Ertesi gün koğuşa giren ilk ses alarm değildi.
Turan'dı.
Hem de sabahın altısında.
Üç aylık olmuştu ama bunu bir başarı gibi değil, bir tehdit gibi kullanıyordu.
Ben daha gözümü açmadan yan taraftan gelen sesle uyandım.
"Aguuu!"
Sessizlik.
İki saniye geçti.
"AGUUUU!"
Sonra bir kahkaha.
Küçük, mutlu bir bebek kahkahası.
Gözlerimi açtım.
Turan beşiğin içinde kendi kendine eğleniyordu.
Ama olay şu değildi.
Beşiğin yanında duran kişi Emre'ydi.
Ve Turan gözünü Emre'den ayırmıyordu.
Emre bir adım sağa geçti.
Turan da kafasını sağa çevirdi.
Emre sola geçti.
Turan da sola çevirdi.
Ben bunu birkaç saniye izledim.
Sonra:
"Takip cihazı mı taktın sen buna?"
dedim.
Emre bana baktı.
"Hayır."
Tam o sırada Turan yine kahkaha attı.
Çünkü Emre ona bakmıştı.
Ben yatağa geri düştüm.
"Geçmiş olsun."
"Neye?"
"Oğlun sana saplantılı."
Kahvaltı zamanı geldiğinde durum daha da kötüleşti.
Ben Turan'ı kucağımda tutuyordum.
Gayet sakindi.
Sessizdi.
Mutluydu.
Ta ki Emre yemek almak için dışarı çıkana kadar.
Önce küçük bir surat yaptı.
Sonra dudaklarını büktü.
Sonra...
Ağlamaya başladı.
Ama öyle böyle değil.
İhanete uğramış gibi.
Emre geri döndüğü an sustu.
Anında.
Sanki düğmeye basılmış gibi.
Koğuş dondu.
Selçuk elindeki ekmeği bıraktı.
"Ben buna inanmıyorum."
Ahsen çayını bıraktı.
"Ben de."
Mitra duvara yaslandı.
"Bu normal değil."
Emre ise hâlâ anlamamış gibi davranıyordu.
"Tesadüf."
Herkes aynı anda ona baktı.
Selçuk ayağa kalktı.
"Komutanım."
"Ne?"
"Çocuk seni GPS gibi takip ediyor."
Öğleye doğru Mitra eğitimden döndü.
Saçları dağılmıştı.
Yorgundu.
Canı belli ki kimseyle uğraşmak istemiyordu.
Bu yüzden tabii ki Selçuk onu kapıda bekliyordu.
Çünkü evrende bazı şeyler değişmezdi.
"Hoş geldin."
Mitra durdu.
"Ne istiyorsun?"
"Merhaba demiştim."
"Yalan."
Selçuk kalbine dokundu.
"Bu çok kırıcı."
"Yaşarsın."
Tam o sırada Turan kucağımdaydı.
Ve gözünü Selçuk'tan ayırmıyordu.
Bu hata oldu.
Çünkü Selçuk'un beynine fikir girdi.
Ve Selçuk'un beynine fikir girmesi, doğal afet kategorisine giriyordu.
"Bak Turan."
dedi.
"Şuradaki teyzeyi görüyor musun?"
Mitra anında döndü.
"Teyze?"
"Abla."
"Devam et."
"Hayır."
"Devam et."
Selçuk Turan'ı kucağına aldı.
Bu da ikinci hataydı.
Çünkü Turan onu seviyordu.
Nedense.
Belki enerjileri aynı seviyedeydi.
İkisi de durmadan konuşuyordu.
Selçuk bebeği havaya kaldırdı.
"Turan."
"Aguuu."
"Bak şimdi."
"Aguuu."
"Büyüyünce bana yardım edeceksin."
Mitra yüzünü kapattı.
"Allah'ım."
Selçuk bir anda cebinden küçük bir şey çıkardı.
Ben bunu görünce başımı masaya koydum.
Çünkü ne olduğunu anlamıştım.
Papatyadan yapılmış yamuk bir halka.
Mitra da anlamıştı.
"Yapma."
dedi.
Selçuk durmadı.
"Yapacağım."
"Yapma."
"Yapıyorum."
Koğuş sessizleşti.
Çünkü herkes izliyordu.
Emre bile.
Ahsen bile.
Büşra zaten ağlamaya hazır görünüyordu.
Sebepsiz yere.
Selçuk diz çöktü.
Gerçekten.
Diz çöktü.
Mitra'nın karşısında.
Mitra dondu.
"Sen ciddi misin?"
Selçuk gülümsedi.
"Hayatımda ilk defa."
"Yalan."
"Tamam ikinci."
Sonra Turan'ın küçük eline çiçek halkasını verdi.
"Ver bakalım."
Turan halkayı tuttu.
İki eliyle.
Bir süre inceledi.
Sonra ağzına götürmeye çalıştı.
Selçuk panikledi.
"Hayır hayır hayır!"
Koğuş dağıldı.
Ben gülmekten nefes alamıyordum.
Ahsen duvara yaslanmıştı.
Emre başını eğmişti.
Mitra'nın yüzü kıpkırmızıydı.
Ama sonra...
Tamamen tesadüfen...
Turan halkayı Mitra'ya doğru uzattı.
Sessizlik.
Gerçek sessizlik.
Selçuk bile konuşamadı.
Mitra halkaya baktı.
Sonra bebeğe.
Sonra Selçuk'a.
Sonra tekrar bebeğe.
Turan gülümsedi.
O meşhur dişsiz bebek gülümsemesiyle.
Ve minik bir ses çıkardı.
"Aguuu."
Selçuk anında ayağa kalktı.
"ŞAHİT OLUN!"
"SELÇUK SUS!"
diye bağırdı Mitra.
Ama geç kalmıştı.
Ben yere çökmüştüm gülmekten.
