İçeriğe geç

ruhumdan geriye kalanlar

Bölüm 7 · 7 dk okuma

ruhumdan geriye kalanlar

Bölüm 7

Karışıklık

Rejime giriyordum! Aynen öyle. Rejim yapmaya karar vermiştim. Daha önce çok fazla rejim denemiştim. Ama hepsi fiyaskoyla sonuçlanmıştı. Ama bu sefer olacaktı. İnanıyordum. Bütün gece bilgisayardan araştırma yapmıştım. Gerçekten zor rejimler vardı. Kendime en uygun rejimi bulmuştum sonunda. Neden mi rejime giriyordum? Çünkü… Kamer’in yanında sönük kalmak istemiyordum. O su götürmez bir şekilde yakışıklıydı ve ben bu halimle onu etkileyebileceğimi sanmıyordum. Hala benden nasıl hoşlandığını ya da etkilendiğini anlayabilmiş değildim fakat bir şekilde benden hoşlanmıştı ve ben onun yanında çirkin ördek yavrusu gibi dolaşmaktan sıkılmıştım! Sabah uyandığımda hayatımın düzene girdiğini hissediyordum. Bu his bana öyle bir enerji vermişti ki sabah okul için hazırlanırken yüzümden gülümseme hiç eksik olmamıştı. Bu kadar gülümsememe annem bile alışık olmadığı için tepki vermeden duramamıştı.

“Hayırdır Ahu. Ne bu mutluluk?” Diye sormuştu hayretle. Ona omuz silkip cevap vermiştim hala gülümserken.

“Hiç” demiştim i harfini uzatarak. Annem yüzüme anlamlı anlamlı bakıp konuşmaya başlamıştı.

“Bu mutluluğunun sebebi hayatına giren birinin sebep olduğunu düşünüyorum ama neyse.” Demişti. Daha sonra imalı imalı göz kırpıp beni okula yollamıştı.

Okula doğru adımlarken telefonumdan bugün ne yiyeceğime bakıyordum. Okulumun önüne geldiğimde içeri ilk defa başım dik girdim. Genelde başım önümde ya da telefonuma eğilmiş şekilde olurdu. Fakat rejime girmiş olma fikri bana garip bir özgüven aşılamıştı. Çocukluğumdan beri özgüveni düşük bir insan olmuştum. Böyle olmasında insanların etkiside çoktu tabii. Okula girdiğimde sınıfa girmek yerine tuvaletlere yöneldim. Aynadan gevşemiş atkuyruğumu açıp tekrar topladım. Tam işimi bitirmiş bir şekilde tuvaletten çıkmıştım ki bir kız grubunun konuşmasında ismimi duyunca adımlarım duraklamıştı.

“ 11-C ye aşırı yakışıklı bir çocuk gelmiş kızlar gördünüz mü? Adı Kamermiymiş neymiş. Çocuk resmen yürüyüşüyle ateş ediyor ya.” Diye konuştu bir tane kız ağzını yaya yaya.

“ Çocuğun sevgilisi varmış diye duydum. Ama yine de sen bilirsin.” Diğeride ona cevap verdi aynı konuşma şekliyle. İlk konuşan kız,

“ Sevgilisi mi varmış? Kimmiş peki?” Diye sorduğunda hayal kırıklığı sesinden bile belli oluyordu.

“İri yarı, siyah saçlı bir kız. Adı Ahu’ydu galiba. O çocuk ona nasıl bakmış hala aklım almıyor. Manken gibi çocuk diyet programlarından fırlamış gibi görünen bir kızdan nasıl etkilenmiş acaba. “ Daha sonra kısık sandığı ama hala gayet rahat duyulabilen bir sesle arkadaşlarına doğru eğilip konuşmaya devam etti.” Büyü falan mı acaba? Hı? ne diyorsunuz? Asıl böylelerinden korkmak lazım kızım. Her yola başvururlar valla.”

Konuşmanın başında dolmaya başlamış olan gözlerimden yaşlar süzülmeye başlamıştı. Haklılardı. Kim görse aynı şeyi düşünüyor olmalıydı. Çıktığım tuvalete tekrar girdim ve kapıyı kilitledim. Gözyaşlarım istemsizce süzülürken yüzümü ellerimle kapatıp içimi çeke çeke ağlamaya başladım. Çirkin olmak benim suçum değildi ki. Neden insanlar bu kadar acımasızdı?

