıdan atarken Lalin'in "Yeter artık, istemiyorum git!" diye bağırmasıyla kaşlarım çatıldı. Hızla içeri girip "Lalin?" diye seslendim.
Cevap vermemişti. Biriyle mi tartışıyordu?
Ayakkabılarımı çıkartıp Lalin'in odasına doğru ilerlerim. "Lalin? İyi misin?" dedim odasına girerken. Odaya girdiğimde şaşkınlıkla olduğum yerde kalakaldım. Lalin yatağında oturmuş başını ellerinin arasına almış sinirle soluyordu. Karşısında Yekta duruyordu. Lalin'in eski sevgilisiydi Yekta. Aldatan eski sevgilisi.
"Yekta? Senin ne işin var burada? Lalin neden bu halde? Ne oluyor burada?" diye sordum art arda. Bakışları bana dönerken bakışlarım bir Lalin bir Yekta arasında gidip geliyordu. Lalin saçlarını düzeltip "Özür dilemeye gelmiş. Eskiler açıldı gerildik biraz. Gidiyordu zaten Yekta." dedi. Hiç öyle görünmüyordu.
"Yoo, hayır. Hiç de gitmiyordum. Hatta bir daha da gitmeyi düşünmüyorum. Lalin'i seviyorum ve ondan ayrılmak da istemiyorum." dedi. Çenem şaşkınlıkla tabiri caizse yere düşmüştü. Cidden kulaklarım bunu duymuş muydu? Ya da Yekta arsızca bu cümleleri sarf etmiş miydi?
"Sen ciddi misin ya? Nasıl bu cümleleri konuşabiliyorsun? Hadi yüzün kızarmadı, ulan arsız köpek içinde de mi utanma duygusu yok? Ahlaksız adam. Çık git bu evden! Sen bu kızı aldattın be aldattın. Hala nasıl ayrılmayacağım diyebiliyorsun. Sen bu ilişkiyi tek başına mı yaşıyorsun? Bu kızın fikrinin bir önemi yok mu? Hem ahlaksız hem yobaz. Çık git evden polisi ararım yoksa." bağırarak kurduğum cümleler sinir katsayımı aşmıştı. Hala seviyorum diyordu. Seven aldatır mıydı? Sevgi böyle bir şey miydi? Eğer böyle bir şeyse ben ne sevmek ne sevilmek istiyordum.
"Seni ne ilgilendirir? Haddini bil, benimle düzgün konuş! Sen bizim ilişkimizin neresindesin ki? Lalin bile konuşmazken söylediklerine bak. Aşktan anlamayanların ilişkime laf etmesi kadar saçma bir şey görmedim ben. Hadi işine bak." dedi Yekta. Sarhoş gibiydi. Gözleri kıpkırmızıydı. Madde mi kullanmıştı yoksa? Beklerdim. Damarlarımdaki bütüm kanın fokurdadığını hissediyordum. Şaka gibiydi ama hiç komik değildi. Başımı sabır dilenir gibi sallayıp Lalin'e döndüm "Sen ne diyorsun bu duruma? Katılıyor musun buna?" dedim iğrenircesine. Lalin alay edercesine gülüp "Sence? Ben bu herife tekrar dönecek kadar aptal mıyım? Benim yıllarımı çalan hırsıza kapıyı açık bırakır mıyım sence?" İşte benim arkadaşım. Sözlerini acımasızca dile döken Lalin Yekta'ya dönüp;
"Cevabını aldın. Şimdi çık git evimden. Burada ve benim olduğun herhangi bir yerde seni görmek istemiyorum. Ne ölüne, ne ölüme." dedi. Geri adım atmayan Lalin'in bu tavrını gören Yekta'nın siniri korkutucu derecede artmıştı. Boynundaki damar belirginleşmiş, burnundan soluyordu. Korksam da belli etmedim. Omuzlarımı dikleştirip "Kızı duydun. İkile. Hadi." dedim. Kızgın bir boğa gibi bana dönüp sertçe kolumu kavradı. Lalin atakta bulunacakken elimi kaldırıp onu durdurdum. Kolumu tutuşu sıkıydı, canım acıyordu. Yüzümü buruşturup "Kolumu bırakmazsan kolunu omzunla birlikte söker köpeklere yem ederim. Sen kim oluyorsun da bana böyle davranabiliyorsun. Derhal bırak kolumu!" dedim, bağırmıyordum ama sesim yüksekti. Hastalıklı gibi gülüp "Sesini keseceksin ve Lalin'i etkilemeyeceksin. Duydun mu beni?" kolumu daha çok sıkıp bu cümleleri kurdu. Lalin hırsla öne atılıp ayaklandı.
