İçeriğe geç

Rüzgarın Gölgesi

Bölüm 23 · 15 dk okuma

Rüzgarın Gölgesi

Bölüm 23

23.Bölüm: Gürültü.

23. Bölüm: Gürültü.

'Keşkelerim kalabalık, birini bile iyi ki'ye dönüştüremedikten sonra ne anlamı var?'

___

"Bütün bugünler, bir gün düne dönüşür ve hepsi geride kalır."

Ne demek istediğini anlamıştım, fakat başımı iki yana sallayarak bu fikir hakkındaki memnuniyetsizliğimi hemen belli ettim.

"Artık hiçbir şeyin düzelmesini veya geride kalmasını istemiyorum."

Kaşları çatıldı.

"Neden?"

"Çünkü ayağa kalkmak tekrar düşmek için zemin oluşturur yalnızca." Başımı sağa doğru çevirip pencereden bir parçası görünen gökyüzüne baktım. "Bir gün bir yıldız kayarsa ve ben de buna şahit olursam ondan sadece bir nokta dileyeceğim." Barış'la gözlerimiz tekrar buluştu. "Bir son yazabilmek için."

Zihnimden kalbime akan anılar bir damla gözyaşına dönüşüp süzüldü ve dudaklarım arasında kaybolup gitti. Onun acısından bihaberdim. O, acı içinde kıvrılarak beni kaldırmaya çabalarken, benim için umutlu cümleler kurarken ayağa kalkmak istemeyen bendim.

Ayağa kalkmanın düşmek için bir zemin oluşturduğuna inanan, bir son yazabilmeyi arzulayan bendim. Kendi acımdan sıyrılmak için bir yıldızdan medet uman bendim. Lâkin sonu yazan Barış'tı. Ben bütün söylediklerime rağmen kalktım, Barış bana söylediklerine rağmen öldü. Hiçbir yıldız kaymadı ama o, gitmeyi başardı.

Barış ayaklanınca meraklı kahvelerim yön değiştirdi.

"Eray'ın azarına doyum olmuyor. Ben gidiyorum."

"Sessizce gitseydin de fark etmezdik zaten Barış."

Barış'ın önce kaşları havalandı sonra gülümseyip başını salladı.

"Herkes fark etti Barış." diye mırıldandım acıyla, önümdeki mezar taşına hitâben.

"Zaten tadım kalmadı." Eray konuşurken Barış odadan çıktı ve onu fark eden bir tek ben oldum. Bana tebessüm ederek bir baş selamı verdi ve gitti. Üzülmüştüm. "Bir eğlenelim dedik, olanlara bak."

"En çok Eray..." diye devam ettim. "En çok Eray fark etti." Burnumu çeke çeke bakışlarımı birkaç saniye ara verme amacıyla etrafta dolaştırdım. "Senden özür dilerim. Eğer bilseydim ne değişirdi, bilmiyorum." Avuç içimle gözyaşımı sildim, nafileydi. "En çok da bu yüzden çekiniyorum senden, en çok da bu yüzden yüzleşmeye cesaretim yok. Bilseydim sana destek olmak için elimden geleni yapardım ama yaranı saramazdım."

Yanındaki mezara baktım, mezar taşında Gül Mira Aydın yazıyordu. Buruk bir tebessüm yüzümdeki kederi sarmaladı. Tekrar Barış'ın mezarına döndüm.

"Bunu sen de biliyorsun ve bu, senin için de öyle. Senin yaranı saran ben olamazdım. Ancak yine de bilseydim o gün arabana binmezdim. Bana kırılmanı bizden gitmene tercih ederdim Barış."

Birkaç damla gözyaşı daha aktı gözlerimden.

"Özür dilerim." dedim bir kez daha ve bakışlarım ikisinin mezarı arasında mekik dokudu. "Umarım, oralarda bir yerlerde mutlu olmanın bir yolunu bulursunuz. Hoşça kalın." Dudaklarım titredi. "Birlikte."

