İçeriğe geç

Ruhumun ilacı

Bölüm 2 · 8 dk okuma

Ruhumun ilacı

Bölüm 2

1. Bölüm -Yaralar ve anılar

Geçmiş... İnsanın yarasıda olabilirdi, unutamadığı anılarıda. Ama ikisininde ortak bir yönü vardı. İkisinide unutamazdınız. Anılar hatırlanmak için varlardı. Bazen hayatımız pek yolunda gitmediğinde tek mutluluk kaynağımız anılarımız olurdu. Fakat yaralarımız... O istesekte kapanmayan, hep bizimle kalmaya ant içmiş yaralarımız... Kapanmamalarının sebebi, belkide onlarla karşı karşıya gelemememizdi...

Alaz , yoğun bir baş ağrısıyla yataktan yavaşça kalktı. Ve her sabah yaptığı gibi biraz olsun ayılmak için boş boş duvara baktı. Aslında bugün izin günüydü. İzin günlerinde normale göre geç kalkardı. Ama maalesef timdeki çok sevdiği arkadaşları sabahın köründe boş muhabbetler yapmaya bayılıyorlardı. Belkide Alaz'a öyle geliyordu. Kendisi hayatı fazla sevmezdi. Sadece yaşamak için yemek yer, bazen de timdekilerin boş muhabbetlerine ortak olmak zorunda kalırdı. Çoğu zaman arkadaşları onu zorla muhabbete dahil ederdi. Onun dışında tek yaptığı şey uyumaktı. Tabii yaptığı en önemli şey ablasının ve annesinin mezarına gitmekti. Ablasının ölümü zaten onun için bir travmaydı. Ablasının ölümünden sonra sürekli kabuslar görmeye başlamıştı. Hâlâ o günü hatırladıkça gözüne bir damla uyku girmiyordu. Zaten uyku ilaçlarıyla uyuyordu. Aslında hiç unutmuyordu o anı, unutulabilecek gibi de değildi. Ama ne kadar zor olsada kabullenmeye çalışıyordu. Bir şekilde yaşamaya devam etmeliydi. Annesi de Ablasının ölümünden sonra antidepresanlarla ayakta duruyordu. Ama bir süre sonra vücudu bunu kaldıramamıştı. Ve Alaz sekiz yaşındayken hayata göz yummuştu. Babası olacak o vicdansız herif ise ablasının ölümünden sonra resmen ortalıktan kaybolmuştu. Alaz ise olayların farkında bile olmadan bir komşuları tarafından çocuk yetiştirme yurduna verilmiş, ve orada yaşamıştı. Orada okulunu başarıyla bitirip asker olmuştu. Onun hayatında değer verdiği tek şey vatanıydı. Şuan ise vatanı için yaşıyordu. Bu kadar travmanın ise küçüklüğünden beri içine gömüyordu. Psikoloğa gitmeyi ise hep reddetmişti. Arkadaşlarından sadece biri Alaz'ın travmasını biliyordu. Bir tek ona anlatmıştı içindekileri. Çünkü o en yakınıydı. Kuzey. Çocuk yurdunda kaldıkları zamandan beri arkadaşlardı. Bu yüzden birbirlerinin içini ezbere bilirlerdi. Kuzey Alaz'ı her kolundan tutup Psikoloğa götürmeye çalıştığında Alaz bunu hiçbir zaman kabul etmiyordu. Biliyordu Aslında ona iyi geleceğini. Ama yaralarıyla karşı karşıya gelmek isteyemiyordu. Bu yüzden bu yaşına kadar travmalarıda onunla beraber büyümüştü...

" Vay be komutanım, demek sonunda bizim Dünyayı kurtaracak muhabbetimizi katılmaya karar verdiniz , vallahi hayatınızda verdiğiniz en önemli karar olabilir bu." dedi Kaya.Timin şakacı ve çok konuşanlarındandı kendileri.Kaya bunu derken gülüyordu. Fakat komutanı Alaz'ın ona öldürücü bakışlarla baktığını görünce anında ciddileşti. Ve, " şakaydı komutanım, bilirsiniz severim şaka yapmayı, lütfen öldürücü bakışlarınızı üzerimden çekin." Alaz sonunda konuşmaya karar vermişti. "Emrediyorsun yani. Birazdan öldürücü bakışlarım uygulamaya geçecek,ona göre" severdi Alaz Kaya ile uğraşmayı. Ama Kayanın pekte hoşuna gittiği söyleyemezdi. Korkudan altına yapmasına az kalmıştı. Kaya başı yerde konuşmaya başladı, " Daha neler komutanım, sizce bende emredecek tip varmı, ne haddime komutanım, bir de unutmadan, idolümsünüz komutanım." Kaya bir tık paniklemişti. Ama o da toparlama derdindeydi. Alaz derin bir nefes vererek, " Oğlum, fazla konuşmasan iyi adamsın aslında." Dedi ve ağır ağır oturduğu koltuktan kalktı. Muhabbet etmeyi fazla sevmezdi. Tabii kendi içindeki susmayan konuşmaları saymazsak...

