Salondaki hava adeta sıvı bir cıva gibi ağırlaşmış, akciğerlerimi doldurmayı reddediyordu. Telefonun ekranında duran o tek cümlelik mesaj, zihnime kızgın bir demirle kazınmıştı: 'Savaş başladı Naz. Ve sen benim tarafımdasın.'
Selin’in yüzündeki ifadeyi hayatım boyunca unutamayacaktım. O kusursuz, her zaman pürüzsüz görünen maskesi bir anda çatlamış, altından tamamen çıplak, gaddar ve panik içindeki gerçek çehresi fırlamıştı. İpek gömleğinin üzerindeki elmas kolyenin altında yükselip alçalan köprücük kemikleri, kalbinin delice çarptığını ele veriyordu.
"Sana soru sordum Naz!" diye kükredi Selin. Adımları mermer zemin üzerinde yankılanıyor, üzerime doğru gelirken gözlerinden adeta zehir saçıyordu. "O adamın yanında ne işin vardı? O kulübe ne zaman gittin, Karahan sana ne söyledi? Konuş!"
"Bana bağıramazsın," dedim, sesimin titremesini engellemek için dişlerimi birbirine kenetleyerek. "Sen benim hiçbir şeyim değilsin Selin. Ne annemsin ne de amirim. Nereye gittiğim ya da kiminle olduğum seni hiç ilgilendirmez."
"Burası benim evim!" dedi Selin, parmağını yüzüme doğru sallayarak. "Sen bu kapıdan içeri girdiğin günden beri bu ailenin ekmeğini yiyorsun! Eğer benim hayatımı, bu ailenin saygınlığını riske atacak bir b*k yediysen seni bu kapının önüne tek bir kuruşsuz atarım!"
"Yeter!" Eren’in gür sesi salonda bir gök gürültüsü gibi patladı.
Ağabeyim, iki iri adımla Selin ile benim arama girdi. Gövdesini Selin’e siper ederken yüzünü bana dönmüştü. Gözlerindeki o alışıldık soğukluk gitmiş, yerini yakıcı bir öfkeye ve derin bir hayal kırıklığına bırakmıştı. Çenesindeki kaslar seyiriyor, gözleri boynumdaki o hafif morluğa takıldıkça nefesi daha da düzensizleşiyordu.
"Selin, sen bir çekil kenara," dedi Eren, sesindeki tehditkar tonu gizleme gereği duymadan. Ardından bakışlarını bana kilitledi. "Naz... Bana doğruyu söyleyeceksin. Karahan denilen o pislikle ne zaman tanıştın? Dün gece neredeydin?"
"Eren, çekil önümden," dedim hırsla. Onların bu boğucu, üzerimde hak iddia eden tavırlarından nefret ediyordum. "Size hesap vermek zorunda değilim. İkiniz de kendi pisliklerinizde boğuluyorsunuz, gelip hırsınızı benden çıkarmayın!"
"Sana Karahan kim biliyor musun sen?!" diye bağırdı Eren, omzumu sertçe kavrayarak. Dokunuşu canımı yaktı ama gerilemedim. "O adam bir canavar! Babamın şirketini batırmak için arkamızdan kuyu kazan, karaborsa finansmanlarını yöneten, her türlü pisliğin içindeki bir adam! Selin’in onunla ne haltlar karıştırdığını bilmiyorum ama senin onun kapsama alanına girmen demek, kendini ölüme atmak demek!"
Selin arkada panikle fısıldadı: "Eren, saçmalama! Karahan ile benim aramdakiler tamamen ticari ilişki—"
"Kes sesini Selin!" diye arkasına bakmadan bağırdı Eren. Sonra tekrar bana döndü. "Birlikte oldun mu onunla Naz? O adamın evine gittin mi?"
Eren’in sorusu salondaki tüm sesleri bıçak gibi kesti. Selin’in nefesi boğazında tıkandı.
O an, hepsinin yüzüne karşı gerçeği haykırmak istedim. Onların o sahte, iğrenç düzenlerini darmadağın etmek, üvey annemin gizlice mesajlaştığı, güç savaşı yürüttüğü o karizmatik ve tehlikeli erkeğin dün gece beni nasıl arzuyla kollarına aldığını, tenimin her milimetresini nasıl fethettiğini söylemek istedim. Ama dilimin ucuna gelen kelimeleri yuttum. Onlara bu kozu vermeyecektim.
"Ben odama çıkıyorum," dedim buz gibi bir sesle. Eren’in elini omzumdan silkeleyip attım.
"Naz, buraya dön! Konuşmamız bitmedi!" Eren arkamdan hamle yaptı ama Selin onun kolunu tuttu.
"Bırak gitsin Eren," dedi Selin, sesi bu kez korkudan titriyordu. "Bırak gitsin, önce seninle konuşacağız. Karahan’ın adını nereden duyduğunu bana açıklayacaksın!"
