Arkadaşlar uzun bir zamanın ardından gelebildim. O kadar zor zamanlar geçirdim ki bu süre zarfında bir türlü ilham gelmedi. Bu hikayeyi arkadaşımla ortak yazıyoruz. Şu an size Gül’ün bölümünü yolluyorum. Yorum yapmayı unutmayınız.
-Sevgilerle
Evdeydim. Fazla ışık olmasa da Koray'ı görebiliyordum. Odanın içinde seri adımlar atarken diğer yandan Açelya'ya bağırıyordu. Ben ise üzerimdeki elbiseden kurtulmaya çalışırken onları izliyordum.
"Hayır Açelya siktiğimin kâğıt parçasını kaybettiğin için kızmadım. Sadece korkudan mı kaynaklı olduğunu ya da..." Koray sıkıntılı bir nefes verirken kendini koltuğa bıraktı.
"Ya da seni etkilediği için mi çözmeye çalışıyorum. Ayrıca..." Koray'ın bakışları beni bulduğunda kaşlarını çattı.
"Gül gidip yan oda da soyunamaz mısın lütfen!"
Dudaklarımdan alaycı bir kahkaha çıktığında elbisemden yeni kurtulmuştum. "Sanki görmediğin şey. Ayrıca benimle seviştikten sonra eşcinsel olduğunu fark etmemiş miydin? Manzaranın tadını ne zaman tam anlamıyla çıkartacaksın merak ediyorum."
Koray ellerini iki yana açarak, "Eşcinsel olduğumu fark etmemde yardımcı olduğun için teşekkür etmemi mi bekliyorsun?" dedi doğrudan bana bakıyordu.
"Ayrıca ne kadar iddialı, hoş olduğunu benden çok daha iyi biliyorsun."
"Konumuza geri dönebilir miyiz hoş, iddialı ikizim ve gay ortağımız?" Açelya kafasını kaldırıp bize bakarken masanın üzerinde duran giysileri hızla üzerime geçirdim. Bakışlarım Açelya'yı bulduğunda az önce bize seslenmemiş gibiydi. Olanları anlattıktan sonra kulağını Koray'ın itirazlarına ve öfkesine kapatmıştı. Her ne kadar bizi dinlememiş gibi yapıyor olsa da aslında dinlediğini biliyordum. Kendini suçluyordu ve bunu düşünmeden duramıyordu Ona baktığımda ise bunu görüyordum. Bir tek benim görebileceğimi de biliyordum.
"Koray bize biraz izin verir misin?" Başını sallayarak odadan ayrıldığında oturduğum yerden kalkıp yanında oturdum.
"Nasılsın?" Ellerimle oynarken bakışlarımı duvara çevirdim. "Yani gerçekten nasılsın?"
Bakışları kucağındaki ellerinde sabitken düşündüğünü, kendini yiyip bitirdiğini biliyordum. Sessizlik odayı sararken bekledim. Ne olursa olsun beklerdim. Eninde sonunda bana geleceğini, benimle konuşacağını biliyordum.
"Yerimde olsaydın o kâğıdı alamazdı." Bana iki saat gibi gelen aslında iki dakikadan az süren sessizliğin ardından ilk dediği cümle bu olmuştu. Kalbindeki pişmanlığın onu yiyip bitirdiğinden emindim. Gözlerinde gördüğüm hüzün bunu haykırıyordu.
"Hayır, muhtemelen alırdı ama farklı yollarla." Dedim Açelyaya dönerek. "Hangi erkek ikizimi bu kadar kısa sürede etkiledi?" Bunu şakayla karışık söylemiş olsam da tahmin edebiliyordum. Açelya'nın zayıf noktası hoşlandığı, âşık olduğu erkeklerdi. Kötü olan zayıf noktası değildi, bu kozu onların eline vermesiydi.
Açelya bana doğru döndüğünde ifadesiz bir şekilde bana bakıyordu. "Etkiledi mi bilmiyorum, sanmam. Sabah anlamsız bir kriz geçirdim. Sanırım onun etkisindeydim. Yani umarım etkisinde kalmışımdır. Sen sormadan evet, ilaçlarımı alıyorum. Biliyorsun karanlığı sevmem." Dediğinde devam etti.
"Kilitli oda da kalınca işte."
"Hangi aptal üzerine kapıyı kilitledi? Nasıl böyle dikkatsiz olabilirler şikâyet etmeliydin."
Açelya'nın dudaklarında bir gülümseme oluşurken elini elimin üzerine yasladı. "Artık bir önemi kalmadı sakin ol, iyiyim. Sorunun cevabına gelecek olursak yüzünde maske vardı onu tam anlamıyla göremedim. Sadece gözlerinde gördüğüm o karanlık, bana yakınlaşan dudakları..."
