İçeriğe geç

Safderun

Bölüm 13 · 10 dk okuma

Safderun

Bölüm 13

Yalnız Kalmak İstiyorum

Bunun arkasından gelecek klişe cümleleri tahmin edebiliyordum. Yine de ne diyeceğini merak ederek geriye doğru bir adım attım ve sol elimle tezgaha tutunarak onu dinledim.

"Dinliyorum?"

Menekşe, sıkıntılı bir durum varmış gibi davranıyordu. Tedirgin bir ifadeyle düzleştirmiş olduğu saçlarını eliyle tek bir noktada topladı ve nasıl başlayacağını düşündü. Birkaç dakika sonra ölümcül bir hastalığa yakalandığımı söylese şaşırmazdım. Konuşmaya hazırlanmasını bekledim. Bir yandan başımı hafifçe eğdim ve Taner'in neye bu kadar güldüğünü merak ederek bahçedeki masaya baktım.

"Beni asla yanlış anlamanı istemiyorum ama Narin'in ve bizim hayatımızı ele alırken bazı çizgilerinin olması gerektiğini sana hatırlatmak isterim."

İşte başlıyordu. Narin'in ve bizim hayatımız. Vurguladığı kelimeler harikuladeydi. Bir yorumda bulunmadan devam etmesi adına başımı salladım. Uslu bir kız olduğumu gösterirsem daha rahat dökülebilirdi değil mi?

"Biliyorsun bu olay çok taze. İtiraf etmem gerekirse Ege biraz dengesiz bir insan. Aldığı kararlar, yaptıkları bizi şaşırtabiliyor. Açıkçası teklifini kabul ettiği için biraz şaşkınım. Çünkü Ege henüz Narin'in ölümünü atlatamadı. Soracağın sorular, anlattıkları onun canını yakacak. Arkadaşımın canının yanmasını istemiyorum."

Ellerimi birleştirdim ve sahiden de dediklerini dikkate alarak cümlelerini kesmeden onu dinledim. Cümlelerine virgül koyduğunu hissettiğimde nihayet konuştum.

"Bu anlattıklarının sonu nereye varacak? Bu hikayeyi yazmaktan geri çekilmeyeceğimi biliyorsun değil mi?" dedim öncelikli olarak kararımın net olduğunu göstermek isteyerek. Menekşe başını salladı.

"Söylediklerimi yanlış anlıyorsun. Burada benim için önemli olan Ege ve onun incinen ruhu. Onun toparlanmasını istiyorum ve toparlandığı süreçte kimsenin onun canını yakmadığına emin olmam gerek."

Bu söylediğinden sonra sinirlenmeye başlamıştım. Elbette kimsenin canı yanmayacaktı. Burada birilerini acıtmak için bulunduğum hissine nasıl kapılmıştı? Arkadaşını koruma isteğine, uyarıda bulunma ihtiyacı duymasını anlayabiliyordum. Fakat ben Ege'nin incinmiş ruhunu önemsemeyecek kadar bencil biri değildim.

"Ege'nin ruhunun incindiğini görebiliyorum. Amacım asla onun özel hayatına müdahale etmek değildi. İkimiz bu işi tahmin ettiğinden daha iyi idare edebiliyoruz, Menekşe. Aklın kalmasın, ona zarar verecek bir şey yapmam."

Menekşe, dediklerini anlamaya başladığımı düşünerek büyük bir rahatlama yaşadı ve sıkmış olduğu omuzlarını serbest bıraktı.

"Onu üzecek soruların ne olduğunu biliyorsun. Ege, ne hissederse bunu yüzüne yansıtır. Onun içini görmek çok kolay. Bu yüzden yüzünün düştüğünü görüyorsan, üsteleme, sorma, sorgulama."

İçini görmek kolay mıydı sahiden? Ege Köksal'ı çözmeyi başarmış biriyle konuşuyor olmak garip hislere sürüklenmeme neden oldu. Keşke ben de onu, Menekşe'nin gördüğü gibi görebiliyor olsaydım. Evet, Ege'nin yüz ifadelerini yorumlayabilmek kolaydı. Fakat sözleri, yaptıkları, mimikleri birden fazla yoruma neden olabilecek tehlikeli sulardı.

"Yine kim neyi sorgulamıyor?"