Onların salondaki kavgalarını arkamda bırakarak merdivenleri üçer beşer tırmandım. Odama girip kapıyı kilitlediğimde sırtımı ahşap yüzeye yasladım ve yavaşça yere kaydım. Dizlerimi göğsüme çekip başımı ellerimin arasına aldım. Kalbim göğüs kafesimi patlatacakmış gibi vuruyordu.
Telefonum tekrar titredi. Cebimden çıkarıp baktım. Aynı numara.
‘Odanda olduğunu biliyorum. O evden çıkmanı söylemiştim Naz. Onlar senin ailen değil, sadece seni bir piyon gibi kullanan leş kargaları.’
Parmaklarım ekranda titreyerek hızlıca yazmaya başladı:
‘Beni nasıl takip ediyorsun? Kimsin sen? Benden ne istiyorsun Karahan?’
Yanıt saniyeler içinde geldi:
‘Senden bir şey istemiyorum. Sadece senin olanı sana vermek ve o evi Selin’in başına yıkmak istiyorum. Aşağı in. Kapıda bir araç var.’
Pencereye doğru koştum. Tülü hafifçe aralayıp malikanenin bahçe kapısına baktım. Siyah, camları filmli devasa bir SUV sokak lambasının altında çalışır vaziyette bekliyordu. Sürücü koltuğundaki adamı göremiyordum ama o aracın kime ait olduğunu biliyordum.
Gitmeli miydim? Bu tamamen bir delilikti. Dün gece tanıştığım, üvey annemle karanlık geçmişi olan bir adamın davetine uymak, ateşe yürümek demekti. Ama diğer yandan... Bu evde kalmak, Selin’in nefret dolu bakışlarına ve Eren’in boğucu baskısına maruz kalmak beni her saniye zehirliyordu.
Üzerimdeki kırışık elbiseyi çıkarıp alelacele siyah bir kot pantolon ve deri ceket giydim. Çantamı alıp odamın balkonuna çıktım. Malikanenin arka bahçesine bakan sarmaşıklı demir koruluklardan çocukluğumdan beri defalarca kaçmıştım. Bu gece son kez kaçıyordum.
Sessizce aşağı indim, karanlık siluetlerin arasından süzülerek arka kapıdan çıktım ve sokağın köşesindeki siyah aracın yanına vardım. Arka kapı kendiliğinden açıldı.
İçerisi hafif odunsu bir deri kokusu ve tanıdık bir parfüme bürünmüştü.
Karahan, arka koltukta bacak bacak üstüne atmış, elindeki tablette bir şey inceliyordu. Üzerinde yine kusursuz kesim siyah bir gömlek vardı, yakası hafifçe açıktı. Aracın tavanındaki loş ışık, şakaklarındaki kır gri saçları ve keskin elmacık kemiklerini vurguluyordu.
Araca bindiğimde kapı arkamdan kapandı ve sürücü gaza bastı.
"Cesur bir hamle," dedi Karahan, tabletini kapatıp kenara koyarken. Derin, boğuk sesi aracın içini doldurdu. "Balkondan kaçacağını tahmin etmemiştim."
"Beni izletiyor musun?" dedim öfkeyle ona dönerek. "Sen ne hakla benim hayatıma müdahale ediyorsun?"
Karahan bana doğru döndü. İri, güçlü gövdesiyle bana yaklaştığında aradaki mesafe anında kayboldu. Karanlık gözleri yüzümde, dudaklarımda ve ardından boynumda gezindi. Bakışlarının tenimde yarattığı o yakıcı etki, dün geceden beri hiç azalmamıştı.
"Seni izletmiyorum Naz," dedi sakince. Eli yavaşça yüzüme doğru uzandı. Parmak boğumları çeneme dokunduğunda vücudumdan bir elektrik akımı geçti. "Sadece seni koruyorum. O evde güvende olmadığını biliyorsun. Selin’in gözlerindeki o nefreti gördün, değil mi?"
"Selin’in nefreti senin yüzünden!" diye fısıldadım, sesimin titremesini engelleyemeyerek. "Onunla ne yaşadın Karahan? Bana her şeyi anlatmak zorundasın. Dün gece... Dün gece yaşadıklarımızdan sonra bana bir açıklama borçlusun!"
Karahan hafifçe gülümsedi. Bu gülüşte tecrübeli bir erkeğin özgüveni ve derin bir tehlike vardı. Uzandı, elimin üzerini kapladı. Avucunun sıcaklığı, parmaklarının sertliği içimdeki tüm direnci kırmaya yetti.
