İçeriğe geç

RÜYAMIN TARİFİ

Bölüm 2 · 19 dk okuma

RÜYAMIN TARİFİ

Bölüm 2

Chapter 2

Daha önce okuduysanız önceki bölümü güncelledim. LÜtfen önce onu okuyun. Ağlıyordum. Hayır, hayır mafya patronum yüzünden değil. Soğan doğruyordum. Evet soğan doğruyorum. Saat gecenin 2'si ve ben hala yemek yapıyordum. New friendlerim beni patronumla yanlız bırakınca korktuğum gibi belinden silahı çıkarıp beni vurmamıştı. Hatta utanmadan benimle dalga geçip tüm egomu yerle bir ettiğini söyleyebilirim. '' Vera seni vurmak istemiyorum, sakin olur musun artık? '' dedi.  Korkumdan o kadar titremiştim ki bir mafyaya bile rezil olmuştum. Tek istediği yeni gelen şefinin yemek tarzını test etmekmiş. Zaten beni vurup napıcaktı ki. Mafya olmasına o kadar kafayı takmıştım ki benimle aslında bir derdi olmadığını ve benim için bir mafya olmaktan çok patronum olduğunu unutmuştum. Ben böyle düşüncelere dakmışken sağımdan yaklaşan patronumu fark etmemiştim. - Ne düşünüyorsun? demesiyle irkilmiş ve bıçağı patronuma doğrultmuştum. O ise zamanında geri kaçmış ve anlamsız bakışlar atıyordu. - Kusura bakmayın, korktum, dedim kendimi açıklamaya çalışarak. Egom bir yerlerime kaçmış, şaka yapma isteğimi bastırmaya çalışıyordum. - Sorun değil ama bence bıçak elindeyken sana yaklaşmamalıyım sanırım, dedi. Mafya olmasaydı aşırı iyi anlaşabileceğim biri olabilirdi belki... - Yemek pişti. Sizi göremeyince de salata yapmaya karar verdim, dedim. - Yemeği hızla tabaklayıp salatayla birlikte önüne koydum. Canım o kadar lahmacun çekiyordu ki dayanamayıp yapmıştım. Gözlerimden kalpler fışkırtarak yemeğe bakarken patronum yanına bir sandalye daha çekip; - Lahmacun sevdiğini biliyorum gel beraber yiyelim, dedi sandalyeye oturmam için vurarak. O kadar mutlu olmuştum ki onun benim lahmacun sevdiğimi nerden bildiğini soramamıştım. - Sağol patron, dedim sevinçle masaya oturarak. - Asıl ben teşekkür ederim, dedi. Ama ne için? Sonuçta yemek yapmak görevimdi. - Ne için? dedim. Konuşma sanki saçma yerlere gidiyordu. Boş yapmamak için ağzıma lahmacun tıkadım. - Normalde bu deneme yemeklerinde herkes yok şık olsun yok lüks gözüksün diye değişik değişik yemekler yapıyor, doymuyorum ondan, dedi. Kafa yapımın bir mafya ile uyuşacağını hiç düşünmemiştim. Ağzımdaki lokmayı yutup. - Ben de doymuyorum. Hürrem bir ben iki. Doymuyor biz, dedim gülerek. Ama bulunduğum ortam gülüşümün kısa sürmesine sebep oldu. Çenemin vidaları dayanamayıp gevşemişti. Dudaklarımı birbirine bastırıp patronumun ifadesine baktım. O ise ilk önce şaşkın bir ifade ile baksa da sırıttı. İçimden bir oh çektim. Mafyatik yüzü izin verse adam gülünce acayip yakışıklı biriydi. - Bence gayet başarılı bir lahmacun. Seni seçmekte hata yapmamışım, dedi onaylar bir ses tonuyla. Tekrar işe dönmüştük. O benim patronumdu. Mesafe önemli. - Sağolun, dedim ve ayağa kalkıp bulunduğum yerden kalktım. - İzninizle etrafı toplayıp eve gitmeliyim, dedim ve yarısından fazlasını benim bitirdiğim tabağı alıp etrafı toplamaya başladım. Kafasını sallamakla yetindi. Zaten ne diyecekti. ''Vera yalvarırım gitme!'' mi? Rüyamda belki. ******** Uygulamadan çağırdığım taksiyi dışarda beklerken canımdan bezmiştim. Adam 10 dk'lık mesafeyi bir türlü bitirememişti. Bu sıra da Patronumla tekrar göz göze