16. Bölüm: Vuslatın rengi.
"Üzerine yıkılır, insan 'evimdi' der, yine sever."
-
--
Duygularımın ve mantğımın arasında sıkışıp kalmıştım. Bir kez daha. Yine onun için.
"Güvenmek intihardır." diye bir cümle geçiyordu okuduğum bir şiirin alelade bir dizesinde. Bundan emin değildim. Bana göre, güvenmek cesaretti, affetmek risk almaktı ve ben... Bense uçuruma aşık bir kadın.
Öyle ya, yıllanmış yalnızlığımın içinden çıkıp bir uçuruma aşık olmuştum ve şimdi de atlamak istiyordum.
Cesaretim yoktu ancak bu riski alacaktım.
Güvenmiyordum, belki de hiç güvenmeyecektim ama affedecektim.
"Affet beni," demişti. "Çünkü sensiz yapamıyorum."
Affedecektim onu çünkü onsuz yapamıyordum.
Nefesim kesilmiş, ellerim buz kesmişti. Karşımda, bir çift elanın içinde yüzen ufak umut kırıntıları. Kalbimde o elaların sahibi. Gözlerimde yaş birikintileri. Zar zor derin bir nefes aldım ve atladım uçurumdan. Başımı salladım usulca.
Rüzgar'ın gözleri açıldı. Zaman durdu, Rüzgar bekledi. Dondu, sustu, düşündü, belki de emin olmak istedi.
"Affettin mi?" diye fısıldadı şok içinde, bunu hiç mi beklemiyordu?
Gözlerimden iki damla yaş süzülürken gülümsedim ve onayladım. Güldü, nefes almaya başlayınca anladım saniyelerdir nefes almadığını. Elimi kaldırdım, bu sefer ben sildim onun gözyaşını. Yanağına dokunduğum an dondu, saniyeler sonra hiç beklemediğim bir anda yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Tam öpecekken durdu, gözleri kapalıydı.
"İznin var mı?" diye fısıldadı ve ben o uçurumun beni hiçbir zaman öldüremeyeceğini anladım.
Sessizliğim bir tasdikti, bunu kabul etti ve dudakları dudaklarıma değdi. Kalbim atmayı mı durdurdu yoksa ilk kez o an mı atmaya başladı, emin olamadım. Bir eli belimi sardı, diğer eli yanağımdaydı. Öptü, bütün ömrü boyunca bu anı beklemiş gibi öptü. O kadar uzun, o kadar özlemiş. Geri çekilip alnını alnıma yasladığında gözlerimiz kapalıydı.
"Sevdiğimi söylemeyi her şeyden çok istedim."
Fısıltısı kulaklarıma ilişince gülümsedim.
"Beni sevmeni her şeyden çok istedim."
"Seviyorum. Kelimelerin ötesinde."
"Seviyorum." diye itiraf ettim. "Bu cümlenin ötesinde."
Boynuna gömüldüm, yanağımdaki eli boşta kalınca onu saçlarıma daldırdı. Gözlerimi açtım. Bakışlarım duvardaki saate kayınca usulca geriye çektim kendimi.
"Ben.." dedim çekingen bir tavırla, gözlerine bakamıyordum. "Artık gitmeliyim."
"Çok geç geldin, bu kadar erken gitmen haksızlık değil mi?"
Güldüm.
"Uyuyacağını söylemiştin."
Anında yüzü düştü.
"Dilime..." Kendi kendine bir şeyler mırıldanıp sustu.
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırırken, "Efendim?" diye sordum.
"Uykum kaçtı benim." dedikten sonra elimi bırakmadan arkamda kalan koltuğa geçip oturdu, beni de çekip yanına oturmamı sağladı.
İtiraz etmedim, göğsüne sokuldum ve gözlerimi kapattım.
"Özlemişim."
Gülümsedim.
"İyi olmuş."
"Yağmur..."
"Uykum var."
