---
SAAT BAŞI ROMANTİZİM
2. Bölüm: 21:00 ve Bir Ömürlük Pişmanlık
— Aras —
Saat 20:45.
Dükkânın kepengini indirirken ellerim titriyor. Her gece aynı. Tamir tezgâhının üzerinde duran o eski masa saatinin kadranına bakıyorum. Hâlâ 21:00'ı gösteriyor. Bir yıldır kimse dokunmadı ona. Dokunamadım. Çünkü o saat, onun son baktığı saatti.
Ela. Adını daha yeni öğrendim. Dün gece garson Süleyman anlattı. "Köşedeki o mimar kız her akşam geliyor, sana bakıyor Aras Usta." dedi. "Adı Ela."
Ela.
İsmini içimden tekrarladıkça, yıllardır sökülüp takılan çarklar gibi bir şey yerine oturuyor sanki. Ama sonra utanıyorum. Ne hakkım var? Dünyanın en güzel, en canlı kızına bakmaya bile hakkım yok. Ben, kendi nişanlısını ölüme terk eden adam.
Saat 20:50.
Kepengi iyice kilitliyorum. Dükkânın arka odasındaki aynaya bakıyorum. Kırk iki yaşında adam, ama gözlerim yetmiş gösteriyor. Sakallarım uzamış, omuzlarım çökmüş. Zeynep öldüğünde saçlarım simsiyahtı. Şimdi şakaklarım bembeyaz. Zaman, acıyla birlikte hızlanıyor galiba. Ben bir saat ustasıyım, bunu bilirim. Acı çekenlerin saati hep daha hızlı akar.
Saat 20:55.
Montumu giyiyorum. Siyah, yırtık pırtık, yıllardır aynı mont. Zeynep almıştı bunu. "Giy şunu Aras, üşüyorsun." demişti. Şimdi her gece onu giyerek üşümeye devam ediyorum. Kendi cezam bu.
Sokağa çıkıyorum. İstanbul'un o akşamüstü nemli havası yüzümü okşuyor. Nefes alıyorum, ama ciğerlerime dolan sadece pişmanlık. Her adımda o güne yaklaşıyorum. Bir yıl önce... O gün iş yerinde çok yoğundum. Zeynep aradı, "Aras, 21:00'da buluşalım mı Son Vuruş'ta?" dedi. "Bir sürprizim var."
"Saat 21:30 gibi gelirim, işler yoğun." dedim.
"Tamam, beklerim." dedi. Gülüyordu sesinde. Ne sürprizdi bilmiyorum. Hiç öğrenemeyeceğim.
Saat 20:58.
Son Vuruş'un kapısına geliyorum. Zil çalıyor. İçeri adım atıyorum. Gözlerim hemen duvardaki saate gidiyor. Her gece yaptığım gibi. Çünkü o saat, Zeynep'in son baktığı saat. Kalbi durduğunda, saat 21:00'ı gösteriyormuş. Polis raporunda öyle yazıyor.
Ve sonra... Dün geceki gibi yine gözlerim masaya kayıyor. O kız yine orada. Ela. Cam kenarında, önünde soğumuş kahvesi. Bu sefer telefonunda değil, doğrudan bana bakıyor. Gözleri öyle derin, öyle... canlı ki. Zeynep'in gözleri de böyle bakardı. Hayata tutunur gibi.
Nefesim kesiliyor. Bakışlarımı kaçırmak istiyorum ama kaçıramıyorum. O an, saatin 21:00'a kaç kaldığını unutuyorum. Sadece onun gözlerinde kayboluyorum. Bu yasak. Bu çok yasak. Ama kalbim, bir yıldır ilk kez bu kadar hızlı atıyor.
Saat 20:59.
Kendi kendime saymaya başlıyorum. Zeynep'in ruhu için. Her gece yaptığım gibi. Ama bu sefer sayarken gözlerim Ela'dan ayrılmıyor. O da bana bakıyor. İkimiz de konuşmuyoruz. Sadece bakışıyoruz.
57... 58... 59...
21:00.
Zil sesi çalmıyor, ama kalbim çalıyor. Zeynep'in saati durmuştu ya, benimki işte o an yeniden başlıyor. Suçluluk duyuyorum. Zeynep'e ihanet ediyormuş gibi. Ama aynı zamanda... bir yıldır ilk kez yaşadığımı hissediyorum.
Ayağa kalkıyorum. Her gece olduğu gibi. Bozuk paraları masaya bırakıyorum. Kapıya yürüyorum. Ama bu sefer, kapıdan çıkarken arkama bakıyorum.
Ela hâlâ bana bakıyor.
Dışarı çıkıyorum. Sokak lambasının altında yürürken ellerim ceplerimde titriyor. Normalde eve gider, Zeynep'in fotoğrafına bakar, oturur ağlardım. Ama bu gece farklı. Bu gece, dükkâna dönüp o masa saatini tamir etmeye karar veriyorum.
Belki de Zeynep, bir yıl sonra bana Ela'yı gönderdi. Belki de affedilmeyi hak etmiyorum, ama yaşamayı hak ediyorumdur.
Eve vardığımda, masadaki saatin tozunu alıyorum. İlk kez. Ve içimden fısıldıyorum:
"Zeynep... Affet beni. Ama sanırım yeniden başlamam gerek."
Ve ertesi gün, saat 20:30'da dükkânın kepengini erken indirip Son Vuruş'a gidiyorum.
Ela'yı görmek için.
— 2. Bölüm Sonu