İLK GEZİ Kitabımın kapağını sert bir şekilde kapattım, matematiğe karşı olan tüm nefretimi belli edecek şekilde derin bir nefes verdim. Görüntülü aramada olan biricik arkadaşım Nisa kameradan dik dik bana bakıyordu.
"Bitti, ben pes ediyorum."
"Çok çabuk pes ediyorsun, Rüya."
Yorgun ve bıkkın bakışlarımı kameradan arkadaşıma çevirdim.
"Senin için demesi kolay. Matematik dehası olan sensin."
"Deme öyle. Ben senden çok çabalıyorum sadece."
"Saçmalık. Benden daha zeki olduğunu kabul et."
Nisa ondan beklediğim gibi uzun bir 'of' sesi çıkardı.
"Geri zekalı veya zeki olmakla alakası yok. Senin işine gelmediği için çalışmıyorsun."
"Matematik beni sevmiyorsa ben ne yapayım?"
"Rüya! Bazen beni delirtiyorsun."
Odamın kapısı izin istenmeden, sertçe açıldığında el alışkanlığı olarak aramayı direkt kapattım.
"Kiminle konuşuyorsun?"
"Nisa."
Annemin kuşkucu bakışları masamda sonra elimdeki telefonda gezindi.
"Ders çalışmak yerine arkadaşınla konuşarak zaman mı kaybediyorsun, Rüya?"
"Hayır anne. Birlikte ders çalışıyorduk."
"Bana yalan söyleme, Rüya."
"Yalan değil anne."
"O zaman neden kapın kapalı? Neden telefonunu kapattın ben gelince?"
"Nisa erken yapacağını söyledi."
Annem sağolsun sayesinde çok iyi bir yalan makinesi olmuştum.
"Nisa... hangisi?"
Sanki başka arkadaşım varmış gibi bana soru soruyordu, beni deniyordu sadece ağzımdan sakladığım bir şey kaçırmamı bekliyordu.
"Başka arkadaşım yok zaten. Nisa, tanıyorsun."
"Hm... fakir ama zeki olan kız mı?"
Annemin Nisa'yı bu kadar hatırlaması bile göz yaşartırdı, genelde birisini hatırlamak için hem zengin hem de başarılı olması gerekirdi.
"Evet, o."
Annemin bir süre daha beni sürdükten sonra kapımı sonuna kadar açtı.
"Bu kapı kapanmayacak."
Dedi ve gitti. Bu annemin ilk uyarısı değildi son da olmayacaktı. Elimdeki telefona baktım, Nisa'yı bir daha arayamazdım annemin beni dinleme olasılığı yüksekti. Sandalyemi itip ayağa kalktım. Kitaplarımı çantama tıktıktan sona yatağıma ilerledim, kısa ve öz bir mesj attım Nisa ya. Telefonumu masama bırakıp yatağımın battaniyemi kaldırdım ve ocak soğuğundan korunmak için üstüme örttüm. Evimiz soğuk değildi, yerden ısıtma vardı ama ben kolayca hasta olabildiğim için önlemlerimi alıyordum. Anne ve babamın ayak seslerini duyuyordum, babam odama uğramadan kendi yatak odasına gitti fakat annem beni kontrol etmekten vazgeçmyordu. Kapımın gıcırdadığını duyuyordum, annem kapının çerçevesine yaslanmış ve beni izliyordu gözlerim açık olmasa bile bunu anlıyordum.
Bu evden bir an önce gitmek istiyordum, üniversite sınavından sonra tercih zamanı geldiğinde Bu şehir dışında tuturduğum tüm şehirleri yazma kararı almıştım. Hedefim İzmir olsa da Ankara veya Antalya'daki okulları da yazabilirdim. Asıl özgürlüğüm üniversite bittikten sonra başlayacaktı. Kendi evim, kendi hayatım olacaktı. Ailemin olduğu şehire geri dönmeyi düşünmüyordum, onlarla olabildikçe az görüşecektim. Moda tasarımı bölümünü bitirmiş ve kendi işini yapan yirmi dört yaşında bir kadın olacak ve istediğim her şeyi yapacaktım. Tek katlı ama lüks bir evim olsun istiyordum, büyük amerikan mutfak, bir tane yatak odası, yatak odama özel banyo ve en önemlisi giyinme odam... bunlar sadece hayalimdi ama imkansız değildi. Nisa'nın hala benimle arkadaş olmasını istiyordum, o olmasa şu anda bu kadar dayanamazdım.