Ahsen gözyaşlarını siliyordu.
Büşra gerçekten ağlıyordu.
Emre bile gülüyordu artık.
Akşam olduğunda olay hâlâ kapanmamıştı.
Çünkü Selçuk her fırsatta:
"Turan da destekliyor."
demeye devam ediyordu.
Mitra her seferinde tehdit ediyordu.
Ama tehditlerinin şiddeti giderek düşüyordu.
Ve bunu herkes fark etmişti.
Özellikle Selçuk.
Bu yüzden daha da cesaretleniyordu.
Gece bahçede otururlarken ilk kez yalnız kaldılar.
Koğuş içerideydi.
Ben pencereden görüyordum.
Mitra korkuluklara yaslanmıştı.
Selçuk yanında duruyordu.
Bu kez şaka yapmıyordu.
Bu yüzden Mitra ilk konuşan oldu.
"Niye vazgeçmiyorsun?"
Selçuk sustu.
Uzun süre.
Sonra omuz silkti.
"Çünkü seni seviyorum."
Mitra başını çevirmedi.
Ama cevap da vermedi.
Selçuk devam etti.
"İlk günkü kadar."
Sessizlik.
"Belki daha fazla."
Mitra gökyüzüne baktı.
Sonra çok sessiz konuştu.
"Sen gerçekten aptalsın."
Selçuk gülümsedi.
"Bu iltifat mı?"
"Hayır."
"Biraz öyle geldi."
Ve ilk kez...
Mitra da gülümsedi.
Çok küçük.
Bir saniyelik.
Ama Selçuk gördü.
Ve o bir saniyelik gülümseme yüzünden bütün gece uyuyamadı. Çünkü ilk kez, Mitra onu kovalamamıştı.
Sadece yanında durmuştu.
Gece gerçekten kimse uyuyamadı.
Ama en büyük sebep Selçuk'tu.
Çünkü adam resmen kendi kendine sırıtıyordu.
Bu korkutucuydu.
Sabah kahvaltıda bile durum değişmedi.
Mitra içeri girdiği anda Selçuk'un yüzündeki ifade değişti.
Ben bunu görünce çayımı bıraktım.
"Başlıyor."
Ahsen iç çekti.
"Ben artık şaşırmıyorum."
Mitra oturdu.
Selçuk da tam karşısına oturdu.
Mitra beş saniye sabretti.
Altı.
Yedi.
Sekiz.
Sonunda çatladı.
"Niye bakıyorsun?"
Selçuk gülümsedi.
"Bakmıyorum."
"Bana bakıyorsun."
"Hayır."
"Bana bakıyorsun."
"Belki biraz."
Mitra elindeki kaşığı kaldırdı.
Selçuk anında sustu.
Ama yüzündeki sırıtış gitmedi.
Bu daha kötüydü.
Öğleden sonra eğitim alanında daha da kötüleşti.
Çünkü Mitra engel parkurunu bitirip su içerken Selçuk yanına geldi.
Elinde iki şişe vardı.
Birini uzattı.
Mitra aldı.
Şaşırdı.
Çünkü ilk kez şaka yapmamıştı.
"Sağ ol."
Selçuk birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra:
"Rica ederim."
Mitra'nın kaşı havaya kalktı.
"İyi misin sen?"
"Galiba."
"Doktora görün."
"Seninle konuşunca düzeliyorum."
"Tamam geçti."
Selçuk kahkaha attı.
Mitra istemeden gülümsedi.
Çok kısa.
Ama bu kez sadece Selçuk değil...
Ben de gördüm.
Ahsen de.
Emre bile gördü.
Ve Selçuk'un yüzündeki ifadeyi görünce anladım.
Adam o gülümsemeyle bir ay yaşayabilirdi.
Akşamüstü ise felaket yaşandı.
Çünkü Turan uyandı.
Ve Emre toplantıdaydı.
Normalde sorun olmazdı.
Ama Turan babasını göremeyince huzursuzlandı.
Önce mırıldandı.
Sonra suratını astı.
Sonra ağladı.
Ben kucağıma aldım.
Olmadı.
Ahsen aldı.
Olmadı.
Selçuk aldı.
Bu daha kötü oldu.
Turan öyle bir baktı ki sanki:
"Sen değilsin."
diyordu.
Selçuk gücendi.
"Bebek tarafından reddedildim."
Ahsen omzunu sıvazladı.
"Zor."
Sonra kapı açıldı.
Emre içeri girdi.
Turan anında sustu.
Resmen anında.
Koğuş yine sessizleşti.
Selçuk başını iki elinin arasına aldı.
"Bu çocuk babasına aşık."
Emre çocuğu kucağına aldı.
"Abartmayın."
Tam o sırada Turan kahkaha attı.
Sonra Emre'nin yakasını tutup bırakmadı.
Ahsen duvara yaslandı.
"Yok. Abartmıyoruz."
Gece bahçede hava serindi.
Bu kez tesadüfen sadece Mitra ve Selçuk değil, ben de dışarıdaydım.
Ama onları görmemiş gibi yapıyordum.
Çünkü dedikodu yapmak için bilgi topluyordum.
Selçuk korkuluklara yaslandı.
Mitra yanında duruyordu.
Bu kez uzun süre kimse konuşmadı.
Garip şekilde rahatsız edici değildi.
Sessizlik sakindi.
Sonra Mitra konuştu.
"Gerçekten neden vazgeçmedin?"
Selçuk başını çevirdi.
"Kaç kez kovdun beni?"
"Saymadım."
"Ben saydım."
Mitra iç çekti.
"Normal değil."
"Değilim zaten."
Bir süre daha sessizlik oldu.
Sonra Selçuk beklenmedik şekilde ciddi konuştu.
"Çünkü senden sonra kimse seni geçemedi."
Mitra ona baktı.
İlk kez gözlerini kaçırmadan.
