İçeriğe geç

Rüya Hırsızı

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Rüya Hırsızı

Bölüm 1

Bölüm 1

Uyku kliniğinin klimaları, odadaki havayı steril bir soğukluğa hapsediyordu. Lara, masasının üzerindeki dosyaya bakarken parmak uçlarının titrediğini hissetti. Karşısındaki hastası, kırk yaşlarında, gözlerinin altı morarmış bir adamdı.

"Üç haftadır uyumuyorum, Lara Hanım," dedi adam, sesi çatallı ve yıpranmıştı. "Her kapattığımda gözlerimi, kendimi 18. yüzyılın o dar, taş sokaklarında buluyorum. Bir adam… sırtında gümüş işlemeli bir kılıçla beni izliyor. Sadece izliyor ve ben dehşetle uyanıyorum."

Lara, hastasının zihnindeki o karanlık köşeye dokunmak istemediğini düşündü. Yeteneği, bir neşter kadar keskin ama bir o kadar da tehlikeliydi. "Gözlerinizi kapatın," diye fısıldadı, sesi odadaki sessizliği bir bıçak gibi kesti. "O sokakları bana tarif edin."

Adam gözlerini yumduğunda, Lara da derin bir nefes aldı. Bir rüyaya sızmak, suya atlamak gibiydi; önce bir direnç, sonra kabulleniş. Zihninin kapıları aralandığında, odanın steril kokusu yerini keskin bir baharat, rutubet ve közlenmiş odun kokusuna bıraktı.

Karanlık bir ara sokaktaydılar. Tepede, normal İstanbul’un asla görmediği, devasa bir dolunay asılıydı. Taş duvarlar, sarmaşıklarla değil, kan kırmızısı minyatür süslemeleriyle kaplıydı. Ve o oradaydı.

Yaman Reis.

Adamın bahsettiği kişi, bir gölge kadar sessiz, bir dağ kadar vakurdu. Üzerindeki kaftanın kumaşı, bir antika dükkanının tozlu raflarında unutulmuş gibi ağır ve yaşlı duruyordu. Lara, onun varlığını hissettiği an, kalbinin ritmi düzensizleşti. Bu rüya, hastanın değildi. Bu rüya, bir kapandı.

Yaman, ağır adımlarla hastasının rüyasına doğru yürüdü. Gözleri, denizin en derin, en güneş görmeyen kısmından ödünç alınmış gibi soğuktu. Lara’yı fark ettiğinde duraksadı. "Buraya ait değilsin, yabancı," dedi sesi, bir zamanlar büyük savaş meydanlarında yankılanmışçasına tok ve tehditkârdı.

Lara, gerçekliğe tutunmaya çalışarak geri çekilmeye çalıştı ancak ayakları yerinden oynamıyordu. "Sadece... sadece hastamı kurtarmaya çalışıyorum. O uyuyamıyor."

Yaman bir hamleyle Lara’nın yanına ulaştı. Aralarındaki mesafe o kadar azdı ki, adamın teninden yayılan o kadim, tütsü ve metal karışımı kokuyu duyabiliyordu. Yaman’ın eli, Lara’nın çenesini hafifçe kavradı. Parmakları soğuktu ama o soğuklukta garip bir tanıdıklık vardı.

"Bu sokaklar, aciz insanların rüyaları için bir otel değil," diye fısıldadı Yaman, yüzünü Lara’nınkine yaklaştırarak. "Buraya sızdığında, senin ruhundan da bir parça burada kalıyor. Bir gün, geri dönmeye çalıştığında o kapıyı bulamayacaksın."

"Sen kimsin?" diye sordu Lara, sesi titreyerek.

Yaman gülümsedi ama bu bir sevgi ifadesi değil, bir celladın şefkatiydi. "Ben, rüyaların bittiği yerde başlayan o uzun, hiç bitmeyen gecenin sahibiyim."

Lara, gözlerini kliniğin odasında dehşetle açtı. Karşısındaki hastası horuldayarak uyuyakalmıştı. Göğsü hızla inip kalkıyordu. Elini çenesine götürdü; Yaman’ın parmaklarının soğukluğunu hâlâ hissedebiliyordu. Ancak daha korkunç olanı, masanın üzerinde duran antika bir Osmanlı gümüş parasıydı. Bu para, saniyeler önce oraya konulmuştu.

Telefonu çaldı. Arayan bilinmeyen bir numaraydı. Açtığında sadece tek bir cümle duydu:

"Bu gece, kendi rüyanda beni bekliyor olacaksın."

Hattın diğer ucundaki sessizlik, odadaki havayı bir anda vakumladı. Lara, avucundaki gümüş paraya baktı; paranın üzerinde, kendi adının kazılı olduğunu gördüğünde, kalbi duracak gibi oldu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.