Bugün hava güzeldi. Güneşli değil yağmurluydu, hatta fırtınalıydı. Alaz için güzel hava herkesin güzel olarak nitelendirdiği güneşli hava değildi. O yağmur severdi, kar severdi , şimşek severdi ,fırtına severdi. Bugünde hava fırtınalı ve yağmurluydu. Onun için tam dışarı çıkılmalık bir hataydı. Ve öyle de yapacaktı. Koyu sohbetten ayrılıp odasına gitti. Kıyafet seçmek için Dolabını açtı. Hava adeta buz kesiyordu. Mardin kızıltepede yaşıyorlardı. Gezilmeye değer doğru dürüst bir yeri yoktu aslında. Ama Alaz zaten gezecek bir yer aramıyordu. Öylece dışarı çıkıp yürüyordu. Dolabından boğazlı bir kazak, siyah, kapüşonsuz oversize bir mont, siyah dökümlü bir pantolon, siyah bir atkı ve bere aldı. En çok giyimine önem veriyordu. Üstünü giydi, kapının yanında duran siyah deri botlarını giydi. Ellerini cebine soktu ve askeriyenin çıkışına doğru yürümeye başladı. Bazen düşünüyordu. Bu hayatta yalnız olmaktan çok sıkılmıştı. Bazen istiyordu bir hayat arkadaşının olmasını fakat cesaret edemiyordu. Onu koruyamamaktan korkuyordu. Aslında bu yaşına kadar karşısına bir sürü kişi çıkmıştı. Ama o hiç düşünmeden hepsini reddetmişti onlara hiç birine karşı birşey hissetmemişti. Şimdi kime bir teklifte bulunsa kabul ederdi. Bunun farkındaydı. Yakışıklıydı, askerdi, yani bir meslek sahibiydi, birini gerçekten severse onu ömrünün sonuna kadar bırakmazdı. Ama o kendine uygun birini bulamamamıştı. Küçücük bir hoşlantı bile olmamıştı kimseye karşı. O da artık boşvermişti. Yaşayıp gidiyordu işte. Yağmurlu ve fırtınalı havada dışarıda tek yürüyen oydu. Belkide bu yüzden seviyordu bu havayı. Tek başına olabiliyordu. Güvenliydi. Onun için insanlar her kim olursa olsun tehlikeliydi. İnsan babasına bile güvenmemeliydi. Buna inanmaması için hiçbir sebep yoktu. Kendisi bunu birebir yaşamıştı. İnsan sevmemesi babasından kaynaklı olabilirdi.

Yürüdü, yürüdü, yürüdü... Yağmurda durmak bilmiyordu, Alazda. En sonunda bir varacağı yere geldi. Evet, varacağı bir yer vardı. Bir restauranta yemek için rezervasyon yaptırmıştı. Planlı biriydi. Yolda rastladığı bir yere gitmezdi. Önceden planlardı. İçeri girdi, en köşedeki masaya rezervasyon yaptırmıştı. Gidip oturdu. Lüks bir yerdi. Oturdu ve montunu çıkartıp sandalyesinin üstüne bıraktı. Tam o sırada gözü masasına doğru gelen kişiye takıldı. Bu davetsiz bir misafirdi. Yaklaştığında kim olduğunu anladı. Kuzey' di. Tabii başka kim olabilirdi. Geldi ve sanki davet edilmiş gibi, " Ee ne yiyoruz, öldüm açlıktan." Dedi nefes nefese. Alazın dudağının kenarı kıvrıldı. Ve, " fark etmez , karnımız doysun yeter" diye bıkkınlık içeren bir cevap verdi. Kuzey alışıktı. Biliyordu nasıl biri olduğunu. O böyle dese de en sevdiği yemek bir Gaziantepli olarak patlıcan kebabıydı. En sevdiği çorba ise hiç şüphesiz Beyrandı. Hiç yemek sevmezdi ama bunlar en sevdikleriydi. Kuzey bunları uzun yıllar arkadaşı olduğu için biliyordu. Burada yemek yemelerinin sebebi ise Antep yemeklerinin olmasıydı. Alaz özellikle buraya rezervasyon yaptırmıştı. Kuzey parmağını şıklatıp Alaza doğru tutarak, " o zaman bir beyran bir de en güzelinden bir patlıcan kebabı yemez miyiz!" Dedi. Alazın yüzü biraz olsun gülmüştü. Ve, "Yiyelim bakalım." Dedi. Yemekleri beklerken hiç sohbet etmediler. Öylece masaya baktılar. Aslında Alaz için o masaya bakarken kafasının içinde savaş veriyordu. Kafasını çevirdi. Ve garsonun yemekleri getirdiğini gördü. Garson yemekleri masaya bıraktı ve, " Afiyet olsun efendim " deyip gitti. Alazın gözü beyrana takıldı. Annesi çok güzel yapardı. Her gün olsa her gün usanmadan yerdi. Ablası ise " ıyy nasıl yiyorsunuz şunu kokusu bile kötü" der ama o yesin diye " şaka yaptım ben, çok güzel sen ye" derdi. Alaz eskilere dalmışken Kuzey onu böldü. " Alaz , kardeşim birşey demeyeyim diyorum ama daldın gittin yine, ne olacak bu halin be oğlum böyle yaşanır mı!" Demek zorunda kaldı en sonunda. Üzülüyordu arkadaşına. Alaz sinirle soluyarak, " Bana bak, sen yine başladın psikoloğa git diye, sövdürtme şimdi kendine" dedi. Kuzey " Tamam, abi sakin ol demedim bir şey, boşver yemeğimizi yiyelim." Dedi. Ve sessiz sedasız yemeklerini yediler. Alaz, yemek bitince hesabı ödemek için elini kaldırdı. Tabii ki hesap ödeme kavgalarına girmeyeceklerdi. Kuzey , Alazın buna çok sinirlendiğini biliyordu. Bu yüzden sesini çıkartmadı. Hesap ödenince montlarını giyip çıkışa doğru ilerlemeye başladılar. İkisine hala sessidiler. Pek konuşmaya niyetleri yoktu. Ta ki kapının önündeki askeriye arabasını görene kadar. Evet, askeriye arabası normal olabilirdi ama, arabanın kapısı açıldığında içerideki görüntü ciddiye alınacak türden değildi. Timdeki bütün herkes içeriye doluşmuş son ses cilveloy şarkısını açmışlar, bir de bağırarak söylüyorlardı. İçeride birde rakı getirmişlerdi. Alaz ise ifadesiz bir şekilde arabaya bakıyordu. Aras, sesini duyurmak için bağırarak " Komutanım sizin için moral gecesi yapıyoruz. Çok eğleneceğiz. Haydi gelin içeri." deyip Alazı içeri doğru çekiştirdi. Alaz ise bugünlük depresyondan çıkmaya kara verip, " Oğlum elimde kalacaksınız duramıyorsun ha." Bunu derken gülüyordu. Arabanın içine bindi. Ve kendine rakı doldurdup tekte içti. İçmeyi fazla sevmezdi. Ama bugünlük kendine izin vermişti. Az önce şarkının sesini kısmışlardı. Ve şimdi sonuna kadar açmışlardı. Kaya bağırarak , " Haydi, üç deyince , bir, iki, üç "