Ağlayarak birkaç adım geriledim ve orayı terk etmek için yürümeye başladım. Ona ya da onlara daha fazla ne söyleyebilirdim, bilmiyordum. Aslında söyleyecek binlerce cümlem vardı ancak hiçbiri dudaklarıma uğramıyordu. Mezarlıktan çıkıp Rüzgar'ın arabasına biner binmez ona sarılıp ağlamaya devam ettim. Bütün cümlelerimi bu şekilde seslendirdim.

"Geçecek." diye fısıldadı. "Bütün bunlar unutulmayacak ama hepsi geçecek. Eray da atlatacak. Sen de atlatacaksın. Hepimiz atlatacağız."

"Keşke başka bir yolu olsaydı. Keşke ikisi de yaşasaydı ve burada, bu dünyada mutlu olmanın bir yolunu bulsalardı." Geri çekildim, nemli gözlerimi sildi. "Çok üzülüyorum. Koskocaman dünya ama bazıları sığamıyor, koskocaman dünya ama bazılarını sığdıramıyoruz. Bu çok bencilce."

"Senin suçun değil."

"Kimin suçu peki?"

Sustu. Bakışlarından birkaç ifade geçti ve hepsini duydum ancak ikimiz de sessiz kaldık. Çünkü ikimiz de Eray'a bu yaftayı yakıştıramıyorduk.

"Eray da böyle olmasını istemezdi." dedi acıyla, başımla onayladım.

"Biliyorum."

"Ama sanırım, o bilmiyor." Arabayı çalıştırdı.

Üzüldüğünü görünce gözyaşlarımı silip elini tuttum.

"Sen de söyledin, Eray da atlatacak. Bunun için elimden geleni yapacağım. Hepimiz elimizden geleni yapacağız."

Dün konuştuklarımızdan sonra bugün Eray'la konuşmaya gidecektim fakat önce mezarlığa gitmek istemiştim. Eray'la konuşmadan önce benim Barış'la yüzleşmem gerekiyordu.

"Birlikte mi konuşsak?"

Bu teklifini derhal reddettim.

"Ben önce yalnız konuşmayı deneyeyim."

Bir şey demedi, tereddütlü bakışları yolu izledi. Bana ve muhtemelen Rüzgar'a da uzun gelen sessiz bir yolculuktan sonra Rüzgar arabayı iki katlı bir evin bahçesine park edip bana döndü.

"Burası."

Onaylayıp kemeri çıkardım ve bir süre dışı bej renkli evin siyah pervazlı pencerelerine göz gezdirdim.

"Sen bekleme istersen."

"Beklemek istiyorum."

Üstelemedim, Eray benden önce onun arkadaşıydı.

"Sen bilirsin."

Kapıyı açıp arabadan indim ve geniş bahçenin içinde ağır ağır yürüdüm. Kapının önüne gelince omzumun üzerinden Rüzgar'a baktım, ondan cesaret alarak zile bastım. Zile ikinci kez bastıktan sonra kapıyı Seray açtı.

"Yağmur?" Arkamdaki bir noktaya, muhtemelen Rüzgar'a bakıp baş selamı verdi. "Hoş geldiniz. Rüzgar niye arabada? Gelsene içeri."

"Hoş buldum. Ben Eray'la konuşmaya geldim. Rüzgar da beni bekliyor."

"Tamam da gelsin içeride beklesin." Ben kararsızca bir ona bir Rüzgar'a bakarken devam etti. "Sen içeri geç, ben sana Eray'ın odasını göstereyim. Rüzgar'ı çağırırım."

"Uyumuyordur, değil mi?" diyerek içeri doğru adımladım.

"Uyuyor gibi yapıyordur."

O da üzgündü, kapı direkt salona açılıyordu. Birlikte salonun içinden geçen merdivenlere yöneldik ve yukarıya çıktık. Uzun ve biraz dar koridorun sağında kalan ikinci kapının önünde durup kapıyı çaldı. Ses gelmeyince birkaç kez daha çaldı.