Öyle çok yorulmuştum ki sesim neredeyse hiç çıkmıyordu.
"Uyu." dedi Rüzgar. "Çok ağır değilsen evine taşırım."
Kaşlarımı çattım, hemen doğrulup omzuna vurdum. O gülerken ben tekrar göğsüne yaslandım ve gözlerimi kapattım.
"Rüzgar?" diye mırıldandım, hâlsizliğim sesimden bile belli oluyordu.
"Efendim?"
"Niye bu kadar geç geldin ki?"
"Beklediğini bilseydim gelirdim."
"Çok bekledim."
"Özür dilerim."
Göz kapaklarım öyle çok ağırlaştı ki uyumamak için doğruldum.
"Ne oldu?"
"Uykum var, ben artık gideyim."
Memnuniyetsiz bir şekilde beni onaylayınca güldüm ve ayağa kalktım. O da ayaklandı ve birlikte kapıya doğru yürüdük. Tam kapının önünde beni durdurup belime sarıldı, başını boynuma gömdü ve derin bir nefes çekti içine.
"Buna doyamam." Boğuk çıkan sesi yüzümü gülümsetirken boynumdan öptü ve geriye çekildi.
"İyi geceler." dedikten sonra kapıyı açtım, eli hâlâ elimi tutuyordu.
Gitmeye yeltendim ama elimi bırakmadı.
"Rüzgar?" dedim. Tek yaptığı şey beni izlemekti. "Bırakacak mısın?"
"Çok özledim."
"Anladım onu." Etrafa bakındım. "Ama artık bırak."
Oflayarak elimi bıraktı ve kapı pervazına yaslandı.
"İyi geceler." Hayranlıkla gülümsedi. "Rüyama gel."
Ona tebessüm etmeyi bırakmadan zar zor arkamı döndüm ve dairemin kapısını açtım. Omzumun üzerinden tekrar ona döndüğümde hâlâ aynı pozisyondaydı, yine beni izliyordu. Son kez gülümseyip içeriye girdim, kapıyı kapattım ve elim anında kalbime gitti.
Heyecanlıydım. O kadar çok heyecanlıydım ki bir an kalbim duracak sandım. İçim içime sığmıyordu mutluluktan. En büyük hayalimdi beni sevmesi, hayalim gerçekleşmişti. Yavaş adımlarla yürüyüp ilk önce banyoya girdim, ellerimi yıkadıktan sonra aynadaki yansımamı seyrettim. Gözlerimdeki kahkaha çok netti, mutluydum. Haftalar sonra ilk kez gerçekten mutluydum.
Odama geçip üzerimdeki hırkayı çıkardım, hemen ardından yatağıma yattım ve az önce yaşanılanları düşündüm. Aklımda canlanan her sahne yüzümü güldürüyordu. Yaşadığımız bunca şeyin ardından Rüzgar'la birlikte yeniden gülebilmek benim için neredeyse imkânsızdı. Ancak bugün olan her şey yaşanan onca kâbusun sonucuydu. Bizim mutluluğumuzu üzerindeki leke doğurmuştu.
_
Aynada kendimi izlerken üzerimdeki siyah kazak elbisemin kemerini düzelttim. Tarayıp açık bıraktığım saçlarıma da el gezdirdikten sonra yaklaşıp yüzümü inceledim, her şey tamamdı. Uykumu alamadığım için sabah zorla kalkmış olsam bile vaktinde kahvaltımı etmiş ve vaktinde hazırlanmıştım. Aynanın önündeki parfümü alıp biraz üzerime sıktıktan sonra onu da çantama attım ve tam o sırada kapı çaldı.
Kapıyı açar açmaz karşımda onu görünce gülümsedim. Gri boğazlı kazak ve siyah pantolonun üzerine yine siyah renkli kısa bir kaban giyinmişti. Onu izlerken derin bir iç çektim.
"Günaydın."