Ders zilinin çaldığını duyduğumda kapının kilidini açıp dışarı çıktım. Yüzüme birkaç defa soğuk suyu çarptıktan sonra kâğıt havluyla kuruladım. Aynadan kendime baktığım da gözlerimin şişmiş olduğunu gördüm. Bunu umursayacak halde olmadığım için aynadan ruhsuzca kendime bakıp dışarı çıktım. Sınıfa girdiğimde kimseyle gözgöze gelmeden sırama oturdum. Kamerle bile. Kaşlarını çatmış bir şekilde bana baktığını hissediyordum ama kafamı kaldırıp ona bakmadım. Ders kitabımı ve defterimi çıkardıktan sonra kafamı sıraya koyduğum kollarımın arasına gömdüm.

Derse kafamı veremiyordum çünkü aklımda hep o kızların cümleleri dolanıyordu. Tennefüs zili çaldığında gözlerimi Kamer’e çevirdim. Bana baktığını gördüğümde hafifçe gülümsedim. Aynı şekilde o da bana gülümsediğinde kafasıyla” dışarı çıkalım mı?” gibisinden bir hareket yaptı. Ona kafamı sallayıp ayağa kalktım. Sınıfın kapısına geldiğimde benim yanıma ulaşmıştı. Tekrar hafifçe gülümseyip sınıfın kapısını açtım ve dışarı çıktım. Arkamdan gelip bana yetiştiğinde canım konuşmak istemiyordu. O da bunu anlamış olacak ki sadece elini elime dolayıp şakağıma bir öpücük kondurdu ve yanımda sessizce yürümeye devam etti.

Önüme bakarken bakışlarımı birbirine dolanmış parmaklarımıza çevirdim. Ellerimize hüzünle bakarken Kamer işaret ve orta parmağını çeneme koyup bakışlarımı ona çevirmemi sağladı. Ona bakarken Gözlerimdeki hüznü silmeye çalışmadım. Duygularımı saklama gereği duymadım. Ben çok açık bir insandım aslında öyle değil mi? Ve bunu daha yeni fark ediyordum biliyor musunuz? İnsanlara hep görmek istedikleri kişiyi göstermiştim. Anneme normal bir genç kız, Buse’ye ezik bir sünepe, diğer insanlara asosyal bir insan. Ben bu değildim. Ben mutlu bir genç kız değildim. Ben ezik biri değildim. Ben asosyal bir insan değildim. Beni zorlamışlardı. Mutlu gibi görünmeye, ezik biri olmaya, asosyal görünmeye. Bunların hepsine beni insanlar zorlamıştı. Ben Ahu değildim. Ben insanların görmek istediği Ahu’ydum. Beni bana bırakmamışlardı. Kendim olmayı özlemiştim...

Kamer, eli çenemde hiçbir şey demeden gözlerime bakıyordu. O an hiç konuşmadan anlaşabildiğimizi hissettim. Gözleri gözlerimden ruhumu okuyordu… Hani kahraman deniz diyor ya

” Gözyaşı dökmeden ağlarım.

Kendim bile duymam bağrırım.

Feryatlarıma yoldaş olmuş susmalarım.”

Benim de feryatlarıma yoldaş olmuş susmalarım. Şuan susuyordum. Tek kelime etmiyordum. Sadece onun gözlerine bakıyordum. Ama o benim bakışlarımdan suskunluğumun feryatlarını dinliyordu sanki. Gözlerimden ruhumun çektiği acıyı görüyordu. Onları anlayıp tek tek yarabandı yapıştırıyordu her bir tanesine.

“Acılarından öpmek istiyorum.”

Kaç dakika o şekilde kaldık bilmiyorum ama kurduğu cümle o an için hiç birşeyin umurumda olmamasını sağlamıştı. Hala gözlerine bakarken bir anda onu kendime çekip sarıldım. Kollarımı boynuna doladım. Burnumu kokusuyla doldurduğumda göz kapaklarım benden izinsiz kapandı. “Sorun ne?” demedi.” Ne oldu?” demedi. Sadece kollarını belime sardı. Burnunu boynuma gömdü ve derin derin içini çekti. Öylece kalmak istiyordum. Hayatıma başka anı eklenmesin sadece onun kollarında bir ömür kalayım istiyordum. Kapalı gözlerimin ardından bir damla yaş akarken titrek bir nefes alıp kollarımı ondan ayırdım. Geri çekileceğim sırada onunda gözlerinin kapalı olduğunu gördüm. Ellerim iki omzunda öylece yakışıklı yüzüne baktım. Gözleri yavaş yavaş aralandı.

“Seni seviyorum Ahu’m”

“Seni seviyorum güzel adam.”

