Merhaba, biz geldikk trong>
Dolu dolu çiftimizin olduğu bir bölümle geldik. Bölümde bazı şeyleri kırmaya çalıştı çiftim bunu başarıyor mu diğer bölümde göreceğiz siz şu an bu bölümü okuyorken ben yeni bölüme başlıyorum.
Keyifli okumalar, oy verip yorum yapmayı unutmayın lütfen.
15.BÖLÜM
Kara zehir gibi bir gece.
Eğer insanoğlu anlarını önceden görseydi ben şu an burada olmak istemezdim. Kara zehir gibi kalbimi saran bu düşünce geceme yansımış gibiydi.
Ben öylece kargaşanın içinde durmuş kadını incelerken arkamda bir bedenin varlığını hissettim. Beden tam arkama yerleşmiş, onun peşinden sırtımda sert bir cisim yer edindi. Hemen ardından kulağıma yanaşan bir nefesin saçlarıma sızan sıcaklığını ve onu takip eden sesin bir kurşundan daha tehlikeli olduğunu fark ettim. "Bu geceyi de unutacak mısın?" Saçlarıma karışan nefesi, kulağıma ulaşan sesi, bedenimin sıcaklığını artıran bedeni tanıyordum.
Gözlerimi karşımdan ayırarak ağırca arkamı dönüyorken saçlarım yüzüne sürtündü, aramızda sadece bir adımlık mesafe bırakacak konuma geldiğimde bana eğmiş olduğu bedenini geriye yasladı ben ise yüzümü yine havaya kaldırmış onu görmeye zorluyordum kendimi. Gözleri gözlerimi buldu, hemen ardından gözleriyle baştan aşağıya beni süzdü.
"Bir şeyin var mı? Uyuşukluk, sızlanma falan?" dediğinde gözleri hâlâ da üzerimde geziniyor bir şeyler arıyordu.
Bende ona bakıyordum sessizce. Sırtıma çarpan şey onun göğsüne denk gelecek şekilde tuttuğu uzun silahıydı. Yüzü renkli ışığın altında kavislenmişti, çene hatları belirginleşmiş, yüzünün her yerinde kir vardı ve üstündeki siyah üniforma tozlar içindeydi. Gözleri dikkatimi çeken en önemli ayrıntıydı çünkü gözleri bu ışığın altında bile yorgunluğunu belli ediyordu.
"Neredesin günlerdir?" Sorusunu yanıtsız bırakarak, günlerdir aklımda olan o soruyu sordum, hiddetle ardından gözlerimle üstünü başını gösterdim. "Bu halin ne?"
"Senin gibi gül bahçesinde çalışmıyorum küçük hanım." dediğinde sesi oldukça sertti ama bana değildi öfkesi çünkü gözlerini bir saniye süreyle arkamdaki kargaşaya çevirdi.
"Yok, biz seninle düzgün bir diyaloğa girmeyeceğiz." dedim sorumu tersleyişiyle, arkamı dönmek için hareketlendiğimde tuttuğu silahı tek eliyle tutarak dirseğimden kavradı ve beni durdurdu.
Kaşlarını çattı, ne yaptığımı sorgularcasına ve, "Nereye?" diye sordu sabit bir sesle.
"Eve geçeceğim." dediğimde güldü, dudakları çok hafif bir şekilde kıvrılmıştı fakat hâlâ da kaşları çatık bir halde bana bakmayı sürdürüyordu.
"Gidemezsin." Tok bir sesle aksi bir şeyin söz konusu olması imkansızmış gibi konuştu.
"Buna sen karar veremezsin." Kolumu sertçe elinden çektiğimde yanımıza kamuflajlı bir asker geldi. Bu askeri daha önce görmüştüm. "Komutanım, Eşref Kadri ağır yaralı hastaneye götürülecek. İzniniz var mı?" diye sorduğunda benim olduğum tarafa bakmıyor sadece beni durduran adamın gözlerine bakıyordu.
Bera adamı dinledikten sonra, “Durum kontrolü yapacağım,” dedi ve bana döndürdü bakışlarını. “Hiçbir yere gitmiyorsun. Burada bekle.” dediğinde tuttuğu kolumu serbest bıraktı. Onun gözlerine bakan kamuflajlı askere göz ucuyla bakıp, “Sende.” diyerek kargaşanın olduğu tarafa doğru yürüdü.
Ardından öfkeyle bakarken, “Emredersiniz!” diye seslendim yüksek sesle ama tabii ki emrine itaat etmeyecektim. Arkamı dönüp iki adım attığımda karşımda bir beden belirdi. Adımlarım durdu, ayakkabılarım ayakkabılarının ucuna değdi. Başımı kaldırıp önümdeki bedene baktığımda gözlerini karşıya dikmiş askeri gördüm.
“Hanımefendi lütfen zorluk çıkartmayın!” Kalın sesiyle benimle göz teması kurmadan konuştu. Ve zorluk çıkarmamam için sözleriyle yalvarıyor gibiydi.
Bera ile konuşurken yüksek olan sesim normalleşti. Karşımdaki askere, “Onu dinlemek zorunda değilim.” dediğimde sadece gözlerini indirdi ve bana baktı.
“Zorundasınız. Emir komuta şu an komutanımda. Ve bir operasyonun ortasında olduğunuz için ifadeniz alınacak. Bu binadan çıkamazsınız, lütfen işimizi yapmamıza izin verin.” Sabi,t robot gibi çıkan sesinin ardından gözlerini kaldırıp yine karşıya baktı.
“Ben hiçbir şey görmedim. Gözlerimi kapattım.”