"Yekta! Gülan'ı hemen bırak. Defol git bu evden. Polisi arayacağım. İstemiyorum seni bırak peşimi artık. Yeter." diye bağırdı Lalin. Yekta'nın bakışları yumuşarken "Gerçekten beni istemiyor musun? Bittim mi senin için?" dedi çaresizce. Az önceki halinden eser yoktu. Ruh halinin bu kadar hızlı değişmesi beni şaşırtırken Lalin bombanın pimini çekti.
"İstemiyorum."
Her şey bu kısa cümlenin çektiği pimden sonra patladı. Yekta kolumu bıraktı ve hızla Lalin'i kollarının arasına aldı. Sarılışı o kadar sıkı görünüyordu ki Lalin'in zor nefes aldığını görmüştüm. "Bırak beni..." dedi zar zor. Sinirle kolundan tutup geri çekmeye çalıştım ama nafileydi. İri cüssesi buna izin vermemişti. Yumruklarımı sırtına geçirirken hayvan herif Lalin'i öpmeye çalışıyordu. Lalin çığlık atarcasına ağlarken tırnaklarımı koluna sapladım ve onu durdurmaya çalıştım. Tırnaklarımın etine saplandığını hissederken durdu ve bağırarak beni geriye doğru savurdu. Geriye doğru savrulan bedenim masaya çarpıp yere düştü. Düşmenin etkisiyle sırtımı masanın köşesine çarpmıştım ve nefesim kesilmişti. Yekta hala Lalin'e sarılıp şans dileniyordu.
Zar zor nefes alıp gözyaşlarım yüzünden bulanıklaşan bakışlarımla beraber telefonumu çıkartıp arama kısmına girdim. Acil aramalarda Temmuz ve Evren'in numarası vardı. Hemen birine basıp aradım ve açmasını bekledim. Kaburgamdaki ağrı nefesimi kesiyordu. "Bırak onu Yekta." dedim zar zor. O sırada arama yanıtlanmıştı. Sanırım Temmuz'u aramıştım çünkü açan oydu.
"Alo, efendim güzelim?"
"Temmuz..."
"Gülan? İyi misin? Sesin neden böyle geliyor? Ne oluyor?"
"Eve gel... Yekta...Lalin..."
Lafımı bitirmeden telefonu yüzüme kapatmıştı. Kaburgamdaki ağrı hala devam ediyordu ama nefesim düzelmiş gibiydi. Sandalyeden destek alıp ayağa kalktım. Masanın üzerindeki melek biblosunu kavradım ve tüm gücümle Yektanın ensesine geçirdim. Yekta'nın sarılışı gevşedi, elini ensesine götürürken dudaklarından bir küfür savurdu. Lalin kollarının arasından çıkıp onu var gücüyle itti. Zaten düşmek üzere olan Yekta Lalin'in itmesiyle yere yığıldı.
Hızla Lalin'in yanına gidip kollarımı boynuna doladım. "Kuzum..." dedim gözlerimden yaşlar boşalırken. Güzel geçirdiğim günü sonlandırma şeklime bakın. Resmen şanssızlık paratoneliydim. Kollarını belime dolayan Lalin başını boynuma gömdü ve "Gülan, çok korktum. Düştün. İtti seni, düştün. İyi misin? İyi ol Gülan." dedi hıçkırıklarının arasından. Konuşacağım sırada kapı çalmıştı. Kollarımı Lalinden ayırıp elim kaburgamda hızlı adımlarla odadan çıktım ve salona gidip kapıyı açtım. Karşımda Temmuz ve Evren duruyordu. Temmuz hızla öne atılıp beni kollarının arasına aldı ve sıkıca sarıldı. "Gülan, neler oluyor? Yekta bir şey mi yaptı? Nerede o şerefsiz?" dedi. Sarıldığında ağrıyan kaburgam baskıya dayanamamıştı ve beni acıyla inletmişti. Canım çok yanıyordu.