geldim. Otelin girişinde bana doğru geliyordu. Tam o sırada gelen taksiye onunla muhattap olmamak için hızlı hareketlerle bindim. Adam ne kadar iyi gözükse de ona baktıkça içim kararıyor, kendimi iyi hissetmiyordum. Taksici abiye evimin adresini verip geriye yaslandım. Yol boyunca kulaklığımı takıp müzik dinlemiştim. Müziğe kendimi o kadar kaptırmıştım ki eve geldiğimizi taksici abi söylemese anlamazdım. Taksici abiye parasını verip eve girdim. Nur mışıl mışıl uyurken ses çıkarmadan odama girdim. Mutfak mutfak koktuğum için hızlı bir duş aldıktan sonra kulaklığım ile balkona çıktım. Uyumak istemiyordum. Oturup yıldızları izlemeye başladım. Gökyüzünün güzel çiçekleri.  Ardından Aya baktım uzun uzun. Gecenin bu vaktinde bir tek ikimiz yalnızdık. Sessiz ortamımı bozan bildirim sesi ile irkildim. Beklenmedik bir sesti. #05..... - Yalnız olduğunu sanıyorsan yanılıyorsun. Bilinmeyen numara. Biri beni mi izliyordu. Hızla ayağa kalkıp balkondan sağa sola baktım. Kimse de yoktu. #05..... - Öyle bakınca beni göremezsin. İkinci mesaj ile daha çok dehşete düşmüştüm. #Me.... - Sen de kimsin? Genç bir kızı dikizlemeye utanmıyormusun Arsız herif. Bir sapığım eksikti zaten. Gerçi vardı da o hayatta yeni numaramı bulamazdı. #05..... - Arsız herif mi? Sadece seninle konuşmak istemiştim. Ayrıca seni görebileceğim bir konumda olman benim suçum değil. En kısa zamanda balkona perde alıcaktım. Artık balkonda oturmak da haramdı.   #Me... - Konuşmak için yanıma gelsen daha iyi olurdu sanki. #05.... - O zaman da beni bıçakla kovalarsın. Haklıydı yapardım. Beni bu kadar iyi tanıdığına göre ya biri benle dalga geçiyor ya da... Ya da kısmını düşünmek istemiyordum. Numaraya görüldü atıp içeri geri girdim. Birilerinin beni izliyor olması hoşuma gitmemişti. Zaman da geçmek bilmiyordu zaten. İşe gitmeme 3 saat vardı. Sıkıntıdan patlıyordum. Uyumak bana göre değildi. Bilinmyen numara da bir daha yazmamıştı. Yazmasın zaten. - Vera sabah saat 6 kendi kendine konuşma artık! Diye odama dalan Nur ile korkuyla doğruldum. - İçimden konuşmuyormuymuşum? Dedim şaşkınca. - Hayır da kızım sen niye hazırlandın, dedi. Konudan konuya atlıyorduk. Sıkıldığım için erkenden giyinip öylece beklemeye başlamıştım. - Boşver tamam sormadım say. Sadece doktora git artık uykusuzluktan delirmeye başladın, dedi ve odamı terk etti. Haklı olabilirdi ama bu benim onu dinleyeceğim anlamına gelmiyordu. Nur'u daha fazla rahatsız etmemek için erkenden işe gitmeye karar verdim. Sonuçta erken gittim diye kovucak değiller ya. ***** Mutfaktaki derin sessizlik ile ne yapıcağımı düşünüyordum. Yanımda getirdiğim kıyma ve sebzeleri tezgaha yayıp telefonumdan o çok sevdiğim şarkıyı açtım. Can ozan ft. Şenceylik - Seni gördüm rüyamda. Geriye sadece ellerimi oynatıp istediğim yemeği çıkartmak kalmıştı. Önce şebitler için bir güzel hamur yoğurmam gerekliydi. Hamur dinlenirken getirdiğim kıymayı soğan ve biber ile bol yağda pişirmeye başladım. Köri, kimyon, karabibe, tuz derken yavaş yavaş ortama yayılan kıyma ve baharatların kokusu insanın iştahını kabartıyordu. Hamuru da eşit olucak şekilde şebitler yapıp pişirdikten sonra geriye bir tek kıymaya bulaması kalmıştı. Yoğurt ile mükemmeliğe ulaşan yemeğime aşkla baktım. Tam ağzıma ilk dilimi atıyordum ki