İçeriğe geç

Ruhuna İmza

Bölüm 2 · 24 dk okuma

Ruhuna İmza

Bölüm 2

0.1

Ruhuna İmza birinci bölüm sizlerle. Oy ve yorumlarınızı merakla bekliyor olacağım.

Bölüm için önerilen müzik: Lana Del Rey - Diet Mountain Dew

🖤

İç çekiş..

Karanlığın hakim olduğu bir odadaydım. Saat sesinden başka herhangi bir ses duyulmuyordu. Parmaklarımı önümdeki masaya belirli ritimler oluşturacak şekilde vurmaya başladım.

İç çekiş..

Kalbim, dışarıdan duyulacak derece de gürültülü atmaya başladığında kapalı olan gözlerimi iyice sıktım. Karanlık benim sınavım olduğu gibi aynı zamanda korkum, bir numaralı düşmanımdı. Onunla yüzleşmek zorunda kaldığım her zaman kendimden nefret ediyordum. Elimden hiçbir şey gelmiyordu. Bu hesaplaşma başka türden bir hesaplaşmaydı. Kafamın içinde dönen, benim bile karışamayacağım bir hesaplaşma..

İç çekiş..

Yavaş bir hamleyle ayağa kalktım. Birkaç adım atarak boğazımı temizledim. "Kapı!"

"Kız çocuğu.." Kahkaha dört duvar arasında yankılandığında karanlığın üzerime geldiğini fark ettim. Olduğum yerde durup nefesimi kontrol altına almaya çalıştım. Kahkaha bir kez daha oda da yankılandı.

İç çekiş..

"Yuvamıza geri döndün.." dedi tebessüm ederek.

"Karanlığına, yanıma geri döndün."

Odanın en karanlık köşesinde durup bana bakıyordu. Gülümsedi. "Seni, hayatımızı çok özledim. Geri de kalanları ve en önemlisi.." dediğinde bana bakıyordu.

"Seninle yaşayacaklarımızı.."

Bir adım bana doğru attığında karşılık olarak bir adım geri attım. Bu hamleme karşılık kahkahası tüm odayı bir kez daha doldurdu. Ondan korktuğumu biliyor ve bunla eğleniyordu.

"Neden?" diye fısıldadı bir adım atarak. "Benden neden kaçıyorsun? Sende biliyorsun ki ben senin asla kaçamayacağın bir yerdeyim." İşaret parmağını alnına yasladı.

"Zihnindeyim.."

Zihnimde asla kurtulamadığım bir adam saklıydı. On yaşımdan beri orada duruyordu ve her yeni yaşımda benimle beraber büyüyordu. Geçmişi asla bana unutturmak istemiyordu. Bana eziyet ettiği her günü hatırlatıyordu. Onun karanlığında kalmıştım. Üstelik ışığımı elimden düşürmüş, kaybetmiştim.

"Kapı!" diye sert bir sesle bir kez daha bağırdım. Adım sesleri benim olduğum odaya geldiğinde kapının kilidi açılmıştı.

"Sonunda!" Karşımda durup bana şaşırarak bakan Defne'ye döndüm. "Bu saçmalıkta neyin nesi böyle?"

"Özür dilerim Açelya." Defne ne yapacağını bilemez bir halde elinde duran suyu bana uzattı.

"Arşivde kimseyi göremeyince kapıyı kitlemişler." Suyu ondan alarak kapağını açtım. Ses çıkartmadan sudan bir yudum aldım. Açelya ise telaş ve mahcup olmuş bir şekilde benimle konuşmaya devam ediyordu.

"Bu durumu Akın Abiyle mutlaka konuşacağım. Biliyorum.." dedi fısıldayarak. "Karanlıkta kalmayı pek sevmiyorsun."

"Defne bu konudan kimseye bahsetme olur mu? Yani karanlık konusunu.."

"Tabi ki.." dedi Defne başını onaylarcasına sallayarak. "İyisin değil mi? Yüzünü görünce korktum. İstersen ilacından al."

Defne, hızla devam etti. "Basit bir panikatak abartma diyeceksin biliyorum ama ne yapayım elimde değil. En son bu olduğunda.."

"Defne.." dedim tek solukta. "Lütfen bu konuyu açma. Endişeni anlıyorum benim için korkuyorsun. İlacımı alıyorum. Hatta bak!" Cebimden minik bir ilaç kutusu çıkartıp Defneye uzattım.

"Aferin!" dedi Defne gülümseyerek. "Sen geç otur ben birazdan yanında olacağım. İlacını al."

Defne kendisine seslenen iş arkadaşına doğru gittiğinde ilaç kutusunun kapağını açtım. Kutudaki kapsüllerden üç dört tanesini avcuma alarak su ile yuttum. Bu yaptığım yanlıştı ancak beni ancak üç veya dört ilaç kesiyordu. Ancak o zaman ondan kurtuluyordum. İlaç kutusunu çekmecenin bir köşesine atarken yeni ilaç kutusunu elime aldım. İçinden bir ilacı çöpe attım.

Defne'nin sesi koridor da yankılanırken ilaç kutusunu cebime attım. Defne elinde iki kahveyi masaya bırakarak kendini koltuğuna bıraktı.

"Ne yoğun bir gün. Tüm gün Buğra savcı ve yeni savcı arasında gidip geldim. Dosya işleri deseniz cabası."

"Buğra yine modun da desene." dedim gülerek.

"Sabah görmüştüm. Kızgındı. Sanırım dava yine başarısız oldu."

"Emir'e üzülüyorum ben." dedi Defne. "Buğra Bey normalde de Emir'e yükleniyordu. Şimdi kızgın olduğunda her şeyi ona yüklüyor. Kızıyor, çağırıyor. Sanki davayı onun yüzünden kaybetti."

"Doğru ama onun yanında kalmayı da seçen Emir bunu da unutma ayrıca." dedim gülümseyerek.

"Emir konusu nereden çıktı? Yani sadece meraktan soruyorum."

"Hiç.." dedi Defne kahvesinden bir yudum alarak. "Sadece aklıma geldi, öyle esti."