“Tamam hanımefendi.” dedi karşımdaki adam bana bakmadan.
“Gidebilir miyim?” diye sorduğumda karşımdaki adam hızla yanıt verdi.
“Hayır hanımefendi.”
“Sağlık çalışanları dışında kimse kalmadı, tüm siviller gitti ben niye gidemiyorum?” Aydan’ı da sağlık görevlisi olarak görmüş, öyle saymıştım.
“Bilmiyorum hanımefendi.”
“O zaman ifademi alın, hemen gideyim.” dediğimde arkamdan bana seslenilmesiyle omzumun üzerinden arkama döndüm.
“Evsa.” Aydan bana doğru yürüyüp önümde durdu. “Abin de burada.” derken sesi bıkkınca çıkmıştı. “Sayıp sövdü yine.”
“Umursama.” dedim omuz silkerek. “O seni gördüğü için sövmüştür.”
“Umursamadım ama bazı sözlerim yarın sana patlar.” dudağını büzdü, “Eve gidelim, yarın nöbetim var.” diyerek çantasını omzuna attı.
“Gidemiyoruz.” Mutsuz, umutsuz çıkan sesimle gözlerim arkasında olan Bera’yı buldu. Karşısında, evinde kalan kadınla sohbet ediyordu gözleri de yaralılardaydı. Cüsseli, heybetli bedeni gözlerindeki yorgunluğu yalanlıyor gibi dik ve dinçti.
“Neden? Sadece sen ve ben kaldık.” gözlerimi ondan ayırmadan Aydan’ı yanıtladım.
“İfade vermemiz gerekiyor.” Bera bana çevirdi gözlerini, kadın onunla konuşurken beni seyretti uzaktan. Yeşil gözleri uzun uzun gözlerimde gezindi. Günlerdir birbirimizden uzaktaydık, onu göremiyordum ve şimdi karşımda bu halde beni göz hapsine almışken onu her şeye rağmen ne kadar özlediğimi hatırladım. O gece bize bir şans verip yemeğe gelseydi ne halde olurduk düşüncesiyle doldum yeniden. Şimdi ona uzaktan bakmak yerine onun nerede olduğunu bilerek yorgunluğunu almaya çalışırdım.
Bera kadına cevap veriyorken, benim de karşımdaki beden konuştu. “Verelim o zaman, geç oldu.” Beden yanımdan uzaklaştı birkaç saniye sonra ardımda olan askeri unuttuğumu hatırlattı bana. “Merhaba,” diye bir giriş yaptı çekingen sesiyle Aydan. Bera’nın gözlerinde sabitlenen gözlerimi ayırıp arkama döndüm. “İfade vermemiz gerekiyormuş, kim alacak ifademizi?”
“Sizin ifade vermenize gerek yok hanımefendi.” dedi asker Aydan’a bakmayı sürdürürken.
“Öyle mi?” dedi Aydan. “Kusuruma bakmayın lütfen.” Bana döndü yüzünü kızarmış, utanmıştı. “İfade vermiyormuşuz. Gidelim.” Sesi kısılmış, yok olmuştu.
“Bana öyle demedi.” dedim kolumu tutmasıyla. Askerin yanından geçmeye meylettiğinde askerin sesi duyuldu yine.
“Hanımefendi.” İkimiz de askere baktık ama asker Aydan ile göz teması kurdu. “Siz gidebilirsiniz. Yalnız.”
“Nasıl?” dedi Aydan. Ben sinirle dolarken baştan beri şüphelendiğim şeyi şimdi tamamen anladım. “Arkadaşım da benimleydi, ben gidebiliyorsam o da gelebilir. Bu saçmalık da ne?” diye sorduğunda az önceki utangaç kız gitmişti.
“O burada.” dedim Aydan’a ithafen göz ucuyla Bera’ya baktığımda gözlerinin hâlâ da bende olduğunu gördüm.
“Kim?” dedi Aydan askerden bakışlarını alarak.
“Bera.” diyerek Aydan’ın kolumu kavradığı elinin üstüne elimi koydum. “Sen git o izin vermiyor. Eve geçerim ben.”
“Bu adam kim ki dinliyorsun?” sinirlenmişti ona. “Gel gidiyoruz dinlemek zorunda değiliz.”
Bir adım atmıştı ki asker önümüze geçti. “Buyurun hanımefendi?” diyerek solunu gösterdi Aydan’a. “Sadece siz gideceksiniz. Gitmek istemeyebilirsiniz de fakat arkadaşınız burada şu an, ifadesi alınacak.”
Aydan hiddetle konuşmaya başladı. “Bu,” Bedenine yayılmış öfkesinden bir parça olan gözlerinin gözlerime değmesi için sözünü kestim. “Git Aydan.” dediğimde hızla beni yanıtladı. “Gitmiyorum, seni bekleyeceğim.”
“Yarın nöbete gideceksin, uykusuz kalma.”
Olumsuz anlamda başını salladı. “Sorun değil kalacağım seninle. O adamın ne istediğini de öğrenmeden gitmeyeceğim.”
“Hanımefendi.” diyen yanımızdaki asker ile Aydan’ı yanıtsız bırakmak zorunda kaldım. “İfade için benimle gelin lütfen.” Benim için bu sefer sağ koluyla yönü gösterdi.
“İfade verip geleceğim.” diyerek adamın sağından yürüdüm. Adam sağından yürümemle birlikte büyük adımlarla önüme geçti ve bana yol göstermek amacıyla önümden yürüdü.
“Fazla uzamaz değil mi?” diye sordum ardından yürürken. Merdiven çıktık.
