İçeriğe geç

Sadece Bir Kaza

Bölüm 2 · 9 dk okuma

Sadece Bir Kaza

Bölüm 2

Benim Çevrem

BADE YALDIZ

1 ay önce

"Derya kız dur" Derya beni çekiştirmeye başladı. Lisemimiz bahçesinden bile çıkmamıştık. Salı günündeydik klasik bir okul günü daha bitmişti. Pazartesi günleri ikimizinde enerjisi genellikle çok düşük oluyor. Salı günleri ise pazartesinin acısını çıkartıyoruz.

"Hadi amaaa Bade yapma hızlı" bu gün okul çıkışı onunla kafeye gitmeyi kabul ettiğim için pişman olmuştum resmen.

"Derya dur tamam geliyorum sakin" beni okuldan çektire çektire çıkartmasının anlamı yoktu.

Ama hakkını vermek lazım en iyi arkadaşım olacak bu kız her seferinde güzel yerlere götürüyordu. O da alışmıştı benim 'gitmek istemiyorum' sözlerime aslında 'ne zaman gidiyoruz, nasıl ve nereye gidiyoruz' gibi soruları temsil ettiğini. Ben seslendirmeden anlıyordu.

Bir süre sonra kendimi kahvenin güzelliğine bırakmış şekilde Derya'yı dinlerken buldum.

"Hoca çok boş yapıyorr" tarih hocamız kötü bir kadın değildi ama anlatımı gerçekten sıkıcıydı ve uyumamak için resmen göz kapaklarımızı mandallıyorduk.

"Biraz. Off boşver bayaaa boş yapıyo' ve sıkıcı uykum(uz) geliyor" Derya'nın yanında asla ama asla düşüncelerimi saklamazdım. Hiçbir şeyimi oldukça saklamamaya çalışırdım. Ona hiç yalan da söylememiştim.

"Değil mi? Sadece Kiraz uyumadı o da Me'met'i izleyebilmek için" şirin bir sekilde kıkırdadı. Lise 3 olduğumuzu düşündüğümde bu oldukça normaldi.

Ve evet Derya herkesin sevdiği o kız olarak tüm okulun dedikodularını alabiliyordu.

"Çok belli ediyorlar dümdüz sevgililer işte saklıyamıyorlar."

"Evet sorunca 'just arkadaş o' aynen aynen off itiraf etseler de bir rahatlasakk"

"Di'mi neyse Derya bizi ilgilendirmez" bunu söylerken göz kırptım. Tüm dedikoyu yaptıktan sonra bunu söyleyen o kızlar gibi yapmıştım şaka ile karışık tabii ki.

Derya yine kıkırdadı.

O sırada Derya çok güzel bir kız olduğunu tekrar bana kanıtladı. Hem ince hem güzel bir fiziği vardı. Siyah saçları ideal bir boydaydı. Hatta biraz uzun denilirdi. Yeşil gözleri tam anlamıyla parlıyordu. Bakımlı bir kızdı yüzünde şuan okuldan yeni çıkmamıza rağmen doğal hafif bir makyaj vardı. Kolejde olduğumuz için hocalar da makyaja pek birşey demiyordu. -Diyemiyordu- her neyse

Ben ise Derya ya göre daha kilolu duruyordum. Derya hep zayıf olduğumu söyler ama bence çokta zayıf değilim. Kumral saçlarım vardı ve hatrı sayılır derecede uzunlardı. Belimin biraz üzerinde bitiyorlardı. Boyum idealdi belki biraz kısa. Maviye çalan gözlerim vardı.Çevremdekilerden bazıları 'gözlerime masmavi' derken bazıları ' lacivert hayır çok koyu mavi' gibi birşeyler geveliyorlardı. Asla tam renklerini öğrenemeyecektim.

Derya tekrar konuşmaya başladı.

Ben Derya'yı çok seviyordum.

25 gün önce

"Hoş geldiniz Pınar'cığım"

"Hoş bulduk Canımm" annem asla Canan teyzeye ismiyle seslenmezdi. Canım onun için Canan teyzenin samimi lakabıydı.

Klasik selamlaşmalarından sonra Canan teyze bizi içeri buyur edecekti ki ben hiç beklemeden Ecrin'in odasına daldım. Aramızda 3 yaş gibi büyük gözüken bir yaş olsa da iyi anlaşıyorduk.

"Ben geldim." Dedim ciddi ama eğlenceli bir tonla.