Selçuk devam etti.
"Denedim."
"Selçuk..."
"Denedim gerçekten."
Bu kez sesi sakindi.
Şakasızdı.
"Olmadı."
Mitra'nın yüzündeki ifade değişti.
Çünkü Selçuk ilk kez komik olmaya çalışmıyordu.
İlk kez sadece dürüsttü.
Rüzgâr geçti.
Bahçe sessizleşti.
Mitra gözlerini yere indirdi.
Sonra çok kısık sesle sordu.
"Peki ya ben seni üzersem?"
Selçuk güldü.
Ama bu kez acı bir gülüştü.
"Sen zaten yapıyorsun."
Mitra istemeden güldü.
Gerçekten güldü.
Selçuk birkaç saniye onu izledi.
Sonra başını iki yana salladı.
"İşte bundan bahsediyorum."
"Neyden?"
"Şu gülüşten."
Mitra sustu.
Selçuk devam etti.
"İnsan onu görünce vazgeçemiyor."
Bu kez Mitra cevap veremedi.
Çünkü ilk kez yüzü kızarmıştı.
Gerçekten.
Ve Selçuk bunu görünce...
Adamın ruhu bedeninden ayrılacak sandım.
O gece koğuşa döndüklerinde herkes normal davranmaya çalışıyordu.
Başaramıyorlardı.
Özellikle Selçuk.
Çünkü hâlâ sırıtıyordu.
Emre sonunda dayanamadı.
"Ne oldu sana?"
Selçuk sandalyeye yayıldı.
"Hayat güzel komutanım."
Mitra kafasına yastık fırlattı.
Selçuk daha çok mutlu oldu.
Bu da Mitra'yı daha çok sinirlendirdi.
Ve ilk kez uzun zamandır...
Koğuşta kahkahalar yükseldi.
Gerçek kahkahalar.
Kimse ağlamıyordu.
Kimse vedaları düşünmüyordu.
Kimse eksiklikleri saymıyordu.
Sadece o an vardı.
Turan'ın ara sıra çıkardığı anlamsız sesler.
Selçuk'un bitmeyen mutluluğu.
Mitra'nın saklamaya çalıştığı gülümsemesi.
Emre'nin oğluna bakarken yumuşayan yüzü.
Ve benim içimden geçen tek düşünce:
Belki de bazı yaralar tamamen kapanmıyordu.
Ama etrafında yeniden hayat büyüyebiliyordu.
Birkaç hafta sonra...
Koğuş yeni bir gerçekle tanıştı.
Mitra'nın hormonları.
Ve hepimiz hazırlıksız yakalandık.
Olay ilk başta küçük başladı.
Ben mutfaktan çıktığımda Mitra masada oturuyordu.
Önünde reçel vardı.
Yanında turşu.
Ve...
Çikolata.
Durup tekrar baktım.
Sonra bir daha.
"Bu ne?"
Mitra gayet normal şekilde cevap verdi.
"Yemek."
"Hayır."
"Nasıl hayır?"
"Bu suç."
Mitra omuz silkti.
Sonra turşuyu çikolataya batırıp yedi.
Ben olduğum yerde donup kaldım.
Tam o sırada Selçuk geldi.
Ve gördü.
Sonra sessizce geri döndü.
"Ben bunu görmedim."
İkinci olay daha kötüydü.
Çünkü Mitra ağlıyordu.
Sebepsiz yere.
Gerçekten sebepsiz yere.
Büşra bile şaşırmıştı.
Bu büyük olaydı.
Selçuk panikle yanına çöktü.
"Ne oldu?"
Mitra ağlamaya devam etti.
"Hiç."
"Nasıl hiç?"
"Hiç işte."
"Bir şey oldu mu?"
"Hayır."
"O zaman niye ağlıyorsun?"
Mitra burnunu çekti.
Sonra masanın üzerindeki mandalinayı gösterdi.
Hepimiz baktık.
Selçuk da baktı.
Mandalina duruyordu.
Hiçbir şey yapmıyordu.
Mitra tekrar ağladı.
"Çok yalnız görünüyor."
Koğuş sessizleşti.
Emre gözlerini kapattı.
Ben masaya başımı koydum.
Ahsen duvara yaslanıp nefes aldı.
Selçuk ise mandalinaya baktı.
Sonra Mitra'ya.
Sonra tekrar mandalinaya.
"Ben..."
Uzun süre sustu.
"...ne diyeceğimi bilmiyorum."
Ama en büyük felaket alışveriş günü yaşandı.
Çünkü Yüzbaşı Yavuz ihtiyaç listesi istemişti.
Herkes normal şeyler yazıyordu.
Pil.
Sabun.
İlaç.
Su.
Sonra Mitra'nın listesi geldi.
Sessizlik oldu.
Selçuk okumaya başladı.
"Çilek."
Normal.
"Vişne."
Normal.
"Ekşi elma."
Normal.
"Yirmi üç paket."
Sessizlik.
"Ne?"
Mitra ciddi ciddi cevap verdi.
"Lazım."
"Niye?"
"Canım çekiyor."
"Yirmi üç paket?"
"Belki yirmi dört."
Selçuk listeyi kapattı.
"Ben pes ediyorum."
Turan ise bütün bu olaylardan inanılmaz keyif alıyordu.
Çünkü Mitra ne zaman sinirlense...
Turan ona gülüyordu.
Gerçek anlamda.
Bir gün Mitra yine bir şeye söyleniyordu.
Kimse nedenini bilmiyordu.
Belki hava.
Belki sandalye.
Belki evren.
Turan kucağımdaydı.
Mitra konuşurken çocuk bir anda kahkaha attı.
Mitra sustu.
Turan tekrar güldü.
Bu sefer daha çok.
Mitra birkaç saniye ona baktı.
Sonra istemeden gülümsedi.
Ve bütün siniri geçti.