Bana doğru adım attı, etrafına bakıp içeriye girdi ve saçlarıma uzun bir öpücük kondurup geriye çekildi.
"Günaydın bi'tanem."
Bunu öyle içten söyledi ki mümkünmüş gibi onu bir kez daha sevdim.
"Gidelim mi?" dedim titrek bir sesle, bir gün Rüzgar yüzünden kalbim yerinden çıkabilirdi.
"Gidelim." diyerek tutmam için elini uzattı.
Elini tuttum, evden çıkacakken Rüzgar'ın bakışları arkamdaki bir noktaya kaydı ve yüzündeki gülüşü soldu.
"Bu resim nereden çıktı?"
Omzumun üzerinden arkama baktığımda Barış'ın çizdiği resmi gördüm.
"Bir hediye." Zaten açık olan kapıyı araladım. "Hadi çıkalım."
Çıkamadık.
"Kimin hediyesi?"
Her şey gayet olağandı, gergin değildi fakat ben gerilmiştim. Gözlerimi kaçırdım.
"Barış."
Başını eğip bana bakarken tek kaşı havalandı.
"Barış?"
Elimi bırakıp resme doğru yürümeye başladı. Yerde duran, duvara yasladığım resmi eline alıp uzun uzun baktı. Çenesi kasılırken güldü.
"Güzel çizmiş." Bana döndü. "Ezberi iyiymiş."
Yüzüm düştü, parmaklarımla oynamaya başladım.
"Rüzgar..."
"Efendim güzelim?" Kızgın olmadığını anlayınca rahatladım. "Geliyorum."
Resmi tekrar aldığı yere bırakıp yanıma döndü ve elimi tekrar tuttu.
Kapıdan çıkarken, "Senin resmin olduğu için kıyamadım." deyince güldüm. Merdivenleri indik, "Seni bugün ben bırakacağım."
"O niye?"
Dışarıya çıktıktan sonra adımlarımızı durdurup birbirimize döndük. Rüzgar yüzümü avuçları arasına alıp bana gülümsedi.
"Çünkü artık mecbur kalmadıkça senden ayrılmak istemiyorum, bütün zamanımı sana adamak istiyorum."
Başımı omzuma yatırıp gözlerimi kıstım.
"Akın yüzünden, değil mi?"
Gülüşü solmadı, bakışlarını kaçırdı ve ellerini yüzümden çekip kolunu omzuma attı.
"O da bir etken tabii."
Arabaya doğru yürürken duraksadım. Aslında onun beni bırakmasında bir sorun yoktu fakat bir anda Barış'ı hatırlamıştım. Bana ne kadar değer verdiğinin farkındaydım, ona karşı onun beklediği gibi bir şey hissetmeyecek olsam da arkadaşım olarak gördüğüm için ben de ona değer veriyordum. Bu yüzden de bunca zaman beni teselli etmek için elinden geleni yapan birine aniden böyle bir hayal kırıklığı yaşatmak istemiyordum. Rüzgar durup bana baktı, kaşları çatıktı.
"Bir şey mi oldu?"
Başımı iki yana salladım.
"Emin misin?" Arabasına dönüp tekrar bana baktı. "Yoksa sen yürümek mi istiyorsun?" Aklımdan geçmediği için bir cevap veremedim.
"Yürüyelim o zaman. Artık her şey senin istediğin gibi olacak." Zorla gülümsedim, birlikte yürümeye başladık.
Eksik olanı tamamlamak eve ulaşmak gibidir. Benim eksik yanım sevgiydi. Kimsesizliğim, yalnızlığım ve sevgiye muhtaçlığım. Rüzgar benim eksik yanımdı, evimdi, hayatım boyunca ihtiyaç duyduğum o sevgiydi. Birini sevdiğinizde hayat gözünüze daha farklı görünür, daha büyüleyici.