"Hoş geldin Badeee" Ecrin'imin sesi daha coşkulu çıkmıştı. Masasına hızlıca kısa bir şekilde göz gezdirdim.

"Çalışıyorsun bakıyorum" evet anlamında başını salladı. Ecrin 8. Sınıf öğrencisiydi ve LGS için çalışıyordu. 8'e daha yeni başlamış olsalar bile önündeki onca kitap ve soru bankasından Ecrin şimdiden sıkı rutine girdiğini anlıyordum.

"Şimdiden çalışmaya mı başladın?" Ben 8. Sınıfa yeni başladığımda pek çalışmamıştım. İlk olarak kendime ve son güzel günlerime ağırlık vermiştim. Bu yüzden bunu dillendirmem gerekiyordu ki öyle yaptım.

"Ben 8'deyken bu kadar çabuk başlamamıştım"

"Çünkü LGS senin için kötü geçse bile geleceğin güvendeydi " haklıydı. Eğer LGS'm batsaydı ailem beni koleje gönderebilirdi. Şuan da kolajde okuyordum sadece güzel LGS notum sayesinde düşük para iile okuyordum.

Ecrin için bu söz konusu değildi. O güzel bir okula girmek için kesinlikle LGS'yi batırmamalıydı.

"Olsun yaparsınn" derken kelimeleri uzattım ve Ecrin'in yatağına oturdum.

Kısa bir süre içinde biraz ders biraz dedikodu biraz gündem derken zamanı akıtıp gittik. Neredeyse bu pazar olduğu gibi her hafta sonumu onunla geçirmeyi seviyordum.

Ben Ecrin'i çok seviyordum.

19 gün önce

Pazar

"Abi"

"Ne"

"Abiiiii"

"Neee"

"Abiiiiiiiiiiii"

"Bade ne ne var?"

"Abi ama sende çok çabuk sinirleniyosun" yaramaz çocuk modum ile abimle iletişime geçmeyi deniyordum ki bu çok zordu.

"Bu gün planın var mı? Hani pazar?"

Abim üniversite okuyordu ve pazarların kıymetini cidden iyi biliyordu. Genelde 'değerli' pazarlarını pek bana vermezdi ama abi yüreğinin bana kıyamdığı zamanlar olduğunu biliyordum. O anlardan birine denk gelene kadar her Pazar onu sıkıştırmaktan vazgeçmeyecektim. Daha önce olmuştu şimdi de olabilirdi.

"Ne olmuş pazarsa?"

"Anladın iştee abiii"

"Yoo neyi anlamalıyım hiç bir şey anlamadım. Haaa dur dur hatırlattığın için sağol Bade arkadaşlarla buluşacaktım ben yavaştan hazırlanıy-"

"Ahmet abiiiiiiiiiiii" yine olmazdı bu sefer daha çok ısrar etmekte son derece kararlıydım.

"Bade n'oldu niye abine bağırıyorsun?" Annem mutfaktan sesleniyordu

"Anne bu gün pazar" lütfen annem benim tarafımı tutsun lütfen.

"Yani?" Anne sende mi?

"Offfff" yüksek bir oflama patlattım.

"Of deme" evet babamda abimi tutacak gibi cidden mi yaaa!?

"İsmailll sende laf yetiştireceğine yardım mı etsen?" Annem mutfaktan buraya bağırıyordu. Babamın bu kadar yakınımızda televizyon izlerken bizimle konuşması zoruna gitmişti. Annem işte.

Tekrar abime döndüm lütfen diye gözlerim ile tekrarladım.

"Hem abi yine nereye gideceksin?"

"Bade'm" abimmmm

"Sanane" off klasik abi işte ne bekliyordum ki açıklayacak mıydı?

"Amaaa" lise 3 bir kız olsam bile abime karşı mızmızlanmalarım hala bitmemişti ve açıkcası bitecek gibi de durmuyordu.

"Tamam Bade tamam sen ne istiyorsun sanki" oha gerçekten benim ile pazarını geçirmeyi kabul edecekti. Ben bu ihtimali hiç düşünmediğim için ne cevap vereceğimi bilemeyen halimle orada öylece kaldım.

"Yani şey bilmem bir yerlere gideriz işte" sesim çekingen çıkmıştı az önce ki çirkef ve bağıran Bade şuan ortam da değildi.

"Tamam kız kalk benimle geliyorsun." Abim bu sözüyle ayaklandı.

"Gerçekten mi?" Başarmış mıydım?