Selçuk bunu görünce gözleri büyüdü.
"Tamam."
Herkes döndü.
Selçuk parmağıyla Turan'ı gösterdi.
"Bu çocuk gizli silah."
Akşam olduğunda bahçede oturuyorlardı.
Bu kez sadece Mitra ve Selçuk.
Gökyüzü kararmıştı.
Koğuş sessizdi.
Uzun süre konuşmadılar.
Sonra Mitra iç çekti.
"Bugün çok saçma davrandım."
Selçuk güldü.
"Bugün mü?"
Mitra dirseğiyle vurdu.
"Sus."
"Tamam."
Bir süre sonra Mitra başını omzuna yasladı.
Çok kısa.
Belki birkaç saniye.
Ama Selçuk nefes almayı unuttu.
Gerçekten.
Adam dondu kaldı.
Mitra bunu fark edip başını kaldırdı.
"Noldu?"
Selçuk hâlâ şoktaydı.
"Hiç."
"Yalan."
"Şu an dünyanın en mutlu insanıyım."
Mitra gözlerini devirdi.
Ama bu kez uzaklaşmadı.
Ve Selçuk o an anladı.
Hamilelik hormonları tehlikeliydi.
Çok tehlikeliydi.
Ama bazen...
İnsanın hayatındaki en güzel anları da onlar yaratıyordu.
Koğuşun penceresinden onları izlerken Ahsen başını salladı.
"Bir gün birbirlerini delirtecekler."
Ben güldüm.
Emre de nadir görülen o küçük gülümsemelerinden birini gösterdi.
Çünkü herkes biliyordu.
Bu hikâyede kavga bitmeyecekti.
Ama artık kimse gitmiyordu.
Ve koğuş yeni bir gerçekle yüzleşti.
Turan artık Mitra'yı seçmişti.
Hem de fena halde.
Bu durumun sebebi neydi kimse bilmiyordu.
Belki Mitra'nın sürekli yanında olması.
Belki ses tonu.
Belki de karnındaki bebeğin kalp atışlarını duyuyor olması.
Ama sonuç değişmiyordu.
Turan fırsat bulduğu an Mitra'nın kucağına gidiyordu.
Bir sabah Mitra kanepeye oturmuştu.
Elinde kitap vardı.
Nadir görülen bir olaydı.
Çünkü normalde kitap okumaya çalışırken Selçuk gelip huzuru bozuyordu.
Ama bu kez Selçuk ortada yoktu.
Mitra huzurluydu.
Yaklaşık kırk saniye boyunca.
Sonra yerde sürünmeye çalışan Turan ortaya çıktı.
Direkt.
Hiç sapmadan.
Hedef kilitlenmiş füze gibi.
Mitra'ya.
Ben bunu görünce kahkahayı bastım.
Emre de gördü.
"Yine başladı."
Turan kanepeye ulaştı.
Sonra iki eliyle Mitra'nın pantolonunu tuttu.
Ayağa kalkmaya çalıştı.
Başaramadı.
Tekrar denedi.
Yine başaramadı.
Sonra sinirlendi.
"AĞĞĞĞ!"
Mitra kitabı kapattı.
"Tamam tamam."
Turan anında sustu.
Zafer kazanmış komutan gibi sırıtıyordu.
Mitra onu kucağına aldı.
Çocuk rahatladı.
Resmen rahatladı.
Sanki bütün sorunları çözülmüştü.
Ama işin ilginç kısmı bundan sonra başladı.
Çünkü Turan son zamanlarda Mitra'nın karnına takmıştı.
Sürekli.
Gerçek anlamda sürekli.
Mitra kucağına aldığı anda minik elleriyle karnına dokunuyordu.
Sonra kulağını yaslıyordu.
Sonra tekrar dokunuyordu.
İlk seferinde hepimiz şaşırmıştık.
İkinci seferinde ilginç gelmişti.
Onuncu seferden sonra alışmıştık.
Bir gün Selçuk bunu görünce diz çöktü.
"Bence konuşuyorlar."
Mitra gözlerini devirdi.
"Kiminle?"
Selçuk karnı işaret etti.
"Bunlar."
"Selçuk."
"Bence içerideki bebekle iletişim kuruyor."
Emre çayını içiyordu.
"Senin beynin gerçekten yorucu."
Selçuk umursamadı.
Turan o sırada yine karnın üzerine elini koymuştu.
Sonra...
Bir tekme hissedildi.
Mitra aniden durdu.
Ben de durdum.
Ahsen de.
Selçuk da.
Turan ise gözlerini kocaman açtı.
Sonra...
Kahkaha attı.
Koskoca bir bebek kahkahası.
Bir daha elini koydu.
Bir daha.
Bu kez tekme yoktu.
Turan sinirlendi.
Herkes gülmeye başladı.
Öğle yemeğinde olay daha da büyüdü.
Çünkü Turan bu kez Mitra'nın yanından ayrılmayı reddetti.
Ben aldım.
Olmadı.
Emre aldı.
Olmadı.
Ahsen aldı.
Bir dakika idare etti.
Sonra yine Mitra'nın kucağına gitmek istedi.
Selçuk kollarını açtı.
"Gel amcana."
Turan baktı.
Sonra suratını çevirdi.
Koğuş dağıldı.
Selçuk kalbini tuttu.
"Bu çok ağırdı."
Emre omzuna vurdu.
"Alışıksın."
Akşamüstü bahçede oturuyorduk.
Mitra bankta oturmuştu.
Turan yine kucağındaydı.
Bu artık haber değildi.
Normaldi.
Selçuk yanlarına geldi.
Elinde dondurma vardı.
Birini Mitra'ya uzattı.
Mitra aldı.
Şaşırmadı bile.
Çünkü son zamanlarda Selçuk tuhaf derecede düşünceli davranıyordu.
Bu da Mitra'yı daha çok geriyordu.