İndim dere ırmağa hoy nanayda

Cilveloy nanayda

Zeytin dalı kırmaya hoy nanayda

Cilveloy nanayda

Geldim seni almaya hoy nanayda

Cilveloy nanayada...

Alaz bile şarkıyı söylemişti. Tabii normal haliyle değil. Bunu söylerken bir tık sarhoştu. Şarkı bittiğinde meyhaneyede varmışlardı. Evet, meyhandum e. Komutanları için düzenledikleri eğlence buydu. Ordu halinde arabadan indiler. Ve özenle içeriye alındılar. İçeriye girdikleri anda bütün gözler onların üzerindeydi. Daha çok onun. Alaz' ın. Normaldi. Adamda yakışıklılık desen vardı, karizmatiklik desen vardı, heybet zaten hep onda ondu. Bakmamak ayıp olurdu. Ve en sonunda ortadaki ve en öndeki masaya oturdular. Alaz etrafa baktı. Biraz başı dönüyordu. Ve bir anda masadan kalktı. Bora, " Komutanım nereye?" Dedi. Alaz in ise sesi boğuktu ," Ben sizin boktan eğlencemiz katılmıyorum, ne bok yiyorsanız yiyin lan." dedi. Kaya , " Komutanım oturun başınız dönüyor hem yarım saate kalkarız." Alaz oturdu. Ve arkasını döndü. Sanırım gözleri kanıyordu. Arkasını dönmez olaydı. Arkada dansöz vardı. Alaz tekrar önüne döndü ve rakısından bir yudum alıyorduki omzunda bir el hisseti. Kesin Kaya yine onu dürtüyordu. Alaz ise arkasına bakmadan derin bir nefes alarak, " çek lan o elini yoksa ben müsait yerlerine sokacağım." dedi. Ve arkasından, " Ne , beyefendi benimle düzgün konuşun lütfen." Diye ince bir kadın sesi duyduğu. Arkasını döndüğü anda kısa, siyah küt saçlı, yüzünü boya kovasına batırıp çıkarmış, dolgun göğüslü, dekolteli mini elbiseli, 25 yaşlarında bir kadın vardı. Alaz, elini kaldırıp kusura bakma işareti yaparak önüne döndü. Hiç uğraşamayacaktı bu kadınla. Fakat önüne döndüğünde hiçbir arkadaşı yoktu. Yapmaya çalıştıkları bu kadınla baş başa kalması gibi iğrenç bir plandı. Kadın, hafifçe tebessüm ederek, " önemli değil , senin gibi biri için kusura bakacak değilim, oturabilir miyim? " Dedi. Alaz da ellerini buyurun der gibi masaya çevirdi. Kadın, " Ben tek başıma konuşacağım galiba,

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.