Bakışlarını benden kaçırdı. "Aramızda bir çekim olabilir. Bu çekimin etkisinde kalmış olabilirim. Karnımdaki hissin korkudan kaynakladığını düşünmek diğer seçeneğe nazaran daha kolay geliyor."
Açelya bana bakmasa da beni dinlediğini biliyordum. "Bunu ona asla belli edemezsin. Ne olursa olsun gardını düşürme. Ne korku ne de aranızdaki çekim bizi etkileyemez. Bunlarla baş edebilmemiz lazım, biliyorsun."
Açelya ne diyeceğini bilmeden bakışlarını bana çevirdi. Bana cevap vermemeyi seçerek kapıdan içeri giren Koray'a baktı.
"Dünyanın en güzel kızlarına en sevdikleri kahveleri getirdim!" Bana Ice Americano, Açelya'ya Lattesi'ni uzattığında filtre kahvesini alıp karşımızda duran koltuğa oturdu.
"Bana Türk kahvesi yerine Ice Americano yaptığına göre gece henüz bitmedi."
Koray'ın dudaklarından bir kahkaha yükseldiğinde hızla devam etti. "Siz hanımlar konuşurken bende şu bahsettiğiniz adamı araştırdım. Adamımızın ismi Arslan Ayaz."
Açelya kahvesinden bir yudum aldığında Koray'a bakıyordu. "Peki neler bulabildin?"
"Açıkçası pek bir şey yok. Ayaz Holding'in varislerinden biri. Sık Sık yurt dışına gidip iş yaptığı holdinglerle toplantılar yapıyor. Sizden istediğim belge onları ilgilendirmese de almasının bir sebebi var. Belgenin sahibi olan yabancı şirket ile yıllardır çalışıyorlar."
"Sadece araba parçaları üretmiyorlar mı? Bu belge de neyin nesi?"
"Uyuşturucu ile ilgili belgeler." Dedi Koray. "Ayaz Holding'in bildiğini sanmıyorum. Gerçekten iyi iş yapıyorlar ya da iyi saklanıyorlar."
"Türkiye'deki sorunlar bitti bir de yurtdışı için mi çalışmaya başladık? Nasıl yetişeceğiz Koray?" Sorum üzerine Koray'ın bakışları beni buldu.
"Bu konu Türkiye'yi de ilgilendiriyor. Ayaz Holding gibi birkaç şirketle çalışıyorlar. Bağlantıları çok güçlü. Yıllardır çalışıyorlar. Anlayacağın aralarında sıkı bir güven var. Araştırmalarıma göre gönderdikleri ürünler ile Türkiye'ye uyuşturucu sokuyorlar. O belgeler ile bunu kanıtlayabilirdim." Dudaklarımdan alaycı bir gülümseme fırladığında Koray anlamsız bir şekilde bana bakıyordu.
"Bunu kanıtlasan da bir hiçbir şey değişmeyecekti. Hepimizin bildiği bir gerçek var. Ekonomik açıdan zengin olan ülkelerin hepsinde uyuşturucu kaçakçılığı olur. Ekonomik refahı kimse düşünmez. Önemli olan para çokluğudur. Böyle işlere göz yumulduğu için bu işi yapıyoruz zaten Koray."
"Devlete kanıtlamak istediğimi kim söyledi?" Koray vücudunu masaya doğru eğdiğinde tereddüt etmeden bana bakıyordu.
"Dünya basınına sızdırsaydım en azından bazı ülkelere girişi ve iş yapmaları yasaklanırdı." Bakışlarını benden kaçırdı.
"Asıl kanıtlamak istediğim kişi sendin. Kanıt olmadan iş yapmayı sevmezsin. Öldür desem yurt dışına gidip adamı öldürecek misin? Hayır, kanıt isteyeceksin." Haklıydı. Kanıt istediğim için bir kaç kere neredeyse adamları elimizden kaçırıyorduk.
"Ayrıca sizi araştıran adamın orada olacağını duyunca." Dediğinde ellerini birbirine vurdu. "Bum! Bir taşla iki kuş."
"Neden hiçbir şey yapmadığım halde kendimi yorgun hissediyorum?" Açelya ayağa kalktığında devam etti.
"Bunu sonra düşünsek olmaz mı? Ayrıca belki Arslan Bey belgeleri inceler ve bize ulaşır." Eli başına götürdüğünde gözlerini kapattı. "Buğra Bey ile cuma günü duruşmam var. Yarın gidip belgeleri düzenlemem lazım."