"Düzgün davranman korkutucu."
Selçuk başını salladı.
"Ben de elimden geleni yapıyorum."
Tam o sırada Turan elini uzattı.
Ve Selçuk'un dondurmasını tuttu.
Sonra...
Yüzüne sürdü.
Sessizlik.
Bir saniye.
İki saniye.
Üç saniye.
Selçuk'un burnunda dondurma vardı.
Turan kahkaha atıyordu.
Mitra da dayanamadı.
Kahkahayla gülmeye başladı.
Ben neredeyse sandalyeden düştüm.
Emre yüzünü çevirdi.
Ama omuzları titriyordu.
O da gülüyordu.
Selçuk ise burnundaki dondurmayla duruyordu.
"Ben bu çocuk tarafından zorbalanıyorum."
Turan cevap olarak yine güldü.
Gece olduğunda koğuşun havası uzun zamandır olmadığı kadar sıcaktı.
Kimse acele etmiyordu.
Kimse bağırmıyordu.
Turan ise son görevini yapıyordu.
Mitra'nın kucağında uyuyordu.
Bir eli hâlâ Mitra'nın karnının üzerindeydi.
Sanki bırakırsa bir şey olacakmış gibi.
Mitra aşağı baktı.
Yüzünde o nadir görülen yumuşak ifadelerden biri vardı.
Selçuk da onu izliyordu.
Uzun süre.
Sonra sessizce:
"Yakışıyor."
dedi.
Mitra başını kaldırdı.
"Ney?"
Selçuk gülümsedi.
"Kucağındaki çocuk."
Mitra cevap vermedi.
Ama gözleri istemsizce Turan'a kaydı.
Sonra karnına.
Sonra tekrar Turan'a.
Ve ilk kez...
Gelecek düşüncesi onu korkutmaktan çok mutlu etti.
Çünkü etrafındaki bütün karmaşaya rağmen...
Koğuş artık biraz daha aile gibi hissettiriyordu.
Aradan geçen günlerde herkes bir şeyi fark etmeye başladı.
Mitra artık Turan'a sadece katlanmıyordu.
Bayağı seviyordu.
Hem de fena halde.
Ama mantıken bu normaldi mitra benim ablam gibiydi ve Turan'ın teyzesiydi
Bir sabah Turan beşiğinde mızmızlanıyordu.
Ben mutfaktaydım.
Emre dışarıdaydı.
Ahsen depodaydı.
Kimse ilgilenemeden önce Mitra ayağa kalktı.
"Tamam tamam."
diye söylendi.
Sanki zorla yapıyormuş gibi.
Turan onu görünce sustu.
Anında.
Mitra durdu.
Turan gülümsedi.
Mitra birkaç saniye baktı.
Sonra istemeden gülümsedi.
"Sen var ya..."
Turan kahkaha attı.
Beş dakika sonra Mitra hâlâ onu kucağında taşıyordu.
Selçuk bunu görünce koltuğa yayıldı.
"Bakın."
Herkes döndü.
"İnkâr aşamasını geçti."
Mitra ters baktı.
"Neyi?"
"Anne modunu."
Yastık fırlatıldı.
Öğleden sonra daha da komik bir şey oldu.
Mitra eğitim raporu yazıyordu.
Ciddi ciddi.
Başını bile kaldırmıyordu.
Turan yerde oynuyordu.
Sonra sıkıldı.
Ve sürüne sürüne Mitra'nın yanına geldi.
Pantolonunu çekti.
Mitra yazmaya devam etti.
Pantolonu tekrar çekildi.
Devam etti.
Üçüncü kez çekildi.
Sonunda baktı.
Turan iki kolunu açmıştı.
Resmen:
"Kucağa alınacağım."
der gibi.
Mitra derin nefes aldı.
"Hayır."
Turan baktı.
Sonra dudaklarını büktü.
Mitra iki saniye dayandı.
Üç.
Dört.
Beşinci saniyede kucağına aldı.
Koğuş alkışladı.
Gerçekten.
Selçuk ayağa kalkmış alkışlıyordu.
"Rekor kırdın."
Mitra kafasına dosya attı.
Ama olayın zirvesi birkaç gün sonra yaşandı.
Hava yağmurluydu.
Herkes içerideydi.
Turan biraz huysuzdu.
Kimse susturamıyordu.
Ben denedim.
Olmadı.
Emre denedi.
Biraz işe yaradı.
Ahsen denedi.
Yine olmadı.
Sonra Mitra geldi.
Turan anında sustu.
Koğuş sessizleşti.
Selçuk şok olmuştu.
"Yok artık."
Mitra çocuğu aldı.
Omzuna yasladı.
Turan gözlerini kapattı.
Bir dakika içinde uyudu.
Bir dakika.
Selçuk parmağıyla işaret etti.
"Bu büyü."
Emre başını salladı.
"Ben de açıklayamıyorum."
Akşam olduğunda Mitra kanepeye oturmuştu.
Turan yine kucağındaydı.
Bu artık günlük bir olaydı.
Çocuk resmen fırsat bulduğu her saniye Mitra'nın yanına gidiyordu.
Ve Mitra da artık onu geri göndermiyordu.
Hatta...
Bir ara Turan uykusunda hafif huzursuzlandı.
Mitra anında battaniyesini düzeltti.
Saçlarını okşadı.
Sessizce sakinleştirdi.
Bunu yaparken farkında bile değildi.
Ben bunu görünce gülümsedim.
Çünkü birkaç ay önce biri bana:
"Mitra bir bebeğin battaniyesini düzeltecek."
deseydi gülerdim.
Şimdi ise gayet normal görünüyordu.
Gece bahçede otururken Selçuk sonunda dayanamadı.
"Bir şey soracağım."
Mitra içeceğinden bir yudum aldı.
"Sor."
"Turan'ı seviyorsun değil mi?"