Ege'nin elindeki üst üste konulmuş tabaklarla içeriye girdiğini görünce Menekşe, arkasını dönerek aramızdan çekildi. Ege'nin hemen arkasından gelen Taner elindeki içecek şişelerini tezgaha bıraktı.

"Masada çok az bir şey kaldı. Ege yardım kabul etmiyordu ama onu dört kişi masayı daha çabuk toplayıp şu belleğin içindekilere bakabileceğimize ikna edebildim."

Menekşe, Ege'nin elindeki kirli tabakları aldı ve bulaşık makinesini açıp içine yerleştirmeye başladı. Ben de elime bir tepsi aldım ve doğruca bahçeye doğru yürüyüp mutfaktan kaçtım. Kirli bardakları tepsinin içine doldururken koşar adım arkamdan gelen seslerin Ege'ye ait olduğunu biliyordum. Uzanmak üzere olduğum bardağı aldı ve tepsiye yerleştirdi.

"Menekşe canını sıkacak bir şey mi söyledi?" dedi az önce içeride ne konuştuğumuzu merak ederek. Hiçbir şey söylemeden ona baktım. Hayır, arkadaşın yalnızca seni üzme ihtimali olan birini altında ufak tehdit nidaları olduğunu hissettiğim cümlelerle uyarmıştı. İç sesimi bastırmaya çalışarak masayı toparlamaya devam ettim.

"Hayır." diyerek kestirip attım. Yine uzandığım bıçak ve çatalı benden önce davranarak eline alınca elim havada kaldı.

"Emin misin?" dedi inatçı bir şekilde konunun üzerine giderek.

"Oldukça." dedim ve gülümsedim. Sahiden neden bu kadar üsteliyordu ki? Elindeki çatal ve bıçağı çekip aldım ve tepsiye koymuş olduğum kirli tabağın üzerine yerleştirdim. Hemen ardından tepsiyi kaldırıp mutfağa doğru yöneldim. O da şarap kadehini alıp hızla peşimden geldi.

"Menekşe bazen huysuz bir ablaya dönüşebiliyor. Eğer hoşuna gitmeyecek bir şey söylediyse dert etme, konu ben olduğum sürece herkese karşı böyledir."

Mutfağa birkaç adım kala duraksadım ve bedenimi ona doğru çevirip kaşlarımı kaldırdım.

"Öyle mi? Bugün herkesle ilgili ne kadar çok şey öğreniyorum... O da bana senin dengesiz olduğunu söylemişti."

Ege'nin şaşkın ördeğe dönmüş yüzünü görmemle birlikte keyiflenerek gülümsedim ve içeriye girdim. Onu şaşırtmayı ve tepkilerindeki ani değişiklikleri görmeyi seviyordum. Her zaman insanlarla alay eden, onları şaşırtacak davranışlarda bulunan o olamazdı değil mi? Mutfaktaki işleri el birliğiyle hallettikten sonra oturma odasına geçtik. Menekşe, Ege'ye belleği uzattıktan sonra heyecanla Ege'nin siyah, konforlu koltuğuna oturdu.

Fotoğraflardan çıkaracağım izlenimleri defterime not almamak için zor duruyordum. Neyse ki bu belleğin içerisindeki dökümanları Menekşe benimle paylaşacaktı. Bol bol inceleme ve not alma fırsatım olacaktı. Tekli koltuklardan birine oturup arkamdaki yastığı düzelttim. Ege belleği taktı ve televizyonun kumandasını eline aldı. Arkasını döndüğünde nereye oturacağını bilemeyerek bir süre ortalıkta oyalandı. En sonunda Menekşe ile ikimizin arasına oturmayı tercih etti. Aramızdaki tek boşluk tekli koltuğun yarattığı minik boşluktu.

"Kimlerin fotoğraflarından oluşuyor bu klasör?" dedi Ege şüpheli bir tavırla.

"Lise fotoğraflarımız. Daha çok kalabalık ortamlarda çektiğimiz eğlenceli fotoğraflar ve videolar."