Koray elini Açelya'nın omzuna attığında gülümseyerek bakışlarını ona çevirdi. "Dava ile alakalı bazı bilgiler, ipuçları buldum. Odana bıraktım. İşin bu sefer biraz zor söyleyeyim."
Başını Koray'ın omzuna yasladı. "Teşekkür ederim Koray."
"Az önceki dediklerim için özür dilerim. Sadece gücünün farkında olmanı istiyorum." Kısa bir sessizliğin ardından devam etti.
"Unutma kaybetsek de kazansak da bu yolun sonunda beraberiz." Açelya gülümseyerek önce bana daha sonra Koray'a sarıldı. Yüzünden rahatladığını görebiliyordum. Bu durum onu gereğinden fazla etkilese de Açelya'nın bunu reddettiğini de görebiliyordum.
"Biliyorum Koray teşekkür ederim. İyi geceler ikinize de." Açelya odasına giderken kapı sesi gelene kadar bir süre konuşmadık. Kapı sesi geldiğinde bakışlarımız birbirini buldu.
"Eve gidecek misin yoksa burada mı kalacaksın?" Her zaman buluştuğumuz ortak evimizdeydik. İş konuşmalarını, kaçamak eğlencelerimizi burada düzenliyor bazen ise yapıyorduk.
"Yanında uyuyacaksam neden olmasın." Diyerek göz kırptı. Dudaklarımdan bir kahkaha yükselirken kollarımı açtım.
"Gel kucağına mommy'nin." Koray da benim gibi güldüğünde koşarak bana sarıldı, sırtım yatakla buluştuğunda artık ikimiz de yatakta uzanmış tavana bakıyorduk.
"Açelya gerçekten iyi mi?" diye fısıldadı.
"İyi olacağını biliyorsun. Her zaman daha güçlü olduk."
Başımı Koray'a doğru çevirdim. "Biliyorum." dedi. "Benim ailem oldunuz ama Açelya bana senin kadar yakın davranamıyor. Beni sevdiğini biliyorum ama duvarlarını aşamıyorum. Endişeleniyorum." Koray'ın devam etmesini istiyordum, sustum.
"Sende bizim ailemizsin Koray. Seni iş sayesinde tanışımız olsam da abimizsin."
"Sen abilerinle sevişiyor musun?" Yanımda duran yastığı çokta sert olmayacak şekilde Koray'ın yüzüne geçirdiğimde dudaklarından acı dolu bir inleme döküldü.
"Sarhoştuk ve sadece öpüştük. Beni öptükten sonra hoşlandığın çocuğu öptün. Ona eşcinsel olduğunu söyledin ve aşkını ilan ettin." Yalan söylemiştim. Sarhoş değildim. O barda o kalabalığın içinde ikisinin birbirine olan bakışlarını görmemek aptallık olurdu. Ufak bir öpücük, kıskançlık kavgaları, sinir krizi, gerçek bir ateşli öpücüğün ardından sevgililerdi. Şu an onu korumak adına ondan uzakta duruyordu. Hem kendisine hem de Atay'a işkence ettiğinin farkında bile değildi.
"Onunla konuş ve bu işi çöz. Yapabilirsin. Birbirinizi hala seviyorsunuz. Ayrıca ship isimleriniz bile birbiriniz için yaratılmış olduğunuzu söylüyor."
"Ona dediğim onca şeyden sonra benimle görüşmek ister mi bilmiyorum." Atay'ın hafta da iki ya da üç kere beni arayıp onu sorduğunu söylemekten yine vazgeçtim. Söylersem inandığı şeyleri çiğneyip Atay'a giderdi ve bir şey olsaydı ikimizi de suçlardı, en çok da kendini.
"Aslında şu Ayaz Holding ile ilgili bir şey söylemek istiyorum. Aklıma takıldı ama önemli bilemedim." Yattığım yerden doğrulup arkama yaslandım ve ona baktım.
"Dediğim gibi Arslan sadece varislerden biri. Bir kız kardeşi var. O pek işlerle ilgilenmiyor hatta bu işlerden kurtulmak için hisselerini erkek kardeşlerine satmayı düşünüyormuş."
Kafam karışmıştı. "Erkek kardeşleri mi?"
"Kız ile yaşıt bir erkek daha var. Arslan'dan iki yaş küçük, sizinle yaşıt. Bu adamın babasının zamanında başka bir kadınla ilişkisi varmış. Kadın doğum sırasında ölmüş. Neyse ki şerefsiz adam çocuğu terk etmemiş, eve getirmiş. Karısı da hiç sorun etmeden kızıyla beraber bu çocuğu ikiz gibi büyütmüş. Karısı ile görücü usulü evlenmişler. Aşk evliliği değil de para evliliği. Sanırım bundan dolayı itiraz etmemiş."
