İçeriğe geç

Rüzgarda Savrulan

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Rüzgarda Savrulan

Bölüm 1

1

--Halloween' e iki gün var ve hala ne giyeceğimi bilmiyorum.

--Vampir mi olsan acaba?

--Aman ne komik, alacakaranlık modası çoktan geçti.

--Vampirliğin modası asla geçmez.

--Ölü gelin olma fikri daha cazip geldi şu an.

--Sağlam bir makyaj ile çok güzel bir Ölü gelin olursun.

--Makyajımı sen yaparsan olurum tabi.

--Bakarız.

--Öyle demesene

Aslı' nın umursamaz gibi görünen tavrı beni güldürdü. Tabii ki makyajımı o yapacaktı, o benim en yakın arkadaşımdı. Ve ben partinin en havalı ölü gelini olacaktım.

Ertesi sabah kostümü hazırlamaya başladım, önce beni mezarlıktan yeni çıkmış gibi gösterecek bütün elbiselerimi seçip içlerinden bir tanesini feda etmem gerekiyordu. Sanırım kolları tül olan kırık beyaz elbisem en uygun olanıydı. Biraz yırtık ve kırmızı boyayla kostüm işini hallettim. Artık elbisenin göğsünde büyük bir kan lekesi vardı, eteği de çalılara takılmış gibi küçük yırtıklarla doluydu. Ben elbisemle uğraşırken annem odaya daldı.

-- Ay bu ne hal? Elbiseni ne hale getirmişsin.

-- Ne oldu anne? Kapıyı çalmadan odama girdiğine göre acil bir durum var.

-- Başlatma kapından, sana hediye aldığım elbiseyi neden parçaladın onu söyle.

-- Çünkü bu gelinlik olmaya çalışmış ama olamamış elbise dolabımda fazladan yer kaplıyor, ayrıca halloween partisi için kostüme ihtiyacım var.

-- Ne partisi? Kimden izin aldın partiye gitmek için?

-- Anne iki ay sonra 18 olacağım, partiye gitmek için senden izin mi almalıyım?

-- Kendin dedin "iki ay sonra" yani henüz 18 değilsin ve izin almak zorundasın. Ayrıca 18 olunca ne olacak sanıyorsun birden bire ayakları yere basan yetişkin bir insana dönüşeceğini mi?

-- En azından senin kurallarına göre yaşamak zorunda kalmayacağım.

-- Benim evimde yaşadığın sürece benim kurallarım geçerli ve yaşın kaç olursa olsun bu değişmeyecek.

-- Anne yeter, hadi beni rahat bırak!

-- Terbiyesizlik etme! Şu haline bak.

-- Ne varmış halimde, odama gelip iki dakikada moralimi alt üst etmen dışında bir problem yok.

-- Tamam kızım ben bir şey demedim. Bu konuyu babanla konuşursun.

-- İşten vakit bulup benimle ilgilenirse konuşurum tabii ki.

-- Nankörlük etme. Baban bizim için çalışıyor.

-- Babam bizden kaçmak için çalışıyor.

Gerçekleri duymak annemin hoşuna gitmemiş olacak ki kapıyı çarpıp çıktı. Ben de yırtık elbisem ve bozuk moralimle baş başa kaldım. Annem haklı olduğumu biliyordu, bunu yüzünden okuyordum. Babamın sürekli iş seyahatinde olması, fazla mesailer, eve geç gelip erkenden gitmeler... Kendimi bildim bileli bu böyleydi. Önceleri ben de bizim için emek harcadığını düşünüyordum, onu özlüyor ama yorgun olduğu için yanına yaklaşamıyordum. Sürekli çalışırdı, sürekli kafası işteydi, yanımızdayken bile bizimle değildi. Yavaş yavaş anladım ki aslında bizimle vakit geçirmek istemiyor hatta bizden pek hoşlanmıyordu. Bakışından, tavırlarından anlaşılıyordu bu. Bize mecbur olduğu, bizi taşımak zorunda kaldığı yükler olarak gördüğü besbelliydi. Babamı düşünmemeye çalıştım çünkü ne zaman düşünsem boğazımda bir yumru beliriyordu.

Annemle sessiz sedasız bir akşam yemeği yedik. Akşam yemeklerinde genellikle babam evde olmazdı, onun gelmesi geceyi bulurdu. Geldiğinde onunla konuşup yarınki parti için "izin" almalıydım. Yemekten sonra odama geçtim. Elimde telefon babamın gelme saatini bekliyordum, onunla konuşmak için sabırsızlanıyordum. Yarınki partiye mutlaka gitmeliydim çünkü Emir de bu partiye gelecekti.

Emir benim lise 1den beri aşık olduğum çocuktu. Ara sıra konuşuyorduk ama ilişkimiz konuşmaktan öteye gitmiyordu. Onu her düşündüğümde yaptığım gibi günlüğümü elime aldım ve bir şeyler karaladım. Onunla anılarımı gözümde canlandırdım, aslında kayda değer pek bir şey yoktu. Sabahları okul önünde karşılaşıp bir iki kelime konuşmamız, birlikte yaptığımız bir kaç grup ödevi dışında gerçekten bir şey yoktu. Benim onu sevdiğimi bilse beni sever miydi merak ediyorum. Belki de onu her gördüğümde heyecanlandığımı, gözlerimi ondan alamadığımı, en ufak bakışında kıpkırmızı kesildiğimi fark etmiştir. Ama fark etmemiş olmasını dilemekten başka çarem yoktu. Ben böyle derin düşüncelere dalmışken babam eve geldi. Hemen odamdan çıktım ve onu karşıladım.

-- Hoş geldin baba.

-- Hoş bulduk kızım, hayırdır?

-- Sadece hoş geldin dedim. Bir şey yok.

-- Genellikle demezsin böyle şeyler bu yüzden şaşırdım.

-- Aslında bir şey var.

-- Neymiş o?

-- Arkadaşım Naz'ı tanıyorsun, babasıyla geçen yıl birlikte iş yapmıştınız.

-- Evet hatırlıyorum.

-- İşte Naz yarın halloween partisi veriyor, beni de davet etti.

-- Saat kaçta başlayıp bitecek bu parti

-- Dokuzda başlıyor, üç dört saat sürer.

-- Yani gece yarısından sonra bitecek, öyle mi?

-- Evet biraz öyle.

-- Nazların evi buraya bir saatlik mesafede.

-- Evet öyle.

-- Eve dönmen ikiyi bulur. Gidemezsin.

Babamın son sözüyle beynimden vurulmuşa döndüm.

Ne demek "Gidemezsin". Benim o partiye gitmem lazımdı, herkes orada olacaktı.

-- Ama bütün arkadaşlarım gidiyor ben neden gidemiyorum?

-- İnci uzatma kızım zaten yorgunum.

Ağlayarak odama döndüm. Ne yapsam ne söylesem boştu. İstediğimi alamayacaktım, bir kere karar verilmişti ve dönüşü yoktu. "Keşke ölseler " diye geçirdim içimden. Onlar hayattayken bana rahat yoktu çünkü. Basit bir partiye bile gidemiyordum, hapis hayatı yaşıyordum. Onlarsız, mutlu, özgür bir hayat yaşamak benim de hakkım diye düşündüm. Ama bu evde olduğum sürece iplerim onların elinde olacaktı, belki de en iyisi bu evden gitmekti. Eşyalarımı toplamaya başladım bu gece bu evden gidecektim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.