İçeriğe geç

RUHSUZLAR KASABASI

Bölüm 3 · 1 dk okuma

RUHSUZLAR KASABASI

Bölüm 3

Unutulmuş fısıltılar

Yaşlı adamın yanağından süzülen o tek damla yaş, sanki taşlaşmış bir toprağa düşen ilk yağmur damlası gibiydi. Kasaba halkı birer birer durmuş, yaşlı adama ve onun gözyaşına bakıyordu. İçlerinde yıllardır uyuyan, ne olduğunu hatırlayamadıkları garip bir sızı kıpırdandı.

Karan, yaşlı adamın omzuna hafifçe dokundu. "Acı çekmek can yakar, evet," dedi sesi tüm meydanda yankılanarak. "Ama acıyı hissetmeden neşenin, sevgimizin ya da özlemimizin değerini bilemeyiz. Sizi bu karanlığa hapseden şey acıdan kaçışınızdı."

Fenerden yükselen uğultu şiddetlendi. Siyah dumanlar bir rüzgar gibi kasaba meydanına doğru alçaldı. Sokak lambaları patlarcasına titriyor, sis her yeri yutmak istiyordu. Fenerin koruyucusu, insanların uyanışından korkmuştu.

Ancak Karan geri adım atmadı. Paletindeki en parlak renkleri topladı; fırçasını cesaretle tuvale sürdü. Bu kez meydanın ortasındaki kurumuş, taşlaşmış çeşmeyi çizmeye başladı. Fırçasının dokunduğu yerlerde mermerin çatlaklarından sanki berrak, ışıldayan bir su fışkırıyordu.

Çeşmenin çizimi tamamlandığı an, kasabanın ortasındaki gerçek taş çeşmeden ince bir su sesi duyuldu. Şırıl şırıl akan suyun sesi, kasaba halkının hafızasında paslanmış kilitleri birer birer açtı.

Aralarında fısıltılar başladı.

"Ben... annemi hatırlıyorum," dedi genç bir adam, sesindeki titremeye engel olamayarak.

"Ben de rüzgarın kokusunu," diye fısıldadı hemen yanındaki kadın.

Kasaba uyanıyordu. Ancak fenerin tepesindeki karartı, ruhları kolayca teslim etmeye niyetli değildi. Gökyüzü simsiyah bir perdeyle kaplanırken, fenerin kapıları gürültüyle açıldı

Bölüm sonu

2 yorum