açılan kapı ile içeri giren üçlü şokla bir bana bir de önümdeki yemeğime bakıyordu. Paylaşamazdım. Benimdi. Benim yemeğim. **** Boş tabağa bakıp iç çektim. Karşımda parmaklarını yemek üzere olan üçlüye sevgi ile bakmaktan kendimi alamadım. Yavrularını doyurmuş bir anne kuş edasıyla gururluydum. Ama hala yemeğimi paylaşmayı sevmiyordum. - Eee Şefim... Dün Doğu patron abi şefimle ne konuştunuz? Dedi Kerem merakla. Doğu Şef'e hitap şekli ile gülümsedim. Sanrım patronlarını baya seviyorlardı. - Merak öldürür Kerem'cim, dedim. Ona akşam Lahmacun yapıp yediğimizi söyleyebilirdim ama canım istemiyordu. -  Ama şefim! Doğu şef ... demişti ki lafını balla değil acı ile kesen Doğu ile sustu. - Sadece yemek yapmasını istedim. Sonuçta o bir şef ve yemek tarzına bakmam gerek öyle değil mi Kerem, dedi içeri girip. Uzun boyu ve klasik takım elbisesiyle en az bir lahmacun kadar nefis görünyordu. Hayır... Öyle düşünme o senin patronun patronun. Ardından gelen renkli gözlü bir adam da içeri girmişti. Renkli gözlü derken yeşil veya maviyi kasttetniyorum. Adam'ın bir göz yeşil bir gözü maviydi. Van kedisi gibiydi anasını satayım.  Dikkatli bir şekilde arkasındaki adamı inceliyor olmam Doğu'nun dikkatini çekmiş olmalı ki bir anda görüş açımı kapayarak önüme geçti. - Bugün otelin restorant kısmı kapalı olucak. Akşam otelde büyük bir davet yapılacak. Yemekler de akşam için uygun hazırlamanız gerek, dedi sert bir yüz ifadesi ile. Dün ne güzel tatlı tatlı gülüyordu. Bu ne suratsızlık canım. - Emir başlangıç; Fuji'nin Gözyaşları. Karides ve deniz tarağı Ceviche (limon, misket limonu ve yuzu suyu ile marine edilmiş). Altında ince dilimlenmiş, hafifçe közlenmiş Japon turpu (Daikon) yatağı. Üstünde ise altın varak (Doğu'nun zenginliği) ve Edamame (soğuk dokunuş). Emir adı gibi emirini almış ve geri çekilmişti. Ama geri çelikilirken ki yüz ifadesi yapıcağı yemeğin zorluğu sert ifadesine bile şekil aldırmıştı. - Kerem ara sıcak; Ejderhanın Gizli Nefesi. Dışı çıtır, içi yumuşak Ördek Konfit (Geleneksel Fransız tekniği). Ancak sosu Çin usulü black bean ve Sichuan Biberi ile hazırlanmış, hafif acı ve umami yoğun bir sos. Yanında buğulanmış Bao Buns (buharda pişmiş ekmekler).  - Ama... Demişti ki Doğu'nun sert ifadesi ile kedi gibi geri çekilmişti. Tatlı olarak Neşe senden Sakura'nın İtalyan öpücüğünü istiyorum. Mango ve Yapışkan Pirinç Mousse (Tayland'ın klasik lezzeti, modern bir dokunuşla). Mousse'un üstünde Sakura Çiçeği Jölesi ve Matcha Tozu serpilmiş Badem Dacquise katmanları. Sıra Neşe'ye geldiğinde o diğerlerinden cesur çıkmış ve yapacağı bu tatlıyı adı gibi neşeyle karşılamıştı. Gerçi o ne olsa sevinirdi. Yeter ki tatlı yapacak olsun. Ve Vera ana yemek; Sultan'ın Gece Yarısı Dansı. 24 saat Marine Edilmiş Kore Usulü Galbi (Kısa Kaburga). Ancak marine sosu (soya, sarımsak, zencefil, armut) bir gece dinlendirildikten sonra, kaburgalar yavaş ateşte 6 saat pişirilir. Et, kemikten ayrılmayacak kadar yumuşak olmalı. Kimchi Risottosu (İtalyan tekniğiyle pişirilmiş, fermente Kimchi ile zenginleştirilmiş), yanına ince püre haline getirilmiş tatlı patates. Yapabilirsin öyle değil mi? Dedi.  