İnlediğimi duyan Temmuz geri çekildi hızla, Evrenle aynı anda "Ne oldu sana?" diye sordular. Ciğerlerimi yarıp geçen derin bir nefes alıp "Yekta geldi, Lalin'in odasında baygın. Çabuk olun onu halledin. Anlatacağım. Çabuk, canım çok yanıyor." dedim, sözlerimin ardından ikisi de koşarak Lalin'in odasına gittiler. Yürümeye mecalim yoktu. O yüzden kapıyı kapatıp salona geçip kendimi koltuğa bıraktım. İçeriden bir takım bağırışmalar ve gürültüler geliyordu. Acı algımı kör etmişti. Geriye doğru yaslandığım sırada Lalin'in "Evren yeter vurma, çıkartın şunu evden n'olur." dediğini duydum. Sinirli bağırışları kulaklarımı dolduruyordu.
Sonunda Yekta'yı yaka paça alıp götürdüler. Sonrasını hatırlamıyordum çünkü oturduğum yerde uyuyakalmıştım. Gözlerimi açtığımda odamda ve yatağımdaydım. Belimde sargı vardı. Lalin bakmış olmalıydı.
Yattığım yerde doğrulup oturur pozisyona geçtim. Canım çok yanıyordu. Hemde fazlasıyla. Nefesimi düzenleyip ayaklandım ve odadan çıktım. Merdivenleri inip salonda oturan Lalin, Temmuz ve Evren üçlüsünü gördüm. Lalin Evren'in dizinde uyuyordu. Çok korkmuştu o da. Yekta hak ettiğini alacaktı, ama önce benim hastaneye gitmem gerekti. Adım seslerimi duyan Evren bakışlarını bana çevirdi. Ardından Temmuz da bana döndü.
"Gülan, nasılsın? Daha iyi misin?" dedi Temmuz. Başımı iki yana sallayıp karşısındaki koltuğa oturdum. "Değilim." dedim. Sesim tek düzeydi ve kuruydu. Bakışlarımı Lalin'e çevirip "Ne yaptınız? Uyumuşum ilgilenemedim. Ne oldu ben uyurken?" dedim. Evren Lalin'in saçını okşarken "Yekta'yı polise teslim ettik. Bir ara gidip ifade vermeniz gerekecek. Eve geldiğimizde sen koltukta uyuduğunu gördük. Lalin düştüğünü söyledi. Sırtını çarpmışsın. Kırığa benzemiyormuş, ezilmiş sadece. Lalin pansuman yaptı, sardı. Bayadır uyuyosunuz ikiniz de. Ha bir de masanın üzerindeki ağrı kesiciyi içecekmişsin." dedi. Başımı sallayıp "Teşekkür ederim, yetişmeseydiniz daha kötü şeyler olabilirdi." dedim. Temmuz kaşlarını çatıp "Dua etsin o siz kötüydünüz, yoksa ölüsü çıkardı bu evden. Şu halinize bak. Yarın derhal şikayet edeceksiniz. Sonrasıyla ben ilgilenirim. Onu çıkartmayacağım içeriden." dedi. Öfkesi yalındı. Gözle görülüyodu.
"Gideriz. Saat kaç?"
"1'i geçiyor. Bayağı bir uyudunuz. Lalin çok ağladı. Sana olanlardan dolayı suçluluk duyuyor sanırım. Arada adını sayıklıyor. Nasıl oldu?" diye konuştu Evren. Üzgün duruyordu. Aramızda en çok Lalin'e düşkündü. Çünkü arkadaşlıkları bizden de önceydi.