Ancak o ev üzerinize yıkılmayacak kadar sağlam olmaz her zaman. Üzerine yıkılır, insan 'evimdi' der, yine sever. Ben Rüzgar'la bunu yaşadım. Çok kırıldım, çok hayal kırıklığına uğradım. Şimdi aynısını Barış'a yapamam çünkü o beni sevmekten başka bir şey yapmadı.
Dalgınlıkla yürümeye devam ederken hızla gelen bir araba önümüze doğru kırıp durunca korkuyla iç çektim ve Rüzgar'ın elini sıkarak birkaç adım geriye gittim. Sanırım, dün olanları kolay kolay atlatamayacaktım. Eray başını pencereden çıkarıp gülerek ellerimize baktı.
"Manyak mısın Eray, sen?"
Arka koltuğun camı açıldı ve Gizem'le gözlerimiz buluştu, gururlu bir ifadeyle gözlerini kırptı.
"Mutsuzken daha saygılıydın, kardeşim. Aşk olsu-" Gözleri ellerimize kaydı ve güldü tekrar. "Aşk olmuş gerçi."
Rüzgar gülerek gözlerini devirdi.
"Gelsenize." dedi Gizem, "Birlikte gidelim. Biz de zaten Yağmur'u almaya geliyorduk."
"Gerek yok." Rüzgar elimi bırakıp kolunu omzuma attı. "Biz yürüyeceğiz."
Eray arabanın içinde doğruldu, neredeyse arabadan inmek için pencereyi kullanacaktı. İşaret parmağıyla Rüzgar'ı gösterirken gözleri bendeydi.
"Bunu dinlemeyeceksin, değil mi?" O kadar iyi oynuyordu ki bir an ağlayacağına inandım. "Barıştınız diye papucumu dama atmayacaksın, değil mi?"
"Atacak."
"Rüzgar." diye uyardım gülerek. "Bu seferlik böyle olsun, onlarla gidelim."
Rüzgar'ın yüzü düştü fakat "Sen nasıl istersen." diyerek belime dokundu ve beni arabaya yönlendirdi. Arka kapıyı açınca Gizem diğer tarafa kaydı. Arabaya bindim, Rüzgar kapıyı kapattıktan sonra ön koltuğa binmek için arabanın çevresinde dolaşırken Eray aniden gaza bastı ve Rüzgar'ı orada bırakarak uzaklaştık.
Eray camdan "Okulda görüşürüz." diye bağırınca Gizem gülmeye başladı. Bense hâlâ şoktaydım. Omzumun üzerinden Rüzgar'a baktım, o hâlini görünce dayanamayarak ben de güldüm. Az sonra telefonuma gelen bildirim sesiyle mesajı açtım.
Kimden: Rüzgar.
"Eray'a söyle, okula gelmesin."
"Okula gelmesin diyor."
Gizem eğilip mesaja baktı, hâlâ gülüyorduk.
"Hazırlanın. Akşam Rüzgar'ın evinde toplanıyoruz."
"Seni evine alacağını sanmıyorum."
"Kendi anahtarımla girerim."
"Bak sen!" Gizem kadar ben de şaşırmıştım. "Anahtarın olduğunu bilmiyordum."
"Rüzgar da bilmiyor. Gizlice yaptırdım."
Gözlerimi devirerek güldüm ve gelen yeni mesajı okudum.
Kimden: Rüzgar.
"Dönüşte gelip alacağım seni. Kendine dikkat et. O adam gelirse beni ara lütfen."
Yüzümdeki tebessümle telefonun ekranını seyrederken üzerimde hissettiğim bakışlarla Gizem'e döndüm, gülümsüyordu.
"Barışmanıza çok sevindim."
Tebessümüm büyüdü.
"Ben de."