"Bu aralar havalar da çok güzel esiyor değil mi Defne?" Defne sessiz kalmayı seçerek kahvesinden bir yudum daha aldığında güldüm. Telefonuma bir bildirim geldiğinde ekrana baktım.

Bildirim: Gül (1)

"Bu arada Buğra Bey ile davanız cuma günü saat dokuz da olacak." Mesaj bildirimine tıkladım.

Gönderen: Gül

Davetiyeyi aldım. Şaşıracaksın ama hiçbir sorun çıkartmadı. Bu gece saat sekiz gibi mekanda olmamız gerekiyor.

"Kaç kez onunla bu konuda bir araya gelmekten bıktım. Her dava da sürekli bir şeyler iddia ediyor. Bu kez ne ile gelecek dersin?"

Alıcı: Gül

Çiçeklerin bakım zamanı gelmişti. Sence bu sefer zorlayacaklar mı bizi? Çok yaklaştık Gül, biliyorsun. Hata yapmamamız gerekiyor.

"Bilmem Açelya Hanım. Buğra Bey nedenini çözemediğim bir şekilde size karşı hep çok hırslı. Tanışmadığınızı bilmesem bir iş var bunun içinde derdim."

"Garip olacak ama bende öyle düşünüyorum. Onunla doğru dürüst muhabbetimiz olmamasına rağmen hep bana karşı bir öfkesi var. Bunu görebiliyorum. Onunla başa çıkabilirim."

Gönderen: Gül

Biliyorum. Dikkatli hareket edersek herhangi bir sorun çıkacağını sanmam. Birazdan çıkarım ben. Sende mutlaka çık eve gel.

Bakışlarımı Defneye çevirdim. "Bugün başka bir iş var mı? Yoksa ben gideyim artık. Her yerim ağrıyor."

Defne masasında duran kağıtlara bakışlarını çevirdi.

"Bugün herhangi bir işiniz olduğunu sanmıyorum. Yarın ilk davanız Buğra Beyin davası saat dokuz da. Diğer davalarınız ise öğleden sonra."

"O zaman ben kaçtım. Kendine dikkat et görüşürüz yarın." Defneye el sallayarak hızlı adımlarla odamdan ayrıldım. Çıkış saatine göre adliye fazla kalabalıktı. Birkaç adım atarak adliyenin kapısından çıktım. Hava hala aydınlıktı.

Otopark girişine doğru birkaç adım attığım sıra da arabamın birkaç metre ilerisinde duran Buğra Beyin bana el salladığını fark ettim. Hayatımda bundan daha felaket bir rastlantı görmemiştim.

"Açelya Hanım.." dedi bakışlarını bana çevirerek. "Nasılsınız? Nasıl geçiyor davalarınız?"

"İyi geçiyor Buğra Bey. Yoğunum biraz ama sorun değil. Sonunda davalar iyi geçiyor. Sizin nasıl geçiyor? Sabah sizi öfkeli gördüm biraz."

Buğra Bey gülerek bana baktı. "Bizim meslekte olur böyle şeyler biliyorsun Açelya. Sahi geçen haberinizi aldım çok üzüldüm."

"Affedersiniz ne haberi?"

"Nişan gününüz de terk edilmişsiniz." Buğra Bey hızla devam etti. "Ama sakın üzülmeyin olur böyle şeyler. Zaman her şeyin ilacıdır unutmayın."

"Teşekkürler Buğra Bey tavsiyeniz için ama rica ediyorum özel hayatımı adliye de bir daha konuşmayalım. Burası benim iş yerim. Eğer beni gerçekten merak ediyorsanız bir gün kahve içebiliriz." Gülümseyerek devam ettim.

"O zaman size hayatımla alakalı merak ettiğiniz her şeyin cevabını veririm." Bir adım atarak arabamın anahtarını elime aldım.

"Yani ajanlarınızı araya sokmanıza inanın hiç gerek yok. Hem onları yormamış olursunuz hem ben size bir kahve eşliğinde anlatırım. Nasıl ama bir taşla iki kuş değil mi?"

"Ne ajanından bahsediyorsunuz Açelya Hanım?"

Arabamın kapısını kendime doğru çektim. "İyi günler Buğra Bey. Yarın mahkeme de görüşmek üzere."

Onu dinlemeden hızla kapıyı kapattım. Gerçekten bu kadar mı öfkeliydi? Hayatımın detaylarını ajanlarından öğrenecek kadar mı? Aramızda herhangi bir bağ yoktu. Buğra Bey ile adliye de çok sıkı konuşan insanlar da değildik. Neden hayatım hakkında bilgi almak istiyordu?

Telefonun sesi arabayı kaplarken gelen aramayı bakmadan yanıtladım.

"Nerede kaldın?"

"Yoldayım ne oldu?"

"Geç kalma Açelya daveti zar zor ayarladım biliyorsun. Ayrıca bu daveti kaçırırsak bir daha asla içeriye giremeyiz."

"Neden?" Dedim yoldan gözümü ayırmadan. "Listemiz de bir sürü insan var neden onlar değil de bu insanlara gidiyoruz?"

Kısa bir sessizlik oldu. Gül tereddütlü bir şekilde "Çünkü.." dedi.

"Çünkü ne?"

"Oradaki adamlardan biri izimizi bulmak üzere. Ne oldu neden bir anda peşimize düştü bilmiyorum. Gerçek kimliğimizi bulursa tehlikeye gireriz."

"Neden bunu şimdi öğreniyorum?"

"Sinirlenme diye söylemedim ayrıca biz bir sürü yollardan geçtik. İnan bana bunu da atlatacağız. Hem sen değil miydin çiçeklerin bakım zamanının geldiğini söyleyen?"

Başımı salladım. "O adamı bulmamız gerekiyor. Ayrıca madem oraya gidiyoruz devam etmeliyiz. Otele geçiyorum doğrudan. Elbisemi hazırladın değil mi?"

Gül, gülümsedi. "Tabi. Kırmızı renk bir elbise ayarladım sana."

"Kırmızıdan nefret ettiğimi biliyorsun."

