2.Bölüm: Geç gelen ya da hiç gelmeyen
~ Bulutlar mutluluktan da ağlayamaz mı?~
Eve girince çantamı bir kenara fırlatıp kendimi sabah kalktığımda ki halde olan yatağa attım. Yatağın kenarına yığılmış battaniyeyi üstüme çektim. Kafamı bile içine sokmuştum. Uyumak istiyordum. Uyuyunca gördüğüm rüyalar hayatımdan daha eğlenceliydi. Onları hayatıma tercih ederdim. Çok fazla rüya görüyordum. Bazen o kadar çok oluyorlardı ki gerçeklik algımı yitiriyordum. Aklıma gelen görüntülerin gerçek hayattan mı yoksa rüyadan mı olduğu konusunda kafam karışıyordu.
Yatağımdan çıkıp insanların arasına girme düşüncesi bile çok mide bulandırıcı. Onu yapmaksa... Zaten. Dışarıda kendimi güvende hissetmiyordum. İçerideki hava ağırlaşınca kafamı battaniyenin altından çıkardım. Yağmur damlalarının pencereme çarptığını görünce içimi bir mutluluk kapladı. Hava kararmaya başlamıştı. Yavaşça doğrulup battaniyenin üstümden kaymasını izledim. Ayaklarımı yataktan çıkardım. Yataktan destek alarak kalktım ve penceremin pervazına yaslandım. Aşağıda insanlar yağmurdan kaçmak için koşuşturuyor, birer fare gibi bir yerlere saklanıyordu. İki yüzlüler. Yer yüzünde ki görüntü sevimsiz geldiği için bakışlarımı gökyüzüne çektim. Bulutlar ilerliyor, arkalarında gözyaşlarını bırakıyorlardı. Bu şehirden, insanlardan hem uzaklaşmak istiyor hem de terk etmeye kıyamıyor gibiydiler. Yoksa gitmek istemiyor muydular? Seviyorlar mıydı yoksa işlevlerini kendilerinin bile unuttuğu bu garip canlıları? O yüzden miydi bu hüzün? Ya da mutluluk gözyaşları mıydı bu yağmur? Kaçtıkları için bu şehirden. İnsan sadece üzülünce ağlamazdı. Mutluluktan da ağlayabilirdi. Ama insanlar bunu kabul etmiyordu.
Gözlerim bir anda gördüğü ışıkla parladı. Ardından gelen ses tüm sokaklarda yankılandı. Bir tane daha şimşek gelmesini bekledim. Gelmedi. Vazgeçip yatağıma döndüm. Battaniye mi benle beraber sürükleyerek yattım. Gökyüzüne kırılmış gibi arkamı duvara döndüm. Kafamı tam koyduğum anda oda bir kaç saniyeliğine aydınlandı. Sonra ışık geri çekti ellerini duvarlardan. Kafamı çevirip tekrar camdan gökyüzüne baktım ve... İşte beklediğim o ses...Bu sefer korkutucu bir ses yankılandı duvarlarda. - korkutucu olup olmadığı tartışılırdı. - Ses her zaman geç geliyordu. Işıktan önce gelse bir kere de ne olurdu ki? Haber mi veriyordu geleceğini önceden. İlk o gelse korkardı yeryüzü ama ışığı görünce hazırlanıyordu herkes sesin de gelmesine. Peki bir gün gelmese ne olurdu? Hep gelir miydi beklenen? İnsanlar önce şaşırır ama sonra alışırdı onun da gelmemesine. Aşağılık insanoğlu neye alışmıyor ki!
Gözlerim gökyüzünü izlemeye devam etmek istiyordu ama göz kapaklarım buna izin vermiyordu. Yavaş yavaş ağırlaştılar. Taşıyamaz oldum ve aniden sonsuz karanlığa gömüldüm.