Mitra sustu.
Selçuk sırıtıyordu.
Ben de kulak kabartmıştım.
Emre de belli etmeden dinliyordu.
Mitra birkaç saniye düşündü.
Sonra omuz silkti.
"Seviyorum."
Sessizlik.
Gerçek sessizlik.
Çünkü bunu ilk kez açık açık söylemişti.
Selçuk'un ağzı açık kaldı.
"Vay be."
Mitra gözlerini devirdi.
"Abartma."
"Sen bunu itiraf ettin."
"Ne var bunda?"
Selçuk güldü.
"Hiçbir şey."
Sonra yumuşak bir sesle ekledi:
"Sadece yakışıyor."
Bu kez Mitra itiraz etmedi.
Çünkü Turan o sırada onun kucağında uyuyordu.
Minik eli Mitra'nın parmağını tutmuştu.
Ve Mitra aşağı bakarken yüzündeki ifade...
Her şeyi anlatıyordu.
Belki Turan onun çocuğu değildi.
Ama kalbinde çoktan özel bir yer edinmişti.
Ve koğuştaki herkes bunu biliyordu.
O geceden sonra koğuşta yeni bir düzen oluştu.
Kimse bunu planlamamıştı.
Kimse oturup karar da almamıştı.
Ama bir sabah uyandığımızda hepimiz aynı şeyi fark ettik.
Turan artık fırsat bulduğu her an Mitra'nın yanındaydı.
Gerçek anlamda.
Ben bir gün mutfaktan çıktım.
Mitra koltukta oturuyordu.
Turan kucağında.
Başka bir gün çıktım.
Mitra yerde oturuyordu.
Turan yine kucağında.
Bir gün eğitim alanına gittik.
Mitra sandığın üstünde oturmuş haritaya bakıyordu.
Turan yine onun dizlerinde.
En sonunda Selçuk dayanamadı.
"Bu çocuk seni evlat edindi."
Mitra gözünü kaldırmadı.
"Konuşma."
"Gerçekleri söylüyorum."
"Konuşma."
"Turan şu an beni görünce bile sana bakıyor."
Tam o sırada Selçuk el salladı.
"Gel bakalım küçük adam."
Turan baktı.
Sonra kafasını çevirip Mitra'nın göğsüne yasladı.
Selçuk sustu.
Emre omzuna vurdu.
"Kabul et."
"Neyi?"
"Kaybettin."
Hamilelik ilerledikçe Mitra'nın sabrı daha da ilginçleşmeye başlamıştı.
Bir gün canı gece yarısı karpuz istedi.
Normal.
Ama sorun şu ki...
Aralık ayındaydık.
Selçuk gözlerini kırpıştırdı.
"Karpuz mu?"
"Evet."
"Şu an mı?"
"Evet."
"Gece ikide mi?"
"Evet."
"Aralık ayında mı?"
Mitra ona baktı.
Selçuk ayağa kalktı.
"Tamam tamam gidiyorum."
Ahsen bana dönüp fısıldadı.
"Bu adamın aşkı bilimsel olarak incelenmeli."
Ama en komik olay birkaç gün sonra yaşandı.
Turan artık iyice hareketlenmişti.
Kucağa alınmak istiyor.
Etraftaki her şeye dokunmak istiyor.
Ve özellikle...
Mitra'nın karnına.
Sürekli.
Mitra oturuyor.
Turan gelip elini karnına koyuyor.
Mitra yemek yiyor.
Turan gelip karnına dokunuyor.
Mitra uyukluyor.
Turan emekleyerek gelip yine karnına dokunuyor.
Bir gün Mitra sonunda dayanamadı.
"Ne yapıyorsun sen?"
Turan güldü.
Minik eliyle yine karnını pat patladı.
Koğuştaki herkes gülmeye başladı.
Selçuk ciddi ciddi:
"Bence kardeşiyle iletişim kuruyor sonuçta ikisi de bu koğuşta buyicekler kardeş gibi "
dedi.
Mitra yastığı fırlattı.
Sonra bir gece...
Beklenmedik bir şey oldu.
Turan normalde kendi beşiğinde uyurdu.
Ama o gece sürekli huzursuzdu.
Ben aldım.
Olmadı.
Emre aldı.
Olmadı.
Ahsen aldı.
Yine olmadı.
Mitra yanımıza geldi.
"Kucağıma ver."
Verdik.
İki dakika sonra...
Uyudu.
Herkes sustu.
Selçuk ağzı açık izliyordu.
"Yok artık."
Mitra omuz silkti.
"Bilmiyorum."
Ama ertesi gece yine aynı şey oldu.
Sonraki gece de.
Bir hafta sonra artık durum netleşmişti.
Turan geceleri uyumadan önce mutlaka Mitra'nın yanında vakit geçirmek istiyordu.
Bazen omzuna başını koyuyordu.
Bazen karnına sarılıyordu.
Bazen de minik elini karnının üstüne koyup öyle uyuyordu.
Bir akşam bunu görünce içim yumuşadı.
Çünkü Mitra da değişmişti.
Eskiden kimseye yaklaşmayan kadın...
Şimdi uyuyan bir bebeğin üstünü örtüyordu.
Saçlarını düzeltiyordu.
Sessiz konuşuyordu.
Ve bunu fark ettiğinde utanıyordu.
En sonunda Selçuk bir gün dayanamadı.
Kapıdan içeri girdi.
Mitra koltukta oturuyordu.
Turan kucağında uyuyordu.
Mitra'nın eli de farkında olmadan bebeğin sırtındaydı.
Yavaş yavaş sallıyordu.
Selçuk durdu.
Uzun uzun baktı.
Sonra çok sakin şekilde:
"Bu görüntüyü saklamak istiyorum."
dedi.
Mitra kaşını kaldırdı.
"Neden?"
Selçuk gülümsedi.