"Uyuyorum!"

Eray'ın bağırışına göz devirip kapıyı araladı.

"Eray?"

"Ne var? Uyuyorum dedim, git başımdan!"

"Bir misafirin var."

"Misafir istemiyorum Seray. Beni rahat bırakın."

Seray geri çekilip bana baktı, boğazımı temizleyip aralık kapıdan içeriye uzandım. Yüzü bile açıkta değildi, yorgana gömülmüştü.

"Eray... Biraz konuşabilir miyiz?"

Yüzünü açıp bana baktı.

"Yağmur?" Yerinde doğruldu ve oturur pozisyona geçti, şaşkın gözlerini bir süre benden ayırmadı. "Gel tabii, gel."

Omzumun üzerinden Seray'a döndüm, gözlerindeki umuda şahit oldum. Bana gözlerini kırptı, içeriye girdim ve o da arkamdan kapıyı kapattı. Mavilerle bezeli odası geniş ve düzenliydi, odada bir tek Eray dağınık görünüyordu.

"Otursana."

Odayı incelemeyi bırakarak siyah renkli sandalyeyi yatağın yanına çekip oturdum.

"Nasılsın?" diye sormamın bir anlamı yoktu ancak konuya girmeliydim.

Sırtını geriye yasladı ve omuz silkti.

"İyi değilim." Gözucuyla bana baktı. "Asıl sen... Erayzedelerden biri de sensin, sen nasılsın?"

"Öyle söyleme." Gözleri doldu. "Böyle olmasını hiçbirimiz istemezdik. Sen de istemezdin."

"Tabii ki böyle olmasını istemezdim Yağmur ama bunu bilmek bir şeyi değiştirmedikten sonra ne fark eder? Böyle olmasını istemezdim ancak böyle oldu, değil mi? Onları geri getiremedikten sonra ne fark eder?"

Çenesi kasıldı. Bakışlarımı kaçırdım. Acı çekiyorduk, ikimizin de canı yanıyordu.

"Keşke diyorum, zamanı geriye alabilsem, hiç karışmasam onlara. Sevgimi diyemiyorum, bencilliğimi içime gömsem... Barış'ın tırnağı bile olamazmışım ben Yağmur. Adam benim için karşılık gördüğü aşkından vazgeçti, sevdiği kadını benim için incitti, onu benim yüzümden kaybetti. Ben onu suçlamaya devam ettim. Onun hayatının içine eden de bendim, onu suçlayan da."

Bir dizini karnına doğru kırıp çenesini dizine yasladı, yüzü kıpkırmızıydı. Bana değil, karşıya bakıyordu.

"Hatırlıyor musun, Muğla'da ona ne dediğimi?"

Birkaç saat önce düşündüğüm şeyden bahsediyordu, ses etmedim.

"Sessizce gitseydin de fark etmezdik Barış." diyerek kendisi hatırlattı söylediklerini. Başını eğdi, alnını dizine yasladı ve sessizce ağladı. "Gidişinin gürültüsü hâlâ kulaklarımı tırmalıyor."

Yumduğum elimin parmaklarını dudaklarıma bastırdım ve ağlayışımı ona duyurmamaya çalıştım. Başını kaldırdı.

"Keşke burada olsa, keşke sarılabilsem ona, ömrümün sonuna kadar özür dilesem. Canını yakacak tek kelime bile etmem, yemin ederim." Bana döndü, ağlayışını saklamadı. "Keşkelerim kalabalık, birini bile iyi ki'ye dönüştüremedikten sonra ne anlamı var?"

Ayağa kalktım, sadece bir adım attıktan sonra karşısına oturup sarıldım ve omzumda ağlamasına izin verdim.

"Seni anlıyorum... Tam anlamıyla anlayamam belki ama anlıyorum."

Geriye çekilip koluyla burnunu sildi.

"Biliyorum." dedi başını sallayarak. "Bu yüzden izin verdim içeri girmene. Yaşadığım bu şeye dair fikri olmayan insanların 'geçecek' demelerinden bıktım çünkü."

