İçeriğe geç

Rüyanın İçinde İmkansız Rüya

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Rüyanın İçinde İmkansız Rüya

Bölüm 2

1.bölüm ; Shinobi Noku

Yaşlı kadın hikaye anlattığı için dili kurumuştu. Çayını yavaşça dudaklarına götürdü. Yanında tatlı mı tatlı beş yaşındaki torunu oturuyordu. Masal biter bitmez sorularını sormaya başladı.

“Ancak anneanne neden bu peri masalını anlatıyorsun ki? Halbuki çıkarılacak bir derste yok ortada….”

Anneannesi nazikçe gülümseyerek torununun kahverengi uzun saçlarını yavaşça okşadı. “Keşke peri masalı olsaydı. Bu bir efsane ve efsaneler birer gerçektir. Yani çıkarılacak ders aslında tam önündedir. Önemli olan onu görebilmektir. Büyüyünce anlayacaksın.”

Küçük kız bacaklarını kendine çekip somurttu “Ama benim büyümeme yıllar var, anneanne.”

“Merak etme, tatlım. Sen bu sözümü hatırladığında; her şeyin ne kadar hızlı geçtiğini, geçmişte neler bıraktığını anlayacaksın. Şimdi uyuma vakti. Hadi bakalım yatağa.”

Küçük kız yatağa koştu. Anneannesi de onun üstünü örtü. Ama torununu kafasını kurcalayan bir soru daha vardı.

“Anneanne, babam yine mi geç gelecek?”

“Öyle gözüküyor canım.” Ona hüzünlü gözlerle baktı. “Sen bunu düşünme. Eminim ki

yine bir müşterisi vardır. Hadi erkenden uyu. Tatlı rüyalar Mika.”

Başına öpücük kondurup ışığı kapattı. Odadan çıkıp kapıyı yavaşça kapattı. Tam merdivenlerden aşağı inip oturma odasındaki örgüyü bitirmeyi planlarken dış kapının açılma sesi yankılandı. Damadı gelmişti.

Damat kayınvalidesinin yüzüne bile bakmadan mutfağa geçti. Yaşlı kadın damadının arkasından mutfağa ilerledi.. “Nerelerdeydin? Kızın hep seni sordu.”

Adam ona aldırmadan bardağına su koydu. “İşte deseydin.”

Yaşlı kadın tam cevap verecekken iğrenç bir kokunun geldiğini fark etti. Koku adeta burnun derinliklerini yakıyordu. Hiç şüphesiz bunu bir açıklaması vardı;

“Yoksa bu koku… Sen içki mi içtin? Gerçekten mi? Her gün kızınla vakit geçirmen gerekirken bunu mu yapıyorsun? Mika da zor bir dönemden geçiyor ne kadar belli etmesede

oda çok zorlanıyor. Ne de olsa annesi öldü.”

Adam omuzlarını silkeledi. “Bende karımı kaybettim ama kimse beni teselli etmiyor, değil

mi?”

*shinobi noku: Bir kimsenin ağladığını saklamak için sessizce göz yaşı dökmesidir

“Kızım öleli dokuz ay oldu. Ben bile bu kadar yas tutmadım ve senin aksine kendimi salmadım.” Oturma odasına ilerleyip örgü iplerini toplayıp çantasına soktu. Koridordan montunu alıp damadına döndü.”Derhal aklını başına alman lazım, Takashi.”

Takashi buzdolabını açıp geçen hafta satın alıp sakladığı kutu biralardan bir tanesini aldı. “Peki sence neden öldü?”

“Bu o çocuğun suçu değildi, biliyorsun. Kızım hastaydı. Eğer Mika olmasaydı o çoktan-”

Takashi kutu birayı bir seferde içip demir kutuyu sıktığı gibi yere attı. Artık bir top teneke olmuş bira kutusu yerde yuvarlanırken yaşlı kadına döndü.