"Çünkü gelecekte çocuklarıma anlatacağım."
Koğuş bir saniye sessiz kaldı.
Mitra'nın yüzü kıpkırmızı oldu.
Ben kahkahayı patlattım.
Emre başını masaya koydu.
Ahsen sandalyesinden düştü.
Selçuk ise hiç pişman görünmüyordu.
Çünkü ilk kez...
Mitra onu kovalamamıştı.
Sadece utanıp başka tarafa bakmıştı.
Ve Selçuk için bu...
Zaferin en tehlikeli haliydi.
Aradan birkaç hafta geçmişti.
Turan artık üç aylığı da geçmişti.
Ve koğuşun ortak projesine dönüşmüştü.
Herkesin ayrı görevi vardı.
Ben annesiydim.
Emre koruma timiydi.
Ahsen yemek timiydi.
Selçuk eğlence timiydi.
Çağrı canı sıkılınca oynadığı oyuncağıydi
Mitra ise...
Mitra artık resmi olmayan "favori insan" olmuştu.
O sabah yine herkes koğuştaydı.
Nadir olan sakin günlerden biriydi.
Turan yerdeki battaniyenin üstünde yatıyordu.
Etrafında da yarım koğuş dizilmişti.
Sanki önemli bir toplantı yapıyormuşuz gibi.
Çünkü son birkaç gündür sürekli sesler çıkarmaya başlamıştı.
Ve herkes aynı şeyi bekliyordu.
İlk kelime.
Selçuk ellerini ovuşturdu.
"Kesin beni söyleyecek."
Emre ona baktı.
"Nasıl?"
"Çünkü karizmatik bir adamım."
Ahsen çayını içti.
"Çünkü beynin yok."
"Bu da bir ihtimal."
Ben Turan'ı kucağıma aldım.
"Hadi bakalım."
Turan bana baktı.
Gülümsedi.
"Agu."
"Anne de."
"Agu."
"Anne."
"Aguuuu."
Selçuk alkışladı.
"Yaklaşıyoruz."
"Hiç yaklaşmıyoruz."
dedim.
Sonra Emre denedi.
Bebeği kucağına aldı.
"Bak oğlum."
Turan gözlerini kocaman açtı.
"Ba-ba."
dedi Emre.
"Ba-ba."
Turan ciddi ciddi baktı.
Emre umutlandı.
Koğuştaki herkes sustu.
Bir saniye.
İki saniye.
Üç saniye.
Turan:
"Agu."
dedi.
Selçuk yere çöktü.
"Komutanım reddedildiniz."
Öğlene kadar herkes sırayla uğraştı.
Ben.
Emre.
Çağrı.
Selçuk.
Ahsen.
Hatta Büşra bile.
Ama sonuç değişmedi.
Sadece anlamsız bebek sesleri.
Sonra Mitra eğitimden döndü.
Her zamanki gibi yorgundu.
Kapıdan girer girmez:
"Bugün ne saçmalıyorsunuz?"dedi.
Selçuk parmağıyla Turan'ı gösterdi.
"İlk kelime operasyonu."
Mitra gözlerini devirdi.
"Kolay gelsin."
Ve koltuğa oturdu.
Tam o sırada turan başını çevirdi.
Mitra'yı gördü.
Bir anda yüzü aydınlandı.
Kollarını sallamaya başladı.
Ben gülümsedim.
"Bak yine başladı."
Emre de izliyordu.
Muhtemelen içinden "şimdi baba diyecek" diye geçiriyordu.
Ben de öyle düşünüyordum.
Sonuçta haftalardır uğraşıyorduk.
Turan heyecanlandı.
Mitra'ya doğru uzanmaya çalıştı.
Mitra kaşını kaldırdı.
"Ne?"
Turan ağzını açtı.
Herkes sustu.
Gerçekten herkes.
Koğuşta çıt çıkmıyordu.
Sonra...
"Tey..."
Sessizlik.
Ben donup kaldım.
Emre de.
Mitra da.
"Tey..."
Bu kez daha net çıktı.
Selçuk ayağa fırladı.
"DUYDUM!"
Turan heyecanlandı.
Minik ellerini salladı.
Ve Mitra'ya bakarak:
"Teytze." dedi.
Koğuş üç saniye boyunca tamamen sessiz kaldı.
Sonra Selçuk çığlığı bastı.
"İLK KELİMESİ TEYZE!"
Ben elimdeki yastığı Selçuk'a attım.
Emre yüzünü kapattı.
Ahsen sandalyeden düşecek gibi oldu
Büşra durduk yere ağlamaya başladı.
"Bu çok duygusal..."
Kimse neden ağladığını anlamadı.
Ama en komik kısım...
Mitra'nın yüzüydü.
Hayatında ilk kez gerçekten ne yapacağını bilemiyordu.
Turan ise gururla ona bakıyordu.
Sanki büyük bir başarı elde etmiş gibi.
Sonra tekrar:
"Teytze."
dedi.
Bu kez daha net.
Daha yüksek.
Mitra yavaşça bebeği kucağına aldı.
"Benimle dalga geçiyorsun."
dedi.
Turan güldü.
O meşhur dişsiz gülümsemesiyle.
Ve elini Mitra'nın yanağına koydu.
Emre yanımda duruyordu.
Başını iki yana salladı.
"Baba demedi."
"Demedi."
"Anne de demedi."
"Hayır."
Selçuk kahkahalar arasında:
"Komutanım savaş kaybedildi."
dedi
Ve o günün geri kalanında...
Turan ne zaman Mitra'yı görse aynı şeyi söyledi.
"Teyte."
Mitra ne kadar kaçmaya çalışırsa çalışsın.
"Teyte."
Yemekhanede.
"Teyte."
Bahçede.
"Teyte."
Toplantının ortasında.
"Teyte."
En sonunda Mitra pes etti.
Kucağına aldı.