"Bunu senin söylemen garip oldu ve evet doğrudan otele gel. Davetlileri özel bir arabayla alacaklarmış. Yani arabayla gitmek yok. Zorlasalar gözlerimizi de kapatacaklar."

"Abartma."

"Yalan mı?" Dedi Gül, sesinden eğlendiği beli oluyordu. "Biliyorsun seninle bir sürü iş yaptık. Bazı işleri elimizi kaldırmadan hallettik. Bazılarında az da olsa zorlandık ama bu.." dedi bir süre düşünerek.

"Daha önce ismini bilmediğim türden bir iş olacak. Karanlık demeyeceğim her karanlık işte aydınlığı gördük biz."

Gülümsedim. Haklıydı. Gülle sayısını bilemeyeceğim bir sürü iş yapmıştık. Bu işleri duygularımızı kaptırmadan yapmaya çalışıyorduk. Bu bazen çok kolay oluyordu bazen ise dünyanın en zor işi.. Gül, benim aksime tereddüt etmezdi. Ne yaparsak yapalım kendinden emin adımlarla hareket ederdi. Karanlık işlerin çoğu Gül sayesinde aydınlığa çıkıyordu.

"Daha önce ismini bilmediğim türden iş ne demek?"

"Koray'ı biliyorsun. Bizle alakalı iş olduğunda bize getiriyordu. Ya da bazen.." dedi gülerek. "Biz ondan iş çalıyorduk ama bu öyle bir konu değil."

"Bu sefer Koray beni uyardı. Karan şirketi varmış. Her sene bağış davetleri düzenliyorlarmış. Koray'ın söylediğine göre oldukça yüklü meblağlardan bahsediyoruz."

"Peki.." dedim yola odaklanarak. "Bunun bizimle ne alakası var?"

"Biri var. Daha önce yaptığımız işin ardında olan biri. Geçmiş dosyalarla ilgileniyormuş. Senin avukat olduğunu görmüş. Bir tuhaflık sezmiş. İşin peşini bırakmamış göt." Gül, öfkesine hakim olmaya çalışarak devam etti.

"Kim olduğunu veya hangi şirketin içinde olduğunu henüz bilmiyorum. Tek bildiğim bizimle alakalı bu konunun peşini bırakmayacağı ve inan bende onun peşini bırakmayacağım. Bu iş oldukça sinirimi bozuyor."

"Anlam veremiyorum. Onların bir sürü düşmanı vardır. Neden bizim konumuzla bu kadar ilgileniyor? Üstelik sanırım.." dedi Gül, söyleyeceği kelimeleri toparlamaya çalışıyordu.

"Üstelik ne? Ne oldu Gül?"

"Bu konuyu sadece o biliyor. Biliyorum bu bizim avantajımıza bir durum ama ben nedense öyle hissetmiyorum."

"Ne olabilir?" Dedim, telefona bakarak. Ne düşüneceğimi, Gül'e ne söyleyeceğimi bilemiyordum.

"Bilmiyorum. Bilmemek beni sinir ediyor. O dosyaları alıp onun bir tarafına-" Dediğinde duraksayarak aldığı nefesi geri verdi.

"Sakinim, tamam." Gül kendi tabiriyle sakin kalarak devam etti. "Davet çok kalabalık olacak. Herkes holdingin üyeleri ile gelecek. Biz Haznedaroğlu Holding'in tarafında olacağız. Koray, Enes Beye her şeyi anlatmış. Bu konu da onlara güvenebiliriz. Alana herkesin gelmemesi için mekana bir şifre ile giriş yapılıyor. Daha sonra magazin şirketine haber yapmaları için güya bağış etkinlikleri düzenlenecek."

"Şifre mi?" dedim şaşırarak.

"Evet.." dedi Gül beni onaylayarak. "Bağış etkinliği bittiğinde kameralar kapanacak ve asıl etkinlik başlayacak."

"Sahi bu iş ne?" dedim bir yandan kaza yapmamak adına yola bakıyordum. "Daha önce bir işe girmeden önce onu araştırır, önlem alırdık. Bu davet hakkında herhangi bir bilgin var mı?"

"Koray sadece belgelerle işlerin yürütüldüğünü söyledi. Ortada yüklü paralar varmış. Kara para haklamak gibi.."

Otele doğru giden yoldan saparak telefonu elime aldım. "Otelin önünde misin?"

"Geldin mi?" Gül şaşkındı.

"Evet.." diyerek onu onayladım. "Hatta otelin önüne park ediyorum şu an."

Arabayı otelin önüne park ederken Gül otelin girişinde bana el sallıyordu. Davet için üzerinde siyah renk oldukça şık bir elbise vardı. Koray sayesinde ünlü markaların elbiselerini oldukça uyguna alıyorduk. Para sıkıntısından değil, sadece millettin kirli diye andığı işlerimiz ile dünyayı karşılıksız yeterince kötülükten temizlerken paramızı da feda etmek istemiyorduk. Gül'ün üzerindeki elbise sade ve şık gözükse de ünlü bir markanın elbisesiydi. Uzaktan, 'Hey ben x markasının ürünüyüm ve çok pahalıyım. Lanet olsun!' diyordu.

Çantamı alarak arabadan indim. Görevliye anahtarı uzatıp birkaç adımda Gül'e yaklaştım. Bakışlarım elbisesinden yüzüne kaydı. "Beni incelemeyi bırakacak mısın acaba?"

"Normal halin de çok güzel ancak bu farklı." Gül bana cevap olarak gözlerini devirdiğinde onu umursamadan devam ettim. "Ben ciddiyim. Çok şık olmuşsun. Gül Hanım acaba zengin misiniz?"

"Tabi.." dedi Gül alayla. "O kadar zenginim ki canım istemediği için dünyaları almıyorum yoksa biliyorsun her şeyi alabilirim."

"Dalga geçme!" dedim gülerek. "Ciddiyim ben."

"Dalga mı?" dedi Gül ellerini iki yana açarak. "Aşk olsun ne zaman dalga geçtiğimi gördün? Ayrıca bu elbiseyi bile zor buldum. Koray hiçbir elbiseyi kabul etmedi. 'Abartılı Gül, gereksiz sade, hiç dekoltesi yok.' Bir ton zırvaladı. Sanki galaya çıkıyorum!"

