İçeriğe geç

Rüya bir hayat

Bölüm 36 · 3 dk okuma

Rüya bir hayat

Bölüm 36

Kutu

Parkın içindeki o tuhaf sıcaklık, kutunun açılmasıyla birlikte değişmişti; sanki yerin altından değil de zamanın içinden gelen bir nefes yükselmiş ve havayı görünmez bir şekilde ağırlaştırmıştı. Yusuf kutunun kapağını kapattığında ses çıkmadı ama sessizlik daha da derinleşti, çünkü bazı sessizlikler sesin yokluğu değil, sesin geri çekilmesiydi.

Ali kutuya bir kez daha baktı.

“Buraya bir şey gömülmüş,” dedi.

Ama cümlesi tamamlanmadı.

Çünkü neyin gömülü olduğunu bilmiyordu.

Selin yavaşça geriye adım attı.

“Bu park… sanki bir şeyin üstüne yapılmış.”

Pelin gözlerini kısarak etrafa baktı.

“Hayır… yapılmış değil…”

Kısa bir duraklama oldu.

“saklanmış.”

Elif hiçbir şey söylemedi.

Sadece parkın dışına, ağaçların arasına baktı.

Sanki orada görünmeyen bir çizgi vardı.

Ve o çizginin ötesi çağırıyordu.

Yusuf kutuyu eline aldı.

Ağırlığı yoktu.

Ama varlığı vardı.

Bu bile başlı başına yanlış bir hissiydi.

“Buradan gidelim,” dedi Yusuf.

Ama neden gitmek istediğini bilmiyordu.

Sadece burada kalmanın doğru olmadığını hissediyordu.

Hep birlikte parkın çıkışına yöneldiler.

Fakat birkaç adım sonra Yusuf durdu.

Çünkü parkın dışı artık aynı değildi.

Kapı oradaydı.

Daha önce yoktu.

Ya da vardı ama görünmüyordu.

Paslı bir demir kapı.

Ne bir eve aitti ne bir bahçeye.

Sadece iki dünya arasına bırakılmış gibi duruyordu.

Ve kapının arkasından bir ses geliyordu.

Uğultu.

Düzenli değil.

Dalgalar gibi.

Ama su dalgası değil.

Sanki metalin içinden geçen bir hafıza sesi.

Elif yavaşça fısıldadı.

“Bu… buradan gelmiyordu.”

Ali kapıya yaklaştı.

“Burası parkın çıkışı değil.”

Selin başını salladı.

“Bu… başka bir yere açılıyor.”

Pelin kapıya baktı.

“Bizi çağırıyor.”

Yusuf kapıya doğru yürüdü.

Hiç düşünmeden.

Ama bu düşüncesizlik bir cesaret değildi.

Bir hatırlamaydı.

Sanki daha önce de bu kapının önünde durmuştu.

Sanki bu an daha önce yaşanmıştı.

Kapıya yaklaştıkça uğultu arttı.

Ama ses kulakta değil, göğüste hissediliyordu.

Kalp ritmini değiştiriyordu.

Nefesin şeklini bozuyordu.

Elif arkadan geldi.

“Yusuf… açma.”

Ama cümle gecikmişti.

Çünkü Yusuf zaten kapıya dokunmuştu.

Metal soğuktu.

Ama soğuk bir yüzey gibi değil.

Sanki içeriden çekiyordu.

Yusuf kapıyı itti.

Bir an hiçbir şey olmadı.

Sonra ses geldi.

Ama önce ses değil.

Titreşim.

Yerin içinden yükselen bir basınç.

Ve ardından kapı açıldı.

İçeride karanlık yoktu.

Su vardı.

Ama su gibi değildi.

Ağırdı.

Yoğundu.

Sanki su değil de zamanın kendisi birikmişti.

Ve o birikmiş şey, kapının ardında sabit duruyordu.

Bir anda su yükseldi.

Ama taşma gibi değil.

Bir fışkırma gibi.

Kapının içinden dışarıya doğru patladı.

Yusuf geri çekildi.

Elif çarptı.

Ali düşmemek için duvara tutundu.

Selin ve Pelin aynı anda nefes aldı.

Ama su onları ıslatmadı.

Geçti.

Sanki bedenleri suyu tanımıyordu.

Ve o anda uğultu değişti.

Artık ses değildi.

Bir kelimeye dönüşüyordu.

Ama kimse anlamıyordu.

Sadece hissediyorlardı.

“gel…”

Yusuf kapının içine baktı.

Ve ilk kez net gördü.

Bir sokak.

Islak asfalt.

Bir ışık.

Ve çok uzakta, hareket eden bir şey.

Ama bu bir görüntü değildi.

Bu bir anıydı.

Elif fısıldadı:

“Burası… neresi?”

Yusuf cevap vermedi.

Çünkü artık biliyordu.

Ama söyleyemiyordu.

Ali yavaşça konuştu:

“Biz buraya daha önce geldik.”

Selin başını salladı.

“Hayır…”

Pelin tamamladı:

“Biz buradan hiç çıkmadık.”

Ve Yusuf o an her şeyi anladı.

Park bir yer değildi.

Kapı bir geçiş değildi.

Kutu bir ipucu değildi.

Bunların hepsi…

aynı anın farklı parçalarıydı.

Kapıdan gelen su yükselmeye devam etti.

Ama bu kez dışarı taşmıyordu.

İçeri çekiyordu.

Ve Yusuf bir adım attı.

Sonra ikinci.

Elif onu tuttu.

“Yusuf!”

Ama artık sesler birbirine karışıyordu.

Çünkü kapının içinden gelen şey artık bir ses değildi.

Bir hatırlamaydı.

Ve hatırlayan geri dönemiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.