Çöpçü adamın karanlığın içinde kaybolmasından sonra sokak bir süre gerçekten sessiz kaldı; bu sessizlik sadece seslerin yokluğu değildi, sanki o an dünya nefesini tutmuştu ve ne olacağını bekliyordu.
Yusuf ile Elif oldukları yerde bir süre hareket etmediler.
Adamın son cümlesi zihninde tekrar tekrar yankılanıyordu.
“Ali’yi, Selin’i ve Pelin’i de getirin…”
Elif ilk konuşan oldu.
“Sanki bizi eksik sayıyor.”
Yusuf başını yavaşça salladı.
“Eksik saymıyor.”
“Eksik diyor.”
Bu cümle ikisini de sessizliğe itti.
Çünkü aradaki fark çok büyüktü.
Bir süre sonra Yusuf geriye baktı.
Geldikleri yol artık aynı görünmüyordu. Sokak lambaları hâlâ yanıyordu ama artık onları yönlendirmiyordu. Sanki görevini bitirmiş gibiydi.
Elif fısıldadı.
“Artık kendi yolumuzdayız.”
Yusuf cevap vermedi.
Ama içinde bir şey netleşmişti.
Bu iş geri dönülerek çözülecek bir şey değildi.
Eve döndüklerinde Ali kapıyı açtı.
Tek bir bakış yeterli oldu.
Ali hiçbir şey sormadı.
Sadece şunu söyledi:
“Gördünüz.”
Yusuf başını salladı.
Selin ve Pelin salonda bekliyordu.
Yüzlerinde aynı tedirgin ifade vardı.
Sanki evin içi de artık dışarıdan daha güvenli değildi.
Yusuf oturdu.
Bir süre konuşmadı.
Sonra yavaşça:
“Onu bulduk.”
Ali hemen sordu.
“Ne dedi?”
Yusuf durdu.
Cümleyi doğru kurmak istiyordu ama bazı cümleler doğru kurulunca daha ağır oluyordu.
“Bizi eksik sayıyor.”
Selin kaşlarını çattı.
“Nasıl yani?”
Elif araya girdi.
“Bizim olmamız gerektiği yerde değiliz.”
Pelin fısıldadı.
“Peki nerede olmalıyız?”
Bu soru odada asılı kaldı.
Cevap yoktu.
O gece kimse uyumadı.
Ama bu sefer rüyalar bile gelmedi.
Sanki bir şey bekliyordu.
Sabaha karşı Yusuf pencereyi açtı.
Şehir sakindi.
Fakat sokak lambaları hâlâ çok hafif yanıp sönüyordu.
Düz bir ritim yoktu.
Ama bir anlam vardı.
Yusuf bunu ilk kez net fark etti.
“Bu bir çağrı değil…”
diye mırıldandı.
Elif arkasında belirdi.
“Ne?”
Yusuf lambalara baktı.
“Bir sayım.”
Elif anlamadı.
“Ne sayımı?”
Yusuf cevap vermedi.
Çünkü kendisi de tam olarak bilmiyordu.
Ama ilk defa şunu hissediyordu:
Bir şey onları sadece çağırmıyordu.
Bir şey onları tamamlamaya çalışıyordu.
Öğleden sonra beşi tekrar bir araya geldi.
Evdeki hava değişmişti.
Artık kimse “ne oluyor” demiyordu.
Herkes “neye dönüşüyoruz” diye düşünüyordu.
Yusuf masaya eski defteri koydu.
Defteri açtı.
Sayfalar doluydu.
Ama artık notlar değil…
bağlantılar görülüyordu.
Aynı kelimeler.
Aynı semboller.
Aynı tekrar eden 731.
Ali deftere baktı.
“Bu sayı…”
“Her yerde.”
Selin başını salladı.
“Rüyada da var.”
Pelin ekledi.
“Uyandığımda bile gözümün önünde.”
Elif sessizce konuştu.
“Bu sayı bir yer değil.”
Yusuf tamamladı.
“Bir şeyin izi.”
O akşam karar verildi.
Yeniden oraya gideceklerdi.
Ama bu kez sadece Yusuf ve Elif değil.
Herkes.
Çünkü artık kimse dışarıda kalmıyordu.
Kapı açıldı.
Beşi birlikte sokağa çıktı.
Ve bu kez sokak lambaları farklıydı.
Yanıp sönmüyordu.
Sanki onların gelmesini bekliyordu.
Yavaşça ilerlediler.
Ve şehir onları yeniden aynı yere götürdü.
Çöpçü adamın kaybolduğu noktaya.
Ama bu kez adam orada değildi.
Sadece boş bir bank vardı.
Ve bankın üzerinde tek bir kâğıt.
Yusuf eğilip aldı.
Üzerinde tek bir cümle yazıyordu:
“Hazır değildiniz. Şimdi biraz daha hazırsınız.”
Elif kâğıdı okudu.
“Bu ne demek?”
Yusuf gözlerini kaldırdı.
“Bizi izliyor.”
Ali etrafa baktı.
“Kim?”
Yusuf cevap vermedi.
Ama içinden tek bir şey geçti:
“Biz sandığımız kadar yalnız değiliz.”
Ve o an…
Sokak lambalarının hepsi aynı anda bir kez daha yanıp söndü.