"Evet kalk"

"Nereye peki?"

"Bizim okuldan duyanın gelebileceği istediğini de getirebileceği bir yere kalk"

"Abim benim" Ahmet abi'cim odasına geçerken bende hazırlanmaya koyuldum.

"İsmail doğru duydum ben değil mi?" Annem yanımıza gelmişti.

"Sen doğru duymuşsundur da ben kendi kulaklarımdan şüpheliyim Ahmet Bade'yi arkadaşlarının yanına götürecek ha"

"Valla bende öyle duydum" farklı odalarda olsakta duymamız için bağıra bağıra konuşmuslardı. Ben ve abimin odasından kıkırdamalar gelirken annem ve babama hak verdiğimi dillendirmeyi unutmadım.

Ailemi çok seviyorum...

3 gün önce

"Ben çıktım"

"Tamam kızım dikkatli ol" klasik annem.

"Hı hı çık biraz kafa dinleyeyim hadi görüşürüz" klasik abim.

"Ahmet! Sen derslerine odaklan kızım Allah zihin açıklığı versin." Ve klasik babam ile takım tamam.

Kapıyı kapatarak evden çıktım.

~ •~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~

"Günaydın" yine en erken gelen bizdik. Duru ve ben. Genellikle hep sınıfa ilk biz girerdik. Açılış bizimle olurdu. Çok samimi değildim ama iyi bir arkadaşımdı.

"Sana da günaydın Bade" başımı salladım ve yerine yöneldim. Sabah erkenden gelince pek birşey değişmiyordu. Enerjim bugün anlayamadığım şekilde düşük olduğundan konuşmak yerine sırama geçip önüme matematik soru bankamı açtım. 'Sabah sabah nasıl beynim alıyor' diyorlardı bana bazen ama bende bilmiyordum. İlginç bir şekilde beynim matematiği anlıyabiliyordu.

Arasıra gelenleri kontrol edip sorularıma geri dönüyordum. Başımı en son kaldırışım beni pek tatmin etmemişti. Deniz...

"Günaydın bazı şahıslar"aklına geleni söyleyen kiminin eğlenceli bulduğu benim gibilerin de baş belası sıkıntılı çocuk dediği biriydi Deniz. Yakın arkadaşları çok yoktu ama yine de sevilen bir çocuktu. Çoğunlukla, ve ben bu çoğunluğun içinde değilim.

"Günaydın Deniz, günaydın" ve evet Duru'da Deniz'i pek hazmetmiyordu.

Ve sınıfımızın iki sırnaşığı da gelmişti. Sözde arkadaş olan Kiraz ve Mehmet ikilisi. Biz daha çok Me'met diyoruz. Ağız alışkanlığı.

"Hanımlar önden" Me'met yine 'arkadaşına' iyilikler yapıyordu. Onların sevgili olduğunu biz bilmiyormuşuz gibi hala saklamaya çalısmaları çok şirin ve bir o kadar da komik görüntüler ortaya çıkartıyordu. Onlar bilmese bile tüm okulun onlardan haberi vardı.

Deniz ellerini eklemlerinden açık kapatarak tırnak işareti oluşturdu.

"Siz iki arkadaş bu gün güzel gününüzde gibisiniz"

İstemsizce sessiz de olsa kıkırdadım. Deniz'i sevmesem de ders kaynatma ve insanlarla uğraşma konusunda fazlasıyla iyiydi. Hem ona kişisel bir düşmanlığım da yoktu.

Bir süre sonra Derya tüm neşesi ile içeri girdi. O gelesiye kadar sınıfa birkaç kişi daha gelmişti ki bu benim için 7 uzun soruları olan testler ile dolu bir süre ediyordu. Kâr kârdır.

"Günaydın Bade'm"

"Sana da günaydın Derya" nereden geliyordu bu enerjisi kim bilir? Bende konuştuğum da konuşan biriyim enejik biriyim ama özellikle bu sabah ayrı bir yorgundum belki de gece saat 1 gibi yatmamdan kaynaklıydı.

~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•

Sıkıcı mı sıkıcı bir cuma gününün daha sonuna gelmiştik .Derya tam anlamıyla beni çektirerek dışarı çıkartmaya çalışıyordu.

"Bade duy artık" Yüksek sesi ile irkildim. Gözüm dalmıştı ve onu duymamıştım bile.

"Kusura bakma gözüm dalmış Derya birşey mi dedin?"