"Bir gala olmayabilir ama ciddi bir toplantıya katıldığımız kesin." Otelin girişinden geçerek bulunduğumuz katın asansörünün önüne geldik. Gül asansörün tuşuna basarken çantasından küçük yeşil renkli bir kart çıkarttı.

"Bu odanın kartı. Yedi numara, üçüncü kat. Elbisen yatağının üzerinde duruyor. Koray kuaförü bizim için ayarlamış. Elbiseni giy ve kendini sihirli ellere bırak!" Gülün uzattığı oda kartını ondan aldım. Gül devam etti.

"Sen hazırlandığında muhtemelen görevliler bizi almak için otelin önünde olacaklar. Haznedaroğlu Holding ile çalıştığımızı gösteren belgeyi adamlara göstereceğim. Şifreyi söyledikten sonra geriye sadece mekanda olmak kalıyor."

Gül dikkatle bana baktı. Titrediğimi fark etmiş olmalıydı. Konuşmasına izin vermeden açılan asansörün kapısına doğru adımımı attım. "Yarım saat."

Gül, "Yarım saat.." diye onaylayarak başını salladı.

Asansörün kapıları kapandığında Gül'ün söylediği gibi üçüncü katın düğmesine bastım. Gül benim gibi değildi. Endişeli olsa da bunu dışarı yansıtmıyordu. Benim için bu pek mümkün değildi. Ellerim titriyor bir süre sonra konuşamaz oluyordum. Bir nevi atak geçiriyordum. Gül bunu fark ettiğinde beni sakinleştirmek adına elinden geleni yapıyordu. Onun yardımıyla kendime geliyordum.

Bu iş daha önce aldığımız tüm işlerden daha farklıydı. Onlarca insan içinden bizim peşimizde olan adamı nasıl bulacaktık? Tanrım, onca insan içinde elini kaldırıp 'Hey ben sizin peşinizdeki adamım!' demeyeceğine göre bulmak zor olacaktı. Üstelik Gül'ün bahsettiği kara para etkinliği hakkında hiçbir bilgim yoktu. Ya birisi bu konu hakkında bana soru sorarsa o zaman ne yapacaktım?

Asansörün kapısı ardına kadar açıldığında koridorda yürümeye başladım. Yedi numaralı odanın önünde durduğum da elimdeki kartı kapının okuyucusuna yaklaştırdım. Hafif aralanan kapıyı iterek odamdan içeri girdim.

Adını bilmediğim kızıl saçlı hizmetli bana bakarak gülümsedi. "Açelya Hanım siz olmalısınız. Koray Bey geleceğinizden bahsetmişti. Bir iş toplantınız varmış sanırım?"

Onu onaylamak adına başımı aşağı yukarı salladım. Banyodan kıvırcık saçlı, elinde tahminimce makyaj setini tutan bir adam çıktı.

"Tanıtayım Eren Bey. Sizin makyajınızla ve saçınızla ilgilenecek. İsterseniz siz elbisenizi giyin Eren Bey de o sıra da hazırlanır."

Başımı salladım. Gül'ün dediği gibi yatağın üzerinde kırmızı şık bir elbise duruyordu. Kırmızıdan nefret ettiğimi bildiği halde bana kırmızı elbise almıştı. Elbiseyi elime alarak banyoya geçtim. Aynadaki Açelyaya bakarak üzerimdeki giysilerimi çıkartıp yerde duran plastik kutuya koydum.

"Biliyorsun.." diye fısıldadım ona bakarak. "Bu senin ilk işin değil. Bu kadar gerilmene gerek yok. Gül yanında."

Kırmızı elbiseyi her ne kadar çakma marka olduğunu bilsem de dikkatli bir şekilde giymeye başladım.

"Gül yanında.." diye yeniledim.

"Gül yanımda diyerek yirmi sekiz seneyi böyle geçirdin." Aynada bir adım arkamda duruyor, bana bakıyordu. "Bana öyle bakma. Ne demek istediğimi sende biliyorsun. Konu ne olursa olsun Gül'ün arkasında duran isim hep sendin. Onun kanatlarının altına sığınan, adım atmaktan korkan bir insansın. Peki ama neden?"

"Ben.." dedim saçlarımı serbest bırakarak.

"Korkuyorum. Bu hayattaki haritam Gül gibiymiş gibi hissediyorum. Yönümü kaybettiğimde ona bakıyorum ve yolumu yeniden hatırlıyorum."

"Ne zamana kadar bu böyle gidecek?" Dedi gözlerimin içine bakıyordu. "Ölene kadar onun yardımını alarak yaşayamazsın. Bir gün tek kaldığında, kimsesiz kaldığında ne yapacaksın? Korkarak iş yürümüyor Açelya."

"Kapa çeneni." Diye mırıldandım o ise bana inat devam etti.

"Ben gerçekleri söylüyorum. Sen ise beni susturmaya çalışıyorsun. Beni görmezden gelmeden yaşamazsın."

"Kapa çeneni." Diyerek yeniledim.

"Bir gün kendinle, benle yüzleşmen gerekecek. O zaman yanında haritan olmayacak. Sen kendinle yalnız kalacaksın. O zaman ne olacak? Yoksa bir nöbet daha mı geçireceksin? Neydi.." Dediğinde hızla devam etti.

"Heh, stres nöbetleri! Ellerin titriyor, olduğun yerde kalıyorsun."

"Sus dedim!" Sesim kontrolden çıktığında banyo kapısının ardından bir ses geldi. Muhtemelen hizmetli olmalıydı.

"Açelya Hanım iyi misiniz?"

Aynada arkamda duran gölge yok olduğunda kendime gelerek banyonun kapısını açtım.

"İyiyim.." Yatağın önünde duran makyaj koltuğuna oturduğum da Eren Bey aynadan gülümseyerek bana baktı.