"Peki ben geçeceğini söylesem, bana da kızar mısın?"

Başını omzuna yatırdı.

"Geçmeyeceğini bildiğin hatta anladığın hâlde bunu bana söyleyecek misin?"

"Mecburuz Eray. Ne kadar daha burada oturacaksın? Hayata hiç dönmeyecek misin?"

Başını iki yana salladı.

"Kardeşimin ve..." Duraksadı. "Onun mezara girmesine neden olduktan sonra yaşamaya hakkım var mı benim?"

Sıkıntıyla nefeslendim.

"Yine aynı şeyi söylüyorsun. Ne yapacaksın, onların yaptığını mı?"

Çenesini kaldırıp başını olumsuz anlamda sallayarak dilini birkaç kez damağına vurdu.

"Bunu yapmam. Kendime zarar vermem ancak ölmekten korktuğum için değil. Benden kaçıp gittikleri o yerde de onların huzurunu bozmamak için, onları rahat bırakmak için."

Yüzümü buruşturdum acıyla, "Eray..." Tekrar sarıldım. "Lütfen yapma bunu. Çıkalım buradan. Devam etmek zorundayız." Ayrıldım, gözlerimiz buluştu. "İnan bana, Barış bu pişmanlığını duysaydı seni affederdi. Sen de kendini affet."

Bu fikri hemen reddetti.

"Bunu yapamam. Kendimi asla affedemem."

"Bununla yaşanmaz."

"Yaşanmıyor zaten."

"Nereye kadar peki?"

"Bilmiyorum."

"Eray, sen kalkmazsan ben de kalkamam. Lütfen..."

Elimi bileğine koydum, yalvaran gözlerim onun yaşlar akan gözlerindeydi.

"Bak, ben Rüzgar'dan önce, sizi tanımadan önce yaşamıyordum. Bir hayatım yoktu. Beni seven kimse yoktu. Herhangi bir makineden farksızdım. Okul, ev, iş. Güleceğim şeyleri geç, ağlamaya bile bir sebebim yoktu. Donuktum, ruhsuzdum."

Tüm dikkati bendeydi. Dolu gözlerimi kaçırıp soluklandım.

"Sonra sizinle tanıştım, Rüzgar'a ne kadar kızsam da onunla yaşadığım her şey benim hayatımın akışını değiştirdi. O adam acısıyla, tatlısıyla benim hayatıma renk oldu. Yalnız o da değil, siz de. Bu dünyada vâr olmak için bana bir sebep verdiniz. Ben sizden önce bir kere bile arkadaşlarımla eğlenmemiştim. Kimse sırf güzel göründüğümü düşündüğü için benim fotoğrafımı çekmemişti. Kimse beni senin kadar, sizin kadar düşünmemişti."

Kaşları çatıktı, ağlamamak için kendisini kassa da gözlerinden yaşlar akmaya devam etti.

"Ben yeni yeni yaşamaya başladım. Sizin sayenizde, siz varsınız diye. Lütfen Eray, beni öldürme. Ben yaşamak istiyorum. Bu sadece sizinle mümkün. Ben bir aile buldum, o aileyi bulduğumda içinde sen de vardın. Şimdi sen olmazsan biz eksik kalırız. Bizim tamamlanmak için sana ihtiyacımız var."

Başını önüne eğdi.

"Sizin yerinizde olsaydım duyduğum onca şeyden sonra bir daha benim yüzüme bakmazdım."

İtiraz ettim.

"Rüzgar o hataları yaptığında yanında durmadın mı? Ben onu affetmiş olsam bile yaptıkları yanlış değil miydi? Sen buna rağmen, onun yanında durmadın mı? Seni terslememe rağmen, benim de yanımda durmadın mı? Eray, sen olsaydın sen de senden vazgeçmezdin. Lütfen bunu kendine de bize de yapma. Gel, çıkalım şuradan. Bir olup bana sunduğunuz bu aileyi benden alma."