“Bilemiyorum hanımefendi.” Biten merdivenle bir koridora girdik. Koridorun ilk kapısının önünde durdu ve sırtını duvara verip karşısındaki duvarı seyretti. “Girebilirsiniz hanımefendi.”
Derin bir nefes alarak kapıyı açtım, bir adım atarak içeri adımladığımda içeride onun bedenini gördüm ilk önce. Kapıyı açanın kim olduğuna bakmadan elindeki kağıtlara bakmaya devam ediyordu. Cüsseli bedeni küçük odaya sığmıyormuş gibi hissettirdi bana bu hislerimle küçük bedenim korkuyla kapıyı kapatıp ona yürüdü. Tozlanmış yüzünü yıkamıştı, teni gün yüzündeydi.
“Otur.” derken sesi sabitti.
Dediğini yaparak küçük alanda yürüyerek karşısındaki yıpranmış sandalyeye oturdum sakince. Oturmamla birlikte yüzünü kaldırdı ağırca, gözleri gözlerimde durduğunda üç saniye gibi bir zaman dilimiyle bana baktı ve aynı sabit ses tonuyla bana konuştu.
“Kimlik.” diyerek sustuğunda yüzümü inceledi beklentiyle.
“Çantam içeride kaldı.” Yerimde hareketlendim fakat o hareketlerimi sözleriyle durdurdu.
“Getirtirim.” Eline telefonu aldı ve ekrana birkaç kere dokunduktan sonra kulağına götürdü ardından gözleri onu seyreden gözlerime tutundu. “Kimliği.” Kısa ve net bir kelime kullanarak telefonu karşıdaki kişinin sesini duymadan kapattı. Telefonu yanına bıraktı ve yüzünü yine kağıtlara indirdi. “Sana bir soru sormuştum?” Kalemi eline aldı kağıtta bazı kelimelerin altını çizdi.
“Soru mu?” dedim kurumuş boğazımla. Kendimi çok fazla kasmış hatta yutkunmayı unutmuştum.
“Evet.” Başını kaldırmadan gözlerini gözlerime eşitledi ardından gözleriyle omuzlarmı ve ondan gözüken bedenimi işaret etti. “Bedeninde bir şey var mı diye sormuştum. Sanırım yok çünkü sızlanıp askerlerimi bana göndermedin.” Kapı çaldı. “Gel.”
Az önceki asker kimliğimi masaya onun önüne bıraktı ve ardımda bir selam hareketi yaparak odadan çıktı. “Bana bir şey olmadı.” dedim kısık bir sesle.
Elini kimliğime uzatıp parmakları arasına aldı, büyük elinde kayboldu kimliğim. Kimliğimden bir şeyleri kağıda yazdı, “Ben on sekiz yaşında olduğunu düşünmüştüm.” başını kaldırıp benim çatılmış kaşıma baktı. “Öyle gözüküyorsun.”
“Sana kendimle ilgili yalan söylemedim.” Sesimde ona karşı hissettiğim güvensizlik vardı. “Yirmi iki yaşındayım.”
“Önceden sıraladığın hiçbir şeyi yapmıyorsun?” Geriye yaslandı, benim sorgulayıcı yüzüme baktı.
“Ne yapmam gerekiyor?” Ben de geriye yaslandım, ayaklarımı birbirinin üstüne attım ve kollarımı göğsümde bağladım. Sanki ifade masasında değilmişim gibi.
“Kalbini çalmıştım, kalbimi çalacaktın gibi bir şeyler zırvalamıştın.” Dudağını büzdü. “Sanırım vazgeçtin.”
Onu seyrettim bir dakika boyunca. Çünkü benimle dalga geçiyordu, hissediyordum. Onunla bu halde olmamızın nedenini bilmesine rağmen gelip bana bunları soruyor, beni zorluyordu.
“Kalbim çalınmamış, yolunu kaybetmişti. Şu an paramparça ama evinde.” dediğimde gözlerimle önündeki kağıdı işaret ettim. “İfademi alır mısın, bir an önce bu yerden ayrılmak istiyorum.”
Yaslandığı yerden ayrıldı ama bunu iki dakika gibi bir sürede yavaş ve gözlerinin altında ezilmeme izin vererek yaptı. Eli kalemi kavradı diğer elinde de kimliğim vardı. “Şüpheli değilsin ama susma, avukatın hukuki yardımından yararlanmak isteyebilirsin.” Kağıdı daha da önüne çekti. “Kaç gibi binaya girdin?”
“Dokuz gibiydi tam saati bilmiyorum.”
İki kelime yazdı kağıda, “Yalnız mıydın?” diye sordu başını kaldırmadan kağıda bakıyordu.
“Arkadaşım Aydan da vardı.”
“Etrafta ilgini çeken bir şeyler var mıydı?”
Aklıma direkt onun evinde olan o kadın geldi. Kendimi durduramadan sordum, “O kadın kim?” tek nefeste sorduğum soruyla beklediği yanıtın farklılığıyla başını kaldırmadan gözlerini gözlerime tuttu.
“Anlamadım?” Sağ gözünü kısıp bana bakmayı sürdürdü.
Kalbimin tam ortasına saplanan, içinde tatlı bir acı veren şeyin çınladığı zayıf ve titreyen bir sesle konuştum. “Evinde kalan ve bugün de burada gördüğüm.”
“Nevda mi?”
“Adını bilmiyorum.” Omuz silktim.
“Nevda, içeride de yanımdaydı. Neden sordun, ondan mı şüphelendin?” Sesi şaşkınca çıkmış benim yanıtımı merakla bekliyor gibiydi.