İkimiz de önümüze döndük, çok kısa bir süre sonra Eray arabayı üniversite binasının önünde durdurdu. İkisine de veda ettikten sonra arabadan indim. Üniversitenin bahçesinde yürürken Barış'ı gördüm, arkadaşlarıyla konuşmaya dalmıştı. Görmezden gelmek ve aynı şekilde ona görünmemek için adımlarımı hızlandırdım. İçeri girdikten sonra sınıfa geçtim, bazen Barış'a haksızlık yapıyormuş gibi hissediyordum lâkin ona yakın davranmak onu daha çok kırmak demekti.
Sıradan biri olsaydı belki de bu kadar düşünmek zorunda hissetmezdim. Ancak Barış benim yanımda olmak için gerçekten çabalamıştı, çabalıyordu. Bütün bunları hiçe saymak saf kötülüktü. Bense böyle bir kalıba sığamazdım. İç çekerek başımı çevirdim ve pencereden dışarıyı izledim. Belki de başından beri Barış'tan uzak durmam gerekiyordu. Eray'ın veya Rüzgar'ın istediği gibi kendimi korumak için değil, onu koruyabilmek için.
___
Koridorda yürürken Barış'ın bir kızla deftere bakarak bir şeyler konuştuğunu gördüm, bir an gözleri bana kayınca bakışlarımı kaçırdım. Tüm derslerim bitmişti ve muhtemelen Rüzgar çıkışta beni bekliyordu. Barış'ın seslendiğini duydum fakat duymamış gibi davranmak işime geliyordu. Yanıma gelip koluma dokundu.
"Yağmur, duymuyor musun?" Nefeslenerek güldü.
"Duymadım."
Kaşları çatıldı.
"Beni gördün sandım." Dudaklarını birbirine bastırdı. "Yanlış gördüm sanırım."
Dudaklarımı sarkarak omuz silktim.
"Dün kütüphaneden öylece gittim, kusura bakma."
"Sahi, nasıl oldun?"
"İyiyim." dedi, başımı salladım. "Bir kahve için vaktin var mı?"
"Maalesef." diye mırıldandım. "İşe gitmeliyim."
"Seni bırakmamı ister misin?"
"Gerek yok, teşekkür ederim... Görüşürüz."
Yanından geçecekken bir adım gerileyip beni durdurdu.
"Sen iyi misin Yağmur?"
Gülümsemeye çalıştım.
"İyiyim."
Gözlerini üzerimde dolaştırdıktan sonra "Gerçi iyi görünüyorsun da..." Kaşları çatıldı. "Bir şey olmadığına emin misin?"
"Eminim. Sadece biraz acelem var, gitmeliyim."
"Peki öyleyse." Keyfi kaçmış gibiydi. "Görüşürüz."
"Görüşürüz." diye karşılık verip yanından ayrıldım.
Barış kesinlikle kalbini kırmak istemeyeceğim biriydi, sıkıntıyla nefes verip bahçeye çıktım ve çıkar çıkmaz gözlerim Rüzgar'ı aradı. Tahmin ettiğim gibi çıkıştaydı, telefonuyla ilgilendiği için beni görmedi. Görüş hizasına girdiğim gibi gülümsedi, telefonunu cebine atıp elini uzattı. Önce arkama baktım, uzattığı elini tutarken tereddütlüydüm, yürümeye başladık.
"Varlığın beni iyileştiriyor."
Söylediğini yapıyordu, dudaklarıma tebessümler çiziyordu.
"Bu neydi şimdi?"
"Bir hatırlatma."
"Teşekkür ederim." diye mırıldandım, bana baktı.
"Ne için?"
"Seni tanımadan önce hayatım çok renksizdi."
Kaşlarını çatarak gülümsedi.
"Bu neydi şimdi?"
Başımı önüme eğerek güldüm.
"Bir hatırlatma."
Elimi dudaklarına götürüp avuç içimi öptü.
"Rüzgar?"
"Sevgilim?"
Başımı iki yana sallayarak güldüm, böyle şeylere alışkın değildim. Utandırıyordu. Boğazımı temizledim.
"Simay... O nasıl? Onun hakkında hiç konuşmadık."
