Gözlerini açtığında, kendini alışık olmadığı bir yerde buldu. Etrafındaki her şey bulanık, sanki bir su altındaymış gibi. Yavaşça yerinden kalktı ve önünde beliren dumanlı manzaranın içine girdi. Gözlerini ovuşturdu, ama görüntü hâlâ aynıydı. Sanki hayatının en büyük rüyasıyla yüzleşiyordu, ama bu rüya onun hayal gücünün bir parçası değil, gerçek gibi hissediyordu.
Adı Elif, yirmi yaşında bir üniversite öğrencisiydi. Hayatı boyunca sürekli bir şeylerin eksikliğini hissetmişti; bir parça huzur, bir parça mutluluk. Şimdi ise bu rüyada, kaybolan parçalarını bulmaya çalışıyordu. Elif, hayata karşı meraklı ve biraz da kaygılı biriydi; genellikle düşüncelerini içe atar, duygularını paylaşmakta zorlanırdı. Ama bu rüya, onu bambaşka bir yolculuğa çıkaracaktı.
Etrafa bakındı, etrafında tanıdık yüzler belirmeye başladı. Öncelikle, en iyi arkadaşı Aslı. Aslı, neşeli ve cesur bir kızdı. “Elif! Neredesin? Seni bekliyorum!” diye seslendi. Ama Elif, Aslı’nın sesini duyduğunda bile, her şeyin tuhaf olduğunu hissetmeye devam ediyordu. Aslı’nın gözlerindeki heyecan, Elif’in içinde bir şeyleri tetikliyordu; belki de bu rüya, onu kendi iç yolculuğuna çıkaracaktı.
Birden, Elif’in etrafındaki görüntüler değişmeye başladı. Bir ormanın derinliklerine doğru sürüklendi. Ağaçların dalları, gökyüzünü kapatacak kadar uzanıyordu. Rüzgâr, yaprakları fısıldar gibi hışırdatıyordu. Kalbi hızla çarpmaya başlamıştı. “Bu ne? Nereye gidiyorum?” diye düşündü. Ama bu rüyada soruların cevabı yoktu.
Ormanın derinliklerinden gelen bir ses, Elif’in dikkatini çekti. “Gel, seni bekliyorum,” dedi, gizemli bir ses. Elif, sesi takip etmeye karar verdi. Ağaçların arasında yürüdükçe, içindeki korku ve merak birbirine karışıyordu. Belirsizlik, peşinde bir gölge gibi dolaşıyordu. İleride, bir ışık belirdi. Elif, ışığa doğru koşmaya başladı. Ne kadar hızlı koşsa da, ışık sanki ondan kaçıyordu. Ama pes etmeye niyeti yoktu; içindeki cesaretle, karanlığın içinden sıyrılmak istiyordu.
Sonunda, ışığa ulaştığında kendini bir ayna önünde buldu. Aynada gördüğü yüz, kendi yüzüydü ama aynı zamanda ona yabancıydı. Gözlerinde bir ifade vardı; kaybolmuşluk ve aynı zamanda bir arayış. “Ama ben kimim?” diye fısıldadı Elif, aynadaki yansımasına bakarak.
Birden, etrafındaki orman yok olmaya başladı. Ayna, Elif’in içinde bulunduğu karmaşık duyguları yansıtırken, bir kapı açıldı. Kapıdan geçerken, içindeki tüm belirsizlikler ve korkularla yüzleşecekti. Tam o anda, her şey karardı.
Gözlerini tekrar açtığında, kendini bir sınıfta buldu. Arkadaşları etrafında toplanmış, ona gülümseyerek bakıyordu. Ama Elif, bu rüyanın etkisinden kurtulamamıştı. Sınıf arkadaşları arasında Aslı yine ona yaklaşmıştı. “Hey, Elif! Nasılsın? Düşüncelere dalmış gibisin,” dedi.
Elif, Aslı’nın gözlerindeki sıcaklığı hissetti ama rüyasının etkisi hâlâ üzerindeydi. “Ben… sanırım rüyamı hatırlıyorum,” diye mırıldandı. Aslı, merakla sordu: “Ne gördün?”
Ama Elif, rüyasının gizemini paylaşmaya cesaret edemedi. İçinde, daha fazla keşfedilecek şey olduğunu biliyordu. Bu rüya, sadece bir başlangıçtı ve Elif, kendi gerçekliğini bulmak için daha fazla yol kat edecekti. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Rüya, belki de gerçek bir yolculuğun kapılarını açıyordu. Ne olursa olsun, Elif artık ne olduğunu anlamaya kararlıydı. Rüyasında kaybolmuş olanı bulmak için yola çıkacaktı.
