Ji-an hayatı hiçbir zaman tam zamanında yaşamamıştı.Hep biraz sonrasında.Sanki dünya bir kapıdan geçiyor, o kapı kapanırken araya ayağını sıkıştırmaya çalışıyordu.Ve her seferinde kapı yüzüne çarpıyordu.Sabah alarmı çaldığında telefon 06:30 diyordu.Mantıklı bir saatti.Uyanmak için yeterli.Elini uzattı. Alarmı susturdu.Bir dakika daha, diye düşündü.Gözlerini kapattı.Sadece bir dakika.Tek bir nefes.Tek bir karanlık.Tek bir… boşluk.Tekrar açtığında oda bembeyazdı.Güneş perdeyi geçmişti.Kalbi kötü bir şeyi önceden biliyormuş gibi hızlandı.Telefonu aldı.08:02.“Hayır…”Yatağından fırladı.İki saat.İki saat nereye gitmişti?Rüya bile görmemişti.Uyuduğunu bile hissetmemişti.Sanki biri zamanın fişini çekmiş, sonra geri takmıştı.Aradaki bölüm yoktu.Kesilmişti.Koşarken dişlerini bile tam fırçalayamadı.Saçlarını yarım topladı.Çantasını kapattı.Evden çıkarken kapının anahtarını içeride unuttuğunu fark etti.Geri döndü.Bu küçük geri dönüş bile ona felaket gibi geliyordu.Çünkü Ji-an şunu öğrenmişti:Bir dakikalık gecikme, zincirleme bir felakete dönüşürdü.Otobüs kaçar.Ders kaçar.Sınav kaçar.İnsanlar kaçar.Ve en sonunda…fırsatlar kaçar.Otobüs durağına vardığında araç tam hareket ediyordu.Camdan içeridekileri gördü.Gülüşmeler.Kulaklıklar.Sakin yüzler.Normal bir sabah yaşayan insanlar.Kapıya vurdu.Şoför görmedi.Otobüs gitti.Arkasından egzoz dumanı kaldı.Ji-an orada, kaldırımda tek başına kaldı.Yine.Her seferinde aynı sahne.Aynı kader.Aynı “az kalsın”.Az kalmak onun uzmanlığıydı.Tam olmak değil.Bir sonraki otobüsü beklerken bankta oturdu.Telefonunu çıkardı.Mesajlar.Grup sohbeti.“Bugün erken gelin, sürpriz quiz var.”Saatine baktı.08:27Okul 08:30’da başlıyordu.Okula varması en az on beş dakika sürerdi.Gülmedi.Sinirlenmedi.Sadece boş boş ekrana baktı.İçinde tepki bile kalmamıştı.Bazen insan çok yorulunca üzülmeyi de bırakıyordu.Okula vardığında koridorlar çoktan dolmuştu.Sınav başlamıştı.Kapıyı çaldı.Öğretmen başını kaldırdı.O bakış.Yine aynı bakış.“Geç kaldın.”Cümle kısa.Kesin.Yargı gibi.Ji-an başını eğdi.Açıklama yapmadı.Çünkü nasıl anlatabilirdi ki?“Hocam, zaman beni arada silip atıyor.”Deli gibi gelirdi.Belki de gerçekten deliydi.Bunu bazen ciddi ciddi düşünüyordu.Sınav kağıdı önüne geldiğinde sürenin yarısı bitmişti.Sorular bulanık görünüyordu.Kalemini kaldırdı.Tam yazmaya başlayacaktı.Bir anlığına sınıfın sesi azaldı.Sanki biri sesi kısmış gibi.Herkes yavaşladı.Kalp atışı kulaklarında yankılandı.Tık.Tık.Tık.Başını kaldırdı.Duvar saatine baktı.08:53Saniye ibresi titredi.Sonra durdu.Herkes donmuş gibiydi.Bir kız havada kalemi tutuyordu.Öndeki çocuk göz kırpmanın ortasındaydı.Perde bile hareket etmiyordu.Zaman durmuştu.Gerçekten.Ji-an ayağa kalktı.Kimse tepki vermedi.“Şaka mı bu…?”Sesi sınıfta yankılandı.Kendi sesini ilk defa bu kadar net duydu.Yalnız bir ses.Boş bir odada çınlayan.Bir adım attı.Saat hâlâ 08:53.Saniye ilerlemiyordu.AaKalbi hızlandı.“Bu normal değil.”Elini duvar saatine uzattı.Parmakları tam cama değecekken…Bir elektrik çarpması gibi bir his.Gözleri karardı.Birisi omzuna dokundu.“Ji-an! Süre bitiyor!”Gerçeklik tokat gibi geri geldi.Sınıf tekrar hareket ediyordu.Gürültü.Kalem sesleri.Öğretmenin ayak sesleri.Saat:09:07On dört dakika geçmişti.Ama o… az önce yürüyordu.Saat durmuştu.Emin.Çok emindi.Ama kimse fark etmemişti.Yine sadece o.Kağıda baktı.Boş.Tek bir soru bile çözmemişti.Kalemi elinde ağırlaştı.Gözleri dolmadı.Artık ağlayamıyordu.Bu daha korkutucuydu.İnsan bazen üzülmek ister.En azından bir şey hissettiğini kanıtlamak için.Ji-an hiçbir şey hissetmedi.Sadece…geride kalmışlık.Hayat trenine koşup sürekli perona düşen biri gibi.Tren hep kalkıyordu.O hep yerde kalıyordu.Okul çıkışı bahçede yürürken adımları yavaştı.Güneş batmaya yakındı.Uzun gölgeler uzuyordu.Kendi gölgesine baktı.Bir anlığına… gölgesi ondan yarım saniye geç hareket etti.Önce o durdu.Sonra gölgesi durdu.Kalbi sıkıştı.“Artık kafayı yiyorum…”Fısıldadı.Tam başını kaldıracaktı ki—Birine çarptı.Kitaplar yere düştü.Kâğıtlar dağıldı.“Özür dilerim!” dedi refleksle.Diz çöktü, toplamaya başladı.Karşısındaki de eğildi.Eller aynı kitaba uzandı.Parmak uçları neredeyse değecekti.Ama değmedi.Arada milimlik bir mesafe.Garip bir elektrik.Ji-an başını kaldırdı.O çocuk.Sabah pencerede gördüğü.Aynı gözler.Aynı sessizlik.Sanki dünyadaki tüm gürültüyü susturabilen bir bakış.Çocuk kitapları ona uzattı.Konuşmadı.Sadece baktı.Uzun.Dikkatli.Tanıdıkmış gibi.Sanki onu bir yerden biliyormuş gibi.Ji-an’ın kalbi sebepsiz hızlandı.“Biz… tanışıyor muyuz?” diye sordu istemsizce.Çocuk bir an durdu.Gözleri çok kısa bir süreliğine acıdı.Çok kısa.Sonra başını hafifçe salladı.“Hayır.”Sesi sakindi.Ama tuhaftı.Sanki yalan söylüyordu.Sonra ekledi:“Henüz değil.”Ji-an ne demek istediğini anlayamadan çocuk arkasını döndü.Kalabalığa karıştı.Kayboldu.Ji-an olduğu yerde kaldı.Elinde kitaplar.Kalbinde açıklayamadığı bir his.Ve beyninin içinde tek bir cümle yankılandı:Sanki… onu geç kalmadan tanımalıydım.Ama yine geç kalmıştı.Her zamanki gibi.
Bölüm sonu~