“Doktorlar uyarmasına rağmen beni dinlemedi. Çocuğu doğurmak istedi ama ondan sonra hiç birşey yolunda gitmedi. O gün…” Adam masaya bir anda masaya vurunca yaşlı kadın korkuyla irkildi. Gözleri şaşkınlıkla adama bakıyordu. Bu gözler aşık olan birisinin gözleri değildi. Yaşlı kadın kızının evlenmeden önce uyarmasının sebebi de buydu. Adam oldu olası ona güven vermemişti. Ama kızı sanki başka çaresi yokmuş gibi onunla evlenmişti. Eski sevgilisine inat yaptığını düşünmüştü ancak bir gün kızı ona şöyle demişti; “Beni olduğum gibi kabul ediyor. Ona şans vermek istiyorum.” Kızıma bu yüzünü hiç göstermiş miydi? diye düşündü.

Biraz sessizlikten sonra yaşlı kadın boğazını temizledi. “Tamam ama bu inadından vaz geç. Artık bir çocuğa bakmak için çok yaşlandım anla beni.”

“O zaman bunu yapma . Sadece kızının yavrusu diye bakıyorsun o halde yapmana gerek yok. Kimse seni buna mecbur bırakmıyor.”

Yaşlı kadın adama şaşkınlıkla baktı “Neler diyorsun, Takashi? O daha beş yaşında. Yanında bir ebeveyn gerekli. Hala sağ olan babasının şefkatine ihtiyacı var. Benim ise artık zamanım tükeniyor. Onun yanında bir gün olmayacağım. Umarım en kısa zamanda bunu anlarsın.” ama anlayabileceğini sanmıyorum, diye içinden geçirdi

O sırada Mika merdivenin ilk basamağında oturmuş onları dinliyordu. En sonunda ses yapmamaya özen göstererek odasına gitti. Kapıyı yavaşça kapatıp yatağına girdi. Yorganın altına gidip derin bir nefes verdi ve sessizce gözlerindeki yaşların dökülmesine izin verdi.

Ertesi gün Mika ve anneannesi bahçede meyve ve mochi* yiyip güzel sonbahar havasının tadını çıkarıyorlardı.

“Anneanne, merak etme ben kendi kendime bakabilirim artık kimseye yük olmak istemiyorum. Sende yorulduğun için tüm işleri bana bırak. Bana güvenebilirsin. Bak kollarıma.” Bir hayli cılız ve çok yorulmaya gelmeyen kolunu çıkardı.

“Hiç olur mu öyle şey? Sen bana yük olmuyorsun kuzum. Sadece artık yaşlandım ve sana bakacak zamanım kalmadığını hissediyorum.”

Mika anneannesine sıkıca sarıldı “Neden öyle diyordun? Sende gidersen eğer bu sefer gerçekten tek başıma kalırım. O zaman ne yaparım?”Ne kadar gözyaşlarını tutmaya çalışsada bu sefer başaramamıştı. Hıçkırarak ağlamaya başladı.

Anneannesi zavalı kızın başını okşadı. “Öğreneceksin.”dedi. Sonra cebinden bir rozet çıkardı. beyaz bir tilki ve etrafında mavi alevler siyah bir kumaşın üzerine işlenmişti.

*Pirinçten yapılan japon geleneksel tatlısıdır.

Mika soran gözlerle anneannesine baktı.” Bu nedir?” dedi. Gözyaşlarını silip rozeti eline aldı.

“Geçen gün anlattığım hikayeyi hatırlıyor musun? Bu hikayeyi pek himse bilmez biz bu hikayeyle büyüdük ve önceki atalarımızda öyle. Bir gün kendini yalnız hissedersen annenin ve benim daima senin yanında olduğumuzu hatırlaman için bunu yaptım.”

Mika On yaşına gelene kadar anneannesinin yanında büyüdü ve bu süreçte babasıyla görüşmedi. Çünkü babası onları ziyaret bile etmedi. Mika anneannesini sonbahar aylarında kalp krizinden dolayı kaybetti. Artık kızımız bundan sonra gerçek yalnızlığın ne demek olduğunu anlayacaktı.

.

Bölüm sonu

3 yorum