“Hayır,” Kollarımı çözdüm ve onun gibi masaya koydum ellerimi. “Hep evinde, yakınında, kim olduğunu merak ettim.”
Aslında bunda da haksızdım. Onun hayatıyla ilgili hiçbir şey beni ilgilndirmemeliydi, merak etmemeliydim. Olmuyordu onun en küçük ayrıntısına sürüklenirken buluyordum kendimi. Mesela şu an bende olan yoğun bakışında anlam çıkarmaya çalışıyordum. Hangi yoğunlukta baktığını, hangi hisle baktığını bilmek istiyordum.
“İş arkadaşım, bugün benim yerimdeydi.”
“Sanırım bir de ev arkadaşın.” Kalbim parçalara ayrılmak için onun dudaklarından çıkacak kelimeleri bekledi.
“Evet, fark etmedin mi benimle mesajlaşırken?” Olumsuz anlamda başımı salladım. Kalbim paramparça olmuştu.
“İfademe devam edebilir misin, en son ne sormuştun?” Konuyu kalbimin parçalarıyla örtmeye çalıştım. İçim acıya acıya.
“Neden merak ettin Nevda’yı?” Kapatmadı konuyu hatta her iki elini kağıtların üstüne koyup kağıtları kapattı. Masaya daha çok yaklaşarak tüm dikkatinin bu konu olduğuna inandırdı beni. “Konuşmak istemediğin hatta görmek istemediğin birinin hayatı neden ilgini çekiyor?”
“Komşumsun.” dedim aniden. Çünkü ona hâlâ seni seviyorum diyemezdim. Gururum buna izin vermezdi.
“Her komşunun evine girip çıkanlara bakar mısın?” sesi oldukça keyifliydi. Beni bu odada bu halde sıkıştırıyor oluşu onu mutlu ediyordu.
“Sadece ilgimi çeken komşularımın.” dedim ona inat ederek gayet rahat bir şekilde cevap verdim. “Sana özel bir şey değil. Çaprazımızda senin de hemen yan evinde mahalleye yeni gelen bir öğretmenin de evine bakıyorum. Yalnız yaşıyor, senin gibi değil.” Gözlerinde bir koyuluk oluştu, yüz hatları gerildi ve elinde olan kimliğimi masaya bıraktı.
“Benimle oynama.” dedi yeşil gözlerindeki koyu renge ek sesi de koyulaşmış oldukça sertleşmişti. “Yan evi bana yıktırma.” Derin ve sert bir soluk aldı gözlerini indirdi ellerine. “Nevda ev ve iş arkadaşım, başka bir şey düşünme.”
İçim az önceki acıdan sonra tatlı bir heyecanla doldu. Beni kırıp dökmesine rağmen beraber yaşadığı kadının sadece arkadaşı olması beni mutlu etmişti. Yine de devam ettim bu inada. “İyi merakım geçti.” dedim. “Benim de ailemler haftaya gidecek eve bir arkadaş alacağım yalnız olmuyor, biliyorsun.”
Yalan. Ona inat söyledim bunları. Az önce bana yansıttığı duygu hoşuma gitmiş başka bir kadının varlığı beni nasıl rahatsız etmiş ise onu da etsin diye söylemiştim bunları. Çünkü ailem artık benimle kalıyordu birini misafir edecek odamız bile yoktu.
Başını kaldırdı dolgun dudaklarından biri olan alt dudağını dişledi, çenesi kasılmıştı. Güler gibi bir ses çıkardı. “Ne o, küçük bedenin yalnızlıktan hoşlanmıyor mu?” Kalemi tekrar eline aldı. “Yalnız kal zaten karşı komşun bir asker, korkmanı gerektirecek bir şey yok.” Elleriyle kapattığı kağıtlara baktı, defalarca kez dalgınca karıştırdı.
“Evde bulunduğun gün sayısı çok az sen yokken her şey olabilir. Senin gibi meslektaşımla kalacağım.” Gözlerim elindeydi, kağıtları karıştırmayı bıraktı gözleri kağıtlarda kaldı.
“Adı ne?” Sesindeki o buzlar beni soğuttu, ürperdim.
“Kimin?” dedim bana bakmasını beklerken.
“Yan evimdeki,” Başını kaldırdı sağ kaşını kaşıdı işaret parmağıyla, göz kapaklarını kapatmıştı fakat titriyorlardı. “Ev arkadaşın olacak herif.”
“Neden sordun?” bedenimi masaya yasladım, göğüslerim ezildi.
“Tayin işi var gibi. Yardım edelim komşumuza.” Titreyen göz kapaklarıyla bana yaklaştı, masada bir karış mesafe kala yakınlaşmış sert nefesi yüzüme çarpıyordu. Yakından ve küçük odada yayılan yoğun ışıkla birlikte bu adamı neden sevdiğimi bir kez daha anladım. Beni ona sürükleyen bir yüz hattı vardı. “Minyoncuk benimle oynadığını bile bile o adamı yollayacağım. Çünkü bana oynadığın oyunun altında yatan gerçeklerin ihtimalini sıfırlamam gerek.”
“Oyun mu? Hiç de bile.” Sesim gerçekçi çıkmamıştı, zaten inanmasını da beklemiyordum. Yüzüme baktı dikkat ede ede.
Uzun bir süre sonra, “Makyaj yapmışsın.” dedi bambaşka bir noktadan girerek. “İlk defa makyajlı görüyorum seni. Beğendim, hatta bayağı beğendim.”
“Daha erken de görebilirdin.” Ona yine hatırlattım. Ve evet bu gece onu gördükten sonra her şeyi unutan kendime de o geceyi hatırlattım.