"Ben Asille kahve içmeye çıktım. Hem de şu hesaptaki hata için. Geri eve döndüğümde Lalin'in bağırtısını duydum. Gittim baktım Yekta. Biraz tartıştık falan sonra Lalin'e sarılıp yalvarmaya başladı. Kolundan tutup çekecekken beni savurdu ben de sırtımı masaya çarptım. Sonra siz geldiniz işte." dedim kısa keserek. İkisi de aynı anda "İt herif." dediler. Bu hallerine gülerken Temmuz "Siz merak etmeyin, dışarı çıkamayacak. Çıksa bile sizi rahatsız edemeyecek. " dedi. Başımı sallayıp geriye doğru yaslandım. Hala uykum vardı. Ve ağrım. Oturduğum yerden kalkıp masanın üstündeki ilaçtan bir tane ağzıma atıp yine masada duran sürahidem bir bardak suyla ilacı içtim.
"Siz kalacak mısınız bu gece?" diye sordum. Temmuz başını sallayıp "Kalırız. Yalnız kalmayın. Hem Lalin korkmuş görünüyordu." dedi. Başımı sallayıp "İyi olur kalmanız. Salonda uyursunuz ama baştan söyleyeyim." dedim gülerek. Temmuz da gülüp "Siz rahat olun yeter." dedi. "Teşekkür ederim." dedim içten gülümsemeyle.
⏳⏳⏳
Olayın üzerinden 4 gün geçmişti. Ertesi gün şikayet için karakola ardından da hastaneye gitmiştik. Lalin'in dediği gibi kaburgamda kırık yoktu ama incinmişti. Kullanmam için krem vermişti doktor.
Şimdi ise Lalinle birlikte alışverişteydik. Akşam üniversiteden arkadaşım Batuhan'ın düğünü vardı. Oraya gidecektim.
"Lalin sence bu nasıl?" diye sordum elimdeki mor saten elbiseyi gösterirken. Lalin dudaklarını büzüp "Ne bileyim, moru güzel değil. Kalitesiz duruyor." dedi. Elbiseyi yerine bırakıp askılara göz gezdirmeye devam ettim.
"Kuzum sen bakmaya devam et geliyorum ben hemen. Annem arıyor." dedi Lalin. Başımı salladığımda mağazadan çıkıp uzaklaştı. Ben de bakınmaya devam ettim. Bakışlarım hiç tarzım olmayan pembe bir elbiseye kaydı. Uzanıp askısını aldım ve elbiseye göz gezdirdim. Şirin bir elbiseydi. Kare yakalıydı ve uçuş uçuş etekleri vardı. Güzeldi aslında.
"Nasıl olur acaba?" diye kendi kendime konuşurken arkamdan birinin "Bence çok yakışır." demesiyle hızla ona döndüm. Orta boylu yumuşak yüz hatlarına sahip bir erkekti. Bana bakıp gülümsüyordu. Kaşlarım çatılırken "Efendim?" dedim anlamazca.
"Elbise diyorum, sana çok yakışır bence. Denemelisin." dedi. Bakışlarım tekrar elbiseye kayarken kararsızca "Bilemedim ki, deneyeyim mi?" dedim. Başını onaylarcasına sallayıp "Dene." dedi. Omuzlarımı silkip kabinlerden birine girdim. Elbiseyi giyip kabinden çıktım. Az önceki yabancı elinde bir ceket ve çantayla duvara yaslanmış bekliyordu. Başını kaldırıp yan kabinden benimle aynı anda çıkan kızı baştan ayağa süzdü. Ben de aynaya dönüp kendime baktım. Dediği gibi yakışmıştı. Epey hoşuma gitmişti aslında. Kare yakalı, omuzdan bileğe kadar balon kol, bilekten büzgülüydü. Kolları gerçekten çok şirindi. Belinde aynı kumaştan kalın bir kemeri vardı. Etekleri uçuş uçuş ve dizimden dört parmak yukarıdaydı. Elbiseyi beğenmiştim.