"Elbiseniz çok şık, size çok yakışmış Açelya Hanım. İlk bakışta çok sade bir elbise olarak gözükse de ince detaylar her zaman elbiseyi önemli kılar. Saçınızı bu detayların önüne gelmeyecek şekilde bir topuz yapacağız. Makyajınız da ise gözlerinizi öne çıkartmayı düşünüyoruz."

Gülümsedim. "Koray otele gittiğin de kendini Eren Beyin kollarına bırak demişti. Boşuna demiyormuş. Bir şiir gibi konuştunuz."

"Estağfurullah! Elimizden geldiğince işimizi mükemmel yapmak istiyoruz."

"O zaman kendimi sizin ellerinize bırakıyorum!"

Eren Bey ve adını bilmediğim oda hizmetlisi benimle ilgileniyordu. Eren Bey tamamen odaklanarak saçıma ve makyajıma bakıyordu. Dediği gibi saçımı topuz yapmıştı. Oldukça salaş bir topuz gibi dursa da sıkı bir şekilde toplandığını hissediyordum.

Makyajımda gözlerimi buharlı göstermek istemişti. Renkli gözlerim makyaj sonucu daha ön plana çıkmıştı. Ayna da Açelyadan ziyade bir aslan vardı. Asildi ve kendine güveniyordu.

Benim aksime..

Ayağa kalkarak Eren Beyin elini sıktım. "Koray'ın dediği gibi işiniz de on numarasınız. Benden bir şaheser yaratınız."

"Aşk olsun.." dedi Eren Bey. "Şaheser sizsiniz ben sadece hafif bir makyaj yaptım."

Gülümsedim. "Teşekkürler. Umarım yeniden görüşürüz."

"Eşyalarınız oda da güvenli bir şekilde kalacaktır Açelya Hanım. İyi günler."

"İyi günler." Hizmetli ve Eren Beye son kez veda ettikten sonra yavaş adımlarla koridora yöneldim. Topuklu ile yürümeye hala alışmamıştım. Her an dengemi kaybedecek gibi bir sola bir sağa sallanıyordum. Dizlerim titriyordu.

Asansörün önüne geldiğim zaman telefonumu elime aldım. Gül'e mesaj atarak asansörün kapısından içeri girdim.

Asansör müziği kulaklarımı doldurduğunda gözlerimi kapattım. Yanımda biri daha vardı. Ancak gözlerimi açıp o kişinin kim olduğuna bakmaya çok üşenmiştim.

"Alo?" Dedi yabancı bir ses. "Evet güzelim. Birazdan oradayım. Hediye mi? Hediyeni aldım tabi ki."

Yalan söylüyor. Klasik bir erkek yalanı!

Güldü. "Geçen hafta aldığım arabayı dama atıyoruz öyle mi?"

Yalan söylemiyor, vazgeçtim. Sadece zengin.

"Söz veriyorum. Bu sene ki doğum günün de sadece seni seven insanlar yer alacak. Geçen sefer her şeyi berbat ettim."

Duraksadı. Karşı tarafı dinliyor olmalıydı. Güldü.

"İşim bu geceye kadar sürecek gibi duruyor. Yarın benim evimde görüşüyoruz değil mi? Hasret gidermek istiyorum. Özledim."

'Seni çok özledim.' Altı çizgili kırmızı bir yalan.

"O zaman yarın görüşmek üzere." Dediğinde hızla tamamladı.

"Bende seni seviyorum."

'Seni seviyorum Açelya.'

Asansör durduğunda bir süre bekledim. Gözlerimi açarak asansörün içine baktığım zaman boştu. Muhtemelen benden önce davranıp asansörden çıkmıştı.

Asansörden çıkıp otelin giriş yerine doğru birkaç adım attım. Gül, otelin dışında görevlileri bekliyordu. Etrafıma göz gezdirerek otelin girişine doğru yürümeye başladım.

Gül beni gördüğünde tatminkar bir şekilde gülümsedi. "Bir de bana diyordun."

"Ne?" Dedim şaşırarak.

"Çok şık olmuşsunuz Açelya Hanım yoksa zengin misiniz?"

"Ne zaman gelecekler?" Dedim konuyu değiştirmek için. Gül bileğindeki saate baktı.

"Birazdan burada olurlar. Açelya.." dedi bana bakıyordu. "Biliyorum çok gerginsin. Şunu unutma hiçbir şey senden kıymetli değil. Kendini iyi hissetmediğin an bana haber et. Oradan kaçarız. Daha önce de yaptık biliyorsun."

"Biliyorum." Dedim ona bakmadan. "Bu sefer olmaz. Artık kaçmak istemiyorum Gül. Cesur davranmak istiyorum. O adamı bulmadan oradan ayrılmayacağım."

"Kim ne derse desin sen kendine inanırsan her şeyi yapabilirsin."

"O kadar çok kendime güvenmiyorum. Daha onu yapacak kadar ekmek yemedim.."

Gül, "Açelya.." demişti ki sözünü kestim.

"Biliyorum sen sanıldığının aksine çok cesursun, korkma diyeceksin. Keşke öyle hissetsem ama hissetmiyorum. Artık korkak da davranmayacağım. Bu iş cesaretimi toparlamamda yardımcı olacak."

"Sana güveniyorum." Diye fısıldadı Gül tebessüm ederek.

"Kafanda bir ses var biliyorum. Bu ses sana sürekli olarak kendini suçlu hissetmeni söylüyor. Çünkü bir tek öyle kabul ettirebilir kendi üstünlüğünü sana. Şunu asla unutma o ses ne derse desin sen çok güçlüsün. Unuttun mu küçükken yanımda otururdun. Sen derdin bana. 'Ben senin yanındayım. Ne olursa olsun yanında olacağım' Şimdi ben sana diyorum." Kısa bir süre duraksayarak bana baktı.

"Senin yanındayım."

Gülümsedim. Gözlerim otomatik olarak dolduğunda ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.

"Ağlama!" Diyerek kaşlarını çattı Gül. "Eren Beyin mükemmel makyajını bozarsan seni döverim."

"Asla." Dedim gülerek.

Gül bana cevap vereceksen bir araba otelin girişine yaklaşarak önümüzde durdu. Ben Güle bakarken Gül ciddi bir şekilde arabadan inen adama bakıyordu.

