İçeriğe geç

SAATLER YALAN SÖYLER

Bölüm 1 · 3 dk okuma

SAATLER YALAN SÖYLER

Bölüm 1

1. BÖLÜM - SAATLER YALAN SÖYLER

Ji-an saatlere hiçbir zaman güvenmezdi. Duvar saatine bakardı . Telefonuna bakardı. Otobüs durağındaki dijital panele bakardı. Üçü de farklı şey söylerdi. Sanki zaman, onunla alay eden üç ayrı yalancıya bölünmüştü. Sabah 07:42.Telefon öyle diyordu. Mutfaktaki eski saat 07:35’te takılı kalmıştı. Ama saniye ibresi hâlâ titreyerek ilerliyordu. Ölü değil, sadece kararsızdı. Ji-an gözlerini birkaç saniye kapattı. Açtığında saat 07:51’di. Aradaki dokuz dakikayı hatırlamıyordu. Yine.“Harika…” diye mırıldandı. Geç kalmıştı. Ev küçüktü. Duvarlar çıplak, renkler soluk, eşyalar minimum. Sanki burada biri yaşamıyordu da yalnızca bekliyordu. Masada yarım kalmış kahve. Dün geceden açık bırakılmış defter. Kenarına yazılmış tek cümle: “Saat 03:17 – yine uyandım.” Altında küçük bir soru işareti. Ji-an o notu ne zaman yazdığını hatırlamıyordu. El yazısı kendisinindi. Ama anısı yoktu. Bu durum son aylarda sıklaşmıştı. Küçük boşluklar. Silinmiş sahneler. Hayatındaki bazı dakikalar, makastan geçmiş film şeritleri gibi kayıptı. Otobüsü kaçırdı. Her zamanki gibi. Koşarken ayakkabısının bağı çözüldü. Kaldırım taşına takıldı. Telefonu yere düştü. Ekran çatladı. Saat: 08:18 Ama okulun kapısındaki büyük saat 08:11 gösteriyordu. Yedi dakika fark. “Hanginiz doğru söylüyorsunuz?” diye fısıldadı kendi kendine. Cevap yoktu. Sadece rüzgâr. Ve uzaktan gelen çocuk sesleri. Ji-an geç kalmaya alışmıştı. Öğretmenler alışmıştı. Arkadaşları alışmıştı. “Yine mi?” bakışları sıradanlaşmıştı. O artık dakik bir insan değildi. O, zamana yetişemeyen kızdı. Sanki dünya normal hızda akıyor, o yarım saniye geriden geliyordu. Hep.Bir adım. Bir nefes. Bir hayat kadar geç. Sınıfa girdiğinde herkes yerindeydi. Sandalyeler sürtündü. Kafalar döndü. Sonra tekrar kendi dünyalarına kapandılar. Ji-an arka sıraya oturdu. Her zamanki yerine. Pencere kenarı. Işık vurur ama kimse bakmaz. Kaybolmak için mükemmel bir nokta. Çantasını açtı. Defteri çıkardı. Sayfaların arasından küçük bir şey düştü. Pil. Saat pili. Yuvarlandı, sıranın kenarından yere düştü. AaJi-an dondu.“Ben… saat pili mi taşıyorum?” Hatırlamıyordu. Eğilip aldı. Avucunda soğuk, metalik bir ağırlık. Garip bir şekilde tanıdık. Sanki bir şeyin kalbiydi. Ama hangi saatin? Evdeki mi? Okuldaki mi? Yoksa…kendisinin mi? Bu düşünceyle istemsizce ürperdi. Ders boyunca öğretmenin sesi uzaktan geliyormuş gibiydi. Kelimeler net değildi. Zaman yine kayıyordu. Tahtaya baktı. Sonra defterine. Tekrar tahtaya. Bir anlığına görüntü karardı. Göz kırpması kadar kısa. Ama geri geldiğinde… Tahtadaki yazı değişmişti. Konular ilerlemişti. Herkes not alıyordu. Yanındaki kız sayfanın yarısını doldurmuştu. Ji-an’ın defteri hâlâ boştu. Kalemi havada donmuş gibi duruyordu. “Az önce… başlamamış mıydık?” Kalbi hızlandı. Yine birkaç dakika silinmişti. Kimse fark etmiyordu. Sadece o. Sanki zaman, ondan küçük parçalar çalıyordu. Kimseye hissettirmeden. Sessiz bir hırsız gibi. Öğle arasında kantine gitmedi. Gitmeyi sevmezdi zaten. Kalabalıkta saatler daha da bozuluyordu. Telefonu bazen kendi kendine kapanıyor, dijital panolar titriyor, kulaklığından cızırtı geliyordu. Elektronikler onu sevmiyordu. Ya da o onları. Bilmiyordu. Bahçedeki eski banklardan birine oturdu. Gökyüzü soluk maviydi. Bulutlar yavaş hareket ediyordu. En azından öyle görünüyordu. Ji-an bilek saatine baktı. Çalışıyordu. Tık. Tık. Tık. Düzenli. Kararlı. Güvenilir gibi. Tam rahatlayacakken… Saniye ibresi takıldı.03:16’da. Sonra birden ileri atladı.03:18. Bir saniye hiç yaşanmamış gibiydi. Ji-an’ın boğazı kurudu.“Neden hep… ”Fısıltısı rüzgâra karıştı. “…benim etrafımda oluyor bunlar?” Cevap yine gelmedi. Ama o anda, uzakta birinin ona baktığını hissetti. Keskin bir his. Ensesinde hafif bir sıcaklık. Başını kaldırdı. Karşı binanın koridor penceresinde biri vardı. Bir erkek. Sessiz. Hareketsiz. Gözleri doğrudan ondaydı. Ne el salladı. Ne kaçtı. Sadece izledi. Sanki…onu uzun zamandır tanıyormuş gibi. Ji-an bir an nefes almayı unuttu. Garip bir tanıdıklık hissetti. Ama nereden?Ne zaman?Hatırlamıyordu. Erkek başını hafifçe yana eğdi. Sanki bir şeyden emin olmak ister gibi. Sonra zil çaldı. Ji-an gözünü kırptı. Pencere boştu.Kimse yoktu. Sadece kendi yansıması.Ve arkasında, duvardaki büyük saat. Akrep ve yelkovan tam üst üste gelmişti. Saat:03:17Gün ortasında.İmkânsız bir saat. Ji-an’ın kalbi bir anlığına durdu. Sonra dünya tekrar akmaya başladı. Ama o an, içine küçük ve soğuk bir düşünce düştü: Belki de…sorun saatlerde değildi. Belki de zaman onu yanlış okuyordu.

Bölüm sonu~

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.