İçeriğe geç

Ruhların intikamı

Bölüm 6 · 4 dk okuma

Ruhların intikamı

Bölüm 6

İlk gün

‧͙⁺˚*・༓☾ ☽༓・*˚⁺‧͙‧͙⁺˚*・༓☾ ☽༓・*˚⁺‧͙‧͙⁺˚*・༓☾ ☽༓・*˚⁺‧͙

Jamie'nin gitmesinin üzerinden bir gün geçmişti ve Aria'nın içindeki boşluk, her geçen saat biraz daha derinleşiyordu. Güne, Jamie'nin yokluğuyla başlayıp, onun eksikliğiyle biten bir gün daha yaklaşıyordu. Sabaha gözlerini açarken, Aria bir an için Jamie'nin yanında olduğunu hayal etti. Ancak gözlerini açtığında, odadaki sessizlik ve boşluk onu gerçekliğe döndürdü. Yatak odasının köşesindeki boşluk, geceyi bir tür karanlık düşüncelerle geçirmenin getirdiği ağır yorgunluğun sembolüydü.

Aria, yatağından kalkarken yorgunlukla dolu adımlarla ilerledi. Kendi kendine, “Bir şeyler yapmalıyım, yoksa tüm gün bu boşlukta kaybolurum,” diye düşündü. Mutfağa gittiğinde, sabah kahvaltısını hazırlama alışkanlığıyla otomatik olarak hareket etti. Fakat, Jamie'nin sabahları mutfakta nasıl heyecanla etrafında dolandığını düşünmek Aria'nın kalbini sıkıştırıyordu. Jamie'nin küçük ellerinin, kahvaltı masasında oyun oynayan sevimli tavırlarını anımsamak, Mutfakta Jamie için hazırladığı kahvaltıyı hatırladı. Küçük bir tabakta taze meyveler, Jamie'nin sevdiği kahvaltılık gevrek... Şimdi tüm bunları hazırlamak anlamsız geliyordu. Yine de, alışkanlıklarını bozmak istemedi. Masayı hazırladı ama Jamie’nin sandalyesi boştu. Mutfaktaki sessizlik, Jamie ile hazırladığı tatlı kahvaltıların eksikliğini derin bir şekilde hissettiriyordu. Aria, tabakları hazırlarken, kendi gözyaşlarıyla karışmış düşüncelerini saklamaya çalıştı. Kahvaltı masasına oturduğunda, Jamie’nin boş sandalyeyi doldurduğu anları düşündü. O boşluk, gözleri dolu olarak masanın karşısında oturmayı zorlaştırıyordu... Yemeği zorla birkaç lokma aldığında, boğazında bir düğüm oluştu ve gözyaşları yine birikmeye başladı.Onun her zamanki neşeli sesi, kahvaltı boyunca sorduğu sorular, bir gün öncesinin artık geçmişte kaldığını acı bir şekilde hatırlatıyordu. Aria, kahvaltıya zorla birkaç lokma alıp tabağı itip kalktı. Boğazındaki düğüm, yemek yemenin bile imkânsız hale geldiğini gösteriyordu.

İşe gitmek için hazırlanırken, Aria'nın ruh hali daha da karardı. Her zamanki kıyafetlerini giydi, saçlarını topladı. Aynaya bakarken, Jamie'nin "Bugün çok güzelsin, ablacığım!" dediği günleri düşündü. Aynadaki yansıması, ona yabancı gelmeye başladı. Gözleri şişmiş, yüzü solgundu. Gülümsemeye çalıştı, ama dudakları titredi. Bir zamanlar kendine güvenen Aria şimdi sadece bir yansıma gibiydi; yaşam enerjisinden uzaklaşmıştı.

Çiçekçi dükkânına vardığında, Mrs. Thompson onu her zamanki gibi gülümseyerek karşıladı, ama Aria’nın içinde kopan fırtınaları göremiyordu. Aria, dükkânın tanıdık kokusunu içine çekti, ama bu koku bile ona huzur veremiyordu. Çiçeklerin canlı renkleri, Jamie’nin canlılığına benzerdi, ama şimdi hepsi solgun görünüyordu. Her bir çiçeği eline aldığında, Jamie’nin gülümseyen yüzünü hatırladı. Dükkanın içinde müşteriler dolaşıyor, çiçek seçiyorlardı. Aria, onlara yardım ederken zoraki bir gülümseme ile karşılık veriyor, ama her biriyle konuşurken zihni Jamie’ye kayıyordu. Sürekli kapıya göz ucuyla bakıyor, sanki Jamie birdenbire içeri girecekmiş gibi bekliyordu. Ancak kapı her açıldığında, içeri giren kişi sadece bir müşteri oluyordu, kardeşi değil...

