Yusuf o gece yatağına uzandığında uyumak istemiyordu.
Haydarpaşa Garı’nda karşılaştıkları yaşlı adam gözünün önünden gitmiyordu.
Adamın yüzündeki korku…
Onları tanıdığı andaki şaşkınlık…
Ve en önemlisi de kaçışı.
Bir insan bilmediği şeyden kaçmazdı.
Adam bir şey biliyordu.
Belki yıllardır sakladığı bir şeyi.
Belki de Yusuf’un yedi yıldır peşinde olduğu gerçeğin küçük bir parçasını.
Komodinin üzerindeki tren biletine baktı.
Bilet hâlâ oradaydı.
Gerçekti.
Dokunabiliyordu.
Katlayabiliyordu.
Ama açıklayamıyordu.
Rüyadan çıkıp gerçek dünyaya gelen bir kâğıt parçası…
Bu bile tek başına insanın akıl sağlığını sorgulaması için yeterliydi.
Telefonuna uzandı.
Elif’ten mesaj vardı.
“Uyuyabildin mi?”
Yusuf birkaç saniye düşündü.
Sonra yazdı:
“Hayır.”
Mesaj anında görüldü.
Birkaç saniye sonra cevap geldi.
“Ben de.”
O gece İstanbul’un üzerine sessizlik çöktüğünde iki farklı evde, iki farklı odada aynı korku bekliyordu.
Ve aynı oyun.
Yusuf gözlerini kapattı.
Bir süre hiçbir şey olmadı.
Sonra…
Ayaklarının altındaki zemin kayboldu.
Sanki yatağı, odası, evi ve bütün dünya geride kalmıştı.
Yavaşça gözlerini açtı.
İlk hissettiği şey soğuktu.
Ama bu hava soğuğu değildi.
Camın soğukluğu gibiydi.
Cansız.
Sessiz.
Durgun.
Başını kaldırdı.
Ve nefesi kesildi.
Karşısında uzanan şehir, hayatında gördüğü hiçbir şeye benzemiyordu.
Gökyüzüne kadar yükselen kuleler vardı.
Tamamı camdan yapılmıştı.
Ama içleri boş değildi.
Her kulenin içinde ışıklar hareket ediyor, gölgeler dolaşıyordu.
Sokaklar da camdı.
Köprüler de.
Merdivenler de.
Ağaçlar bile.
Yaprakların üzerinde ay ışığı değil, sanki yıldız tozu parlıyordu.
Yusuf aşağı baktı.
Ve midesi sıkıştı.
Çünkü şehrin altında dünya yoktu.
Şehrin altında hiçbir şey yoktu.
Ne deniz.
Ne kara.
Ne gökyüzü.
Sonsuz bir boşluk.
Sanki bütün şehir evrenin ortasında asılı duruyordu.
Birkaç metre ötede bir hareket gördü.
Elif.
O da yeni uyanmış gibi etrafına bakıyordu.
Yusuf’u görünce rahatladı.
Hızlı adımlarla yanına geldi.
“Sen de gördün mü?”
“Şehri mi?”
Elif başını salladı.
“Hayır.”
Sesi titriyordu.
“Boşluğu.”
İkisi de birkaç saniye sessiz kaldı.
Çünkü aşağıya uzun süre bakmak insana kötü hissettiriyordu.
Sanki boşluk da sana bakıyordu.
Tam o sırada gökyüzü çatladı.
Sessizce.
Cam kırılır gibi.
Ama ses çıkmadan.
Yukarıda dev bir yarık oluştu.
Ve yarığın içinden beyaz harfler dökülmeye başladı.
Harfler havada birleşerek bir yazı oluşturdu.
OYUN 002
CAM ŞEHİR
AMAÇ:
GERÇEK ANIYI BUL
CEZA:
BAŞARISIZLIK +1 YIL
BAŞARISIZLIK SAYISI:
0
Elif yazıları okurken yüzü gerildi.
“Gerçek anı ne demek?”
Yusuf cevap veremedi.
Çünkü tam o sırada önlerindeki cam yol uzamaya başladı.
Yavaşça.
Sessizce.
Ve onları şehrin merkezine doğru götürdü.
Yolun sonunda dev bir meydan vardı.
Meydanın ortasında tek bir bina yükseliyordu.
Diğer kulelerden çok daha büyüktü.
Yaklaşık yüz katlı görünüyordu.
Ama garip olan şey yüksekliği değildi.
İçindekilerdi.
Binanın duvarları tamamen şeffaftı.
Ve her katta farklı sahneler görünüyordu.
Bir aile yemek yiyordu.
Bir çocuk bisiklet sürüyordu.
Bir kadın ağlıyordu.
Bir adam tren bekliyordu.
Binlerce anı.
Binlerce hayat.
Binlerce hikâye.
Elif fısıldadı:
“Bunlar ne?”
Yusuf cevap veremeden hoparlör çalıştı.
Ama bu kez ses ne erkekti ne kadın.
Sanki yüzlerce insan aynı anda konuşuyordu.
“Hatıralar.”
“Korunanlar.”
“Silinenler.”
“Çalınanlar.”
Yusuf’un kalbi hızlandı.
Çalınanlar.
Bu kelimeyi duyunca Elif’e baktı.
Elif de ona bakıyordu.
İkisi de aynı şeyi düşünmüştü.
“Ya biri benden bir şey aldıysa?”
Elif’in günler önce söylediği cümle yeniden aralarına oturdu.
Meydanın ortasında bir ışık belirdi.
Yavaş yavaş şekil aldı.
Ve bir kapıya dönüştü.
Camdan yapılmış bir kapı.
Üzerinde tek bir sayı vardı.
731
Yusuf donup kaldı.
Peron 7’de gördüğü ilk ipuçlarından biri.
Yine karşısındaydı.
Kapının altında yeni bir yazı belirdi.
ÜÇ ANI
İKİSİ SAHTE
BİRİ GERÇEK
GERÇEĞİ BUL
Kapı açıldı.
İçeriden beyaz bir ışık yayıldı.
Yusuf ve Elif birbirlerine baktılar.
İkisinin de yüzünde korku vardı.
Ama geri dönemezlerdi.
Çünkü artık biliyorlardı:
Bu şehir onlara yeni bir ipucu vermeyecekti.
Bu şehir…
Onlardan bir hatıranın gerçekten kime ait olduğunu bulmalarını isteyecekti.
Ve eğer yanlış seçerlerse…
Yarın sabah aynaya biraz daha yaşlanmış olarak bakacaklardı.
Yusuf derin bir nefes aldı.
Sonra kapıya doğru ilk adımı attı.
Ve Cam Şehir’in gerçek oyunu başladı.