Kendimi beğeniyle süzüp arkamı döndüm ve "Teşekkürler, tavsiyeniz için. gerçekten de yakıştı." dedim yabancıya dönerek. Bakışları yanındaki kızdan bana çevrildi ve gülümseyerek "Demiştim." dedi. ardından elini uzatıp "Ben Selim, bu da kız kardeşim Seren." dedi. "Memnun oldum. Ben de Gülan." dedim ve önce onun ardından kız kardeşinin elini sıktım.
"Ben de memnun oldum Gülan."
Selim ve Seren işleri olduğunu söyleyip yanımdan ayrılmış Lalin gelmişti. Ve elbiseyi o da beğenmişti. Ortak kararla bu elbiseyi almış mağazadan ayrılmıştık. Alışverişimiz bittikten sonra birer kahve içip eve dönmüştük.
Eve döndüğümüzde Lalin kendini yorgunluktan koltuğa atmış ben de duşa girmiştim. Ilık bir duş aldıktan sonra saçlarımı kuruttum ve yüzüme ardından da vücuduma krem sürdüm. Sırtım için olan kremi de sürdüm ve kuruması için birkaç dakika bekledim. Makyaj masasına oturup göz makyajım yaptım. Pembe tonlarında far sürüp siyah eyelinerle gözerimi belirginleştirdim. Mascarayla göz makyajımı tamamladım. Yüzüme fondöten, kapatıcı, highlighter ve allık sürüp şeftali tonlarında pembe bir ruj sürüp makyajımı bitirdim. Saçlarımı maşa yardımıyla dalgalandırıp sprey sıktım. Elbisemi giyip ten rengi külotlu çorabımı giydim. İnci kolyemi ve küpemi takıp topukları inciyle kaplı olan toz pembe topuklu ayakkabılarımı da giydim ve hazırdım.
Beyaz çantama telefonumu rujumu anahtarlarımı ve cüzdanımı koyup odadan çıktım. Lalin masaya oturmuş patlamış mısır yiyordu. Merdivenden inip yanına yürüdüm. Topuk sesimi duyan Lalin bana döndü, ağzı bir karış açılmış beğeniyle bana bakıyordu.
"Vay anasını...Kızım çok fena olmuşsun!"
Dedikleri beni şımartırken etrafımda dönüp "Teşekkürler hayatım." dedim. Ardından "Ben geç gelirim. Anahtarımı aldım. görüşürüz bebeğim." dedim. Bana öpücük atıp "Tamamdır, eğlenmene bak." dedi ben de ona öpücük atıp evden çıktım.
Apartmandan çıkıp park ettiğim arabama bindim. Arabayı çalıştırıp düğünün olduğu mekana doğru ilerledim. Saat 19:38'i gösterirken mekana varmıştım. Müzik sesi buradan duyuluyordu. Arabamı park edip indim ve girişe doğru yürüdüm.
Mekana girdiğimde beni Batuhanın annesi Serap abla karşıladı. Yanında bir kadın daha vardı. Kızın annesi olmalıydı. Onlara selam verip nikah masasında oturan Batuhan ve eşine doğru ilerledim. Batuhan beni görünce kocaman gülümseyip ayağa kalktı. Batuhan'nın ayağa kalktığını gören kız ona bakıp ne olduğunu sordu. Batuhan beni gösterip bir şeyler dedi. O sırada yanlarına varmıştım.
"Hayırlı olsun Batuhan. Mutluluklar." dediğimde Batuhan uzattığım elimi tutup sıktı ve "Teşekkürler. Seni karımla tanıştırayım. Gülan bu Leyal, Hayatım bu da benim üniversiteden arkadaşım Gülan." dedi. Elimi uzattığımda Leyal elimi tuttu ve gülümseyerek "Memnun oldum." dedi ben de gülümseyerek "Memnun oldum." dedim. Ardından bana gösterilen masaya oturup olanları izlemeye başladım.