Ege, klasöre tıkladı ve ilk fotoğrafı açtı. Açılan ilk fotoğraf Sarıkule Anadolu Lisesi binasının önünde çekilmiş bir fotoğraftı. Fotoğrafta on belki de on beş kişinin olduğunu söyleyebilirdim. Yüzüne aşina olduğum yalnızca üç kişi vardı. Narin, Menekşe ve Ege. Narin'in lisedeki görünüşü tıpkı Ege'nin anlattığı gibiydi. Kırmızı mavi ekoseli, belden oturtmalı pileli eteği diğer kızların eteklerine göre daha kısaydı. Beyaz, dirsek kol gömleğini eteğinin içine sıkıştırmıştı. Boynuna taktığı renkli kolyeler onun imzasını taşır nitelikteydi. Diğer insanların yaptığı gibi o da grubun en ortasında duran uzun boylu, siyah saçlı bir çocuğu işaret ederken yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

Menekşe'nin sarı saçlarını ve gülen yüzünü Narin'in hemen arkasından seçebiliyordum. Narin önüne geçtiği için Menekşe'ye dair izlenimlerim çok sınırlıydı. Yalnızca Narin'den daha uzun bir boyu olduğu belliydi.

Ege ise ortadaki herkesin işaret ettiği, yüzünde neden makyaj olduğunu çözemediğim çocuğun sırtına binmişti. Ege'den daha sıska olduğu bariz olan çocuğun beli Ege'yi taşırken eğilmişti. Ege de en az Narin kadar mutlu görünüyordu. Bu fotoğrafta saçlarının kısa olduğunu görmek beni şaşırtmıştı. Omuzlarına doğru düşen dalgalı saçlarından eser yoktu. Yalnızca alnına doğru düşen ufak dağınık saçları vardı, bu da onu çok daha sevimli gösteriyordu.

Fotoğraf açılır açılmaz Ege gülmeye başladı. Menekşe de gülmemek için kendini zor tutuyordu. Fotoğrafın hikayesini merak ederek onlara baktım.

"Makyaj mı var o çocuğun yüzünde?" dedi Taner fotoğrafın ortasındaki çocuğu işaret ederek.

"Okulun en başarılı öğrencilerinden biriyle iddiaya girmişti." dedi Ege anlatmaya başlayarak. Durdu, başını bana doğru çevirdi ve isim vermekte sakınca olmadığını fark edince gülümsedi.

"Bilgeyle." dedi bana hoşuma gidecek bir detay vermek isteyerek. Menekşe şaşkınlıkla kollarını birleştirdi ve sorgulayıcı bakışlarla Ege'ye baktı.

"Bilge demek?" dedi bu rumuz işinden keyif aldığı son derece belli olan ses tonuyla. Benim dışımda herkes bu küçük oyundan memnun gözüküyordu. Bunun neresi eğlenceliydi? Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. Bilge rumuzunu kimin yerine kullandığını anlayan Menekşe, Ege'ye bu küçük sırrı saklayacağını gösterircesine göz kırptı.

"Matematikten yüz alırsa Bilge, yıl boyunca ne zaman isterse ona ve arkadaşlarına kopya verecekti. Alamazsa Bilge onun yüzüne makyaj yapacak ve bütün okulun önünde onun bir fotoğrafını çekecekti."

Lisede geçirdikleri bu eğlenceli günlere imreniyordum. Ege'nin anlattıklarından sonra lisede geçirdikleri günleri hayal etmek çok daha kolay olmaya başlamıştı. Menekşe gülerek onun kolunu dürttü.

"Bir sonraki fotoğrafa geç, daha yakından hali de vardı. Makyaj fikri Narin'den çıkmıştı."

Ege'nin yüzündeki ifadeyi çözmeye çalışıyordum. Menekşe'nin söylediğine göre onun yüzünü okumak kolaydı. Ben de anlayabilirdim öyle değil mi? Ege diğer fotoğrafa geçmişken ben ekrana bakmak yerine onu izledim. Dudaklarını ısırıyordu ama bunu farkında olarak yapmıyordu. Eski fotoğraflara bakmak, Narin'i ve arkadaşlarını görmek, özlem ve sevgi duygularını suyun yüzeyine çıkarırken buz dağının arkasında stres duygusunu saklıyor gibiydi. Gözlerini biraz kısarak inceliyordu fotoğrafları. Dudaklarının yukarıya doğru kıvrılışı, yüzünü eline yaslayışı ve bakışlarındaki parlaklık ise keyfinin yerinde olduğunu gösteriyordu. Seviyordu. Arkadaşlarını, lisedeki anılarını, dolu dolu geçirdiği o güzel günleri...