Beni mi küçümsemişti o. Ulan! - Şüpheniz vardıysa neden beni işe aldınız? Dedim küstahça. Yapamıcak olsam bile bu saatten sonra yapamam diyemezdim. Zaten Doğu Şef, soru sormuyordu; sadece emir veriyordu. Aşırı zor, üç yemek ve bir tatlı. Asya'dan Akdeniz'e, oradan Osmanlı'ya uzanan, kafası karışık ama iddialı bir menü. Ne kadar zor olabilirdi ki. Hayatta kalmak kadar zor olabilirdi belki. - Sadece 12 kişilik bir yemek hazırlıyacaksınız. Bu yüzden ekibe bir günlük izin verdim, dedi ve gitti. Arkasına Van kedisi adamı da alarak gitti. 40 kişilik ekibe izin vermiş adam. Bu sırada Kerem, yerinden kalkmış, ağzı açık menüye bakıyordu. Emir ise her zamanki gibi soğukkanlıydı, ama kaşlarının çatılması gerginliğini ele veriyordu. Neşe ise mutluluktan parlıyordu. -Aman Tanrım! Ejderhanın Gizli Nefesi! diye fısıldadı Kerem. Bu adam bizimle dalga mı geçiyor? Yüzünde tam bir şok ifadesi vardı. - Bize sadece 'yapın' mı demek istedi yani? diye sordu Emir, sesinde az önceki soğukluktan eser yoktu. - Sadece yapın değil, mükemmel yapın demek istedi, dedim, sesim lobideki mermerler gibi keskin ve soğutu. Kerem hemen yanıma geldi, gözleri endişeyle parlıyordu. - Vera Şef, bu menü... bu çok tehlikeli. Bu yemekler normalde sadece otel sahibinin özel misafirleri için yapılır. Bu bir sınav, üstelik yüksek riskli bir sınav. - Tehlikeli mi? Dedim ve tezgâhtan bir soğan alıp bıçağımla havaya fırlattım. Gözlerimi Kerem'in mavi gözlerine diktim. - Korkudan mı bahsediyorsun, Kerem'cim? Ben korkuyla dans etmeyi severim. Çok havalı bir giriş yapsam da soğanın bıçağa denk gelmeyip ileri savrulmasıyla tabi ki de karizmam cart diye çizilmişti. Neşe bir anlık kıkırdasa da benim ona bakmamla eline ağzına kapattı. Hala gülüyordu gerçi eliyle ağzını kapatsa ne olurdu. - Hadi ama gençler ne kadar zor olabilir ki. **** - Şefim lütfen bir dahakine Doğu Şef'e ters gitmeyin de adam bize yardım etsin, dedi Kerem ocağın başından bana bağırırken. Son durum kötü olmasa da biz çok yorulmuştuk. Emir ilk başta ki gerginliğini atmış başarılı şekilde tabak çıkarmaya başlamıştı. O ilk sıkıntıyı atlatır da sevgilisi atlatmaz mıydı. Gerçi Neşe'nin sıkıntıya girdiği bile söylenemezdi. Kerem ise o acıyı denemek için beni kullanmasa çok iyi olurdu da ilk tattırdığı kişi ben olunca acıdan kolay etkilenmeyen bana acı pek tesir etmemiş o da yemeğin acısının iyi olduğunu düşünerek devam etmişti. Onu durduran ise Neşe'nin sosu merak etmesi ve acı sosun dilini yakmazsı olmuştu. Hala sorunun benim yüzünden başladığını söylememiştim. Kerem şefim falan demez yolardı saçımı. Ben ise... Korktuğum kadar bocalamamıştım. İlk korkuyu attıktan sonra gayet temiz iş çıkardığımı söyleyebilirdim. Son olarak Emir marine işlemlerini bitirmiş ve biz de bitmiştik. Boş oldukça diğerlerine yardım etmeye çalışmış  ve sonunda mükemmel yemekler ortaya çıkarmıştık. Geriye servis edilmesi kalmıştı ki Doğu bey bize acımış ve 10 şefi sunum için çağırmıştı. Bize ise sadece mutfağın dinlenme kısmında yığılmak kalmıştı. Kerem götünü yaya yaya koltuğun birini kaplamış, diğer koltuğa Neşe ve Emir geçmiş bana ise tekli koltukta rahatsız bir pozisyon kalmıştı. Gece uyumamanın acısı çıkmış ve tabiri caizse ölmüştüm. Bunun verdiği yorgunlukla hızla uykuya d ve kabuslarımda gezinmeye başlamıştım. " Yine aynı sokakta açmıştım gözlerimi. Kalbim dört nala atıyordu. Canım bedenimden çıkıcaktı