"Ne evlilik ama." Dedim alay ederek.
"Ama bahsettiğim bu çocuk hakkında herhangi bir şey bulamadım. Bir süre iş ile ilgilenip daha sonra bırakmış. Nerede olduğunu kimse kestiremiyor. Kafasına buyruk ve bencil biri anlayacağın. Bize sorun çıkartır mı bilmiyorum. Adı Alparslan. Babasının geniş bir isim dağarcığı varmış."
"İçimdeki ses ortaklık olmasa bile bize sorun yaratacağını söylüyor."
"Hislerinin kolay kolay yanılmayacağını biliyorum ve bunu duymak beni hiç rahatlatmadı." Gülümsedim ve eğilip alnına bir buse kondurdum.
"Her şeyin üstesinden geldik bunun da geliriz. Uyumam lazım. Yarın için ilgilenmem gereken hastalar var."
"Bu odadan kovulduğum anlamına geliyor sanırım. Peki odama gidiyorum. Yarın ikiniz de işe gidiyorsunuz değil mi? Erken kalamayın kahvaltı işi bende."
"Sen mükemmelsin. Meyve suyu sıkmayı unutma." Koray göz kırpıp odadan çıktığında düşünmemeye özen göstererek gözlerimi kapattım. Saatler birbirini kovaladı. Bir saat, iki saat derken uyuyamadığımı fark ettim. Yorganı üzerimden atıp sessiz olmaya özen göstererek Açelya'nın odasına doğru ilerledim. Uyuyor numarası yapan kardeşimin yanına sokuldum ve gözlerimi kapattım.
Gözlerim kapalıydı. Elimde duran hasta dosyasına bakmaya çalışıyordum. Evet, gözüm kapalı bakarsam çözüm bulacağıma inanıyordum. Doktorluk çok kutsal bir meslek olarak görülse de suçlandığımız, başarısız, hayattan soyutlanmış hissettiğimiz durumlar ve sizden çok bizim kendimizi suçladığımız durumlar da var. Ölüm gibi.
Elimde dördüncü evre kanser hastası olan birinin dosyasını tutuyordum. Her ne kadar kardiyoloji doktoru olsam da tıp, alanlarının birlikte çalışması gereken bir sağlık bilim dalıdır.
Dosyayı gözüm kapalı incelerken kapı sesi odayı doldurdu.
"Gel."
"Doktor Hanım dosyaya bakmaya devam mı ediyorsunuz? Gözünüz kapalı, gönlünüz açık." Gülümsedim.
"Otursanıza Emre Bey. Sizin gönderdiğiniz hastanın dosyasına bakıyordum. Durumu ciddi görünüyor. Hasta yakınları ile durumu hakkında konuştunuz mu?" Emre'nin yüzünde acı dolu bir gülümseme vardı. Derin bir nefes aldı.
"Eşini iki yıl önce kaybetmiş. Oğlunun hastalığı umurunda bile değil. Bana, 'Ölüm benim için en huzurlu seçim.' Dediğinde dosyayı sana gönderdim. Ölüm nasıl huzurlu bir seçim olabilir Gül?
Bu ölüm benim için en huzurlu olanıydı Gül.
Aklıma gelen sözler ile acı bir şekilde gülümsedim. "Biz onları anlayamayız, onlar da bizi. Ne olursa olsun biz onlara hizmet etmek için buradayız. Hastanın istekleri bizim isteklerimizden daha önemli."
"Ölmek isteyen bir insanın isteğini nasıl yerine getirebilirim? Benim mesleğime de vicdanıma da ters bu."
Lütfen beni kurtarmaya çalışma. Sadece acısız bir şekilde ölmemi sağla.
"Sana ölmesine izin ver demiyorum. Kurtarmak için elinden geleni yap. Şu durumda yapabileceğimiz tek şey acısını azaltmak gibi duruyor. Çok üzgünüm Emre."
Bir doktor olarak değil arkadaşım ve suç ortağım olarak bak bana.
"Hastayı görmek ister misin? Üçüncü kat üç yüz on sekizinci oda da."
"Onun beni görmek isteyeceğini düşünmüyorum. Ayrıca kontrol etmem gereken hastalarım var. Uyuduğu zaman haber ver bakarım." Dediğim zaman ekledim. "Gizlice."
Kapı sesi odaya yeniden doldurduğunda bakışlarımız kapıya döndü. "Gül Hanım acile çağrılıyorsunuz."