"Dün gece yaşananlar bir hata değildi Naz," dedi, gözlerimin içine bakarak. "Bunu ikimiz de biliyoruz. Ama Selin konusuna gelince... Baban ölmeden önce, şirketin varlıklarını Selin’in üzerine geçirmek için sahte evraklar düzenledi. Selin, seni o evde sadece legal bir kalkan olarak tutuyordu. Evlatlık edinilme süreçlerindeki açıkları biliyorum. Ve Selin bana devasa bir borç taktı. O borcu ödememek için beni polis ile tehdit etmeye çalıştı."
"Peki ben..." dedim, boğazım düğümlenerek. "Ben senin için neyim? O kadından intikam almak için kullandığın bir piyon mu?"
Karahan’ın gözlerindeki ifade sertleşti. Yüzünü yüzüme öyle çok yaklaştırdı ki, sıcak nefesi dudaklarıma çarpmaya başladı.
"Dün gece seni kucağıma aldığımda," dedi fısıltıyla, "aklımda ne Selin vardı ne de o lanet şirket. Seni gördüm Naz. Masumiyetinin altındaki o vahşi, teslim olmak isteyen kadını gördüm. Ve seni istediğim için aldım."
Elinin ayası enseme kaydı, parmakları saçlarımın arasına kilitlendi. Beni kendine doğru çektiğinde dudaklarımız arasındaki tek milimlik mesafe kayboldu.
"Ve inan bana," diye devam etti, sesi tutkuyla boğuklaşarak, "bir kez tadına baktığım bir şeyi kimsenin eline bırakmam. Ne üvey ağabeyinin ne de üvey annenin."
Dudakları dudaklarıma gömüldüğünde, zihnimdeki tüm sorular, korkular ve şüpheler bir an içinde buharlaştı. Karahan’ın öpüşü sert, aç ve hükmediciydi. Dün gecenin tüm ateşini, tüm arzulanma hissini yeniden bedenime pompalıyordu. Ellerim kendiliğinden onun geniş göğsüne gitti, gömleğinin kumaşını sıktım.
Araç şehrin ışıkları altında hızla ilerlerken, kendimi bir kez daha bu tecrübeli, karanlık ve çekici adamın kollarına bıraktım. Sınırların, yaş farkının ve ahlaki değerlerin silindiği o tehlikeli bölgedeydik. Ve ben, bu yangının içinde yanmaya çoktan razıydım.
Araç, şehrin dışında, deniz kayalıklarının üzerine inşa edilmiş minimalist ve modern bir villanın önünde durdu. Karahan arabadan inip kapımı açtı. Elimi tuttuğunda, parmaklarının arasındaki sarsılmaz güç bana garip bir güven veriyordu.
İçeri girdiğimizde devasa cam duvarlardan hırçın deniz dalgaları görünüyordu. Ev tıpkı Karahan gibiydi; koyu tonlar, deri mobilyalar, ağır ve karizmatik bir atmosfer.
"Burada kalacaksın," dedi Karahan, ceketini çıkarıp bir kenara atarken. "Selin ve Eren seni arayacak. Ama bu kapıdan içeri kimse giremez."
"Kaçamayız Karahan," dedim, salondaki deri koltuğa kenetlenerek. "Selin her şeyi öğrenecek. Eren durmayacak."
"Bırak öğrensinler," dedi Karahan. Bana doğru yürüdü, önümde diz çöktü. İri elleri bacaklarıma koydu. Dokunuşu kumaşın üzerinden bile tenimi yakıyordu. "Selin yarın sabah şirket hisselerinin temlik sözleşmesini imzalamak zorunda. Eğer imzalamazsa, üvey babanın ölümündeki şüpheli durumları savcılığa sunacağım."
Gözlerim dehşetle açıldı. "Babamın ölümünde... Şüphe mi var?"
Karahan cevap vermedi. Sadece gözlerimin içine baktı. Parmakları bacağımdan yukarı, uyluklarıma doğru kaydı. Tekstilin altındaki tenim onun bu yavaş, işkence gibi olan dokunuşlarıyla karıncalanıyordu.
"Şimdi bunları düşünme," diye mırındandı Karahan. Sesi bir emirdi ama aynı zamanda baştan çıkarıcı bir davetti. "Zihnini temizle Naz."
Beni oturduğum yerden kaldırıp kucağına aldı. Bu kez acele etmiyordu. Yatak odasına geçtiğimizde beni geniş, kuş tüyü yatağa bıraktı. Üzerimdeki deri ceketi, ardından tişörtümü yavaşça çıkardı. Işıklar kapalıydı; sadece dışarıdaki ay ışığı ve denizin yansıması bedenlerimizi aydınlatıyordu.