"Su Kara ve Sude Kara.." Maskeli adam isimlerimizi söylediğinde ikimiz de başımızı salladık.

"Şifreyi alabilir miyim?"

Gül bir adım atarak adama yaklaştı. "Red nine.."

Adam arabada onu bekleyen arkadaşına bakarak başını salladı. Daha sonra bize dönerek arka kapıyı açtı.

"Hoş geldiniz buyurun lütfen." Gül ve ben arabaya bindiğimiz de sessiz bir şekilde yola çıktık. Sürücü koltuğunda oturan adam yanındaki arkadaşına arabanın kenarından göremediğim bir şey uzattı.

Arkadaşı arkasını dönerek bize baktı. "Biliyorsunuz prosedür böyle. Lütfen gözlerinizi bağlayın."

Elindeki bantları alarak Güle baktım. Her şeyin yolunda olduğunda dair başını salladı. Gözlerimi bağlayıp koltuğa yaslandım.

"Bu arada sormadım özür dilerim efendim. Hangi Holdingti?"

"Haznedaroğlu Holding." Dedim kendimden emin bir şekilde.

"Enes Haznedaroğlu'nu temsil etmek üzere biz katılıyoruz."

Bir süre sessizlik olduğunda derin bir nefes alarak yolculuğun geçmesini bekledim. Nereye gidiyorduk hiçbir fikrim yoktu. Sadece oldukça şıktık. Koray'ın dediğine göre davet çok ciddi bir davetti. Bizim amacımız bağış yerinde peşimize düşen o adamı bulmaktı. Onu nasıl bulacağım hakkında herhangi bir fikrim yoktu. Bu konu da Gül'ün bir şeyler bilmesini ummaktan yapacak başka bir şeyim yoktu.

Kaç dakika geçti bilmiyorum araba yavaş bir şekilde durduğunda sabırsızlanmıştım. Arabanın kapılarının açılıp kapandığını duydum. Dikkatli bir şekilde dinlemeye çalışıyordum.

"Efendim Haznedaroğlu Holdingi temsil etmek üzere davetlilerimiz Su ve Sude Kara."

Kirli işlerimizi yaparken kullandığımız isimler.

"Şifreyi doğruladınız mı?"

"Tabi ki efendim."

"Arabanın kapılarını misafirlerimize açabilirsiniz. Sıradaki!"

Arabanın kapısı açıldığında Gül ve beni dikkatli bir şekilde arabadan indirdiler.

"Gözlerinizi açabilirsiniz." Göz bandının iplerini çözüp bandı yere attığımda bir süre mekandaki ışıklara alışmayı bekledim. Gece olmasına rağmen mekan oldukça aydınlıktı.

Gül bana bakıyordu. İyi olduğumu gördüğünde devam etti. "Teşekkürler.."

Mekan dışarıdan çok büyük ve eski gözüküyordu. Işıklar oldukça iyi bir aydınlatma yapıyordu. Kalabalık mekandan içeri girerken Gül'e yaklaştım.

"İnsanlara baksana." Dedim çevreme göz gezdirip.

"Şık olmak kuralını şimdi daha iyi anlıyorum."

"Oldukça önemli bir davet sence de normal değil mi?"

"Yine de fazla gösterişli." Dedim Güle yetişmeye çalışarak.

"Önemli olan gösterişli olmak değil ayrıca biz sade olmamıza rağmen en ünlü markaların elbiselerini giyiyoruz. Bunu kim bilir ki?"

"Yalnız.." dedim gülümseyerek. "En ünlü markaların sahte elbiseleri-" demiştim ki Gül hızla sözümü kesti.

"Hey! Burada öyle bahsetmek yok. Ayrıca hazır mısın? O kapıdan içeri girdiğimiz an birer Haznedaroğlu çalışanı olarak davranacağız."

Mekanın girişine baktım. Oldukça şık insanlar gülümseyerek mekandan içeri giriyordu. İş toplantısından ziyade bir yakının düğününe gidiyor gibi görünüyorlardı. Hiç kimse az sonra içeri de karanlık işlerin olduğu bir toplantının döneceğini bilemezdi.

Mekandan içeri girerken garson gibi giyinmiş bir görevli bize bakıyordu. Gül "Haznedaroğlu Holding." diye mırıldandı.

Garson başını sallayarak "Sağ taraftaki en son masa." Diye cevapladı.

Gül önden ben ise onun arkasında durup onu takip ediyordum. Mekanın içi dışından ziyade az ışıklıydı. Kalabalıktı ancak herkes mırıldanarak konuşuyor, kimse kimseyi rahatsız etmiyordu.

Piyano sesi mekanı kapladığında sahne de yaşlı bir adam vardı. Kameraların kendisini çektiğini bilerek hafif bir şekilde öksürdü ve konuşmaya başladı.

"Dördüncüsü düzenlenen Aydın Holding bağış toplantısına hoş geldiniz."

Alkışlar sesleri geldiğinde konuşan adam güldü. "Bu sene katılımın bu kadar fazla olması bizi çok mutlu etti. İnsanların hayallerine ortak olmayı kabul etmeniz bizi gerçekten çok mutlu ediyor.."

"Ne hayal ama.." diye fısıldadım. Gül uyarırcasına bana baktı, sustum.

"Çocuk esirgeme kurumuna bağış olarak biraz sonra oldukça nadide bir eser satışa çıkarılacak. Satış fiyatı çocuk esirgeme kurumuna bağışlanacak."

Çevrede mırıldanmalar başlarken Güle baktım. "Ne düşünüyorsun?"

"Bilmiyorum." Dedi adama bakarak. Yaşlı adam sahneye gelen ürünün üstünü açtığında bir tablo karşıladı bizi. Eski döneme ait bir tablo olmalıydı. Onu daha önce görmüş gibiydim.

Yaşlı adam mikrofonu eline alarak konuşmasına devam etti. "Gustav Klimt, The Kiss yani öpücük eserini 1908 yılında tamamladı. Bu resim zaman ve mekan dışında öpüşen bir çifti tasvir ediyor. Günümüzde ise Viyana'daki Belvedere galerisinde sergileniyor."