Odamdan ayrılıp acile doğru koşmaya başladım. Saniyesinde kendimi acilde bulurken yanımda duran hemşireden bilgi almaya çalışıyordum.
"On dokuz yaşında, kız. Diyabet hastası. Son zamanlarda ani baş dönmeleri yaşıyormuş. Kalbinde ağrı hissettiğini söyleyerek yere yığılmış."
"Hemen koroner yoğun bakım ünitesine alın. Nitrogliserin enjekte edin."
Uzun uğraşlar sonucu kızın durumunu stabil hale getirebilmiş, başka hastaları kontrol edebilmiştim. Sıra en zor ana gelmişti. Kendini iyi hissettiğini söyleyip, ilaç almayan hastalara. Kalp krizini çocuk oyuncağı mı sanıyorlardı yoksa hayattan umutlarını mı kesmişlerdi?
"Doktor Hanım?" Düşüncelerimi sert bir ses bölerken bakışlarımı sese çevirdim.
"Buyurun?" Karşımda polis üniformasıyla duran orta genç sayılan adama baktım. Etkileyici biriydi ama bunu düşünmemem gerektiğini biliyordum. Bunun yerine herhangi bir hata yapıp yapmadığımı düşünüyordum.
"Ben iki yüz on iki numaralı oda da yakan Elmira'nın abisiyim. Gökalp Yıldız. Durumu hakkında bilgi almak istemiştim." Doğru, biz hata yapmayız, yapmamalıyız.
"Durumu şimdilik stabil. Tip bir diyabet hastası bildiğiniz üzere. İğneleri yapılıyor mu?"
"Evet sürekli takip ediyorum. Arada ben yapıyorum." Gözüm istemsizce kemerinde duran silah ve kelepçesine kaymıştı. Bunu fark etmiş olmalıydı ki gülümseyerek bana baktı.
"Sanırım silahım hastanıza nazaran daha çok ilginizi çekiyor." İnan bana sevgili polis, o silahı senden daha çok tutmuşumdur. Tabi sen bunu bilsen o kelepçeyi hemen bana takardın. En azından denerdin.
Sakince gülümsedim. "İnsülin ilacı kan şekerinin düşmesini sağlar. Bu da kalp krizi riskine yol açar. İnsülin'in amacı şeker dengesini sağlamaktır. İğne yapmak yerine abartmamak şartıyla kardeşinize tatlı alırsanız daha iyi olabilir. Dengeyi sağlamak çok önemlidir. Diyabet hastası diye tamamen şekerden uzak tutamazsınız. Vücudun ihtiyaçları vardır." Son kısmı istem dışı bastırarak söylemiştim. Kafam fazlasıyla karışıktı ya da az önce gördüğüm kelepçeyle hissettiğim garip arzu yüzünden olabilirdi.
"Haklısınız. Sanırım onu bu konu da fazla kısıtladım. En iyi tabi siz biliyorsunuzdur ama korktum." Bu cümleler bir şeyden emin olmamı sağladı. Kardeşi dışında ailesinden kimsesi kalmamıştı.
"Azarımı yediğime göre kardeşimi görebilir miyim Doktor Hanım?" Alaycı bir şekilde gülerken başımı salladım.
"Birazdan uyanır. O zaman görebilirsiniz buyurun lütfen."
"Tekrar teşekkürler."
"Refakatçisi siz misiniz? Bir süre burada tutmak istiyorum hastamı. İmzalamanız gereken belgeler var."
"Evet, benim. Kardeşimi burada tutacaksanız bana bilgi verir misiniz? Bir yandan çalışmam gerek ve burada kalmasını isteyeceğim kimsem yok." O an hiçbir hastamda şu ana kadar hissetmediğim ama bu kızı gördüğümde hissettiğim hisler ile saçma bir şekilde hissettiğim aruz bana yapmamam gereken etik olmayan bir şey yaptırdı.
"Bana numaranızı verin Gökalp Bey." Gün içinde sürekli bölünmüştüm. Koridorda yankılanan ses beni hiç şaşırtmamıştı.
"Kardiyoloji doktoru Gül Hanım acile bekleniyorsunuz." Arkama bakmadan acile koşarken zihnimde hiçbir şey kalmamıştı. Ne Gökalp ne numara ne de o arzu. İnsanların hayatları benim için her şeyden daha önemliydi, kendimden bile.
Acildeki işim bitirip kontrol için odalara çıktığımda iki yüz on iki numaralı odanın kapısından içeri girdim. Adımlarımı sessiz atmaya özen gösterirken hastamın yanındaki masa da duran kağıt parçası dikkatimi çekti.