“Sana birçok konuda geç kaldım.” dedi. “Geç kalışlarıma bir son verip bu hafta sonu yemeğe çıkalım.” Kimliğimi bana uzattı, masanın üzerinde kaydırıp masaya yasladığım koluma değdirdi. “Böyle seni görmek için saçma sapan hallere girmem.” Gülümsedi. “Denemek istiyorum, bu küçük kalbinin beni sığdırıp sığdıramayacağını görmek istiyorum.”
“Bera.” dedim ne diyeceğimi bilmeden. Bu akşam ikinci kez unutmak istedim bana o gece yaşattıklarını. Onunla bir akşam yemeği yemek istedim. Ondan vazgeçemediğimi hâlâ da onu sevdiğimi bilsin istedim. Fakat ben sadece onun adını mırıldanmakla yetinmiştim.
“Özür dilerim yaptığım her şey için.” Kağıtları kenara itti, geniş omuzlarını hareketlendirip derin bir nefes aldı ardından iki elinin avuç içlerini masaya yaslayarak o bir karışlık mesafeyi üç parmak kalınlığına indirdi. Gözleri gözlerimde, nefesi nefesimdeyken konuştu. “Bana bir santim bile gelmiyorsun demiştin.” Yutkundu. “Ben şimdi metrelerce koşmaya hazırım ama senin bana izin vermen gerek.”
“İzin verdiğim gibi beni yine kırıp dökeceksin.” Sesimde kırgınlıklarımı yansıtmak istedim. Ama kırgınlıklarımın yanında da onu ne kadar çok istediğimi bilsin istedim.
“Hayır.” dedi kendinden emin bir şekilde. Sonra devam etti. “Ben seni kendi duygularımla kırmayacağım ama mesleğim,” odayı gösterdi iki saniye içinde. “Mesleğim tarafından belki defalarca kırarım ki sen bunları bile bile bana geldin.”
“Mesleğin beni kırmaz.” dedim başımı iki yana sallayarak. “Benim kırıldığım duygularımı hiçe sayıp sözde mesleğin, görevindeyken bana haber vermeyişin.”
“Her an haber veremem Evsa.” Yüzü sert bir hal aldı. “Bazen nefes bile alamam, sen bunlardan haberdarsın benim mesleğimi az çok biliyorken günlerdir saçma hareketlerle aramıza mesafe koyuyorsun.”
“Biliyorum ama kırıldım işte.” dedim onun da haklı olduğu tarafları biliyorken yüzüm asıldı.
“Yüzünü düşür diye demiyorum.” Ayağa kalktı heybetli uzun bedeni masanın etrafında dolaştı tam dibime geldi. “Sana olanı söylüyorum.” Arkama geçti, sandalyenin üzerinde oturuyor haldeyken sandalyeyi geriye çekti tek eliyle. “Hadi eve bırakayım seni.”
“Aydan beni bekliyor onunla gideceğim.” Çektiği sandalyeden masanın üzerindeki kimliğimi alarak kalkıp ona döndüm. Yüzümü kaldırıp ona baktığımda yüzünde keyifli bir yüz ifadesi vardı.
“Aydan şu an evde.” dediğinde şaşkınlıkla yüzüne bakakaldım.
“Nasıl?”
Elini belime yerleştirdi şaşkın bedenimi yönlendirerek kapıya yürüttü. Ve kapı kuluna büyük elini atarken kulağıma eğdi yüzünü, sıcak nefesi saçlarıma karışırken konuştu. “İfadeni falan almayacaktım, her şey kontrolüm altındaydı buradaki kimse suçlu değildi seni eve bırakayım diye ifade bahanesine sığındım.”
“Görevini kötüye kullanıyorsun. Engelimi kaldırmandan sonra bu ikinci.” Nefesim onun bana yakınlaşmasıyla hızlanmıştı.
“İkisi de seninle aramdaki duvarları yıkmak için, yolsuzluk yapmama değersin” Saçlarıma daha çok karıştı, burnunun ucu tam kulağımın arkasına sürtündü hemen ardından derin bir nefes aldı.
Ondan geriye çektim kendimi, “Yine de seninle gelmiyorum.” geriye çekilişimle o da kendini geriye çekti. Fakat hâlâ üzerime eğilmiş haldeydi yüzü yüzüme yakın bir mesafedeyken güzel yüzüne baktım.
“Benimle bu akşam zıtlaşma.” Kapıyı açtı, yüzünü yüzümden uzaklaştırarak belimdeki eliyle beni hareketlendirmeye çalıştı. Konuşmak istediğimde izin vermeyerek devam etti. “Son kırk sekiz saattir bir gram uyku uyumadım, seni de taksiyle yollayıp o saatleri ikiye katlamayacağım.”
O askerle geçtiğimiz yolu elini belimden bir saniye olsun ayırmadan geri yürüdük. Kalbime yanlış mı yapıyordum bilmiyorum fakat şu an yanımda oluşu bile beni mutlu ediyordu o gecenin kırıklarını düzeltemese de onarmaya çalışıyordu. Bu benim uzun zamandır direndiğim yanımı durduruyor ve artık geriye yaslanarak onun davranışlarını bekliyordu. Ve biliyordum ben defalarca kez onun tarafından kırılacaktım. Ve yine biliyordum bu aşk denen şey beni sonunda öldürecekti, var olmamış gibi olacaktım. Buna rağmen şu an yanında kalıyor, beni inandırsın sevileyim istiyordum.