"İyi. Düzenli olarak terapiye gidiyor ve bence bu, ona iyi geliyor."
Gözlerim uzaklara daldı.
"Simay senin için çok değerli, değil mi?"
"Belli olmuyor mu?"
Her şeyi onun için yaptığını ima eden cümlesi ikimizi de güldürdü.
"Doğru." dedim, "Peki annen için Simay'dan vazgeçer miydin?" Kaşları çatıldı, açıklama gereksinimi duydum. "Yani Akın'ın yerinde olsaydın sen de kardeşinden nefret eder miydin?"
Dudaklarını sarkıttı.
"Bilmiyorum."
Dilimi damağıma vurdum.
"Bence sen her şeye rağmen, kardeşini yine çok severdin." Başımı önüme eğip yoldaki çatlakları izledim. "Bir kuzenim olduğundan bahsetmiştim. Işıl..." Gözlerimin dolmasını engelleyemedim. "Işıl ona abi diyordu, birbirlerini öyle sahipleniyorlar ki. Onun yerinde ben de olabilirdim."
"Yağmur..." dedi Rüzgar acıyla.
"Anlamıyorum." Gözlerimden akan birkaç damla yaşı umursamadım. Bakışlarımı yerden ayıramadım. "Beni niye terk ettiğini anlamıyorum. Terk etmeseydi nasıl olurdu, nasıl büyürdük diye düşünmekten çok sıkıldım." Rüzgar'ın adımları durdu, boşta kalan elini yanağıma koyup ona bakmamı sağladı. Nemli gözlerimi görünce dudaklarını birbirine bastırdı. "Rüzgar, ben Akın'ı sevmek istiyorum." Beni kendisine çekti usulca, başımı göğsüne bastırdı, çenesini saçlarımla birleştirdi. "Ama o benim kalbimi çok kırıyor."
"Zamanla birbirinize alışırsınız belki."
Gözlerimi kapattım.
"Benden nefret ediyor."
"O zaman onu akıl hastanesine kapatmalılar."
Kaşlarımı çatarak geriye çekildim, Rüzgar gözyaşlarımı sildi.
"Senden nefret etmek akıl işi değil çünkü."
Buruk bir gülüş yayıldı suratıma.
"Rüzgar..."
"Ne? İnanmıyor musun bana?"
Gözlerimi elalarına diktim ve hayranlıkla izledim.
"İyi ki varsın."
"İyikiler en çok senin varlığına yakışıyor."
Güldüm ve yürümeye devam ettim, o da bana ayak uydurdu.
"Nasıl yapıyorsun bunu her seferinde?"
"Neyi?"
"Böyle cümleler kurmayı diyorum, nasıl beceriyorsun?"
"Haftalardır sensizim. Bu sürede kalbimde aşkın birikti, sana kavuşunca da taşmaya başladı."
Gülüşlerim büyüdü, pastanenin önüne geldiğimiz için durmak zorunda kaldık.
"Rüzgar, gerçekten soruyorum."
"Ben de gerçekten söylüyorum."
"Rüzgar!"
Benimle güldü.
"Tamam, peki." Derin bir nefes verdi. "Ben eskiden şiir yazıyordum." Kaşlarım havalandı. "İçimi dökmek için sayfalarca yazılar yazdığım da oldu." Omuz silkti. "Öyle, yazmayı seviyorum."
"Bilmiyordum." Gülümsedim. "Yani içinden taşan şey bana olan aşkın değil, edebiyat aşkın."
Gülerek ellerini kaldırıp, "Yakalandım." deyince ben de gülüp koluna vurdum.
"Artık gitmeliyim. Dün de gelmedim işe."
"Peki..."
"Peki." diye tekrar ettim. "Görüşürüz."
Bir şey demeden beni izlemeye devam etti. Ne yapacağımı bilemeyerek tereddütle arkamı dönüp birkaç adım attım.
"Yağmur?"