Ege, ona baktığımı hissetmiş gibi aniden başını çevirip bana baktığında başımı ekrana doğru çevirdim. Kaç fotoğraf kaçırdığımı merak ederek incelemeye devam ettim. Keplerin havaya uçuştuğu bir video açıldığında titreyen telefonu eline alıp düzelten Menekşe kamerayı kendine doğru tuttu. Yere düşmüş olan kepi kalabalığın arasından alıp Menekşe'nin yanına doğru koşan Ege, kepini elinde çılgınlar gibi sallayıp yüzünü ekrana yaklaştırdı. Sol kaşının hemen üzerinde saçlarının yalnızca bir kısmını örttüğü geniş morluğu fark edince kaşlarımı çattım.

"Mezun olduk!" dedi telefona doğru bağırarak. Sonra Menekşe'nin kepinin altından taşan kıvırcık saçlarını bir kenara çekerek yanağına küçük bir öpücük kondurdu ve kalabalığın arasına geri koştu.

"Alnın neden mor?" Ağzımdan çıkan bu cümleyi sesli söylediğimi fark edince şaşırdım. Aslında yalnızca kendi iç sorgulamalarımdan birini yaptığımı sanmıştım.

"Bir gün öncesi ekipten biriyle kavgaya tutuşmuştum. Ayrı bir hikaye, sonra anlatırım."

Kaşlarım merakla havalandı. Ege ve kavgaya tutuşmak? Onun gibi olgun birinin lisede kavgacı bir tip olduğunu asla düşünmezdim. Belki de tüm öfkesi zamanla durulmuştu.

"Sahiden ne çok kavga ediyordunuz öyle, Ege... Kızlarla sizi ayıracağız diye canımız çıkıyordu." dedi Menekşe hayıflanarak.

Birlikte ne kadar çok vakit geçirdiklerini ve adeta birlikte büyüdüklerini kanıtlayan bu fotoğrafları görmek, Menekşe'nin bana karşı yaptığı uyarıyı daha sakin ve mantıklı bir şekilde kabul etmemi kolaylaştırdı. Menekşe ve Ege birbiri için canını verirdi. En azından Ege'nin onun için kendini feda edebilecek kadar çok ona değer verdiğini ve kalbinin büyük bir kısmını ona ayırdığını anlayabiliyordum. Menekşe ile ilgili konuşurken ağzımdan çıkacak şeylere dikkat etmeliydim. Menekşe'ye karşı söyleyeceğim bir kırıcı cümle, onu on kat daha fazla kırabilirdi.

Alçak, beyaz televizyon ünitesinin üzerindeki geniş ekran bir anlığına takılarak siyah oldu ve yükleniyor işareti çıktı. Videolardan önce televizyon hafif takılma belirtileri gösteriyordu. Bu yüzden sıradakinin bir video olduğunu anladım. Televizyonun ekranında bir anda Narin'in gülümseyen yüzü belirdiğinde ben bile vücudumun gerildiğini hissetmeye başlayarak koltukta doğruldum. Ege'yi kontrol etme ihtiyacı hissederek başımı ona doğru çevirdim. Stüdyoda, o kırmızı odada bana söylediği cümleyi yeniden kulaklarımda işittim. "Çünkü odanın her yerinde onu görmek delirmeme neden oluyordu, Vera."

Ege elindeki kumandanın tutuşunu gevşetti ve parmağı geçme tuşunun üzerinde dolandı. Ne yapacağını bilemeyerek gözlerini televizyonun ekranına dikti. Bir anda elinden kayıp düşen kumanda yere çarptı ve hepimizin irkilmesine neden oldu. Kumandayı almak için yere uzandığında aynı anda Menekşe'de yere uzandı. Ege'den önce davranan Menekşe kumandayı yerden alıp oynatma tuşuna bastı.

"Burada Narin ile birlikte dans kursuna kaydolmuştuk. Benim pek becerdiğim söylenemezdi ama o harika iş çıkarıyordu, danstaki marifetlerini asla takipçileriyle paylaşmadı ama günün birinde herkese bu yönünü göstermek istiyordu. Belki kitabında bahsetmek istersin, Vera." dedi videoyu açtığında.