'Tutku dolu bir aşkın öpücüğü'

"Ünlü ressamlarımızdan birisi bu eseri yeniden yorumladı. Açılış fiyatımız beş yüz bin dolardır. Sahne sizin.."

Bizden uzakta olan masalardan birinde kadın mikrofonu eline aldı. "Bir milyon dolar."

Şaşırmamak adına kendimi çok zor tutuyordum. Bir milyon dolardan normal pazarlık fiyatı gibi bahsediyolardı. Sanki hemen bulunabilir bir miktar gibi!

Bizim yanımızdaki masadan biri, "Bir milyon dolar dört yüz bin." Dedi.

"Teklif Demir Holding'ten! Bir milyon dört yüz bin! Teklif yapmak isteyen var mı?"

"Bir milyon altı yüz bin."

"Bir milyon sekiz yüz bin."

"İki milyon.."

"İki milyon beş yüz bin dolar!" Bu ses.. Bakışlarımı Gül'e çevirdiğimde ne yaptığını biliyor gibi bana bakıyordu.

Az önce o tabloya iki milyon beş yüz bin dolar teklif mi vermişti ben mi yanlış duymuştum?

Konuşmamak için kendimi zor tutuyorken sesin nereden geldiğini anlamadığım biri "Beş milyon dolar!" dedi. Mekanda mırıldanmalar başlarken Gül'e yaklaştım.

"Sen kafayı mı yedin?"

"Ne yaptığımı biliyorum. Enes Bey teklif verebilirler demiş bizim için. Sakın çekinme." Şaşırarak Gül'e baktım. Başını sallayarak bana baktı. Masa da duran mikrofonu alıp konuştum.

"Sekiz milyon dolar."

"Teklif Haznedaroğlu Holding'te! Teklif veren var mı?"

Demin duyduğum sesin sahibi "On milyon dolar." Dedi, zor oynamayı seven bir rakibimiz vardı.

"On iki milyon dolar.." dedim. Paranın miktarı arttıkça endişelerim daha da artıyordu. Sanki kendi cebimden gidiyordu para. Kendimi garip hissediyordum.

"On üç milyon dolar.."

"Açelya.." dedi Gül bana bakarak. "Almamız gerekmiyor biliyorsun değil mi?"

"Teklif Ayaz Holding'te! Son teklif için bir kez daha tekrarlıyorum on üç milyon dolar. Teklif vermek isteyen var mı? Yoksa satıyorum! Satıyorum.."

Mikrofon elimden kaymadan "Yirmi milyon." Dedim. Çevredeki mırıldanmalar kendini büyük bir gürültüye bırakırken Gül şaşırarak bana bakıyordu.

"Sen ciddisin.." dedi ardından ekledi. "Hırsını unuttum, doğru."

"Teklif Haznedaroğlu Holding'te! Satıyorum.." Yaşlı adam çevreye baktı. Sesler kesildiğinde ekledi.

"Sattım. The Kiss; Haznedaroğlu Holdingin!" Alkış sesleri bu sefer bizim için gelirken Gül tedirgin bir şekilde gülümsüyordu.

"Bu kadar çabuk bizim olmamalıydı. Bir şey dönüyor."

Gül, bakışlarını yaşlı adama çevirirken yaşlı adam uzun süre sessiz kaldı. Yanına bir garson geldiğinde kulağına bir şey fısıldamıştı.

Yaşlı adam takım elbisesini düzelttikten sonra mikrofonu eline aldı.

"Aydın Holdingin düzenlediği toplantıya hoş geldiniz. Sonunda herkesin beklediği konuya geldik." Yaşlı adam devam etti.

"Haznedaroğlunun satın aldığı tablo yirmi milyon dolar ile satıldı. Bu yirmi milyon hepimizin piyasasında büyük bir önem kazanacak. Sadece bu tablo değil daha önce satışını yaptığımız tüm ürünler için de bu geçerli."

"Nadide ürünlerimizin normal ürünlerden daha çok satışta değer gördüğünü biliyorsunuz. Bize getirdiğiniz her ürün size, Holdinginize birer puan olarak yansayacak."

Çantamdaki telefonu çıkartarak kamera moduna geçtim. Gül, bana yaklaştı.

"Ne yapıyorsun?"

"Sence?" Dedim gülümseyerek.

"Yüzdeleri anlaştığımız gibi böleceğiz. İki şirket hariç diğer şirketler yüzde iki dilimi kendi Holdinglerine alacaklar. Bu da bildiğiniz gibi yüz milyon dolar yapıyor."

Gözlerim fal taşı gibi açılırken yaşlı adam gülümsedi. "Ayaz Holding ve Haznedaroğlu dışındaki şirketler her zamanki yüzdelerine sahip olacak. Şimdi parti başlasın!"

Telefonumu çantama koyarak Gül'e yaklaştım. "Ne yaptın?"

"Yaşlı adamın sıkıcı muhabbettini dinlemekten başka mı? İnsanları inceliyorum. Peşimizdeki adama dair ipuçları.."

"Ve?"

"Şüphelendiğim bir Holding var." Dedi Gül. "Teklif yarışına girdiğin şirketten biri bize bakıyor. Bütün teklif boyunca gözlerini bizden ayırmadı. Ayrıca.." dedi Gül.

Devam etmesi için ona baktım. "Sen son teklifi yaptıktan sonra teklifi veren adamın kulağına bir şeyler söyledi. Sonra adam teklif vermekten vazgeçti. Ne dedi bilmiyorum ama bu bir sorun."

"Ne? Neden sorun olsun?"

"Bizimle alakalı bir şey demiş olacak ki teklif vermekten vazgeçti." Dedi Gül. Bir süre etrafıma baktım. Orkestra dans müziği çalarken Gül yüzüne sahte bir gülümseme taktı.

"Ayağıma gelen fırsatı değerlendirme zamanı." Dans pistine gidip bir adamın yanına yaklaştı. Zarif hareketlerle adam Gül'e bir şeyler anlatmaya başladı. Gül ise adamın söylediklerine gülümseyerek dans için uzattığı elini tuttu.