Güzeller güzelime iyi bakacağınıza eminim Gül Hanım.
0542...
Bunu istemiyordum. Bu, bir sorun olursa sizi suçlayacağım demenin en masumca gözüken yoluydu. Bana güvenme, kardeşinin başaracağına güven, güçlü olduğuna inan.
Uyuyan hastama bakarken telefonumun titreşimi beni olduğum gerçekliğe dönmemi sağlamıştı. Koray mesaj atmıştı.
Gönderen: Koray
Belgeleri almamızın başka bir yolu olabilir.
Kafam karışmıştı. Koraya geri mesaj atarken anında bir mesaj daha attığını görmüştüm.
Gönderen: Koray
Bir görüşme var. Görüşeceği kişi benim tanıdığım sayılır. Uygun bir saat için bir şeyler ayarlayabilirim ama Açelya'nın bir süre dikkat çekmemesi lazım. Yani bu işte tek olursun. Aslında olmazsın ama onun dışında kimseye güvenmezsin.
Mesaj kısmına girdim.
Beklemek istiyorum. Açelya'nın dediği şey takıldı aklıma. Belki belgelere bakar ve bize ulaşır. Ayrıca Açelya'yı bilen biri beni de biliyordur.
Gönderen: Koray
Hayatımız risk üzerine kurulu beybi. Elbette seni de biliyor ama etkileyemiyor, en azından şimdilik. Belgelerden anlayacak kadar zekiyse ulaşır.
Duyduğum öksürme sesi ile telefonu cebime attım ve bakışlarımı hızla Elmira'ya çevirdim.
"Su alabilir miyim?" Masa da duran bardağa su doldurup Elmira'ya uzattım ve doğrulmasına yardımcı oldum. Abisi haklıydı. Gerçekten güzeller güzeliydi. Suyu bitirdikten sonra bardağı masaya geri bırakmak istedi ancak eli titriyordu. Bir şey yapmadan onu izledim.
"Siz Gül Hanım mısınız? Abim sizden bahsetti. Bana müdahale etmişsiniz." Gülümsedim.
"Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?"
"Halsiz, korku dolu. Kalbimdeki acı sanki hala devam ediyor. Psikolojiktir değil mi?" Bu sözleri daha çok gülümsememi sağladı.
"Kesinlikle psikolojik. Kendini çok yormaman lazım ama bu tembellik etmen gerektiği anlamına gelmez bu odanın içinde yürüyebilir ama koşamazsın. Suyunu kendin içebilir, yemeğini yiyebilirsin ama tek gezemezsin."
"Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim."
"Üzüntü tetikler sevinmelisin. Ayrıca bu durum sadece kısa bir süre için geçerli olacak. Anjiyoyu kolundan yaptık ve herhangi bir sorun gözükmüyor. Çıkmana izin verebilirim ama abinden izin aldım. Bir süre daha misafirimizsin."
"On dokuz yaşındayım. Abime değil bana sormanız gerekmez mi?"
"Sen baygınken seninle telepati yapamadığım için özür dilerim. İstersen gidebilirsin ama risk ve sorumluluk sende. Tabi abine anlatma durumu da."
Elmira önündeki televizyona bakarak "Hayır sadece şaka yapıyordum. Kalacağım. Sadece abimle beni ters düşürmeyin yeterli." Dedi.
"Neden?" dedim ellerimi göğsümde birleştirirken. "Sinirli ve otoriter biri midir?" Sanmam.
"Hayır, hayır. Polis olduğuna bakmayın. O kadar vicdanlı ve sevgi doludur ki. Durum sağlık olmadığı sürece bana asla karışmaz. Sinirlense bile düzgün iletişim kurmaya çalışır ama çok korkutucudur. İnanın bana görmek istemezsiniz." Aslında isterdim. İnsanları uysallaştırmak görevim sayılırdı.
"Doktor Hanım çok genç duruyorsunuz. Kaç yaşındasınız?"
"Yirmi sekiz yaşındayım ve teşekkürler."
Gözleri şaşkınlıkla aralandı. "Gerçekten hem işinizde iyisiniz hem gençsiniz. Gerçi abimden bir yaş büyüksünüz ama olsun daha küçük bekliyordum."
"Birincisi küçük hanım ben altı yıl tıp okudum ve dört yıl asistanlık yaptım. Ne kadar küçük olabilirim ki. İkincisi ise benimle evlenmeyi mi düşünüyorsun yoksa sadece meraklı mısın? Abinin bu genç yaşta polis olması benden daha şaşırtıcı olmalı."
