Bir süre sonra hayat… geri dönmedi.
Sadece ritim tuttu.
Koğuş yine sabah kalkıyordu, yine emirler veriliyordu, yine kimse “iyiyim” demiyordu ama herkes yaşıyordu.
Ben de yaşıyordum.
Mecburen değil.
Alışarak değil.
Sadece… başka seçenek olmadığı için değil, artık geri dönüş olmadığı için.
İlk defa bir sabah kahvaltıda Selçuk konuştu.
“Bugün kaçıyoruz.”
Emre kaşını kaldırdı.
“Nereye?”
Selçuk omuz silkti.
“Dışarı.”
“İzin var mı?”
Selçuk güldü.
“Hayır.”
Ahsen araya girdi
"Selçuk bey geçen sefer siz istememiştiniz de hoşunuza gitmiş sanki he ?"
Hepimiz güldük Selçuk bile kendine güldü
Emre bir saniye baktı.
Sonra sadece:
“kalkin o halde ilk değil bu sonuçta yine en fazla temizlik yaparız ama söylim bu sefer tuvaleti ben yapmam"
Kahkaha attım
Aynı şekilde yine koğuştan kaçtık
Şehir bu sefer daha tanıdıktı.
Yağmur yoktu.
Ama hava hâlâ griydi.
Sanki dünya tam karar verememiş gibiydi.
Bara girdiğimizde kimse soru sormadı.
Zaten burada kimse kimseyi sormazdı.
İlk içki masaya geldiğinde Selçuk çoktan değişmişti.
O sert hali biraz kırılmıştı.
Mitra bunu fark etti.
“Bugün fazla içmeyelim.”
Selçuk güldü.
“Bugün zaten fazla hayat yaşıyoruz.”
Ben içmedim.
İstemedim.
Ya da istemeye korktum.
Mitra yan gözle bana baktı.
“Sen iyi misin?”
Başımı salladım.
“İyiyim.”
Yalan değildi.
Ama doğru da değildi.
Saatler geçtikçe sesler yükseldi.
Müzik, kahkaha, bardak sesleri birbirine karıştı.
Selçuk artık daha çok konuşuyordu.
Mitra daha çok gülüyordu.
Ve aralarındaki şey…
benim göremediğim bir noktaya doğru kayıyordu.
Ama hissediyordum.
Dışarı çıktığımızda Selçuk sendeledi.
Mitra tuttu.
“Düşeceksin.”
“Düşmem.”
“Düşüyorsun zaten.”
Selçuk bu sefer karşılık vermedi.
Sadece baktı.
Uzun.
Sessiz.
O bakışta bir şey vardı.
Söylenmeyen.
Ama anlaşılmış.
Mitra da sustu.
Bir adım geri atmadı.
Ama ileri de gitmedi.
Sadece orada kaldı.
Ben biraz uzaktaydım.
İzliyordum.
Ve ilk defa şunu düşündüm:
“İnsanlar kırılınca ya uzaklaşır… ya da birbirine fazla yaklaşır.”
O gece koğuşa dönmedik.
Geç döndük.
Kimse planlamadı.
Olmadı.
Sadece oldu.
Kapıdan içeri girerken Emre bakış attı.
Hiç konuşmadı.
Sadece Selçuk’a baktı.
Sonra Mitra’ya.
Mitra biraz fazla içmişti Selçukta öyle birbirlerine tutunarak yürüyolardı Selçuk mitraya bakıyordu bakarken gözleri öyle bir parıldıyordu ki tarif edilemezdi
Mitra da aynı şekilde ona bakıyordu sanki ikisi yıllardır birbirlerini arıyormuşta yeni kavuşmuşlar gibiydi Selçuk elini mitranin saçlarına attı saçlarını okşamaya başladı mitranin hoşuna gidiyordu ama belli etmiyordu benden saklıyamazdı ama sonra kafasını yavaşça selçukun omuzuna koydu sanki onun için dünya durmuş gibiydi ve mitra ilk defa bu kadar mutluydu emreyle biz şaşkınlık ve heycanla onları izliyorduk ahsenle çağrı uyuyordu
Selçuk mitraya daha da yaklaştı teni tenine değiyordu
Emre gülerek uzaklaştı ben uzaktan hala izliyordum çünkü mitrayi mutlu görmek benim için çok değerliydi
Selçuk gittikçe yaklaşıyor mitrada gittikçe heycanlanıyordu
Selçuk önce yanağından bir öpücük aldı mitra kıpkırmızı olmuştu Selçuk hızını alamayıp dudağına doğru kayıyordu mitra karşılık veriyordu heycanı gözüne yansımıştı
Selçuk mitranin heycanını fark edip daha fazla utanmaması için kucağına alıp kendi yatağına çıkardı onunki en köşe üstü yani kimsenin goremicegi bir yerdi
Ben odanın köşesine oturdum
Karnıma refleks gibi dokundum.
Emre yanıma geldi tekrar
"Gittiler mi?"
"Gittiler" dedim gülerek
"Selçuk bana birde hızlı derdi kendisinin farkında değil herhalde " dedi alaycı bir tonla
Boynunu tuttum
"Sende çok hızlıydın ama"
"Hızlıyımdır" dedi göz kırparak çok utandım ve yatağa koştum
Bir süre sonra mitra yanima geldi bayilcak gibiydi
Bana baktı
“Yorgun musun?”
“Biraz.”
Selçuk araya girdi.
“Biz de yorgunuz.”
Güldü.
Ama bu gülüş eskisi gibi değildi.
Gece ilerledi.
Işıklar kapandı.
Sesler azaldı.
Ama bazı şeyler azalmadı.
Sadece şekil değiştirdi.
Sabaha karşı herkes dağılmıştı.
Kimse detay anlatmadı.
Kimse sormadı.
Ama bazı bakışlar değişmişti.
Bunu anlamak için konuşmaya gerek yoktu.
Sabah olduğunda Mitra dışarıdaydı.
Selçuk da.
Ben kapıda durdum.
Bir şey demedim.
Mitra bana döndü.
Gözleri yorgundu.
Ama saklamıyordu.
Selçuk ise ilk kez bu kadar sessizdi.
Koğuşa dönerken Emre sadece şunu söyledi:
“Dışarı kaçışlar kontrolsüz olmaya başladı.”
Selçuk cevap verdi:
“Kontrol zaten hiç yoktu.”
Emre sustu.
Haklıydı.
O gün hiçbir şey çözülmedi.
Ama hiçbir şey de eskisi gibi kalmadı.
Bazı bağlar güçlenmiş gibi görünür.
Ama aslında sadece yer değiştirir.
Ben o gece pencerenin kenarında oturdum.
Mitra yanımdaydı.
Selçuk biraz uzakta.
Emre kapıda.
Herkes yerindeydi.
Ama kimse aynı yerde değildi.
“Biliyor musun,” dedim.
Mitra baktı.
“Ne?”
“Biz artık eski halimize dönmeyeceğiz.”
Mitra başını salladı.
“Zaten dönmüyoruz.”
Dışarıda rüzgâr vardı.
Ama bu sefer yağmur yoktu.
Ve ilk defa fark ettim:
Yağmur kesildiğinde dünya temizlenmez.
Sadece çıplak kalır.