"Rüya!"
Adım duyduğumda gözlerimi açtım, karşımda Nisa oturuyordu ama daha genç görünüyordu.
"Makyaj mı yaptın sen?"
Nisa kıkırdadı, o tanıdık gülümseme gözlerinin kısılmasına neden oluyordu farklıydı ama tanıdıktı.
"İlahi Rüya. Ben hep makyaj yapıyorum."
Kaşlarımı çattım, Nisa makyaj yapaz ve yapmayı da sevmezdi mecbur olmadıkça da makyaj yapmazdı.
"Hadi, kahveni iç, geç kalacağız."
Doğru, geç kalacaktık ama nereye geç kalacaktık? Hatırlamıyordum hatta bu kafeye ne ara geldik onu da hatırlamıyorum, buraya daha önce geldik mi onu bile hatırlamıyorum. Neler oluyor?
"Rüya hadi."
Aceleyle ayağa kalktım, ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Nisa hesabı ödeyip dışarı çıktı ben de çaresizce onu takip ettim. Kafenin kapısında ki yansımama baktım. Bu ben miydim? Ben bu değildim. Ben on yedi yaşında, basit okul kıyafeti giyen ve okuldan eve giden bir kızdım ama gördüğüm bir kadındı, çok şık bir kadın. Üstüne giydiği lacivert takım bedenine tam oturmuştu, uzun kumral saçlarını sıkıca toplayıp at kuyruğu yapmıştı. Gördüğüm kadın kendisini tanıyan ve kendisinden emin bir kadındı.
"Rüya hadi ama artık!"
Kendimi toparladım, hızlıca.
"Geldim."
"Neden kendini ilk kez görmüş gibi inceliyorsun? Evden çıkarken üstüne bakmadın mı?"
Ben kendimi değil bu kadını ilk kez görüyordum!
"Yok, unuttum."
"Hala aynısın. Ne demişler yedisinde neysen yetmişinde osun. Hiç değişmedin. En çok bu yönünü seviyorum."
Hiç bozuntuya vermeden Nisa'yı dinledim, ne yapacağımı bilmediğim için onu takip ediyordum. Bir yandan da bana ne olduğunu düşünüyordum ama çözüm yolu yoktu, hiç fikrim yoktu.
"Araban diğer tarafta."
"Ne?"
"Araban, Rüya. Karşıya park ettin."
Arabam mı? Neler oluyor? Çıldırmak üzereydim.
"Doğru, evet."
Cebimden herhangi bir araba anahtarı çıkması için dua ettim, yoktu. Çantama bakmaya başladım.
"Buldum. Evet."
Dedim heyecanla ama asıl sorun şimdi başlıyordu, ben araba kullanmayı bilmiyordum hatta ehliyetim bile yoktu. On yedi yaşında ehliyet almak şansım olsa çoktan alırdım ama yoktu o zaman nasıl arabam vardı? Çok büyük bir problem vardı ortada ve benim en sevmediğim şey buydu, problemler.
Araba anahtarımı kaldırıp kilit açma tuşuna bastım, karşımda duran siyah bir Mercedes'in farları yanıp söndü.
"Yok canım."
Bu araba benim olamazdı, diğer arabalara bakarken tekrar anahtara bastım fakat yine onun ışığı yanıp söndü. Benimdi, hayalimdeki araba yani on yedi yaşındaki benim hayalim.
"Rüya, beni korkutmaya başladın. Bin artık arabana. Tama aklısın ben de senin arabana hayranım ama abartma."
"Evet, benim."
Ne zaman almıştım bu arabayı? Ehliyetimi ne zaman almıştım? Kafam çık karışıktı ama yapacak başka bir şeyim yoktu. Arabama gittim kapısını açtım ve oturdum. Yeni araba kokusu hala buradaydı, koltuğu eskimemişti, yeniydi ve benimdi.