Aria, dükkânda çalışırken düşünceleri sürekli Jamie’ye kayıyordu. Onun nerede olduğunu, ne yaptığını, başına bir şey gelip gelmediğini merak ediyordu. İçindeki endişe dalga dalga yükseliyor, düşüncelerini esir alıyordu. Zihninde durmaksızın sorular dönüyordu: “Acaba Jamie şimdi nerededir? Ona iyi bakıyorlar mı? Bu işi gerçekten kabul etmek zorunda mıydı?”

Öğle yemeği molasında, Aria yalnız başına oturduğu parkta, sessizliği dinledi. Parkın içindeki hayat devam ediyordu; çocuklar neşeyle oynuyor, kuşlar cıvıldıyordu. Ama Aria, bu hayatın dışında kalmış gibiydi. İnsanların mutluluğu ona uzak, ulaşılmaz bir şeymiş gibi geliyordu. Cebindeki eski telefonu sıkıca tutarak Jamie’den bir haber bekledi, ama ekran hep sessizdi. Bir yudum su alırken, Jamie’nin ona "Ablacığım, susadın mı?" diye sorduğu anlar zihninde canlandı. Boğazı düğümlendi ve suyu yutmakta zorlandı. Su içmek bile bir işkence haline gelmişti.

Büyük şehir, kalabalığın içinde adeta bir labirent gibi görünüyordu. Aria, eve dönüş yolunda, gözleri her köşe başında Jamie’yi arıyordu, ama küçücük bedeni hiçbir yerde bulamıyordu. Şehir meydanına vardığında, devriye gezen süper kahramanlar dikkatini çekti; onlar şehirdeki düzeni koruyarak etrafa umut saçıyor gibi görünüyordu. Ama Aria, onların göz kamaştırıcı kostümleri ve süzülüşlerine rağmen, kendini yalnız ve kaybolmuş hissediyordu. Şehrin hareketliliği ve insanların koşuşturmacası arasında, Jamie’nin sesini ve varlığını duymak umuduyla her an tetikteydi. Her köşe başında, her karşılaştığı yüzün arkasında Jamie’yi bulma umudu, her seferinde hayal kırıklığına uğruyor; kalabalığın uğultusu, ruhunda bir melankoli yaratıyordu. Aria, devriye gezen kahramanların etrafındaki enerjiyi ve coşkuyu izlerken, bu şehirdeki hareketliliğin ve gürültünün kendi acısını hafifletmek bir yana, onu daha da derinleştirdiğini hissediyordu.

Eve girdiğinde, sessizlik tüm varlığıyla onu karşıladı. Bu sessizlik, Jamie’nin yokluğunu daha da acımasızca hissettiriyordu. Evin her köşesinde onun izleri vardı; bıraktığı kitapları, masasının üstündeki dağınık kağıtlar, yatağında bıraktığı battaniye... Ama hepsi sadece cansız birer hatıraydı. Aria, bu izlere dokunarak kardeşinin varlığını aramaya çalıştı, ama nafileydi. Her şey olduğu gibi duruyordu, ama o orada değildi.

Yatağa uzandığında, yalnızlığın ağırlığı iyice arttı. Karanlık odada, Jamie'nin yastığındaki sıcaklığı hatırlamaya çalıştı, ama bu anılar yalnızca derin bir boşluk yarattı.Yastık tamamen soğumuş, onun yokluğuna işaret ediyordu. Arianın kahverengi gözleri yaşlarla dolmuştu, gözyaşları yastığa damlayarak sanki kalbinin bir parçasını orada bırakıyordu. Kendini, eski yatak odasında kaybolmuş gibi hissetti; adeta zamanın bu karanlık köşesinde sıkışıp kalmıştı. İçinde, Jamie’nin nerede olduğu ve güvende olup olmadığına dair sorularla boğuluyordu. “Neden gitmesine izin verdim? Keşke onu durdurabilseydim,” diye düşündü. Bu düşünceler, onun içindeki boşluğu daha da derinleştirdi, sanki kalbi bir boşluk içinde sıkışmış gibi.Yalnızlık, karanlık gece boyunca yüreğini sıkan bir ağırlık haline geldi, her geçen saat daha da keskinleşti. Bir gün geçmesine rağmen, Jamie'nin kaybolmuşluğu Aria'nın içindeki boşluğu sarmalayan bir hüzün ve pişmanlık dalgası yaratıyordu. Uykusuz geçen gecede, acı ve özlem, tüm varlığını sararak onu derin bir yalnızlık içinde bırakıyordu.

Bölüm sonu

1 yorum