"Bade sen cidden bu gün iyi değilsin bu hafta sonunu pas geçeceğim. Dinlen ama önümüzdeki hafta sonu seni salmam tamam mı?" Neşeli Derya

"Tamam" bu gün gerçekten tuhaftım bunun ben bile farkındaydım. Gün boyu açılamamıştım ve yorgun hissediyordum. Sadece yatmak iyi gelirdi bence.

Ama maalesef ki eve geldiğimde şehir dışına annemin arkadaşlarının yanına gideceğimizi öğrendim. Bu da gün boyu yatamayacağım anlamına geliyordu. Ne can sıkıcı ama....

O gün

Ailecek arabadaydık. Sakin bir gece yolculuğuydu. Bu gün çok yorulmuştuk. Babam tam dikkat arabayı sürerken arkadaki abim ve annem çoktan sayısız rüya görmüşlerdi. Ben ise kulaklığım takılı bir şekilde boş gözlerle dışarıya bakıyordum. Uzun yolculukları seviyordum. Aslında çokta uzun bir yolculukta değildik ama ben yine de bundan fazlasıyla hoşnut olmuştum. Gece yolculuklarını kesinlikle çok seviyordum.

Bu gün pazartesiydi. Aslında pazardı ama resmi olarak saat gece yarısını geçmişti ve takvimler pazartesiyi gösteriyordu. Pazartesi günlerini hiç sevmem. Okul başlangıcının işaretiydi zaten çevremdekiler de pazartesiyi pek sevmiyordu.

Hangi öğrenci sever ki?

Babam sağa dönmek için sinyal vermişti ön koltukta olduğum için sinyal gözümü acıtmıştı. Gece gece bu yorgun gözlerim için pek iyi değildi. Dönüşün hızlı bitmesini içimden diledim. Neyseki gerçekten kısa bir dönüştü. Sinyal dönüşten sonra kapandı. Ben ise tekrar saçma düşüncelerime yeniden dalmıştım.

Arabada uyuyanları rahatsız etmeyen,babamı uyutmayan,kulaklıkla duyulmayan bir tonda müzik çalıyordu. Babam tekrar sinyal vererek dönmeye başladı. Sinyalin ışığı yeniden gözümü acıtmıştı. Yorgun gözlerim dalmış durumdaydı ve kapanmak istemiyordu. Resmen kurumalarına rağmen açık kalmak istiyorlardı. Beni şaşırtmayan müzik listem ise hareketli şarkıları sıraya diziyordu.

Derken birden beklenmedik bir sarsıntı yaşadım. Endişe ile önce arabanın içine hızlı bir bakış atmıştım. Ahmet abicim etrafa endişeli şekilde bakıyordu. Annem o kısa saliselik sürede dua bile edecek vakit bulmuştu. Babam direksiyonu hiç kibar denemeyecek hareketler ile çeviriyordu. Bu kısa bakışım bittikten sonra camdan dışarı baktım. Bir araba bize çarpmışt-

~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~

Ne kadar vakit geçtiğini bile bilmiyordum. Zorlanan gözlerimi yavaşça açtım. İşte şimdi gerçekten canım acıyordu. Baş aşağı denilebilecek bir pozisyonda duruyordum. Az önce sönsün de artık gözlerim acımasın diye söylendigim sinyal lambası bana inat gibi son kez,

Yandı, söndü, yandı, söndü, yandı,söndü ve bu sefer bir daha açılmayacak şekilde sönmüştü. Kulaklığım tuhaf bir pozisyonda olsa da şarkı listem çalıyordu. Sakin bir şarkı basladı ve ben karşıdaki arabaya ve arabanın içindekilere baktım .

Sadece baba-oğul duruyordu arabanın içinde. İnsanlardan tanımadan nefretin saçma bir şey olduğunu düşünürdüm hep ama karşımdaki şahıslara bakıyordum da ilk defa herhangi bir insanı tanımadan nefret etmiştim. İçinde kanlar içinde duran baba-oğul bizim gibi hareketsizdi.

Bu pazartesiyi unutmayacaktım. Karşımda duran kişiler şuan ailemin ölümüne bile sebep olabilirdi. Onlarla eğer hayatta kalabilir sen tanışmayı ve bu günün suçluları olarak onları mahvetmek istiyordum.

Gözlerim kapanmadan önce ağızımdan çıktığına dair bile şüphem olduğu şu sözleri mırıldanmaya çalıştım.

"Ailemden kimsenin ışığının yanmamak üzere sönmesini istemiyorum"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.