Durup soran gözlerle Rüzgar'a baktım, gülüyordu.
"Bu arada seninle her gece saat ikiden sonra ceset gömebilirim." Gözlerim irice açılırken etrafa baktım ve gülerek koşup elimle ağzını kapattım.
"Ne diyorsun?"
Öptüğü için elimi çektim, gülüşü büyüdü.
"Sabaha bırakma diye."
Benimle eğleniyordu ve ben ona kızamıyordum. Dayanamayarak boynuna sarıldım, anında karşılık verdi.
"Dalga geçme benimle, seni görmek için aklıma başka bir şey gelmedi o an."
"Ceset torbasıyla dışarıya çıkmak gayet yaratıcıydı sevgilim, kendine haksızlık etme."
İterek geriye çekildim.
"Ben artık işe gidiyorum, sana bugün doyum olmuyor."
"Sana da doyum olmuyor."
Vedalaşamayacağımı anladığım için "Görüşürüz." dedim ve koşar adımlarla pastaneye geçtim. Arkamdan eğlenmeye devam ettiğinin farkındaydım ama ona kalsa akşama kadar pastanenin önünde birbirimizle konuşacaktık.
"Yağmur!" Emel Hanım'ın telaşı gözlerinden belliydi. Dün Eray söylediği için daha eve çıkmadan Emel Hanım'ı arayıp konuşmuştum. "Nerelerdesin kızım?"
"Dün için tekrar özür dilerim, inanın haber vermek istedim ama-"
"Gelmeyince haber verirdin hep, dün de Eray oğluma geleceğini söyleyip gelmeyince ve sana ulaşamayınca biz çok korktuk."
"Kusura bakmayın Emel Hanım, sizi telaşlandırmak istemezdim."
"Bugün daha iyi gördüm ama seni."
Yüzüme konan tebessümle onayladım.
"Öyle... Bugün daha iyiyim."
"O zaman işler seni bekler." Onayladım. "Siparişler için de bana yardım edeceksin bugün, çok işimiz var. Hadi mutfağa."
Başımı salladım, birkaç dakika içerisinde hazırlanıp tezgahın arkasına geçtim ve Emel Hanım'la birlikte işe koyulduk. Haklıydı, iyi görünüyordum, iyiydim. Haftalar sonra ilk kez bu kadar mutlu ve dinç hissediyordum. Öteki yaralarıma rağmen.
__
Akşam olduğunda yorgunluktan bayılacak gibiydim. Gece uykumu alamadığım için çok uykum vardı. "İyi geceler." diyerek çıktım pastaneden. Rüzgar pastanenin önündeydi, arabada oturmuş bekliyordu. Kapıyı açıp ön koltuğa bindim, biner binmez başımı geriye yaslayıp gözlerimi kapattım.
"Çok yoruldum." Rüzgar arabayı çalıştırdı. "İkiden sonra seninle ceset gömemeyeceğiz."
Güldüğünü duydum. Tek gözümü hafifçe araladım, bomboş yolda ağır ağır ilerliyorduk.
"Eve gider gitmez uyuyacak mısın?" Mırıltılar çıkararak onayladım. "Bize katılamayacaksın öyleyse."
Merakla kaşlarımı çatınca açıkladı.
"Eray ve Gizem gelecekti."
"Doğru ya, sabah bahsetmişti." Bir süre sessiz kaldıktan sonra ekledim. "Biraz uyur dinlenir sonra gelirim."
"Olmaz öyle. Yarın da işe gideceksin. İyice dinlen."
Bir cevap vermedim. Rüzgar arabayı durdurunca eve geldiğimizi anladım, yorgunluk kafamı karıştırmıştı.
"Eve taşımamı ister misiniz Yağmur Hanım?"
Gözlerim açıldı.
"Hayır tabii ki."
