Annem yine her zamanki gibi, "Her şey fazla olsun, az olmasın," mantığıyla sofrayı donatmıştı. Hızlıca ellerimi yıkayıp mutfağa, ona yardım etmeye giriştim. Aslında her şey çoktan hazırdı ama el atmazsam içim rahat etmeyecekti.Nihayet beklenen misafirler kapıda göründü. Annem, kapıyı açmadan hemen önce her zamanki tembihini yapmayı ihmal etmedi:
– Bak sakın Yağmur’a tuhaf bakışlar atma, tamam mı?
Gelenler eski komşumuz Sema Teyze ve kızı Yağmur’du. Annem yıllarca "Yağmur şöyle, Yağmur böyle," diyerek başımın etini yemişti. Artık büyüdüğüm için böyle çocukça şeyler yapmayacağımı biliyordum. Hafif bir sitemle yüzüne baktım:
– Anne ya, o tuhaf bakışları attığımda on yaşındaydım.
– Ben diyeyim de, sonra "uyarmadı" deme.
Yüzüme, yapaylıktan bile öte sahte bir gülümseme yerleştirip salona geçtim.
– Hoş geldiniz, nasılsınız?
– İyiyiz kızım, sen nasılsın?
– Ben de iyiyim, teşekkür ederim.
Sema Teyze bir süre beni inceledikten sonra gözlerini devşirip anneme döndü:
– Aa Nazan, bu bizim bildiğimiz İsra mı? En son dişlerinde tel vardı, küçük, zayıf bir şeydi. Evlilik yaramış, serpilip güzelleşmiş maşallah.
O an dişlerimi birbirine öyle bir bastırdım ki, kalbini kırmamak için kendimi zor tuttum. Annem ise gururla başını salladı:
– Evet Sema’cığım, bu bizim İsra. O zamanlar çocuktular, şimdi büyüdüler işte... Hem Yağmur da değişti, eskiden daha zayıftı, basenleri falan çıkmış herhalde.
Yağmur aniden, "Aşk olsun Nazan Teyze ya, ben kilolu muyum?" diye alınganlık yaptı. Sema Teyze hemen kızını teselli etti:
– Dur kızım, hemen sinirlenme, yakışmış sana.
Tüm bu diyalogları kenardan izlerken bir yandan sinirden tepem atıyor, bir yandan da gülmemek için dudaklarımı ısırıyordum. Şu son günlerde zaten pamuk ipliğine bağlı olan psikolojim, bu saçma sofra muhabbetiyle tamamen rafa kalkmıştı.Neyse ki yemek faslı eski mahalleden, havadan sudan konuşmalarla kazasız belasız bitti. Ben hemen bulaşıkları toparlamak için mutfağa geçtim. Yağmur da arkamdan sinsi bir hamleyle yardıma geldi;
"Gerek yok," dememe rağmen aldırmadı.Onu görmezden gelmeye çalışarak tezgâhı toplarken birden arkasını döndü ve o zehirli cümleyi fırlattı:
– Furkan’ı ayartmayı nasıl becerdin?
Dünya başıma yıkıldı sandım. Olduğum yerde taş kesildim.
– Ne dedin sen? diye tısladım resmen.
"Sen Furkan’ı nereden tanıyorsun?"
Önce o gıcık gülümsemesini yerleştirdi yüzüne, hiç istifini bozmadı:
– Abimin arkadaşıydı. Abime aramı yaptırmaya bile kalktım ama o istemedi. O yüzden soruyorum; ne yaptın da adamın aklını çeldin?
Beynim duyduklarımı idrak etmeye çalışıyordu. Karşımda duran bu kız, az önce eski kocam... hayır, şu anki kocamı, yani Furkan’ı benden önce ayartmaya çalıştığını itiraf ediyordu.
– Ben kimseyi ayartmadım! Furkan beni istedi, babam da verdi. Sen utanmıyor musun evli bir adamın karısına bunları anlatmaya?
Sesim beklediğimden çok daha yüksek ve öfkeli çıkmıştı. Yağmur ise zerre utanma belirtisi göstermeden, pişkin pişkin sırıttı:
– Ee, seviyorum ben kocanı. Hem de sen onu daha tanımadan sevmiştim ben o adamı.
İşte o an gözüm tamamen döndü. Hınçla uzandığım gibi saçlarını avucuma doladım.
"Ne dedin, ne dedin?" diye bağıra bağıra çekmeye başladım. Yağmur ise can havliyle çığlığı bastı: "İmdat, yetişin! Bu kadın beni öldürecek!"Gürültüye annemler hemen mutfağa koştular.
"İsra, ne yapıyorsun Yağmur’a ?Bırak kızı, delirdin mi?" diye üzerime yürürlerken, ben hırsımdan ağlamak üzereydim. Anneme dönüp, "Bu hayırsız, kocamı sevdiğini söylüyor! Ne yapsaydım anne, sessiz mi kalsaydım?" diye haykırdım.Yağmur hemen sahte gözyaşlarına sığınıp savunmaya geçti:
– Hayır Nazan Teyze! Vallahi yalan söylüyor. Kocasını kıskandığı için benim adıma hikâye uyduruyor. Beni zaten hiç sevmezdi, iftira atıyor!
Neye uğradığımı şaşırmıştım. Gözlerimi dehşetle anneme çevirdim. Ama annem çoktan tarafını seçmişti; benden ziyade Yağmur’un başını okşayıp benim adıma ondan özür diliyordu.Daha fazla orada kalmaya dayanamadım. Öyle bir öfke ve hayal kırıklığı dalgasıydı ki bu, kapıdan dışarı adımımı attığım an sessizliğimi bozup hüngür hüngür ağlamaya başladım. O kızın hayasızlığına mı yanayım, yoksa annemin kendi evladını bir yabancıya harcamasına mı bilemedim.Sokaklarda yaklaşık bir saat kadar rüzgârda yürüyüp sakinleşmeye çalıştıktan sonra eve döndüm. Annem akşam arayıp onu herkese rezil ettiğimi, misafire karşı ayıp yaptığımı söyledi. Artık kendimi savunmak, haklı çıkmak için bile enerji bulamıyordum. Sadece "Tamam anne," deyip kapattım.Eve geldiğinde Furkan yüzümdeki solgunluğu ve bitkinliği fark etmişti. "Ne oldu?" diye sordu. Annemle ufak bir tartışma yaşadığımızı söyleyip geçiştirdim. Daha fazla düşünmek, o pis anıyı zihnimde büyütmek istemiyordum; çünkü yorulmuştum.