Nevşehir’den sonra yol sessizdi.
Ama bu sessizlik huzurlu değildi.
Sanki bir şey konuşmayı bekliyordu.
Elif, yol boyunca normaldi.
Gülüyordu.
Pencereden dışarı bakıyordu.
Fotoğraf çekiyordu.
Ama Yusuf bir şeyi fark ediyordu.
Elif bazı anlarda… boş bakıyordu.
Sanki bir şeyi hatırlamaya çalışıp bulamıyordu.
Sanki zihninde eksik bir sayfa vardı.
O gece küçük bir pansiyonda kaldılar.
Oda sade, duvarlar beyazdı.
Yusuf uyumak üzereydi.
Elif pencerenin önünde oturuyordu.
“Uyumayacak mısın?” dedi Yusuf.
Elif başını çevirmedi.
“Bir şey hatırlıyorum gibi oluyorum.”
Yusuf doğruldu.
“Neyi?”
Elif cevap vermedi.
Uzun süre sustu.
Sonra çok yavaş konuştu:
“Çocukken… aynı rüyayı görürdüm.”
Yusuf’un içi gerildi.
“Ne rüyası?”
Elif yutkundu.
“Bir göl vardı.”
Yusuf bir anda dondu.
Elif devam etti.
“Gökyüzü yoktu bazen… bazen de gökyüzü eriyordu.”
Yusuf nefesini tuttu.
Elif gözlerini kapattı.
“Ve bir kapı vardı.”
Oda bir anda ağırlaştı.
Sanki hava kalınlaştı.
Yusuf konuşamadı.
Elif ilk kez ona baktı.
“Sen de görüyorsun değil mi?”
Yusuf cevap veremedi.
Çünkü “evet” derse her şey gerçek olacaktı.
“Ben… bilmiyorum,” dedi zorla.
Elif gülümsedi ama bu gülümseme sıcak değildi.
Daha çok hatırlayan birinin gülümsemesiydi.
“Yalan söylüyorsun.”
O an oda sessizleşti.
Dışarıdan hiçbir ses gelmiyordu.
Sanki dünya onları dinliyordu.
Elif ayağa kalktı.
“Benim ailem de kaybolmadı Yusuf.”
Yusuf başını kaldırdı.
Elif devam etti:
“Onlar… gitmedi.”
“Ben hatırlamıyorum.”
Bu cümle Yusuf’un içini yardı.
Elif pencereye döndü.
“Bazen insanların hayatından bir şey silinir.”
“Ve herkes buna alışır.”
Yusuf yavaşça ayağa kalktı.
“Sen ne diyorsun?”
Elif uzun süre sustu.
Sonra çok net konuştu:
“Ben o kapının yanındaydım.”
Yusuf’un kalbi hızlandı.
“Ne kapısı?”
Elif ona baktı.
Ve ilk kez bakışı tamamen değişti.
Sanki artık Elif değildi.
Sanki biri onu içeriden izliyordu.
“Gölün altındaki kapı.”
Yusuf bir adım geri gitti.
Elif devam etti:
“Sen görüyorsun Yusuf.”
“Çünkü sen seçildin.”
Yusuf öfkeyle:
“Bu ne demek? Ne seçilmesi?”
Elif başını eğdi.
“Hatırlayanlar…”
“Kapıya yaklaşır.”
O anda Elif’in sesi bir anlık kesildi.
Sanki başka biri konuşuyordu.
“Ve kapı… açılmak için birini kullanır.”
Yusuf geri çekildi.
“Sen Elif değilsin.”
Elif gülümsedi.
“Ben Elif’im.”
Ama sesi artık tam insan sesi değildi.
Daha derin.
Daha eski.
Sanki aynı anda birkaç ağızdan çıkıyordu.
Odadaki ışık titredi.
Bir anlığına Elif’in arkasında bir gölge belirdi.
Çöp toplayan adamın siluetine benzeyen bir gölge.
Ama bu kez hareket etmiyordu.
Sadece izliyordu.
Elif fısıldadı:
“Kapı sana yaklaştı Yusuf…”
“Şimdi sıra sende.”
Ve ışık söndü.
Yusuf karanlığın içinde yalnız kaldı.
Karanlık giderek yoğunlaştı.
Ne kadar bağırmaya çalışsa da sesi çıkmıyordu.
Tam gölün derinliklerinden gelen uğultuyu yeniden duyacakken her şey bir anda dağıldı.
Sonra bir anda irkilerek uyandı.
Nefes nefeseydi.
Kalbi deli gibi çarpıyordu.
Az önce yaşadıklarının hepsi bir rüyaydı.
Pansiyon odası sessizdi.
Işıklar sönüktü.
Elif kendi yatağında uyuyordu.
Yusuf bir süre tavana baktı.
Rüya o kadar gerçek gelmişti ki hâlâ etkisinden çıkamıyordu.
Ama içinde başka bir his daha vardı.
İlk kez, kelekte gördüğü bütün o tuhaf rüyalarla Elif arasında bir bağlantı olabileceğinden şüpheleniyordu.
Gölden bahsetmesi.
Kapıyı tarif etmesi.
Ve ailesiyle ilgili söyledikleri…
Bunların hepsi tesadüf olamayacak kadar benziyordu.
Bunun nedenini anlayamadı.
Rüyasını Elif’e anlatmamaya karar verdi.
Belki de sadece kötü bir kabustu.
Ama içinden bir ses, bu geziden sonra Elif’in geçmişini araştırması gerektiğini söylüyordu.
Ailesi gerçekten kimdi?
Neden onlar hakkında bu kadar az şey biliyordu?
Ve Elif’in çocukluğu hakkında anlatmadığı başka neler vardı?
Tam yeniden uzanacakken istemsizce hareket etti.
Yatağın gıcırtısıyla Elif de irkilerek uyandı.
“Yusuf?” diye mırıldandı uykulu bir sesle.
Yusuf ona baktı.
“Bir şey yok,” dedi.
Elif başını yastığa koyup tekrar gözlerini kapattı.
Oda yeniden sessizliğe gömüldü.
Ama Yusuf uzun süre uyuyamadı.
Çünkü artık aklındaki soru değişmişti.
Kapının ne olduğu değil…
Elif’in gerçekte kim olduğu.