sanki. Ardından o sesi duydum. Hiç aklımdan çıkmayan 4 el atılan o ateş sesi. Telaş sardı bedenimi. Tekrar ve tekrar aynı korkuyla koşmaya başladım. Sokağın sonundaki o korkunç kan kırmızısı harabe eve doğru. Her gün zorla başımı soktuğum o küf kokulu eve. Paslı kapıyı istemiyerek de olsa yavaşça açtım. Ardından yine aynı korku ve acıyla attım çığlığı. Silah sesine inmeyen mahalleli çığlığım ile ayağa kalkmış. Sokaklara dökülmüştü sanki." Derin bir nefes alarak kalktım yataktan. Gerçekten bağırmış gibi acıyan boğazım ile gerçekliğe dönüyordum yavaş yavaş. Dikkatle çevreme baktığımda otelin o lüks süit odasında olduğumu fark ettim. Ne ara buraya çıkmıştım? Saat kaç? Kalkmaya yeltenmiştim ki sağ elimin üstündeki ağırlık buna izin vermemiş ve gerisin geri yatağa düşmüştüm. Sağ elimin üstündeki ağırlık bana hastaneyi anımsatmıştı. Yine Doğu sağ elimin üstünde uyuyordu. Bir an hiç uyansın istememiştim.  Ama o geçen seferki gibi kaşlarını çatarak uyanmış ve mafya haline geri dönmüştü. Bu sefer ben elimi sertçe çekip açıklama için Doğu'nun yüzüne bakmaya başladım. - Mutfağın dinlenme kısmında uyurken kabus görüyordun sanırım. Deli gibi çığlık atmışsın. Kovulmaman için seni buraya çıkardım daha ne istiyorsun, dedi küstahça. Tamam kabus görmüşüm beni buraya çıkarmış. Hatta beni rezil olmaktan kurtarmış ona da tamam da... Ulan kıyafetlerimi kim değiştirdi. Mutfak kokusu üzerimden gitmiş yerine mis gibi şampuan ve güllü çamaşır suyu. Kendinden geçme be bir kere de. - Üstümü Neşe mi değiştirdi, dedim yalvarırcasına. Eğer o yapmamışsa bir daha Doğu'nun yüzüne bakabileceğimi sanmıyordum. - Tabi ki de o değiştirdi. Hasta olmuşsun, sana soğuk duş yaptırdı. Benim bu tür şeyler ile uğraşmayacağımı bilmen gerek, dedi. Ve evet hala küstahtı. Gıcık herif. - Tamam teşekkür ederim ilginiz için Doğu bey. İzninizle dinleneyim. Hastaymışım sonuçta, dedim ve nazik bir şekilde onu kovdum. Bu adam ile aramızda olan statü farkını hep unutuyordum. Telefonumu elime alıp Nur'u aramak istemiştim. Ama ona çoktan mesaiye kaldığım haberi verilmişti. Bu adam benim şifremi nerden öğrenmişti be. Mesajı o kadar iyi yazmış ki mesajı benim yazmadığımı Nur anlayamazdı bile. Ardından ikinci kez görüldü atılmış olan bir bilinmeyen numara vardı. Doğu sadece görüldü atmış bilinmeyen numaraya birşey yazmamıştı. #05... - Bağırdığını duydum iyi misin? #Me - İyiyim sadece kabus gördüm. #05... - Şükür. Bu arada Doğu hala seninle mi? Seninle içeri girdi bir daha da çıktığını görmedim. Siz ikiniz... #Me - Salak salak konuşma. Ayrıca cevap verdik diye ne bu yüzsüzlük. Sen önce kim olduğunu söyle. Sonra ne mi yazdı. Hiçbirşey! Elin anoniminden görüld yedim. Senin anonim! Kendimi bıkkınlıkla yatağa bıraktım. Yaşamak da ne zor işti. ***** Kendimi tekrardan mutfağa attığımda herkes harıl harıl çalışıyordu. Mutfağın o ritmik müziği çevreyi sarmış beni de içine çağırıyordu. Süper üçlünün beni göremeyeceği bir kısma geçip diğer şefler ile çalışmaya başladım. Tabi fark edilmem uzun sürmemişti. Emirin ensemden yavru kedi edasıyla tutup çekmesiyle Neşe ve Kerem'e olabildiğince tatlı olmaya çalışarak el salladım. - Şef senin dinlenmen lazım daha dün yüksek ateşten öbür tarafı boyluyordun, dedi Neşe stresle. Bu kadar kısa zamanda nasıl da sevmiş