Ellerini yüzüne bastırdı, çaresiz görünüyordu.

"Nasıl yapacağımı bilmiyorum. Olan bunca şeyden sonra nasıl yaşayacağımı da bilmiyorum."

"Biz seni yalnız bırakmayacağız. Yapacaksın, söz veriyorum. Birlikte başaracağız."

Bakışları umutsuzdu, beni kollarıyla sarmaladı. Tam o sırada kapı çaldı. Eray geriye çekilip gözlerindeki yaşları sildi ve 'gel' komutunu verdi. Kapı açıldı, eşiğinde Rüzgar ve Gizem göründü. Buruk bir tebessüm almışlardı yanlarına, ufak adımlarla geldiler. Gizem sağımıza geçerken, Rüzgar Eray'ın soluna oturdu ve kolunu omzuna attı. Gizem de Eray'ın göğsüne sokuldu.

Eray gayriihtiyari elini onun saçlarına daldırıp okşarken, "Özür dilerim." dedi. "Sana söylediklerim için."

"Önemli."

Eray buruk bir şekilde güldü ve onun güldüğünü görmek hepimizi gülümsetti. Rüzgar'la bakışlarımız birbirine değdi, bana gülümseyip Eray'a döndü.

"Biz her zaman senin yanındayız, biliyorsun, değil mi?"

Eray hüzünlü bir tebessümle başını salladı.

"Yaptığım tek iyi şey sizlersiniz."

"Bizi sen yapmadın Eray."

Rüzgar'ın söylediğine kendimi tutamayıp güldüm, Eray'sa sinirle gülüp Rüzgar'ı yanından itti.

"Onu mu diyorum? Yani yaptığım tek iyi şey sizi hayatıma almak."

Tebessümlerimiz birleşirken bakışlarım kapının pervazına yaslanmış Seray'a kaydı, yüzü gülüyordu.

"Pastaneye gidelim mi?" diye bir teklif attım ortaya.

Herkesin yüzünde hevesli bir ifade yer alırken Eray'ın suratı asıldı. İtiraz edeceğini anladığım an gözlerine bakarak başımı omzuma yatırdım.

"Sana en güzel pastayı ısmarlayacağım." dedi Rüzgar, "Kalk hadi."

"Benim canım gerçekten bir şey istemiyor."

Bir şey söylemedik lâkin hepimiz sırayla öyle bir bakış attık ki gülüşü yüzündeki kedere karıştı ve ağır ağır başını salladı.

"Tamam ama erken kalkarım."

"Bakarız." Rüzgar kalktı ve birkaç kez Eray'ın omzuna vurdu. "Sen önce evden çık, eve döneceğin saati sonra düşünürsün."

Gizem ve ben de ayaklandıktan sonra ilk konuşan Gizem oldu.

"Biz çıkalım, sen de hazırlan."

Eray hevessizce onayladı. Biz teker teker odadan çıktık ve hepimizin gerçek ifadeleri ortaya saçıldı. Hepimiz üzgündük. Eray'ın odasından uzaklaştıktan sonra durup birbirimize baktık.

"Toparlayabilecek mi acaba?"

Kollarımı birbirine bağlayıp Seray'a döndüm ve sorusunu dudaklarımı büzerek yanıtladım.

"Baksanıza, dışarı çıkmayı kabul etti." dedi Gizem, ses tonundan umut taşıyordu. "Bence toparlayacak. Hatta toparlamaya başladı bile." Sırasıyla hepimizin yüzüne baktıktan sonra gözlerindeki ışık söner gibi oldu. "Bu çok büyük bir adım arkadaşlar, haksız mıyım? Niye umutsuzsunuz?"

Başımı iki yana salladım iki kez.

"Ben umutsuz değilim." Sağ omzumu silktim. "Sadece..." Nefeslendim ve başımı hemen yanımda duran Rüzgar'ın omzuna koydum. "Sadece zor geldi."

