Sabah 08.20
Doğrusöz İç Mimarlık'ın giriş katı her zamanki gibi hareketliydi.
Telefonlar çalıyor, çalışanlar yetişmesi gereken projeler için koşturuyordu.
Ama şirkette değişmeyen bir şey vardı.
Bora Doğrusöz.
Asansör kapısı açıldı.
Bora içeri girdi.
"Günaydın Bora Bey."
"Günaydın."
"Günaydın."
Başını hafifçe sallayarak ilerledi.
Kimse ondan korkmuyordu.
Ama herkes iş konusunda ne kadar titiz olduğunu biliyordu.
Toplantı odasında proje ekibi bekliyordu.
Merve.
Kerem.
Sinan.
Ve diğer çalışanlar.
Bora masanın başına geçti.
Dosyaları açtı.
"Sunum?"
"Hazır."
"Müşteri dönüşleri?"
"Tamamlandı."
"Son çizimler?"
"Bu sabah gönderildi."
Bora birkaç sayfaya baktı.
Sonra kalemiyle bir noktayı işaret etti.
"Burayı değiştiriyoruz."
Kerem şaşırdı.
"Ama müşteri beğendi."
"Ben beğenmedim."
Odadan hafif bir gülüş yükseldi.
Kerem başını yukarı aşşağı salladı.
"Tamamdır Bora Bey."
Şirkette herkes aynı şeyi biliyordu.
Bora bir şeyi içine sinmeden bırakmazdı.
Öğleye doğru şirketin kapısı açıldı.
Pelin içeri girdi.
Elinde iki kahve vardı.
Resepsiyondaki çalışanlarla selamlaştıktan sonra doğrudan Bora'nın odasına yöneldi.
Kapıyı tıklatmadan içeri girdi.
"Hayatta mısın?"
Bora bilgisayardan başını kaldırdı.
"Şimdilik."
Pelin masaya kahveyi bıraktı.
"Neşen yine tavan yapmış."
"Senin kadar değil."
Pelin güldü.
Karşısındaki koltuğa oturdu.
"Sabah annem beni aradı."
Bora iç çekti.
"Benimkiler de seni aradı."
"Demek yine aynı konu."
"Yine aynı konu."
İkisi de birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra Pelin kahvesinden bir yudum aldı.
"Kaçalım mı?"
Bora kaşlarını kaldırdı.
"Nereye?"
"Bilmem."
"Toplantım var."
"Tamam. O zaman kaçamıyoruz."
Bora istemeden güldü.
Pelin bunu görünce sırıttı.
"Bak. Gülüyorsun aslında."
"Abartma,bende insanım."
"Ben gördüm o gülüşü."
Yıllardır tanışıyorlardı.
Bu yüzden Pelin, Bora'nın çoğu insanın göremediği taraflarını biliyordu.
Saat 16.45
Bora'nın telefonu çaldı.
Arayan Baran'dı.
Telefon açılır açılmaz heyecanlı bir ses duyuldu.
"Abi!"
"Noldu?"
"Deneme sonuçları açıklandı."
Bora arkasına yaslandı.
"Eee?"
"Birinci oldum."
Bora gülümsedi.
"Şaşırdım."
"Yalancı."
"Biraz."
Baran kahkaha attı.
"Gelirken kitap alır mısın?"
"Alırım."
"İki tane?"
"Alırım."
"Üç?"
"Bak sen..."
Baran yine gülmeye başladı.
Telefon kapandığında Bora'nın yüzündeki sert ifade kaybolmuştu.
Akşam.
Şirket boşalmaya başlamıştı.
Bora masasındaki evrakları topluyordu.
Tam bilgisayarını kapatırken aklına dün yaşanan olay geldi.
Yola aniden çıkan kız.
Dağılan dosyalar.
Bitmeyen itirazları.
"İnsanlar normal hızda araba kullanabilirler."
Bora istemeden hafifçe güldü.
Sonra başını iki yana salladı.
"Garip bi gün."
Evraklarını toparladı.
Ve odadan çıktı.
Şehrin başka bir ucunda...
İdil küçük mutfak masasının başında oturuyordu.
Önünde dizilmiş iş ilanları vardı.
Bazılarının üstü çizilmişti.
Bazılarının yanına notlar alınmıştı.
Telefonu elindeydi.
Ama araması gereken numarayı bir türlü tuşlayamıyordu.
Tuana mutfaktan çıktı.
Elinde iki kupa vardı.
Birini İdil'in önüne bıraktı.
"Yine mi düşünüyorsun?"
İdil derin bir nefes verdi.
"Belki mimarlığı bırakmalıyım."
Tuana hiç düşünmeden cevap verdi.
"Saçmalama İdil."
"Tuana..."
"Hayır."
İdil başını önüne eğdi.
"Kimse iş vermiyor."
Tuana sandalyeyi çekip yanına oturdu.
"Bugün vermediler."
"Yarın da vermeyebilirler."
"Bir gün verecekler."
İdil gülümsemeye çalıştı.
"Sen nereden biliyorsun?"
Tuana omzuna başını yasladı.
"Biliyorum işte..."
İdil sessizce önündeki ilanlara baktı.
Belki haklıydı.
Belki değildi.
Ama ertesi gün yine deneyecekti.
Çünkü başka seçeneği yoktu.