Verdiğim tepki Rüzgar'ı güldürürken ben arabadan inip onu bekledim, az sonra yanıma geldi, elimi tuttu ve birlikte apartmana girdik. Boşta kalan elimi kullanarak Rüzgar'ın kolunu tuttum ve başımı omzuna yasladım.
"Hoş geldiniz."
Eray ve Gizem Rüzgar'ın evinin tam önündeydi. Eray cebinden anahtar çıkarıp kapıyı açtı.
"Misafir edeyim sizi."
"Ne? Benden habersiz evime anahtar mı yaptırdın Eray?"
Eray anında içeri girdi, Rüzgar da çocuk gibi peşinden gidince kendimi tutamayarak kahkaha attım.
"Bu eğlenceyi kaçırmak istemezsin." dedi Gizem, eve girmeye hazırlanıyordu. "Hadi gel."
"Ben biraz uyuyacağım, belki birazdan gelirim. Çok yorucu bir gündü."
Gizem kaşlarını kaldırıp indirdi ve anlayışla gülümsedi.
"Tamam öyleyse... Görüşürüz."
Benden aynı karşılığı aldıktan sonra o da içeriye girdi. Çantamı karıştırıp anahtarımı çıkardım, kendi dairemin kapısını açacakken bir kadın sesi kulaklarımı doldurunca irkilerek kapıdan uzaklaştım.
"Yardım edin!"
Ses aşağıdan geliyordu, merdivene doğru yürüdüm. Gördüklerim gözlerimin irice açılmasına neden oldu, elim anında dudaklarıma gitti. Tanımadığım bir kızdı, Akın'a destek vererek yukarıya çıkarmaya çalışıyordu ve Akın yaralıydı. Son basamağı çıkarken üzerimdeki şaşkınlığı silkeleyip Akın'ın diğer koluna girdim.
"Ne oldu?"
"Sadece kesik." dedi Akın. Eliyle kolundaki yarayı kapatmaya çalıştı. Yanındaki kıza döndü. "Abartmak zorunda mısınız?"
Kumral, beyaz tenli bir kızdı, gözleri elaydı. Üzerindeki mavi gömlek elbise dizlerinin biraz altındaydı. Saçlarını yarım topuz yapmıştı ayrıca saçında mavi saç ipi vardı. Duruşu dimdikti, gerçekten asil birine benziyordu.
"Beyefendi, ben sadece yardım etmeye çalışıyorum."
"Yardım istemediğimi söylemiştim."
"Benim yüzümden bıçaklandın. En azından iyi olduğunu bilmeye hakkım var, değil mi?"
Bakışlarım Akın'ın yarasına kaydı, iyi olduğunu söylemiş olsa da kötü görünüyordu. Rüzgar muhtemelen gürültüden dolayı söylenerek kapıyı açtı fakat bizi görür görmez dondu. Bakışları ilk beni buldu sonra Akın'ı ve hemen ardından yanımızdaki genç kadını.
"Seray?" dedi, şok içindeydi lâkin kadının mimiği bile oynamadı. Sanki Rüzgar'ı görmeyi o da bekliyordu.
"Biri Seray mı dedi?" diyerek Eray da evden çıktı, peşinden Gizem de geldi.
Ne yaşadığımıza dair bir fikrim yoktu. Her şey o kadar saçmaydı ki öylece durmuş Halis Bey'in gelmesini ve bizi bastonla kovmasını bekliyordum.
"İkiz?"
Anında bakışlarım Eray'ı buldu, bunu kesinlikle beklemiyordum.
"Sadece sürpriz yapmak istemiştim." Yapay bir gülümseme yayıldı dudaklarına, kollarını birbirine bağlayarak gözucuyla Akın'a baktı. "Ve sanırım, başardım."
Başımı iki yana sallayarak kahvelerimi Akın'a çevirdim, kolundaki yaraya. Bütün bunlar bir rüya olmalıydı. Evet, bütün bunlar bir rüyaydı ve ben de yorgunluktan uyanamıyordum.