Alnına küçük bir öpücük kondurdu.
Ve çok sessiz şekilde:
"Tamam küçük adam."
"Teyzesinin yakışıklısı"
Turan ise bunu duyunca kahkaha attı.
Sanki zaten başından beri bunu biliyormuş gibi.
Ertesi sabah koğuş yeni bir gerçekle uyandı.
Turan artık konuşabileceği tek kelimeyi keşfetmişti.
Ve bunu kötüye kullanıyordu.
Sabah altı buçuk.
Ben daha gözümü açmamıştım.
Birden beşikten bir ses geldi.
"Teyze."
Sessizlik.
İki saniye sonra tekrar:
"TEYZE."
Koridorun öbür ucundan Mitra'nın sesi duyuldu.
"Hayır."
Turan durmadı.
"Teyze."
"Hayır."
"Teyze."
"Ben burada değilim."
Selçuk yatağından doğruldu.
"Komutanım, hedef sizi tespit etmiş."
Kahvaltıda işler daha da kötüleşti.
Mitra masaya oturduğu anda Turan kollarını uzattı.
"Teyze."
Mitra onu aldı.
Beş saniye sessizlik oldu.
Sonra Turan mutlu mutlu gülmeye başladı.
Emre bana baktı.
"Bu çocuk bizi yan karakter yaptı."
"Fark ettim."
Tam o sırada kapı açıldı.
Çağrı içeri girdi.
Son birkaç haftadır biraz daha toparlanmıştı.
Gizem'in gidişinin bıraktığı boşluk tamamen geçmemişti.
Ama artık sürekli kapıya bakmıyordu.
Gülüyordu.
Şaka yapıyordu.
Yaşamaya çalışıyordu.
Turan onu görünce heyecanlandı.
Kollarını salladı.
Çağrı gülümsedi.
"Gel bakalım."
Turan ona baktı.
Sonra...
"Teyze."
dedi.
Koğuş dağıldı.
Selçuk masaya vuruyordu gülmekten.
Ahsen nefes alamıyordu.
Ben çayımı döktüm.
Çağrı bebeğe baktı.
"Ben teyze değilim."
"Teyze."
"Hayır."
"Teyze."
"Tamam."
Öğleden sonra işler daha da saçmalaştı.
Selçuk yeni bir plan yapmıştı.
Bu zaten tehlikeli bir başlangıçtı.
"Bugün ona yeni kelime öğreteceğiz."
Emre şüpheyle baktı.
"Ne öğreteceğiz?"
Selçuk gururla göğsünü kabarttı.
"Selçuk."
Mitra kahkahayı patlattı.
Çağrı bile güldü.
"İmkansız."
dedi.
---
Yarım saat boyunca uğraştılar.
"Sel-çuk."
"Sel-çuk."
"Sel-çuk."
Turan dikkatle baktı.
Herkes umutlandı.
Sonra ağzını açtı.
"Teyze."
Selçuk masaya kapandı.
"Ben bırakıyorum."
Ama günün asıl olayı akşam yaşandı.
Koğuşun bahçesinde oturuyorduk.
Hava sakindi.
Uzun zamandır ilk kez gerçekten huzurluyduk.
Turan benim kucağımdaydı.
Bir anda Çağrı'nın yanına gitmek istedi.
Ben de verdim.
Çağrı onu omzuna aldı.
Turan başını onun omzuna yasladı.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra minik eliyle Çağrı'nın yüzüne dokundu.
Çağrı'nın yüzü bir an değişti.
Herkes fark etti.
Çünkü o hareket...
Birini hatırlatmıştı.
Gizem'i.
Koğuş sessizleşti.
Ama bu kez acı bir sessizlik değildi.
Sıcak bir sessizlikti.
Çağrı hafifçe gülümsedi.
"Ne oldu küçük adam?"
Turan birkaç saniye yüzüne baktı.
Sonra çok ciddi bir ifadeyle:
"Teyze."
dedi.
Üç saniye sessizlik oldu.
Sonra Çağrı kahkahayı patlattı.
Gerçekten.
Uzun zamandır ilk kez.
O kadar güldü ki gözleri doldu.
Selçuk yere çöktü.
"Tamam."
dedi.
"Bu çocuk herkesi teyze yapacak."
Geceye doğru Turan'ın yeni bir hobisi ortaya çıktı.
İnsanları eşleştirmek.
Nasıl yaptığı bilinmiyordu.
Ama ne zaman Selçuk ile Mitra yan yana gelse ikisine birden bakıyordu.
Sonra gülüyordu.
Sonra alkışlıyordu.
Bir akşam Selçuk:
"Bak gördün mü?"dedi.
"Turan da bizi destekliyor."
Mitra gözlerini devirdi.
"Çocuk nefes alıyor."
"Bu da destek."
"Hayır."
"Ben öyle yorumladım."
Tam o sırada Turan alkışlamaya başladı.
Minik ellerini birbirine vuruyordu
Selçuk dondu.
"Şahit olun."
Mitra yastığı aldı.
Selçuk kaçtı.
Turan daha çok güldü.
Çağrı ise koltuğa yaslanıp bu sahneyi izliyordu.
Uzun zamandır ilk kez yüzünde gerçekten huzurlu bir ifade vardı.
Ve ben o an şunu fark ettim.
Gizem'in yeri dolmamıştı.
Dolmayacaktı da.
Ama koğuş yeniden nefes almaya başlamıştı.
Ve bazen...
İyileşmek tam olarak mutlu olmak değildi.
Sadece tekrar gülebilmekti.
O gece koğuşta yine kahkahalar vardı.
Selçuk kaçıyordu.
Mitra kovalıyordu.
Turan alkışlıyordu.
Çağrı gülüyordu.
Emre başını iki yana sallıyordu.
Ben ise hepsini izliyordum.
Ayrıca artık turanın iki teyzesi vardı