"Kendini topla Rüya. Bu bir... bu garip bir rüya sadece. Çok gerçekçi."
Bu şeye bir isim koymak mümkün değildi, garip bir anıydı sanki ben yaşıyorum, gerçekti. Tenime değen rüzgarı hissediyordum, arabanın kokusunu alıyordum rüya olanayacak kadar gerçekti ama korkutucuydu. Birden çakmaya başlayan telefonum bu anımı böldü çantamda telefonumu aradım ama bulamadım. Sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştım, yukarıdan geliyordu.
"Kalk."
Boğuk ve tanıdık bir ses vardı zihnimde, kime ait olduğunu anlayamıyordum. Sanırım delirmiştim, onunda bu da olmuştu.
"Geç kalacaksın."
Yine aynı, tanıdık ses. Gözlerimi kapattım ve odaklanmaya çalıştım. Zihnim sanki uyuşuyordu, açıklamak zordu.
"Rüya!"
Gözlerimihızla açtığımda odamın tavanı ile bakmıştım.
"Duymuyor musun? Alarmın çalıyor yarım saattir."
"Yarım saat mi?" Nasıl ya? Ben alarmım çalmadan uyanırım. Hala çalmaya devam eden saatime baktığımda saatin sekize geldiğini fark etmemle yatağımdan kalkmam bir oldu. Saat ne ara... Ben nasıl buraya geri döndüm? Gördüklerim rüyamıydı? Ama çok gerçekti her şey. Okul gömleğimi giyip üstüne lacivert kazağımı giydim. Lacivert...
Eteğimi giydim ve sonra çantamı sırtıma aldım. Aşağı kata inip mutfağa girdim, sıcacık gülümsemesi ile beni Hazal abla karşıladı. Hazal abla evin aşçısıydı ve evdeki tek gülümseyen insandı. Hazırladığı krepten bir parça koparıp ağzıma attım.
"Günaydın Hazal abla."
"Günaydın Rüya hanım."
Yüzümde sahte sinir ifadesi belirdi.
"Bana öyle seslenme demiştim."
Hazal abla mahcup bir gülümseme bahşettiği bana.
"Biliyorum ama annen istedi."
Gözlerimi devirdim ve bıkkın bir iç çektim. Annemin koyduğu kurallar vardı evet bu olabilirdi ama benim adıma kurallar koymasından nefret ediyordum.
"Doğru, hanımın çok sert Hazal abla."
Hazal ablanın patronu olduğu için gülemedi ama ben rahattım. Sırıttım ve tam masaya oturacağım sırada annemin sesini işittim.
"Rüya, gevezelik etmenin sırası değil. Şoför seni bekliyor."
"Ama daha kahvaltı etmedim."
"Yolda yaparsın. Ya da okuldaki arkadaşlarınla."
Burnumdan soluyordum. Kavga çıkarmak, sesimi yükseltmek istiyordum ama yapmadım. Daha önce denemiştim annemle yarışmayı ama anneme yetişemiyordum, onun avantajı vardı o bir anneydi.
Hazal ablaya el salladıktan sonra sandalyeden inip çantamı tek omuzuna attım ve kapının yanındaki askıdan lacivert montumu alıp giydikten sonra evden çıktım. Annem kendi arabasına çoktan binmişti gözleri beni takip ediyordu. Şoför Güngör abi çantamı aldı ve benim için arka kapıyı açtı, nihayet arabaya bindiğimde annem önüne döndü ve garajdan çıktı. Gördüğüm rüyaya geri dönmek istiyordum şu anda, tek kurtuluşum oydu en azından rahattım. Babamı görmemiştim bile benimle vedalaşma zahmetine girmiyordu, hiçbir zaman. Sıkıcı, kurallarla dolu hayatım ve yaklaşan üniversite sınavı beni bunaltıyordu, daha ne kadar dayanabilirim bilmiyordum.
"Son beş ay, Rüya."
Diye teselli ettim kendimi. Üniversite sınavından sonraki yaz tatilimi çoktan planlamıştım, Nisa ile takılacaktım. Ailemden uzakta.