Bakışlarım etrafta gezinirken bir çift gözle bakışlarımız kesişti. Duraksadım. Bana bakıyor ve yanındaki adama bir şeyler diyordu. Bu Gül'ün bahsettiği adam olmalıydı.

Yanındaki adamın söylediklerine karşı başını sallayarak ayağa kalktı. Adımlarını hızlandırıp mekanda tuvaletin yanında duran kapıyı kendine doğru çekti.

Çantamı koluma asarak hızlı adımlarla adamın peşinden gitmeye başladım. Kapıyı kendime doğru çekerek bir koridora doğru yöneldim.

Peşinde olduğum adam merdivenleri tırmanıp sağ köşeye doğru yürüdü. Onu takip edip hızla merdivenleri çıktım.

Adam sessiz olmaya özen göstererek koridorun sonundaki odaya girdiğinde arkama baktım. Kimsenin gelmediğinden emin olarak kapıyı kendime doğru çektim ve hızla içeri girdim.

Bulunduğumuz oda karanlıktı ancak yine de karşımda birinin olduğunu görebiliyordum. Peşinde olduğum adam birkaç adım atarak yüzünü bana döndü.

"Neden geldin?" dedi şaşırarak.

"Sende bizimle alakalı bir belge var onu almak için geldim." Bir adım atarak elinde duran belgeyi sert bir şekilde aldım.

"Ver onu bana!" Diye bağırdığında belgeyi arkama sakladım.

"Yıllarımı o belgeye verdim ben. Senin haberin var mı?"

"Şey.. Yok." Dedim ona bakarak.

Sinirlendiği her halinden belliydi. Bir adım atarak üzerime yürüdü. "Siz.." dedi sesi titriyordu.

"Sizi araştıralı bir sene oluyor. Bir süre bir şeyler eksik dedim. Sonra geçmiş dosyalara baktım. Sen ve arkadaşın sadece bizi değil bir sürü insanı kandırmışsınız. S-sizin haberiniz var mı? Biz bir milyon zarar ettik sizin yüzünüzden!"

Öfkeyle devam etti. "Sadece b-bizim şirket için değil bir sürü ş-şirket için çalışıyorum. Daha sonra Gül Kara ve sen.. Dolandırdığımız adamın parasını alıp kaçmışsınız. Sırf bu da değil belge de sahtecilik var. Bu Ayaz Holding için mümkün olmayan bir durum. Siz yaptınız!"

Ona biz değil muhtemelen Koray yaptı desem Koray kim diyeceğinden adım kadar emindim. Bu yüzden sustum.

Karşımdaki adam konuşacaktı ki bulunduğumuz odanın kapısı sonuna kadar açıldı. Karanlık yüzünden yüzünü göremediğim, uzun boylu bir adam "Burak!" Diye bağırdı.

"Deniz seni çağırıyor. Ufak tefek işlerle ilgilenmemen gerektiğini sana kaç defa söyleyeceğim?"

"A-ama.." dedi Deniz ismini hala bilmediğim adam devam etti.

"Denizin yanına git. Ben hallederim." Deniz, kapıya doğru giderek adamın önünde durdu.

"E-emin misin? Ben halledebilirim."

Başını sallandığını görünce Deniz hızla odadan çıktı. İsmini bilmediğim adam kapıyı arkasından kapatıp üzerime doğru bir adım attı.

"Sen.." dedim birden. "Sen de kimsin?"

Ses çıkartmadan bir adım daha attığında eş zamanlı olarak duvara doğru bir adım geri attım. Bana cevap vermeden üzerime doğru yürüyor ben ise geri geri gidiyordum.

Sırtımı duvarı çarptığımda gidecek alanım kalmamıştı. İsmini bilmediğim adam üzerime yürüyüp kollarını kaçış imkanı vermeden iki yanıma yerleştirdi.

Yüzünü boynuma yaklaştırarak "Arslan..." dedi. Kıpırdamamaya özen göstererek konuştum.

"Ne?"

"Ben.." dedi boynuma yaklaşarak. Sıcak nefesi tenime değiyordu. "Arslan Ayaz."

"Hiç memnun olmadım." Dedim zor çıkan sesimle. İsmini yeni öğrendiğim Ayaz bu dediğim cümleye güldü.

"Ama ben çok memnun oldum." Saçımı zor tutan tokamı yere çekip attığında bakışlarımı ona çevirdim.

Boynumu engelleyen saçlarımı parmağının tersiyle itip iyice yaklaştı. Sıcak nefesi tenime çarpıyor daha çok gerilmemi sağlıyordu. Daha önce kimseyle bu kadar yakınlaşmamıştım. Tanımadığım biriyle bu kadar yakınlaşmam beni strese sokuyordu. Ne yapacağımı bilmeden bana yaklaşmasına izin veriyordum.

Dudakları boynuma değdiğinde dudaklarım aralandı. Konuşmak istedim ancak kelimeler dudaklarımdan çıkmayı reddediyordu.

"Asıl siz kimsiniz?" Diye mırıldandı. Kendini geri çekerek bakışlarını bana çevirdi. Hala çok yakındık.

"Bu sorunun cevabını zaten biliyorsunuz." Diye mırıldandım. Memnuniyetle gülümsedi.

"Doğru, biliyorum Açelya Yılmaz."

Benden bir adım uzaklaştığında kapı sonuna kadar açıldı. Arslan elinde duran belgeyi kapıda duran adama verdiğinde şaşkınlıkla ona bakıyordum.

"Sen.." dedim sinirden ne diyeceğimi bilmiyordum. Arslan gülümsedi.

"Ben.." dedi gülümseyerek. "Ben Arslan Ayaz.."

"O belgeyi almayacağımı mı sanıyorsun?" Dedim tereddüt etmeden ona bakıyordum.

"Hissediyorum." Diye fısıldadı. "Yeniden görüşeceğiz ."

Alıcı: Gül

Sana bir iyi bir kötü haberim var. İyi haber bizi takip eden elemanı yakaladım. Kötü haber belgeyi yakalayamadım. Buluşmamız lazım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.