"Ne diyebilirim ki. Hayat kurtarmayı seviyor ucunda kendi hayatını feda etmek olsa bile." Abisinden kesinle uzak durmalıydım. Bana benzeyen bir polis mi? Hapishaneye girmek için daha yapmam gereken bir ton iş vardı.
"Sadece sohbet etmek istemiştim, sıkıntıdan sürekli uyuyorum." Elmira omuzlarını indirip kaldırırken ayağa kalktım.
"Sıkıntıdan değil sakinleştirici yüzünden uyuyorsun." Saatime baktım. Beş dakika sonra paydos yapacaktım.
"Okuyor musun?"
"Evet." Dedi gülümseyerek. "Gazetecilik."
"Abinle sahada beraber çalışmak istiyorsun sanırım?"
"Evet belki iyi olduğunu daha sık görebilirim." Dedi memnuniyetle. Abisinin polis olmasıyla gurur duyuyordu. Ondan bahsederken hep gülümsüyordu.
"Peki..." diye mırıldandım. "Abin senin, onun hayatı için kendi hayatını riske atman konusunda ne diyebilir?"
Elmira kaşlarını çatarak "Nasıl yani?" dedi.
"Gazeteciler, polislerden daha çok risk taşır. Sırf abin için bunu yapıyorsun ama abinin riske girmesini anlamıyorsun."
"Psikiyatrist veya psikolog olmadığınıza emin misiniz? Bunu anlamadığımı söylememiştim." Hayatım boyunca her türlü insanla uğraştım. Suçlular, masumlar, çocuklar, yaşlılar. Sana bunu itiraf edersem nasıl olduğunu soracakmışsın ve istediğini alacakmışsın gibi hissediyorum.
"Yüzünden belli oluyordu. Gözler..." dedim ona bakarak. "Doğruyu söyler."
Bakışlarımız birbirini bulduğunda bir süre bana baktı. Beni inceliyor mu yoksa sadece gözlerimin içine öyle bakıyor mu emin olamadım. Gerilsem de bozuntuya vermeden bekledim.
"Sizin gözleriniz, yüzünüzün ve duruşunuzun aksine yorgun olduğunuzu söylüyor." Dediğinde hızla ekledi. "Ve bir şeyler sakladığınızı Doktor Hanım."
Kendime abisinden uzak durmamı söylemiştim ancak kardeşi de en az onun kadar tehlikeliydi. Başıma bela olmamaları için dua ediyordum. Hayatımın en önemli yerine, Açelya'nın yanına yerleşeceklerini, belanın kendisi olacaklarını bilmeden.
"Sizin kardeşiniz var mı?" Kolumdaki saate bir kez daha baktım. Artık çıkmam gerekiyordu.
"Bakmanız gereken hastalarınız vardır. Sizi tuttuğum için üzgünüm." Tek kelime etmeden önlüğümü çıkardım. Koltuğu Elmira'nın yüzünü görebileceğim şekilde ayarladım ve önlüğü koltuğun kenarına koyarak oturdum.
"Aslında nöbetçi doktorun saati geldi. Acil bir hasta gelmediği sürece boşum." Derin bir nefes aldım. "Bir ikizim var, kız. Bunu senin dışında bu hastanede bilen kimse yok. Sır tutmayı umarım biliyorsundur güzeller güzeli."
Elmira yüzünü buruşturdu. "Güzeller güzeli mi? Ah abi ya. Bu resmen utanç verici."
"Neden? Sana sevgi ve ilgi gösteren bir abin var. Senin için meraklanan, korkan."
"Evet." dedi usulca. "Bir o var zaten ama aile dediğin bu değil midir doktor hanım?"
Biz sizin aileniziz. Şu ana kadar yaptığım ve yapacağım her şey sizin için.
Hayır, hayır. Aile kan bağı veya evlilik değildi.
"Ailede bu zorunlu olsaydı bu ülkede bu kadar cinayet olur muydu dersin? Cinayetlerin çoğu aile denilen ilişkiden çıkar."
Hayır. Siz ne benim ne de ikizimin ailesi değilsiniz. Bizim ailemiz öldü. Senin girdiğin iş yüzünden öldü amca.
"Abin sana değer verdiği için bunu yapıyor zorunda olduğu için değil."
Elmira oturduğu yerden doğrulup bana doğru eğildi. "Sır tutabilir misiniz Doktor Hanım?" diye fısıldadı.
"Arkadaşın yok mu yoksa sadece konuşmayı mı çok seviyorsun?"
"Siz sadece'li soruları çok mu seviyorsunuz ben mi sizi çok ikilemde bırakıyorum?" Bakışları dikkatle bendeyken devam etti.