Merdivenleri indik ve olayın olduğu geniş alana geldiğimizde Aydan ve sağlık çalışanları dışında askerleri yerli yerinde gördüm. Abimi görmeden gitmişti. Bizim içeri girmemizle asker selam vererek elinde çantam olduğunu anladığım bez parçasını bana bakmadan bize doğru uzattı. Aldım fakat teşekkür etmeme izin verilmeden Bera beni Nevda olduğunu öğrendiğim kadının da olduğu üç kişilik bir gruba yönlendirdi. Geldiğimizi fark etmemişlerdi ve bizi ilk fark eden Nevda olmuş benimle ilk saniyesinde göz göze gelmişti.
Hayır bu sefer kötü hissetmedim gayet iyi hissederek bedenimi yöneten adamın yanında durdum. Bizi o grubun hemen yanında durdurdu. “Toparlandı mı her şey? Yaralının son durumu ne?” Bera’nın ses tonuyla grubun hepsi ona döndü.
Nevda burada gördüğüm tek kadındı, diğerleri erkekti ve şu an onun dışında iki erkek de Bera’ya bakıyor yanındaki bedeni umursamıyordu. Umursayan tek kişi Nevda’ydı çünkü kimse beni göz hapsine almazken o olduğum her yerde gözlerini gözlerime sabitliyordu. Bera’ya yanıtı grupta olan yaşı bayağı ilerlemiş bir asker verdi. Sesi Bera gibi düz ve duygudan yoksundu. “Toparladık, Eşref Kadri’yi direkt ameliyata almışlar ama yaşamaz deniliyor.”
Bera, “Biliyorum kurşun,” dedi ve göz ucuyla Nevda’ya baktı. “Kalbine denk gelmiş.”
Nevda gayet kısık bir sesle izin alır gibi konuştu. “Emir komuta sen gelene kadar bendeydi ve bizden birinin yaralanmasını istemedim.”
“Bizden biri yaralanmayacaktı, omzuna zaten vurulmuşken sen susturucu takılmış silahla kalbinin tam bir santimetre uzağına ateş ettin. Neden?” Sesi sorgulayıcıydı ve sesinde hissettiğim o şüphe tohumlarını yüzüne de eklemiş sert bir yüz ifadesiyle Nevda’ya bakıyordu.
“Ne bu tavrın? Görev arkadaşlarımı korumak için yaptım başka bir nedeni yok.” Kısık sesini örten korkuyla konuşurken az önce konuşan asker bana bakmadan konuştu.
“Bunlar karargahta konuşulacak şeyler, yeri değil.” Nevra adamın sözleriyle gözlerini gözlerime çevirdi. Nefret hissettim o gözlerde. Gözlerinin yüzümü deştiğini ve yaktığını hissettim. Bedenim ürperdi, titredim.
Belimdeki el hareket ettiğinde ürpertiyle başımı kaldırdım. Yüzünü bana indirmişti, “Gidelim.” diyerek konuştuğunda diğerlerine bir şey demeden beni kapıya yürüttü. Kadının arkamda aynı duyguyla baktığına emindim çünkü bedenimdeki ürperti yerli yerindeydi.
Mekandan dışarı çıktığımızda üstümde olan kısa elbise rüzgarla buluştu, yukarıya doğru sıyrıldığında her iki elimle dizginlemeye çalıştım. Bir elimde hâlâ da kimliğim vardı. Ben elbisenin eteğini dizginlerken onun keyifsiz sesini işittim. “Böyle bir yere bununla gelinir mi?”
“Ne?” dedim yürümeye zorlanırken.
“G9tünle dizin arası zaten bir karışken iki parmaklık elbise giyinmişsin. Hem de bu yarrak kürek adamların olduğu mekanda.” Sert sözlerine hareketlerini de eklemiş beni eliyle hızlı adım atmaya zorluyordu.
Durdurdum adımlarımı, üstümdeki eteği durdurmaya son vererek dik duruma geldim. Belimdeki elinden kurtulmak için bir adım yana atıp bedeninin karşısına geçtim. Yüzümü yüzüne kaldırdım ve dağınık saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. Durmamla o da durmuş bana baktı. “Ne varmış elbisemde?” Kaşlarımı çattım sözlerimle.
“Yürürken arkadan gördün mü kendini?” diye homurdandı elbiseme bakarken.
“Hayır.” Dedim sorduğu sorunun saçmalığı üzerine.
“Küçük bedenine göre büyük kalçan var.” Yürümeye devam etmemi beklemeden elini cebine attı ve kapısında sık sık gördüğüm arabasının kapılarını açtı. “Her adımında ben buradayım diyor.”
Arabaya doğru yürüdü bende hızla arkasından seslendim. “Büyük kalçam yok, elbise normalden biraz kısa.”
“Büyük kalçan var. Ve,” dedi dinamik bir sesle yolcu kapısını açarak bana döndürdü yüzünü. “Elbisede tasarım hatası var.”
“Askerde size tasarım da mı öğretiyorlar?”
“Yok o hariç birçok şeyi öğrettiler.” Beni yanıtlarken yanına yürüdüm, araladığı kapının önünde durarak yüzümü kaldırıp ona baktım o da gözlerinin en güzel anlama sahip olduğu şekliyle bana baktı. Gülümsedi. “Sana tasarım dersi verebilirim.”
“Burada öğretmen olan benim.” dedim tek kaşımı kaldırarak.
Yüzündeki gülümseme eksilmedi, “Tasarımdan anlasaydın bu akşam bunu giymezdin,” yüzünü eğdi bana. Yeşil gözleri dudağıma kaydı bir an sonra hemen gözlerime kaldırdı. “Vücut tipine uygun değil bu elbise kalçanı tamamen dışarı çıkartmış ve küçük bedeninde sadece kalçan varmış gibi gözüküyor.”