beni ısırcam. - Ben anca böyle iyileşirim bırakın da çalışam. Nolur? Dedim. Gözlerimi kocaman açıp şirin olmaya çalışarak. - Şef allah aşkına gözlerini açma çok korkutucu oluyorsun. Doğu Şef'i nasıl tavladın anlamıyorum ki, dedi. Bana dedi. Korkutucu dedi, doğu şefi tavladın dedi. Kerem iti dedi. - Bırakın lan iki tırmıklayayım şunu. Nasıl tavladın diyo it. Gel lan. Bütün hırçınlığım ile Kerem'in üstüne atılıyordum ama Emir o kadar sıkı tutuyordu ki boş yere kendimi yormaktan başka işe yaramıyordu. - Ama şefim Neşe görmüş. Böyle mengene gibi tutmuşsun adamın kolunu bırakmamışsın. 'Sen benle kal yakışıklı,' bile demişsin. Ne demişim, ne demişim. - H*sskt*r, gerçekten mi? Dedim. Sakinleştiğimi anlayan Emir beni bırakmış ama duyduklarım yüzünden dizlerimin bağı çözülmüş artık tutmuyordu. - Şaka deyin, valla kızmıcam şaka deyin, dedim. Hepsi dudaklarını birbirine bastırıp gülmemeye çalışırken ben bitik halde yerde sürünüyordum. - Hatta adamı utanmayıp soğuk suya kendinle birlikte oturtmuşsun, dedi. Allah'ım al canımı tam şuan. - ' Neşe niye bir tek ben soğuk su işkencesi çekiyorum o yakışıklı da gelsin' dedin. Neşe'nin benim o hallerimi taklit etmesi rezillğimi katlarken aniden mutfağın kapısı açıldı ve içeri Van kedisi adam ile Doğu girdi. Telaşla Emir, Kerem ve Neşe üçlüsünü önüme dizdim. Onlar gülerek benim önümde dururken olaylara anlam veremeyen Doğu saf saf gülen ekibine bakıyordu. - Şefim biz dün Vera Şef'e yaptıklarını anlattık da karşınıza çıkmaya yüzü yokmuş, dedi Kerem alayla. S usması için sırtına kuvvetli bir darbe geçirmiştim ki o susmayıp ortaya çıkmam için yerinden çekilmişti. Ani ortaya çıkışım ortamı daha çok kahkahaya boğarken kızarmış bir adet Doğu bulmayı beklediğim söylenemezdi. O kuru bir şekilde öksürdü ve bana bakmayı reddedip; - Sadece çalışıp çalışmadığınıza bakmak için geldim. Ama siz çalışmayı bırakın aylaklık ediyorsunuz. Herkes işine! Gidelim Adem, dedi ve kaçarcasına Van kedisi adamı da alıp gitti.  Doğu ve Adem'in kapıdan çıkmasıyla mutfakta bir anlık sessizlik oldu. Ardından Kerem, Emir ve Neşe'den oluşan trio, histerik bir kahkahayla patladı. O kadar yüksek sesle gülüyorlardı ki, yerdeki ben bile unutulmuştum. - Utanmaz herifler! diye bağırdım yerden kalkarken. - Doğu'yu ilk kez o halde gördünüz diye beni mi harcıyorsunuz? - Şefim... o... o kızardı! dedi Kerem, gözünden yaş gelerek. - İlk defa patronun o mafyatik ciddiyetinin bir soğan gibi doğrandığını gördük! - 'Sen benle kal yakışıklı...' diyerek taklidimi yaptı Neşe. Çok kötü bir taklitti. - Yeter! Dedim. - Dün akşamki davetteki menüyü hatırlatırım. O Ejderhanın Gizli Nefesi ve Sakura'nın İtalyan Öpücüğü kendi kendine tabağa uçmayacak! Anında gülmeleri kesildi. Yüksek riskli sınav tekrar akıllarına gelmişti. - Haklısın Şefim, dedi Emir, yüzündeki o sert ifade geri gelmişti. Davet bitti ama daha geri bildirim gelmedi. - Geri bildirim mi? Dedim. - Evet. Bu tür özel davetlerde patronumuzun masasına giden yemekler için mutlaka not gelir. Eğer eleştiri varsa çok sert olur, övgü varsa da... sadece 'iyiydi' der, dedi Kerem, sesi kısılarak. Benim için bu 'iyiydi' notu bile bir başarı olurdu. Sultan'ın Gece Yarısı Dansı... O kadar yorgunlukla nasıl başardım, hâlâ aklım almıyordu. Tam o anda Kerem'in telefonu titredi. Gözleri mesaja kaydı. Önce şok oldu, sonra yavaşça bana baktı. Yüzü bembeyazdı. - Şefim... Geri bildirim... geldi sanırım. Gözleri hâlâ ekrandaydı ama sesi titriyordu. - Ne yazıyor Kerem, çabuk söyle! diye Emir sertçe sordu. - Sadece bir kelime, dedi Kerem, boğazını temizleyerek. - O da neymiş? Kerem'in eli titriyordu. Ekranı titrek bir nefesle bana uzattı. Mesaj, Doğu’nun o soğuk, resmi hesabından gelmişti ve sadece bir kelime yazıyordu. 