Videoya gözümün ucuyla kısa bir bakış attım fakat benim ilgilendiğim kişi Ege'ydi. Az önceki fotoğraflara bakarken dudaklarını dişlemesi az da olsa gergin olduğunu gösteriyordu. Şimdi izlediğimiz şey ise doğrudan Narin'in videosuydu. Canı yanabilirdi. Dostunun ruhunun incinmesinden korkan Menekşe, kendini anılara o kadar kaptırmıştı ki Ege'nin canının yanma ihtimalini bir anlığına unutmuş gibiydi.

Narin kahkahalar eşliğinde, üzerindeki toz pembe tatlı bir elbiseyle dans ederken Ege sıkıntıyla yüzünü kaşımaya başladı. Parmaklarını iç içe geçirip ellerini burnunun üzerinde kapadığında buz dağının arkasındaki duygularını saklayamamaya başladığını fark ettim. Buz dağı kırılacaktı, suyun yüzeyine paramparça olmuş parçaları taşacaktı. Diğer yandan Menekşe'nin de gözleri dolmuştu. Ojeli, son derece bakımlı gözüken parmaklarını ağzına götürdü ve stresle dişlemeye başladı. Neden inatla herkes izlemeye devam ediyordu ki?

"Menekşe yeterli." dedi Ege kısık bir sesle konuşarak. Menekşe onu duymuyor gibiydi, gözleri hala Narin'in varlığıyla daha çok devleşmiş gibi olan ekrandaydı. Narin elleriyle saçlarını toplarken videoyu çeken Menekşe'ye küçük bir öpücük gönderdi.

"Bir daha döneyim mi? Hani şu son derece seksi gözüken o hareket var ya? Senin en sevdiğin?"

Menekşe'nin kıkırdama sesi kulaklarımızı doldurdu. Telefonunun arkasından elini uzatıp Narin'in elini tuttu.

"Düşmeyeceğine söz ver."

"Ayıp ama! Bunu söylemeseydin herkes ilk denememde yaptığımı düşünürdü." Narin'in ince ses tonu garip bir şekilde insanın içini kıpır kıpır ediyordu. Sanki her daim mutluydu, sıcacık bir konuşma şekli vardı. O konuştukça yanındaki insanlar da gülüyordu. Ege'nin yutkunmakta zorlandığını görünce endişelenerek hafifçe öksürdüm. Menekşe'yi uyarma çabalarımız boşa gidiyordu. Videonun içine o kadar dalmıştı ki bizim dünyamıza geri dönmesi çok zorlaşmaya başlamıştı. Ege videoyu biraz daha izlerse bayılacak gibi duruyordu. Alnı sıkıntıyla terlerken eliyle yüzünü ovuşturdu.

"Menekşe yeter dedim!" Bu kez sesi daha sert çıkmıştı. Ellerini saklamaya çalıştığı yüzünün önünden çektiğinde yanaklarının ıslandığını gördüm. Menekşenin elindeki kumandayı hızla çekip aldı ve televizyonu kapattı. Ayağa kalktığında sağ gözünden hızla dudaklarına doğru akan gözyaşını fark ettirmemeye çalışarak sildi. Ne yapacağımı bilemeyerek öylece oturdum ve onu izledim. Kalbim hızla atmaya başlamıştı. Lanet olsun öylece oturuyordum. Aptal Vera. Bir şey demeliydim veya bir şey yapmalıydım.

Ege, onunla ilk konuşmamızda yaptığı gibi duvara doğru yürüdü ve fotoğraf çerçevelerine bakarak sırtını bize çevirdi. Vücudunun bana bakan tarafı sırtı olmasına rağmen hızla inip kalkan göğsünü görebiliyordum, sakinleşmeye çalışıyordu. Menekşe de gözünden akan yaşı sildi ve terlemiş ensesini havalandırmaya çalışarak saçlarını havaya kaldırdı. Taner ile göz göze geldik. Ne yapacağız dercesine bana bakıyordu. O da en az benim kadar gerilmişti. Yanlış bir şey söylemekten çekindiğim için olayları kontrol altında tutamadım. Beynim durmuş gibiydi.

Benim beynim kendine gelene kadar Ege sinirle arkasını döndü ve hiçbirimize doğrudan bakmadan ellerini iki yana açtı.

"Gidebilir misiniz? Lütfen? Yalnız kalmak istiyorum. Hemen, şimdi."

Bölüm sonu

11 yorum