İçeriğe geç

Saçmalıklar Silsilesi

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Saçmalıklar Silsilesi

Bölüm 2

Ya Ölürüm Ya Ölürüm

"Her insan hata yapar, bu hata bazen iyi şeylere sebep olabilir. Bazense bize ders olur." derdi babam. Her ne hata yaparsam yapayım ardımda durur bana destek olurdu. Ama bu seferki hatam benden her şeyimi almıştı.

Peşimdeki adamlara izimi kaybettirip yol kenarında bulduğum ilk arabanın camını kırdım. Kapısını açıp hızlıca sürücü yerine geçtim. Neyi nasıl yaptığımı hatırlayamayacağım hızdaydı her şey. Cebimdeki telsizi çıkarıp anons verdim. Sonunda benimle iletişime geçtiklerinde yagmur hızını artırmıştı. Dağlık çamurlu bir yolda ilerliyordum.

"Şuan nereden gidiyorsun. Merkeze doğru yol al, daha kolay yardım gönderebiliriz sana. Dağlardan uzak dur. Yarım saat önce bir kaza olmuş. Yollar tehlikeli."

Yüsra'nın bahsettiği kaza yerine oldukça yakındım. Öyleki kazadan dolayı çikan dumanların gökyüzüyle buluşmasını buradan görebiliyordum. Bulutlar çok yoğundu.

"Çok yaralı veya kayıp var mı?"

Siren seslerini çok net alabiliyordum. Muhtemelen geri gidemeyeceklerdi. Olay yerinde müdahale yapmaları gerekecekti sağlık görevlilerinin.

Ben bunlari düşünedurayım Yüsra'nın kızgın sesi kulaklarıma ulaştı.

"Bana bak Mina, senin derdin başından aşkın sen neyi düşnüyorsun! Dediğimi yap. Merkeze sür arabayı. Yardım ekibi yola çıktı bile. Çabuk konum ver. Sesim geliyor mu?!"

Bu konuşma Yüsra ile son konuşmamızdı belki de. Yüsra'nın yakarışlarını, grup kaptanı Ruşen'in emirlerini ve grubun diğer üyelerinin seslerini duymuyordum bile. Gözüm kararmıştı. Arkadan gelen seslerle kendime gelip telsizi yan koltuktan aldım ve aracın plakasını, tahminen konumunu söyledim. Yakalamaya çalıştığımız avukatın adamları bana yaklaşmışlardı. Araba çamurlu yolda devamlı yokuş yukarı çıkmaktan yavaşlıyordu. Bu yüzden rahatça hareket edebileceğim düz bir yol benim için iyi olurdu. Aklıma gelenle direksiyonu kırıp sağ yola saptım. Siyah araba da aynen benimle geliyordu. Saptığım yol daha düz ve geniş olduğundan bana yetiştiler. Hemen yanımda yerini alan arabanın camı açıldı. Gördüğüm şişmiş gözlerle büyük bir kahkaha patlattım. Bu damacanayı bu hale getirebildiysem ne mutlu bana, ölsem de gam yemezdim.

Ercan silahına uzanamadan gaza basıp öne geçtim. O kadar da iyi görmüyordu gözleri. Aramızın açılmasıyla ateş edemeyeceğini garantileyince rahatladım. Ama bir sorun vardı.

Sorunun ne olduğuna kafa yoramadan geniş bir düzlüğe geldim.

Sorunun kaynağı ortaya çıkmıştı. Uçuruma denk gelmiştim. Bunu bildikleri için arabadaki dört kişi hiçbir şey yapmamıştı. O zaman planları beni sıkıştırıp sağlam bir sekilde yakalamak ve beni konuşturmaktı. Her halukarda tüm yollar benim sonuma çıkıyordu. Karakola geri dönebilirsem görevden alınacaktım. Buradan çıkamazsam da Ercan beni yakalayacak ve beni konuşturacaktı. Aklımdaki tüm ihtimaller birden ikiye indirgenmisti sanki. Baska çıkış yolu yoktu.

Dikiz aynasından kontrol ettim ve Ercan ve çetesini görür görmez gaza bastım.

"Ya ölürüm, ya ölürüm!"

Korku yoktu, heyecan yoktu. Çok garipti ama huzurluydum. İki kötü ihtimali de yok etmiş kendi kendime bir çıkış yolu bulmuştum. Görevden atılmayacaktım, cete beni yakalamayacaktı. Havada süzülürken tüm bu düşüncelerin yanına bir yenisi daha eklendi. Ben ne zamandan beri bu kadar korkak olmuştum. Onların içine nasıl sızdıysam yine aynı şekilde yakalanıp kandırabilirdim. Onları yakalayabilirdim. Dört kişilerdi, onları yenip gelen destekle karakola dönünce Amir'in reddedemeyeceği planlar bulup görevden alınmaktan kurtulabilirdim. Ya da daha fazlası... büyük bir ses ve gözlerimi yakan tuzlu su tüm bu düşüncelerimi durdurdu.

Denizden nefret ederdim. O an daha da nefret ettim. Oysa tüm hata bendeydi. Yine hata yapmıştım.

Yaşlı bir ses tüm yorgunluğumu, bitikliğimi vücudumdan aldı. Koltukla direksiyon arasında sıkışmış bedenimdeki tutukluk gitti, nefes alma çabalarım sona erdi ve kendimi bir tüy kadar hafiflemis hissettim.

"Asel Güçlü!"

Kimden bahsettiğini bilmiyordum. Bir kere daha aynı isim söylenince kendimi denizin üstünde buldum. Nasıl olduğunun farkında bile değildim, telsizden gelen sesleri duyuyordum.

Ruşen "Yine nasıl bir delilik peşindesin?" diyordu.

Kayalıkların üstünde, muhtemelen araba yuvarlanırken düşen telsizimi buldu gözlerim. Onu almak için aşağıya doğru inmem gerekiyordu ama yerimden hareket edemedim. Ben de Asel Mina'ysam bu telsizi alırım arkadaş, diye söylendim ama olmadı. Yağmur hızlandı, gök rengarenk oldu. Çakan şimşek sanki bana dur artık, yolun sonuna geldin diyordu.

Son kez "Asel Güçlü!" diyen sesi bulmak istedim. Yoktu.

Çakan şimşekler artık sadece gökyüzünde değil aklımda da çakıyordu.

"Allahım Yarabbim ben sözümde ciddi değildim!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.