'Tehlikeli.' Sadece bir kelime. Ama mutfaktaki sesleri yutmaya, çelik tezgâhları ezmeye yetecek kadar ağırdı. Bu ne övgüydü ne de eleştiri. - Tehlikeli mi? diye fısıldadım. Neşe, kolumu sıkıyordu. - Tehlikeli ne demek? Yemek mi? Yoksa sen mi Şefim? diye sordu Emir, kaşları çatılmıştı. Gözleri, benden ziyade menüdeki Kore Kaburgası ve Kimchi Risottosu'ndaki bir hatayı arıyordu. Kelimeler, ağzıma bir anda dolan Kimchi'nin acı sosu gibiydi. - Tehlikeli, yemek için kullanılacak bir kelime değil dedim. Bu adam beni ya kovacak ya da... - Ya da ne Şefim? diye sordu Kerem, merakla. - Ya da beni işe alacak. Zaten beni seçmekle hata yapmadığını söylemişti. Bu geri bildirim, benim kendim olduğumu kanıtlamış. Yemek tarzım, kendim tehlikeli olduğum için tehlikeli bulunmuş. Sözlerim Kerem'in kafasındaki ampulü yaktı. - Aman Tanrım! Siz... Siz Doğu Şef’in tehlike anlayışına uyuyorsunuz! O yüzden Lahmacun yedi! - Ne demek istiyorsun Kerem? dedim. Bu adamı çözmeye yaklaştığımı hissediyordum. - Şefim, Doğu Bey normalde sade, klasik ve sıkıcı yemekleri sever. Ama bir de Mafya tarafı var değil mi? O tarafı, risk, beklenmediklik ve adrenalin arar. Sizin yemekleriniz bu tarafına hitap etmiş olmalı. O kaburgayı tandır tekniğiyle yapmanız, beklenmedikti. Başımı salladım. Düşünce canımı sıkmıştı. Mafya patronum beni, kendi tehlikeli hobisi için mi işe almıştı? Ardından gelen ikinci bildirim sesi ile tekrar Kerem'in telefonuna yumulduk. -  'Bu geceki performansınız için tebrikler. Malzeme taleplerinizi Adem'e iletin.' Bu kadar mıydı yani. Bir kuru tebrik ve tehlikeli yazısı. Bu adam ne amaçlıyordu. İyi de benim bu adama ne gibi bir malzeme talebim olabilirdi ki? Bir mafyadan malzeme istenir mi? Gülümsedim. Kafamdaki tilkiler dans etmeye başlamıştı bile. Madem beni tehlikeli buluyorlardı, o zaman bana katlanmak zorundalardı. Şu kafiye işine biraz daha çalışmam lazım. Kerem'in elindeki telefonu aldım, Adem'in numarasını bulup kendime yolladım. #Me - Selam Van Kedisi. Malzeme taleplerim var. Başlayalım mı? #Adem - Adım Adem. Buyrun. Mafya olmasından mı, yoksa iki farklı gözünün verdiği o soğukluktan mı bilemedim, ama bu adamla başa çıkmak, Doğu'dan daha zor olacaktı sanki. O, duygularını gizlemeyi Doğu’dan daha iyi beceriyordu. Ama ondaki asıl olay ondan mafyatik enerji almıyordum. Adam sanki ajan gibiydi. Ondan mafya değil de polis olmalıydı bence. - Emir, bana otelde asla bulamayacağım bir malzeme söyle. En nadir, en gereksiz olanını. - Şefim, gerçek safran isteyebilirsin. Ama bizde İspanyol safranı var. Gerçek İran safranı bulmak çok zor. Neden? - Çünkü canım öyle istiyor. #Me -  *500 gram taze İran Safranı.     *Tamamen organik yetiştirilmiş, hiç dondurulmamış Amazon Acı Biberi.     *Özel üretim, 100 yıllık İskoç Viski Fıçısında Bekletilmiş Mavi Peynir. Yanıtın gelmesi uzun sürdü. Birkaç dakika sonra, sadece tek bir kelime geldi. #Adem - Neden? Böyle bir malzemeyi istemem, mutfak standartlarının çok üzerindeydi. Mafya'nın sağ kolu bile şaşırmıştı. #Me Çünkü bir sonraki yemeğim, Sultan'ın Gece Yarısı Dansı'ndan daha tehlikeli olacak, Van Kedisi. Patronuna selam söyle. Telefonu tezgâhın üzerine bıraktım. Kerem, Emir ve Neşe ağızları açık bana bakıyordu. - Ne var gençler? diye sordum. - Şefim, siz... siz resmen mafyaya emir verdiniz, dedi Kerem, sesi kısılarak. - Hayır Kerem'cim. Ben sadece menü hazırladım. dedim. Kerem, Emir ve Neşe hala şoktan çıkamamıştı. Emir, ellerini tezgâha dayayarak Kerem’e döndü. - Bana bakın, bu talepleri kimseye söylemiyorsunuz. Özellikle de mutfağın dedikoducu kısmına. Bu, patronun özel işi. Emir'in mantığı devreye girmişti. Bu, normal bir tedarik zinciri talebi değildi. Bu, Vera'nın patronla girdiği tehlikeli dansın bir parçasıydı. Telefonuma baktım. Adem'den henüz bir yanıt gelmemişti. Bu kadar tuhaf bir malzeme listesine şaşırmış olmalıydı. - Şefim, o Van Kedisi dediğiniz adam, normalde fındık fıstık bile almaz. Sadece koruma ve evrak işlerine bakar. Bu kadar özel malzemeyi nasıl bulacak? diye sordu Kerem, endişeyle. - Bulur, Kerem’cim. Mafya değil mi o? dedi Neşe, gözleri parlayarak. - Bir mafya, dünyadaki her şeyi bulabilir. Belki İskoçya'dan 100 yıllık peyniri kendi jetleriyle getirirler! Neşe'nin hayal gücü beni güldürdü. Gerçekten de bir mafya, bir mutfak şefinin en çılgın taleplerini bile yerine getirebilecek güce sahipti. Oyun başlamıştı. Yaklaşık on dakika sonra, telefonumdaki "Adem" adı tekrar parladı. Bir mesaj. #Adem - *İran Safranı: Onaylandı.   *Amazon Acı Biberi: Onaylandı.   *Mavi Peynir: İstenilen fıçı bulunamadı. Alternatif: 80 yıllık İsviçre Gravyer Fıçısında bekletilmiş, %90 küflü Gorgonzola. Uygun mu? Cevap beni şok etmişti. Sadece bulmakla kalmamış, bulamadığı ürünün daha nadir ve spesifik bir alternatifini sunmuştu. Üstelik bir de uygun mu diye soruyordu! - Yuh! diye kaçırdım ağzımdan. Emir ve Kerem merakla yanıma yaklaştı. Mesajı okuduklarında Kerem olduğu yerde zıpladı. - Şefim! 100 yıllık fıçı bulunamadı diye adam 80 yıllık Gorgonzola mı bulmuş? Bu delilik! Normal bir şefin rüyasında göremeyeceği şeyler bunlar! Adem, sadece bir koruma değil, gerçekten patronun gölgesi gibiydi. Patronun gücü ve kaynakları, onun arkasında duruyordu. #Me - Gorgonzola kabulüm. Söyle patronuna, dansı biraz daha zorlaştırması gerekecek. Telefonu kapatıp önümdeki tezgâha vurdum. Adrenalinim tavan yapmıştı. Bu otel, bu mutfak, bu mafya patronu... Hepsi benim o karanlık, kâbuslu geçmişimi unutturacak kadar heyecanlıydı. - Yeni menü için hazırlanıyoruz gençler. Dedim. - Şefim, menünün adını biliyor muyuz? diye sordu Neşe, defterini açarak. Gözlerimi Kerem'in, Emir'in ve Neşe'nin heyecanlı yüzlerinde gezdirdim. Bu ekip, tam da benim aradığım kaostu. - Menünün adı mı? dedim, sinsi bir şekilde gülümseyerek. - 'Doğu'nun Fethi'ne ne dersiniz?

Adem Adil (van kedisi adam)

Emir'in Yemeği (Fuji'nin Gözyaşları)

Kerem'in Yemeği (Ejderha'nın Gizli Nefesi)

Vera'nın Yemeği (Sultanın Gece Yarısı Dansı)

Neşe'nin yemeği (Sakuranın İtalyan Öpücüğü)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.