Önce Leyal ve Batuhan ardından da Leyal ve iri cüsseli bir adam dans etti. Yanımdaki teyzeden öğrendiğim kadarıyla abisiymiş. Uzun boyu ve geniş omuzları vardı takım elbisenin dikişlerini zorluyordu. Özenle şekillendirilip geriye taranmış kahverengi saçları hafif kavruk teniyle uyum içindeydi. Kahverengi gözleri düz burnu ve dolgun dudakları fazlasıyla yüzüne aitmiş gibiydi. Yakışıklı bir adamdı ve Leyal ile fazlasıyla aynılardı. İkiz olabilirlerdi.
Bir süre dans ettikten sonra pasta kesme faslına geçilmişti. Sıkıldığımı hissedip ayaklandım ve Batuhan'a tekrar mutluluklar dileyip mekandan ayrıldım.
Kapıdan çıkarken Leyal'in abisiyle karşılaşmıştım. Bakışlarımız birbirini bulurken gülümseyerek başımla selam verip kapıdan çıktım. O da başıyla selam vermişti.
Arabama binip çalıştırdım ve eve doğru ilerlemeye başladım. Saat geç olmuştu. Lalin uyumuş olmalıydı.
Eve geldiğimde kapıyı yavaşça açıp içeri girdim. Ayakkabılarımı ses çıkarmaması için sessizce kapıda çıkartıp yavaş adımlarla odama çıktım. Yorulmuştum. Makyajımı silip direk yatağa geçtim. Yarın Alsancak Merih'le randevum vardı.
Bir yandan temsilciyle tanışma bir yandan da bölümün atılması heyecanıyla uykuya daldım.
⏳⏳⏳
Gözlerimi alarmın sesiyle açtım. Saat 11:36'yı gösteriyordu. Hemen kalkıp hazırlanmam gerekiyordu. Oturduğum yerde doğrulup yataktan kalktım. Hızla üzerimdekilerden kurtulup duşa girdim ve ılık bir duş alıp çıktım.
Kurulandıktan sonra yüzüme güneş kremini sürüp eyeliner ve mascara sürdüm. Ardından göz pınarlarıma da highlighter sürdüm. Dudaklarıma da gloss sürüp saçlarımı kuruttum. Salaş bir at kuyruğu yapıp kıyafet dolabıma yöneldim. Görüşme resmi olduğu için resmi şeyler tercih etmiştim.
Siyah boğazlı body, mavi mini etek ve mavi crop ceket giymiştim. Siyah saydam çorabımı da giyip siyah fransız ressam beremi taktım. Kulaklarıma gold halka küpe takıp güneş gözlüğümü taktım. Siyah ucu açık kalın topuklu ayakkabılarımı giyip yine siyah omuz çantama anahtarlarımı telefonumum ve cüzdanımı koyup hızla evden ayrıldım. Asil'in attığı konum biraz uzaktı o yüzden evden erken çıkmıştım.
45 dakikalık yolculuğun ardından gideceğim yere varmıştım. Umarım doğru yere geldim çünkü burası resmen dağ başı. Şehrin dışında ormanın ortasında dağ evi tarzı bir yere gelmiştim. Şaka mısınız acaba? Bilseydim topuklu ayakkabı giymezdim.
Toprak yolu aşıp evin dış kapısının önünde durdum. Zili çalış açılmasını bekledim.
"Kim o?"
"Ben Gülan Safkan. Alsancak Merihle görüşmem vardı." dediğimde kapı açıldı. Büyük bahçe kapısını açıp girdim ve iç kapıyı çaldım. Kapıyı genç bir kadın açmıştı. Geri çekilip "Hoş geldiniz. Alsancak Bey sizi bekliyor. Üst katta soldan ikinci oda." dedi. Başımı sallayıp içeri girdim ve dediği kata çıktım. kapının önünde durup derin bir nefes aldım. Kapıyı tıklattığımda "Gel!" dedi kalın erkek sesi. Kapıyı açıp içeri girdiğimde gördüğüm yüz beni olduğum yere sabitlemişti.
"Siz..."
⏳
Evett. İlk bölümle karşınızdayım.
Umarım beğenirsiniz🖤
Görüşlerinizi belirtmeyi unutmayın. Sizi seviyorum🖤🖤🖤