Karahan üzerime eğildi. Dudakları çenemden başlayarak boynuma, oradan göğüslerimin arasına kaydı. Her dokunuşunda bedenim bir yay gibi geriliyor, dudaklarımdan engel olamadığım fısıltılı inlemeler dökülüyordu.bir erkeğin bir kadının bedenini nasıl kontrol edeceğini, onu nerede durdurup nerede çıldırtacağını bilmesinin getirdiği o devasa tecrübe karşısında tamamen çaresizdim.
"Bana bak Naz," dedi tutkuyla boğuklaşmış sesiyle.
Gözlerimi açtım. Karanlıkta parlayan gözleri doğrudan ruhuma bakıyordu.
"Sen kime aitsin?" diye sordu. Eller belimi sıkıca kavramış, beni kendine mühürlemişti.
"Sana..." diye fısıldadım, artık mantığımı tamamen kaybetmiş bir halde. "Sana aitim Karahan..."
Bedenlerimiz birbirine kenetlendiğinde, odada sadece deniz dalgalarının sesi ve hırslı nefeslerimiz kaldı. O gece Karahan beni sadece arzulamadı; beni zihnime, ruhuma ve bedenime kadar kendi varlığıyla işledi. Selin’in intikamı, ailemin karanlık geçmişi ya da geleceğin bilinmezliği... Hiçbiri o an Karahan’ın tenimin üzerinde bıraktığı yakıcı izler kadar gerçek değildi.
Ertesi sabah saat on sularında, villanın alt katından gelen yüksek seslerle uyandım.
Üzerime Karahan’ın siyah ipek bornozunu geçirip merdivenlerin başına geldim. Salonda devasa bir kriz kopuyordu.
Selin ve Eren, yanlarında iki korumayla birlikte salonun ortasındaydı. Karahan ise tek başına, elinde bir viski kadehiyle koltukta oturuyor, onları tam bir soğukkanlılıkla izliyordu.
"Naz nerede?!" diye kükredi Eren. Yüzü mosmordu, gözleri kontrolden çıkmış gibi etrafta dönüyordu. "Onu buraya getirdiğini biliyorum Karahan! O kızı hemen bana vereceksin!"
"O kız bir eşya değil Eren," dedi Karahan sakince, kadehinden bir yudum alarak. "Ve kendi rızasıyla burada."
"Sen iğrenç bir yaratıksın!" diye bağırdı Selin. Sesi adeta bir cinnetin eşiğindeydi. "Benimle olan hesabını kapatmak için 23 yaşındaki bir kızı mı kullandın? Onu koynuna alacak kadar mı küçüldün Karahan?!"
Karahan yavaşça ayağa kalktı. Boyu ve cüssesiyle salondaki herkesin üzerine devasa bir gölge gibi çöktü. Yüzündeki o tecrübeli, gaddar tebessüm belirdi.
"Selin..." dedi Karahan, sesi salonu titreterek. "O kızı sen o evlatlık belgeleriyle yıllarca sömürdün. Şimdi gelip bana ahlak dersi veremezsin. Naz benim yanımda. Ve seninle olan hesabımızı bugün burada bitiriyoruz."
Tam o sırada merdivenlerdeki varlığımı fark ettiler. Eren’in bakışları yukarı kaydı. Beni Karahan’ın bornozu içinde, saçlarım darmadağınık bir halde görünce gözlerindeki son ışık da söndü.
"Naz..." dedi Eren, sesi adeta bir fısıltıya dönüştü. "Yapmadım de... Bu adamla..."
Hiçbir şey söylemedim. Merdivenlerden yavaşça indim ve Karahan’ın tam yanında durdum. Karahan elini belime koydu, beni kendine çekti. Bu hamle, salondaki herkese verilmiş en açık yanıttı.
Selin dizlerinin üzerine çökecek gibi oldu. "Sen... Sen benim mahvımsın Naz..."
"Hayır Selin," dedim, hayatımda ilk kez sesim bu kadar güçlü ve korkusuz çıkarak. "Sen kendi mahvını kendin hazırladın. Sen ve senin sakladığın iğrenç sırlar. Artık o malikaneye dönmüyorum."
Karahan cebinden çıkardığı kalın dosyayı masanın üzerine fırlattı.
"İmzala Selin," dedi Karahan, emredici bir tonla. "Şirket hisselerini devret ve bu şehri terk et. Yoksa polisler 10 dakika içinde kapında olacak."
Selin titreyen elleriyle masadaki kalemi aldı. Eren ise bana bakıyordu; gözlerinde nefrete dönüşmüş bir aşk, yenilgi ve çaresizlik vardı.
Ailemin enkazı gözlerimin önünde çökerken, Karahan’ın güçlü eli belimi daha da sıkı kavradı. Karanlığın içine çekilmiştim ama bu karanlık bana hayatımda ilk kez özgür olduğumu hissettiriyordu. Savaş bitmemişti, aksine yeni başlıyordu; ama ben artık piyon değildim.
Kralın yanındaki kraliçeydim.