İçeriğe geç

Ruhumun kırık parçaları

Bölüm 6 · 4 dk okuma

Ruhumun kırık parçaları

Bölüm 6

Kardelen.

Sergide benim eserlerimin arkasında duruyor, soranlara resimleri anlatıyordum.

Fazla geç kalmamıştık ama daha erken gelmemiz gerekiyordu. Serginin sahibi nefes nefese halimizi gördüğün de ne olduğunu sormuş ama hiç bir şey diyememiştik.

Ne diyebilirdik ki?

Ben tablolara bakmaya gelen bie çifti gülümseyerek karşılarken Mira kulağıma eğilerek "Pişt,"dedi hala önüme dönükken "Hm?"dedim sorarcasına "O kimdi?"dediğin de kalbim bunu anlamış beynim erteliyordu.

Omuz silkerek "Kimden bahsediyorsun?"dediğim de kıkırdayarak "Şu yakışıklı seni kurtaran Uras beyden bahsediyorum."dedi "Hani şu Cafe'de unuttuğun kişiden. Gördüğün de gözlerini üzerinden ayıramadan kırk beş defa yutkunduğun kişiden. Seni tuttuğun da turpa dönüştüğün kişiden."dediğinde gözlerim şaşkınlıkla açıldı. "Ne?"dedim şokla.

Akılsız kafam tabiki de fark etmişti. Mira kör bile olsa böyle bir şeyi görürdü.

"Fark etmeyeceğini düşünmem büyük aptallık."dediğim de omuzlarım düşmüştü. Zaten ağzına düşmüştüm artık bitmiştim.

Ölene kadar değil mezarımın başına geldiğin de bile bundan bahsederdi.

Mira "Tam olarak öyle."dedi alayla "Eve gidince konuşacağız, kaçmak yok."dediğinde Lia'nın sesi aramıza girdi "Sıkıştırma Kızı."dedi koluma girerek. Buse omzuma hafifçe vurarak "O kadar stres yaptın bak son 3 tablo."dediğin de Allahıma şükrettim.

Mira "Tablolar bitsin de biraz etrafı gezelim, ne dersiniz?"dediğin de Buse "Olur derim."dedi ve ekledi "Şu kumral istanbul beyefendisini de görürüz belki."dedi muzipçe sırıtarak.

Kızardığıma emin olarak "Biri beni yerin dibine gömebilir mi?"diye mırıldandım ama dibimde olan arkadaşlarım bunu duyarak ufak bir kahkaha atmışlardı.

Derin bir nefes alarak "Eve gidince konuşuruz."diyerek konuyu kapatmaya çalıştım.

Ama şans yine yüzüme gülmemişti.

Konu'nun ta kendisi kalbimi gümbürdeten gülüsemesi, ellerimi daldırma isteğine karşı çıkmadığım tutamları gözlerime diktiği kahve rengi gözleriyle bu tarafa geliyordu.Mira'nın omzuna reflekse tutunurken Mira kıkırdıyordu.

Bir Adam bir gün'de karşınıza ne kadar çok çıkabilir?

Bu sorunun cevabı tam olarak bugünün içinde sanırım.

Şövale'lerin önünde durduğun'da "Merhaba."dedi tablolardan birine bakarken

Kırklı yaşların'da bir Adam vardı resimde.

Beyaz bir kardelen çiçeği tutuyordu elinde. Kardelen çiçeğinin beyaz yaprakları kanıyordu. Adam kardelen çiçeğine narin değil sert davranıyordu.

Kardelen çiçeği için eksi yirmi derecede soğuk hava bile zorlu değildir. Çünkü dayanıklı bir yapıya sahiptir. Dağ eteklerinde yer alması ve soğuk havalarda ortaya çıkmasının nedeni nemli ve soğuk topraklarda büyüyebilmesidir.

Herkes sıcak bir yürek ister ama soğuk bir kalbe denk geldiyseniz kardelen çiçeği misalidir hayat.

