Askeriyeye vardığımızda hava kararmaya başlamıştı.
Burası okul gibi değildi.
Ev gibi hiç değildi.
Kocaman gri binalar, yüksek teller ve her köşede duran askerler vardı.
İçeri girerken boğazım düğümlendi.
Sanki kapıdan girince eski hayatım dışarıda kalmıştı.
Emre yanımda yürüyordu.
Konuşmuyordu.
Ama onun da gergin olduğunu hissedebiliyordum.
Emre korktuğunda susardı.
Ben korktuğumda konuşurdum.
Bu yüzden sessizliğe dayanamayıp sordum:
"Emre..."
"Hm?"
"Sence ne olacak?"
Bir süre cevap vermedi.
Sonra omuz silkti.
"Bilmiyorum."
Normalde bu cevap beni rahatlatmazdı.
Ama şu an kimsenin bir şey bilmediğini biliyordum.
Bizi uzun bir koridordan geçirdiler.
Etrafımızda bizim yaşlarımızda insanlar vardı.
Bazıları ağlıyordu.
Bazıları sessizce yere bakıyordu.
Bazıları ise hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışıyordu.
Ama herkes korkuyordu.
Bunu görebiliyordum.
Sonunda büyük bir koğuşa girdik.
İçeride onlarca yatak vardı.
Bazıları dolmuştu bile.
Görevli isimlerimizi kontrol ettikten sonra bizi içeri gönderdi.
"Burada kalacaksınız."
Söyleyip gitti.
Bu kadar.
Sanki hayatımız tamamen değişmemiş gibi.
Yatağımın yanına oturdum.
Emre karşı taraftaydı.
Tam konuşacakken bir ses duydum.
"Yeni misiniz?"
Başımı kaldırdım.
Karşımda kumral saçlı bir kız duruyordu.
Uzun boyluydu.
Kollarını bağlamıştı.
Ama yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
"Evet."
Ben cevap verince yanıma oturdu.
"Ben Ahsen."
"Asena."
"Gerginsin."
"Belli oluyor mu?"
"Biraz."
İlk kez hafifçe güldüm.
Ahsen konuşkan biriydi.
Sürekli bir şeylerden bahsediyordu.
Nereden geldiğini, ailesini, evini...
Ama ailesinden bahsederken bir anda sustu.
O an neden sustuğunu anladım.
Çünkü hepimizin ortak bir yarası vardı.
Kimse ailesinden haber alamıyordu.
Tam o sırada kapı açıldı.
İçeri bir çocuk girdi.
Uzun boyluydu.
Saçları dağınıktı.
Yuzünde sanki hiçbirşeyi umursamıyormuş gibi bir ifade vardı.
Ama gözleri sürekli etrafı inceliyordu.
"Burası çok sıkıcı."
İçeri girer girmez bunu söyledi.
Birkaç kişi dönüp ona baktı.
"Harika başladık."
Ahsen göz devirdi.
Ben istemeden güldüm.
Çocuk bizi fark etti.
"Hah. En azından gülen biri var."
Yanımıza geldi.
"Ben Çağrı."
"Asena."
"Ahsen."
Çağrı bir sandalye çekip oturdu.
"İlk gün mü?"
"Evet."
"Geçmiş olsun."
"Bu moral vermek miydi?" diye sordu Ahsen.
"Hayır."
"Anlaşılıyor."
Birkaç dakika sonra koğuşun diğer ucundan bağırış duyuldu.
Herkes dönüp baktı.
Bir çocuk başka biriyle tartışıyordu.
Oldukça uzun boyluydu.
Geniş omuzluydu.
Kaşları çatılmıştı.
"Neden bağırıyor?" diye sordum.
Çağrı güldü.
"O mu?"
"Evet."
"Selçuk."
Selçuk birkaç saniye sonra sinirli şekilde yanımıza geldi.
"Saçmalık."
"Noldu yine?" dedi Çağrı.
"Adam yatağımı almaya çalışıyor."
"Belki yanlış anlamıştır."
"Yanlış anlamadı."
Selçuk bizi fark etti.
"Yeni misiniz?"
Başımı salladım.
"Evet."
"Ben Selçuk."
Sonra Emre'yi gördü.
"O da mı sizinle?"
"Evet."
Selçuk Emre'ye baktı.
Emre de ona baktı.
İkisi birkaç saniye sessiz kaldı.
Nedense birbirlerini ölçüyor gibiydiler.
"Adın ne?" dedi Selçuk.
"Emre."
"Kaç yaşındasın?"
"25."
"Fena değil."
Emre sadece omuz silkti.
Tam o sırada başka bir ses duyuldu.
"Daha ilk günden kavga mı çıkarıyorsunuz?"
Kapının yanında bir kız durmuştu.
Siyah saçlıydı.
Yüzü sakindi.
Ama gözlerinde garip bir kararlılık vardı
Çağrı başını salladı.
"Mitra geldi."
Mitra ağır adımlarla yanımıza yürüdü.
Kimseye bakmadan boş yatağa oturdu.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
"Buraya gelen herkes aynı şeyi düşünüyor."
"Neyi?" diye sordum.
Mitra bana baktı.
"Yakında eve döneceğini."
Sessizlik oldu.
"Yanlış mı?" dedim.
Mitra gözlerini kaçırmadı.
"Umarım."
O anda içimde kötü bir his oluştu.
Mitra nedense kendine en yakın bulduğum kişi ilk konuşmadan içim ısındı anladığım kadarıyla tarotlara fallara inanılmaz ilgisi vardi
Çünkü ilk kez biri umutlu konuşmamıştı.
O gece uzun süre uyuyamadım.
Koğuştaki herkes sessizdi.
Ama kimsenin uyuduğunu sanmıyordum.
Yavaşça başımı çevirdim.
Emre'nin yatağına baktım.
O da uyumuyordu.
Tavana bakıyordu.
"Emre."
Sessizce fısıldadım.
Bana döndü.
"Hm?"
"Korkuyor musun?"
Uzun süre cevap vermedi.
Sonra çok sessiz konuştu.
"Evet."
O an kalbime sanki bir hançer saplandı kanım akmiyor ama canım feci yanıyordu
Çünkü çocukluğumdan beri ilk kez Emre'nin bunu söylediğini duyuyordum.
Ve nedense...
Emre korkuyorsa gerçekten korkmam gereken bir şey olduğunu hissettim.
Koğuşun tavanına baktım.
Dışarıda siren sesleri yankılanıyordu.
İçimde ise açıklayamadığım bir his vardı.
Sanki hayatımızın en zor günleri başlıyıcak ve bu bizim sonumuz olucaktı
"Emre bence kaçalım" dedim alaycı bi tonla
"Koşarak mı" yine alaycı bi tonla cevap verdi
"Koşarak" gülmeye başladık gülüşümüz koğuşu aydınlatıyor gibiydi ama herkes uyandı umarım onlar da bize bı aydınlatma yaşatmazlar