Ağır ağır bana yaklaşıp burnuma bir öpücük kondurdu. Başımı eğip utanmış şekilde kıkırdarken gözümden akan bir damla yaşı sildim. Kafamı kaldırıp ona baktığımda elini yanağıma koyup yavaşça gezdirdi. Bunu çok fazla yapıyordu. Ben gözyaşımı sildikten sonra sanki benim silmeme kızmış gibi parmaklarını gözümün altında gezdiriyordu.

Kolunu omzuma atıp okula doğru yürürken ders zili çaldı. Derse geç kalmamak için adımlarımızı hızlandırırken resmen koşmaya başlamıştık. Sınıfa girdiğimizde ikimiz de nefes nefeseydik. Sıralarımıza geçmeden önce bir kez daha gözlerime baktı. Sanki “İyi ol.” Dercesine. Ona hafifçe kafamı salladıktan sonra sırama geçip oturdum. Bundan sonra okul çok normal geçmişti. Eve gelip rejime uygun bir şeyler atıştırdıktan sonra biraz ders çalışmıştım daha sonra biraz kitap okumuştum. sonra müzik dinleyip tavana boş boş bakma seanslarım başlamıştı. Hala yatağımda uzanmış şekilde tavana bakıyordum. Ta ki müzikle birlikte benden izinsiz göz kapaklarım kapanmadan önce. Bilincim benden uzaklaşmadan hemen önce düşündüğüm tek şey Kamer’in mavi gözleriydi…

Artık Gözlerimi Kamer’in birbirinden güzel günaydın mesajlarıyla açıyordum. Bu o kadar harika bir histi ki. Hayatımda ilk defa değer gördüğümü, değerli olduğumu hissediyordum. Kamer’i seviyordum. Hayır, sadece sevmiyordum. Ona âşıktım. Hemde delicesine. Ona o kadar âşıktım ki artık herşeyim o olduğunu hissediyordum. Sevdiğim adama benziyordum. Bu çok güzeldi.

Sabah uyandığımda gözlerim yatağımın başucundaki kâğıttan kırmızı gülü buldu. Yatağımdan kalkıp her bir yaprağında yana yatık el yazısıyla yazılmış onlarca”seni seviyorum” kelimesinin bulunduğu yapraklarından birinde parmaklarımı gezdirdim. Dudaklarım da bir gülümseme peyda olurken okul için hazırlanmaya başladım. Üstümü giyindikten sonra çantamı sırtıma vurup okula doğru adımlamaya başladım. Uyguladığım rejim beni bir hayli zorluyordu. Ama dayanmaya çalışıyordum. Kamer yanımda tüm kusursuzluğuyla arz-ı endam ederken onun yanında sönük kalmak istemiyordum. İkimiz yanyana durduğumuzda güzel ve çirkin masalının vüvut bulmuş hali gibiydik. Bunu sadece ben görmüyordum. Bunun herkes farkındaydı. O gün tuvalette duyduklarımda bunun en büyük kanıtıydı. Ama Kamer bunun farkında değildi. Ya da öyleymiş gibi yapıyordu…

Sınıfa girdiğimde gözlerim direkt Kamer’in tek başına oturduğu sırasını buldu. Boştu. Gelmemişti. Gelmeyecek miydi? Ne olmuştu? Başına bir şey mi gelmişti?

Gözlerim endişeyle sınıfı tararken görüş açıma uzun sarı saçlar ve nefrete bürünmüş mavi gözler girdi. Buse. Gözlerindeki kibir nefretle yarışırken bakışlarını bana dikmişti. Yutkunarak ona bakarken gözlerimi kaçırdım. Şu göz teması kurma işini biran önce çözmeliydim.

“Yarım dünya hayırdır. Aradığını bulamadın mı?” dedikten sonra içinde zerre samimiyet ve gerçeklik bulunmayan tiz bir kahkaha attı. “Koruyucun nereden Ahu’cuk?” psikopatlara yakışır şekilde bir kıkırtıyla şovunu sonlandırıp önümden çekildi. Derin bir nefes alıp yutkunmaya çalıştım ama nafileydi. Sanki koca bir yumru boğazıma takılmış gibiydi. Çantamı sırama bırakıp ben de oturdum. Kalbimde bir sızı can bulup içimi huzursuzluk kaplarken gözlerimi kapıya diktim. Neredeydi? Daha önce hiç geç kalmamıştı. İçimdeki huzursuzluk her geçen saniye daha da büyürken sebebini anlayamamak beni içten içe bitiriyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.