"Birlikte gezemeyeceğimizi söylememenizin sebebi bu güzel eserlermiydi?"diye Mira'ya sorduğun da "Evet gezmek için arkadaşımız hiiiiiç mi hiiiç müsait değil beyefendi."dedi omuzların'da biten saçlarını savurarak "Serginin bitmesine," diyerek kolundaki saatine baktı "İki saat kadar var, işiniz erken bitecek gibi. İsterseniz sonrasın'da biraz gezebiliriz."dediğin de Buse "Bunu düşüneceğiz."diyerek Mira'ya eşlik etti "Hanımlar siz yerine birazda arkadaşınızla konuşabilirmiyim?"dedi.

Herşeyi arkadaşlarıma yıkmışken bu olmamıştı işte. Şövale'lerin ardınan elini bana uzatırken kafamı sabahtan beri ezberleyip, aklımın için de on bin kere farklı şekiller'de tasarladığım topuklu ayakkabım'dan kaldırarak önüne düşen en az kendisi kadar çekici olan bal turamların sahibi ile göz göze geldim.

Havadaki elini işaret ederek "Az önce tam tanışamamıştık. Ben Uras."dedi.

İçimde ki çıkan beynimi, kalbimi, düşünce yetimi, organlarımı, herşeyimi bir birine katan hortumun aksine, sakince gülümseyerek bal tutamların sahibinin elini tuttum.

Tuttuk, yemin ederim tuttuk aaaa.

Elimi hafifçe tutarken "Ben Bengi."dedim sesimin titrememesi için dua ederken. Ellerimin hala birbirindeyken "Tanıştığımıza memnun oldum, isminiz açıkta olan heryeriniz de görebildiğim benlerinizden mi geliyor?"diye sorduğun'da kafamı hafifçe salladım.

Büyüdükçe daha çok çıkan ama bebekken bile bir çok yerimde fazlasıyla olan benlerimle ismimi Bengi koyma kararı almışlar.

Bir nedenleride buymuş.

Aslında Bengi isminin anlamı sonu olmayan, hep kalacak olan, sonsuz ebediymiş. Sonsuz bir acı bırakacaklarını biliyorlardı belkide. Yada ismim yazmıştı kaderimi.

Elimi geri çekmeyi akıl edebilmiştim sonunda. Bal tutamların yanında ki başka bir Adam "Resimleriniz karmaşık."dediğin'de Uras "Dikkatle bakana çok şey anlatıyor."dediğin'de adam kafasını salladı. Adama dönerek "Resimlerde ruhumuz gizlidir aslında. Bu yüzden kendinizin anlaması ve duyhuları hissetmesi daha çok hoşumuza gider ama eğer isterseniz resimlerimin ufak ufak hikayelerini paylaştığımız bir instegram hesabı var. Fotoğrafçı olan arkadaşım Mira'nın"diyerek Mirayı gösterdim "Çektiği fotoğraflarla ayda bir bir tablonun hikayesini yayınlıyoruz. İsteyenlerin resime bakarak kensi hayatına göre şekillendirdiği hikayeleri'de izinleri kapsamın'da yayınlıyoruz."dedim.

Ne kadar uzun konultuşumu konuşma bitince anlayabilmiştim. Hem resim olduğun'da kayışlar ben'de kopardı ve zaten ben konuşmayı çok severdim.

Adam gülümseyerek "İşinize tutkunuz göz kamaştırıyor gerçekten. Bazı resimleri ankayamasam'da çok güzeller ve anlayabildiklerim anlamlı."Yanında ki bir Kadın "Emek kokusu alıyorum."diyerek kıkırdadı.

Mira "Ev arkadaşıyız ve gecelerce uyumadığını biliyorum."dediğin de onu hafifçe dürttüm. Mira bana 'Ne var' bakışları atarken Kadın "Tutkunuz takdir edilesi."dedi ve parmağı ile en baştaki tabloyu işaret ederek "Bizim o tabloya gönlümüz kaydı, evimizle de oldukça uyumlu olacağına eminiz."dediğin'de "Onu size sergi çıkışın'da ulaştıracağız."dedim gülümseyerek.

Bölüm sonu

5 yorum