"Tüm günümü onunla geçiren biri olarak söylüyorum. Bence de toparlayacak, kendisi için olmasa bile bizim için toparlayacak." Seray yerinde kıpırdandı. "Ben de hazırlanacağım. Kaç zamandır evdeyim, biraz hava almak bana da iyi gelir."

Ona tebessüm ettim, Seray koridorun sonuna doğru ilerlerken biz aşağıya indik. Kendi aramızda farklı konular hakkında konuşmaya başlarken her şeyin normale dönmesini umuyordum. Oysa geride kalanlar için normale dönmek en zor şeydi.

___

"Masaları sildin mi?"

"Sildim."

Rüzgar elindeki bezi yıkarken ben de son gelen müşterilerin siparişlerini hazırlıyordum. Biz gelince Emel Hanım çıkmıştı ve Rüzgar da bana yardım ediyordu.

"Bir pasta da ben mi yapsam?" Kaşlarımı çatarak Rüzgar'a döndüm. "Eray için."

"Eray'ın tekrar odasına kapanmasını istemeyiz Rüzgar."

Tek kaşı yay şeklini alırken gülecek gibi oldu.

"Ne?"

Bana doğru bir adım atınca güldüm. "Şakaydı."

Üzerime doğru gelmeye devam etti, ben tam uzaklaşacakken belimden yakalayıp beni kendisine çevirdi.

"Senin gözünde ben beceriksiz miyim Yağmur?"

Gülerek başımı iki yana salladım, sert görünmeye çalışıyordu ancak o da gülüyordu. Elinden kurtulmaya çalışmak yerine arkamdaki tezgaha yaslandım.

"Ben bir pasta yapacağım ve o pastayı sen bitireceksin."

Dudaklarımı büzdüm.

"Zehirlemek mi istiyorsun sen beni?"

"Bak hâlâ!" deyince ufak bir kahkaha attım.

"Çekil hadi, şu siparişi götüreyim."

Derin bakışlarını uzun bir süre kahvelerimden çekmedi. "Boş ver şimdi siparişi." Başını boynuma gömdü, gülümseyerek gözlerimi kapattım.

"Rüzgar, sipariş."

"Yağmur, sen."

Gülüşüm büyüdü, gerçekten çocuk gibiydi.

Bir ses gelince başımı sağa çevirdim, Rüzgar da geriye çekildi. Gizem elindeki telefonu indirip bize gülümsedi, fotoğrafımızı çekmişti.

"Bu tatlı ânınızı bölmek istemezdim ama abin ve sanırım türevleri geldi Yağmur."

Gülüşüm suratımda dondu ve yerini meraklı bir ifade sardı.

"Türevleri?"

"Tanımıyorum."

Başımı sallayıp tezgahta duran tepsiyi aldım ve kurabiyeleri müşterilere götürmek üzere mutfaktan çıktım. Rüzgar ve Gizem de peşimden çıkmışlardı. Kurabiye tabağını müşterilerin önüne bırakırken gözlerimi kısa bir süre Akın, Yağız ve Işıl'ın üzerinde dolaştırıp önüme döndüm.

Yoldayken Işıl buluşmak istediğine dair bir mesaj atmıştı ve ben de ona müsait olmadığımı söylemiştim. Buna rağmen, kalkıp gelmiş miydi? Hem de Akın ve Yağız'la birlikte. Rüzgar onlarla selamlaşırken ben derin bir nefes çektim içime.

"Afiyet olsun." dedim müşterilere ve öfkemi bastırmaya çalışarak onların yanına gittim.

"Yağmur," Yağız bana doğru birkaç adım attı, üzerindeki haki yeşil jogger pantolon, beyaz ince sweat ve pantolonundan biraz koyu gömlek ceketiyle onu ilk gördüğüm gün olduğu gibi rahat görünüyordu. "Işıl müsait olmadığını söyledi ama ben ısrar ettim." Dudaklarını birbirine bastırdı, kaşlarını kaldırdı ve mahcup olduğunu belli ederek gülümsedi. "Kusura bakma."