“Olsun,” dedim gözlerimi kaçırıp omuz silktim. “Kötü bir şey değil bu.” Arabaya yerleştim ve emniyet kemerini taktım bir çırpıda.
“Sorun da kötü olmaması zaten.” diye homurdandı kısık bir sesle buna eş zamanlı olarak da kapıyı sesli bir şekilde kapattı. Arabanın etrafından dolanırken dudakları hareket ediyordu.
Arabaya bindiğinde büyük bedeni arabayı sarstı, geniş omuzları koltuğun dışına çıkarken ben onun büyük bedenine bakıyordum. Kemerini taktı uzun parmaklarıyla hemen ardından direksiyonu kavradığında ben sessizce onu seyrettim. Araba hareket ettiğinde derin bir nefes aldım.
“Cumartesi tam sekizde kapının önünde olacağım.” dediğinde zaten onun bedeninde olan gözlerimi yüzüne kaldırdım.
“Geleceğimi söylemedim.”
Yüzünü bir saniyelik bana çevirdi ve tekrar yola döndü. “Gözlerinde gördüm.” gaza bastı, araba hızlandı. “Fazla uzatmana gerek yok, o gün giyindiğin elbiseyi giyin o halde seni yakından görmeyi çok istedim.”
“Doğru, pencereden görmüştün beni?” dedim o anı hatırlayarak. Yüzüm düştü tekrar, kötü hissettim aniden. “O gece kapıya inseydin bile şu an bu durumda olmazdık.”
“İnemezdim.” dedi tok bir sesle.
“O zaman bende cumartesi gelemem.” Aniden kararım değişti, içimdeki mutluluk azaldı yanında kendimi bir et parçası gibi hissettim. Mutsuzluk adım adım her noktama yayıldı.
“Aynı şey değil.” bana döndü, arabanın çalışır durumda olduğunu umursamadan benim kırgın gözlerime baktı. “Evde bir operasyona hazırlanırken ben onları bırakıp gelemezdim.”
Güler gibi oldum yüzüne doğru sonra yüzümü asarak ondan kaçırdım gözlerimi ve benden yana olan pencereye çevirdim yüzümü. “Her yol senin mesleğine varıyor. Her sıkıştığında işim diyerek sıyrılıyorsun.” Gözlerim geldiğimiz yerde, sokağımızdaydı.
“Sıyrılmıyorum o gün evde birçok iş arkadaşım varken durun lan ben bir aşağıya ineyim mi diyecektim?” Sesi yükselmiş arabada yayılmıştı. Kendimi küçücük hissettim. Ona dönmedim, cevap da vermeye çalışmadım, kendi içimde üzüldüm, kırıldım.
İki dakika sonra araba yavaşlayarak durduğunda kapısının önüne park etmişti. Sessiz kalışıma gaza basarak yanıt vermişti çünkü sokağımızı iki dakikada gelmek oldukça imkansızdı. Emniyet kemerimi açıp elimi kapıya uzattığımda sessiz arabada kapıların kilitlenme sesi yükseldi.
“Evsa?” dedi sessiz, sakin bir sesle. Cevap vermedim yüzüm kapıma dönüktü. “Ben o gece yaptıklarımı düzeltmek için sana defalarca geldim, özür diledim bundan gocunmuyorum ama bana hiç açık kapı bırakmıyorsun.” Hareket etti, araba sarsıldı tekrardan. Büyük eli çeneme dokundu, irkildim. Yüzümü hiç zorlanmadan kendine çevirdi, yorgun gözleriyle göz göze geldik. “Hatamın farkındayım. Bana, olumlu adım atmadın demiştin şimdi sen nefeslen ben sana dinlenmeden koşayım.”
“Ben bir daha o gece gibi hissetmek istemiyorum.” Onun parmakları arasında ağlamaklı bir sesle konuştum, sesim titremişti.
“Mesleğim üzerine yemin ederim ki o gece hissettiklerini bir daha hissettirmeyeceğim.” Çenemdeki parmakları yüzüme çıktı. “Benimle akşam yemeğine çık.” Dudağımın kenarını okşadı baş parmağıyla, cevap ver der gibi.
Göz kapaklarımı defalarca kez kapatıp açtım öyle bir yakınımdaydı ki, kendi zihnim yok olmuş gibi hissettiriyordu. Sanki hayatta konuşamıyor olarak doğmuşum gibi hissettim, kelimeler aklımdan uçup gitti. Yoğun toprak kokusuna karışmış tanıdığım kokusu ciğerlerime doluyor bedenimi zihnimi uyuşturuyordu.
Alt dudağıma kaydırdı parmağını gözleri de oradaydı. “Hazırcevap birine göre çok sessiz kaldın.” Sesinde sezdiğim duygularla zihnimi ve bedenimi toplamaya çalıştım.
“Sekizi beş geçe çıkarım,” Son bir gayretle konuştum, parmakları dudaklarıma sürtündü. “Ve gelmediysen…”
“Geleceğim.” dedi kısık mayhoş bir sesle. Bana baktı bir şey demeden ben de ona baktım bir şey demeden, sanki konuşulacak onlarca şey varmış da biz sadece birbirimize dalmış gibiydik. “Evsa.” Yüzü yaklaştı yüzüme, mırıltısı bedenime yayıldı. Adım bir kitap gibi uzun uzun geldi kulağıma. Sol elimi yüzümdeki büyük elinin üstüne yerleştirdim, devam etmesini istercesine. Elim buz gibiydi. “Yarın seni ben bırakayım sende beni öğrencilerinle tanıştır.”