"Ailem bir kaza da öldü. Arkadaşlarımla tatile götürdükleri bir kaza da. Bir arkadaşım ailemle beraber orada öldü. Diğeri ise kaza yüzünden beni suçladı. Arkadaş edinmeye korkuyorum. Kim benimle arkadaş olmak ister ki? Abim bile beni yetimhaneye vermeyi düşünmüştü."
Gül, Açelya'ya iyi bak kızım. Git buradan araba patlayacak. Koş..
"Kaç yıl önceydi?"
"Beş sene oldu. Diyeceğiniz cümleleri az çok biliyorum. Abinde yirmi üç yaşındaydı zorlanırdı falan filan. Haklısınız zorlandı da ama beni de bırakmadı. Bunun için onu çok seviyorum. Sadece kendimi suçluyorum."
Beş yıl önce o kaza da ailemizi kaybettik, Gül. Duruşma da olmasam bende ölebilirdim. Ya da ikizim sen bile ölebilirdin, tek kalabilirdim. Bu işin peşini neden bırakıyoruz?
Zihnimdeki sesler çığlık çığlığaydı. Bizim ailemizi öldürmek için planlanan kazanın kurbanlarından biriyle mi konuşuyordum?
"Psikolog ayarlamamı ister misin? Suçlu değilsin, iyi gelebilir."
"Bir süre konuştuk. Sadece psikolog dışında biriyle konuşmak istiyordum. Abim de bu kazanın aslında kaza olmadığına inanıyor. Bu kazanın bir komplo olduğunu, suçlu olmadığımı söyleyip duruyor. Frenleri patlamış araç yüzünden oldu denerek kapandı dosya ama abimin araştırdığına eminim." Parmaklarımı koltuğun derisine belirli ritimler arayla vururken sakin olmak adına her şeyi yapıyordum. Sakin olmalıydım.
Derin nefes al Gül.
"Kaza nerede olmuştu? Ayrıca beni sıktığını düşünmeyi kes ve özür dileme, gerek yok. İstemesem seni dinlemem sonuçta."
"Maçka Caddesi olması lazım Şişli civarındaydık." Zorlukla yutkunurken oturduğum yere iyice sindim. Üzgünüm güzeller güzeli. Benim ailem yüzünden senin ailen öldü. Suçlu sen değilsin.
"Bana Gül de veya abla nasıl rahat edersen. Pek umursamam ve istediğin zaman benimle konuşabilirsin."
"Aslında iyi mi oldu emin değilim. Dostum olacaksanız bu konuları açamam. Bana acımanızı istemem."
"Bunun için sanırım geç kaldın. Nasıl rahat edersen öyle konuş. Sana acımak için fazla duygusuzum."
"Evet yüzünüzde mimik pek oynamıyor. Zoraki mi gülümsüyorsunuz?" Gülümsedim. Uzun süre sonra gerçekten gülümsememi sağlamıştı. Yaşadıklarım yüzünden diyemezdim. Yeniden yalan söyledim. Her zaman yapmak zorunda kaldığım gibi.
"Sanırım doktor olmanın özelliklerinden biri de bu. Özellikle ölüm riski yüksek bir alandaysan." Telefonumun çalmasıyla bakışlarımı Elmira'dan kaçırdım. Açelya arıyordu.
"Gitmem lazım, Elmira. Dinleniyorsun ve bir şey olursa yandaki zile basıyorsun. Unutma en ufak ağrı da bile. İyi geceler."
"İyi geceler Gül abla." Önlüğümü alıp odadan çıkar çıkmaz telefonumdaki aramayı yanıtladım.
"Fazladan mesai mi çıktı çoktan aramış olman gerekiyordu."
"Sorma..." diye fısıldadım. "Mesaiden daha garip ilgi çekici bir şey oldu. Bugün bir hasta geldi. Kızı görünce farklı bir şeyler hissetmiştim zaten."
"Hissettiğine göre korkmalıyım."
"Kızın ailesi bizim kazada ölmüş ve abisi polis. Bu işi araştırıyormuş. Kaza olduğuna inanmıyormuş, beş yıldır."
"Bizim bilmediğimiz bir şeyi biliyor olabilir mi dersin? Gerçi biz ondan daha fazla bilgi biliyoruzdur orası kesin."
"Bilmiyorum ama abisini görünce ondan uzak durmam gerektiğini düşünmüştüm. Ancak aksine burnumun dibinden ayırmasam iyi olacak. Her neyse sen neden aramıştın?"
"Arslan Ayaz." dedi tek nefeste. "Mesaj attı."