"Evet Yağmur," Işıl'ın gömlek yaka sweatin altına giyindiği oldukça kısa beyaz pileli eteğinin ona ne kadar çok yakıştığını düşündüm. Kendimi onunla kıyaslamamın nedenini anlayamasam da Işıl gerçekten çok güzeldi. "Ben söyledim o kadar ama ikisi de beni dinlemedi."

"Önemli değil." diyerek kestirip attım. Bizi izleyen tanıdık bakışlara çevirdim yüzümü. "Siz tanıştınız mı?"

"Tanıştık sayılır." dedi Eray, "Otursanıza."

Burada olmaktan memnun olmasa da bize uyum sağlamaya çalışıyordu, ona içten bir şekilde gülümsedim. Yağız ve Işıl birer sandalye çekip otururken Akın yanıma geldi ve onun işaretiyle bir şeyler uydurup diğerlerinden uzaklaştık.

"İyi misin?" diye mırıldandı sessizce.

"Onları buraya getirmeden önce bana sorma zahmetine girseydin daha iyi olabilirdim."

Dudağının bir kenarını küçümser bir tavırla kıvırdı ve gözlerini kısarak başını omzuna eğdi.

"İnsanlık yapıp soranda suç, değil mi? Sadece o geceden sonra nasıl olduğunu merak etmiştim Yağmur." Başını iki yana salladı. "Ama sormadım say."

Yanımdan ayrılacakken kolunu tuttum, kendimi suçlu hissetmiştim. Haklıydı, en azından o gece bütün iyi niyetiyle beklemişti yanımda.

"Haklısın," dedim hemen. "Kusura bakma."

Anında ifadesi değişti, kaşlarının ortasında bir çukur oluşurken tebessüm edecek gibi oldu.

"Sen az önce benden özür mü diledin?"

Gözlerimi devirdim.

"Uzatma Akın."

Dilini damağına vurdu.

"Samimi gelmedi, affetmedim."

"Akın!"

Gözlerim Seray'a kaydı, bakışları bizim yani Akın'ın üzerindeydi. Benim odak noktam dikkatini çekmiş olacak ki Akın da omzunun üzerinden arkaya baktı ve o, döner dönmez Seray'ın gözleri yön değiştirdi. Akın tekrar bana döndüğünde belli belirsiz gülümsüyordu.

Onunla alay etmek için bir şeyler söyleyecektim ancak nasıl anladıysa bana ters bakışlar atıp susmamı sağladı. O, daha fazla bir şey söylemek yerine masaya dönerken ben az önce mutfağa geçtiği için Rüzgar'ın yanına gittim. Tepsi hazırlıyordu.

"Yağız ve Işıl için mi?"

Onayladı.

"Dondurmayı hangisi istedi bu havada?" Hava çok soğuk olmasa da sıcak da sayılmazdı.

"Işıl."

Yanında da meyveli tekli pasta ve çay vardı, muhtemelen bu da Yağız içindi. Akın'ın ne sevdiğini bilmediğimden onun için de meyveli bir pasta ve çay koydum. Tepsiyi aldım, Rüzgar'la birlikte onların yanına döndük. Kendi aralarında sohbete dalmışlardı, bu sohbete en uzak kişi Eray'dı.

Rüzgar tepsideki pasta, çay ve dondurmayı birer birer onların önüne bıraktıktan sonra ben Akın'ın yanına, Rüzgar da benimle Yağız'ın arasına bir sandalye çekip oturdu.

"Hasta olursan karışmam Işıl." dedi Yağız, "Bari yavaş ye."

"Abi, tek seferlik. Sen de beni iyice çocuk yaptın."

"Hassas olduğunu sanki bilmiyorsun Işıl. Bunun çocuk olmakla ne ilgisi var?"

Işıl omuz silkip dondurmasından bir kaşık alırken bakışları Akın'ın önündeki pastaya kaydı.

"Pasta kim için? Akın abi tatlı sevmez ki."