Gözlerimi şaşkınlıkla araladım, bu sözlerini beklemeyişimle dudaklarım aralandı. “Nasıl? Yani neden tanıştırayım seni?” art arda konuştum yakınımda oluşu ve delicesine hayal ettiğim şeyi söylemesiyle afallamış heyecanla konuşmuştum.
“Beni onlarla tanıştırmak istemiyor muydun?” Sırıttı ve geri çekildi keyifle. Afallamış halim hoşuna gitmişti. Arabanın kilitlediği kapılarını açtı.
“İstiyordum ama,” kıstım sesimi. Çünkü ona sevdiğim adam, sevgilim, kocam diye tanıştıracağım demiştim.
“Tamam yarın beni tanıştır.”
“Ne diye?” diye sordum ona.
Beni yanıtlamadan arabadan indi, bindiği gibi arabanın etrafından dolanarak kapıma geldi. Açıp inmemi beklerken sorumu yanıtladı. “Ona da sen karar ver.” Yanıtıyla arabadan inmiş araba ve onun cüsseli bedeni arasında bir yerde dikildim karşısına.
“Komşum?” sorudan uzak kesin bir cevaptı bu.
“Şimdilik.” Bir adım geriye gitti bana alan tanıyarak. “Üzerine yığılmadan önce eve gitsen iyi olur.” dediğinde onun bedenine gizlediği yorgunluğu içten içe hissederek başımı salladım.
Bir iki adım atarak arabadan uzaklaştım. Sırtımı evimize dönerken ona baktım, kapıyı kapattı ve bana döndürdü bedenini. “Teşekkür ederim.” dedim bu gece için.
“Teşekküre gerek yok, komşuyuz ve can attığım bir şeyi yaptım.” Anahtarıyla kapıları kilitledi hemen ardından bedenini yolcu kapısına yasladı.
“Can attığın?” diye sordum kaşlarımı çatıp sorarcasına yüzüne baktım.
“Kokunun bana ait bir şeye sinmiş olması.” dedi halinden gayet memnun bir şekilde. Yüzüm kızardı, kalbim bedenimin tümünü sararak titretti, kemiklerimi dik durmakta zorlandım, halimin farkına varmış gibi konuştu. “Yarın kaçta çıkıyorsun?”
Titreyen heyecanlı sesimle konuşmaya çabaladım salak bedenimi. “Dokuzda kreşte olmalıyım.”
“Tamam, dokuza on beş dakika kala seni burada bekliyorum.”
Başımı salladım heyecanla hatta bayağı hızlı salladım, saçlarım yüzüme dağıldı. Rezilliğimi kapatmak isterken bir adım geriye gittim ve, “İyi geceler,” dedim.
“İyi geceler, yarın görüşürüz minyoncuk.” Son sözleri olduğunu düşünerek bir iki adım daha geriye atarak istemeye istemeye sırtımı döndüm ona.
Kapının önüne yürüyene kadar dönmedim bir daha ona. Kapının önüne geldiğimde anahtarımı çıkardım çantamdan ve hemen omzumun üzerinden ona döndüm. Aynı pozisyondaydı bana bakıyordu ona dönmemle içtenlikle gülümsedi, güzel yüzü sokak ışığının altında bana eşsiz bir şeymiş gibi hissettirdi. Ben de ona tebessüm ettim aynı heyecanımla. Hemen önüme döndüm eve girmemi beklediği, uykusuz ve yorgun olduğunu bilerek hızla kapıyı açtım.
Evden içeri bir adım attım ve kapıyı kapatmak üzereyken yine ona döndüm son kez. Bu günü sanki kendi hayal dünyammış gibi düşünmeye başladım çünkü bana olan hali ve tavrı bambaşkaydı. Beni heyecandan yok edecekmiş gibi hissettiriyordu. Göz göze geldiğimizde kapıyı kapatmak için yeltendim, fakat ben kapıyı kapanması için hafif bir aralık bıraktığımda onun sokakta yükselen sesini işittim.
“Bu yorgunluğu arabadaki kokun geçirir.”
💌
Bölüm sonu.
Bölüm nasıldı?
En uzun bölümümüz buydu kitabın devamı da böyle uzun olacak hatta daha uzun bölümlerle geleceğim.
Normalde bu bölüm burada bitmeyecekti fakat sizi daha çok bekletmek istemedim, bölüm başında da dediğim gibi şu an yeni bölümü yazıyorum ve biter bitmez yayınlayacağım. Taslak hazır hızlı bir şekilde biter bölüm.
Bu arada bölümlere şarkı koymuyorum ama spotify playlist oluşturdum.
İnstagram; arsnin.meleği
Wattpad; arsninmelegi, linkler burada.
Sizi seviyorum❤️
Bölüm 15
15.BÖLÜM
Bölüm sonu
12 yorum
Ya kızlar ben beni 2 kere eken birini affettim sizce enayilik mi ığğııp
2YanıtKurbn oldugum Atar misin lütfenn 🖤
1YanıtGeçen hafta yeni bölüm gelecekti ne oldu
Yeni bölüme ihtiyacım var
1YanıtYeni bölüm ne zaman
Yeni bölüm gelince hatırlatır mısınız
Yemin ediyorum ilk kez bir kitabı büyük heyecanla okudum tek oturuşta tüm bölümler bitti
Yeni bölüm lutfeeeeeen
Yeni bölüm lutfeeeeeen
BÖLÜÜÜÜĞĞMM
Yenii b�l�mmm
Yeni bölüm gelsin