Yağız Işıl'a uyarı dolu bakışlar atarken masada bir sessizlik oluştu. Birkaç saniye boyunca kimsenin yüzüne bakamadım, bunun yerine içimden kendimi yargıladım. Bilip bilmeden kafama göre üstelik Akın gibi birine bir şey ikram etmeye ne gerek vardı? Hepsi birbirini bu kadar iyi tanırken, birlikte gerçekten bir aile olmuşken, ben onların arasında emanet gibi duruyordum.

"Tek seferlik." dedi Akın, başımı çevirip ona baktım. Onun gözleri Işıl'ın üzerindeydi. "Yiyebilirim bence."

Çatalını aldı ve önündeki pastadan yemeye başladı. Herkes olağan şekilde sohbetine devam ederken Akın gözucuyla bana bakıp göz kırptı ve kulağıma doğru yaklaştı. "Ödeştik mi?"

Anlamayarak geriye çekilip yüzüne bakmayı sürdürdüm.

"Sen de benim berbat çorbamı içmiştin ya."

"Benim pastam berbat mı Akın?"

Gülüp önüne döndü, bense göz devirip belli belirsiz bir tebessümle Rüzgar'a yaslandım.

"Eray?" dedi Rüzgar, ortam sessizleştiğinde. "Başka bir şey ister misin?"

"Gerek yok." Seray'a döndü. "Biz artık kalkalım mı?"

"Oturuyoruz işte Eray, eve gidip ne yapacağız?"

Eray ona ters ters bakıp önüne döndü.

"Haklı kız, hem belki eve gitmezsin. Bugün bana geçeriz."

Eray Rüzgar'a bir cevap vermedi, bu sefer Gizem araya girdi.

"Bir şey istemediğine emin misin Eray?"

"Ya yeter!" Eray aniden yükselince diğer müşterilerin bakışları kısa bir süre için bize döndü. "Bana çocuğunuzmuşum gibi davranmayı kesecek misiniz artık? Anlıyorum, tamam. İyiliğimi istiyorsunuz ama boğmayın beni. Sanki sizler çok güllük gülüstanlık hayatlar yaşıyormuşsunuz gibi gelmeyin üstüme. Sanki sizler kendinizi affetmişsiniz gibi gelmeyin benim üzerime."

Yutkundum, gözucuyla diğerlerine baktım. Herkes şaşkındı, masada olayı bilmeyenler vardı ve onlar da ayrı bozguna uğramıştı. Eray solunda oturan Gizem'e döndü.

"Sen ailenle arandaki sorunları aşabildin mi Gizem? Bana yardım etmeye çalışıyorsun da, ya senin yardıma ihtiyacın varsa?" Bu kez diğer yanındaki Seray'a çevirdi harelerini. "Barış sadece benim kuzenim değildi. Sen ne çabuk unuttun? Gelmiş burada gün yapar gibi pasta börek yiyoruz. Sen ne çabuk atlattın?"

Sustu ve bu sefer gözlerini Rüzgar'a çevirdi.

"Ya sen? Sen kendini affedebildin mi ki bana iyi gelmeye çalışıyorsun Rüzgar? Yağmur'a yaptıklarını unuttun mu? Aştın mı olanları?" Büyüyen gözlerim anında Akın'a döndü. "Yağmur seni affetti diye ak mısın sen şimdi?"

Eray bana kısa bir bakış atıp ayağa kalktı.

"Beni ayağa kaldırmaya çalışıyorsunuz da hangi biriniz ayaktasınız ki?"

Eray sandalyesini itip yanımızdan ayrıldı lâkin bunu yaparken üzerimizden geçtiğinin belki de hiç farkında değildi. Akın'ın kahveleri Rüzgar ve benim aramda mekik dokurken ben bakışlarımı ondan ayırdım. Kahvelerim bir çift elaya dokundu. Düşünmeyi bıraktım çünkü hissettiğim depremi onun gözlerinde gördüm ve o an tek odak noktam buydu; kalbi kırılan iyi ki'lerimiz.

___

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

24. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.