İçeriğe geç

RUH YANMASI

Bölüm 6 · 7 dk okuma

RUH YANMASI

Bölüm 6

5. Bölüm

5. Bölüm:

"Aldanmak istersen, bildiğini bilmezden gelirsin."

-Kemal Tahir

❄️

"Ne işin var burada?"

"Buraya tayin olduğumu biliyorsun." Gayet kendinden emin görünüyordu. Ben mi anlatamıyorum yoksa o mu anlamıyor?

"Ondan bahsetmiyorum Mert... abi. Neden bu ekiptesin? Sen terörle mücadeledeydin." Zifiri karanlık gözlerine gözlerimi dikmiş, vereceği cevabı bekliyordum.

Küçük bir aydınlanma yaşadıktan sonra, yüzüne bir tebessüm yayıldı. "Yahu hani bahsetmiştim ya, amirim beni de buraya tayin ettirdi diye. Onun ekibinde yer yokmuş, Hakkı amirle de çok yakın arkadaşlar. Zaten dönem dönem benden bahsedermiş. Buraya tayinim çıkınca da beni de ekibe almak istedi bende kabul ettim." Bir süre duraksadıktan sonra gözlerinde bir aydınlanma daha oluştu. "Sen onu diyorsun. Hayır, hayır. Senin bu ekipte olduğunu bilmiyordum. Tamamen tesadüf. Seni kontrol etme veya burada abilik yapma gibi bir amacım yok."

Bir de abilik yap, tam olsun zaten.

Hayal kırıklığıyla, "tamam" diyerek tam arkamı dönmüştüm ki kolumdan tutup beni kendisine çevirdi.

"Hesap sorma faslın bittiyse eğer, sana bir şey soracaktım." Devam etmesi için başımı salladım. "Kimdi o içeride kolunu tutan? Aranızda bir şey mi var?"

Ne alaka ya? Ne alaka ve ne hakla?

"Hani beni kontrol etmeye veya abilik yapmaya gelmemiştin?" Hadi buyur buradan yak Mert komiser. Kollarımı göğüsümde kavuşturduktan sonra tek kaşımı kaldırdım. Şu hareketi çok seviyorum ya! Mesela bazı insanların tek kaşını kaldıramadığını öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Gerçekten çok şey kaçırıyorlar.

Elini ensesine götürüp kaşımaya başladığında gülmemek için kendimi zor tuttum. Adamı böyle dumura uğratırlar işte. Ne oldu, verecek cevap mı bulamadın?

"Aman be kızım, ne bileyim işte. Bir an abilik duygularım kabardı sanırım."

Hay senin abilik duygularına...

"Neyse, peki o bileklerindeki dövmeler ne? Dün uzun kollu giydiğin için fark etmemiştim."

Bakışlarımı bileklerime indirip dövmelerimde göz gezdirdim. İstemsizce yüzümde oluşan tebessümle başımı kaldırıp, kirpiklerimin arasından Mert'e baktım. Evet, hepsinin bir anlamı vardı ve evet, hepsinin anlamı Mert ile ilgili. Ama tabi ki bunu ona söyleyecek halim yok.

"Bir yerde görmüştüm, hoşuma gitti ve yaptırdım. O kadar." Ben omuz silkerken o, yanıtımdan tatmin olmuş bir şekilde başını salladı.

Gülümseyerek asker selamı verdikten sonra topuklarımın üzerinde dönüp ilerlemeye başladım. Döndüğüm anda yüzümdeki tebessüm solmuştu. Gerçekten her şey bu kadar bana karşı gelebilir mi? Neden artık görmek istemediğim bir insanı, tüm gün boyunca görmek zorundayım ki? Adamı her gün, sabahtan akşama kadar iş yerinde görmem dışında bir de aynı apartmanda oturuyoruz. Çok acı çekeceğim, çooook.

Odaya girdiğimde herkes masasında oturmuş, aldığımız ilk vakanın dosyasını inceliyordu. Masama oturup dosyayı açtığımda Mert'te odaya girmişti ve yan tarafımdaki tek boş masaya yerleşti. Masalar duvarların dört bir yanını kaplarken, hepsi orta kısıma bakıyordu ve orta kısım boştu. Benim masam tam pencerenin karşısındaki duvarda kalıyordu ve bu durumdan gayet memnundum. Gökyüzünü izlemek bana her zaman huzur verir.

Dosyayı açtığımda odayı Mert'in sesi doldurdu. "Evet arkadaşlar, dosyayı incelerken sesli yorum yapmanızı istiyorum. Beyin fırtınası yaparsak daha çok fikir edinmiş oluruz."

İlk konuşan Komiser yardımcısı Hatice olmuştu. O da benden 2 gün önce bu ekibe katılmıştı. Pek konuşkan bir tip olmasa da, ondan olumlu elektrik alıyorum. "2 kadın, 1 erkek olmak üzere toplam 3 kurbanımız var. Hepsinin öldürülme biçimleri ve kullanılan cinayet aleti aynı."

Odadaki diğer 9 kişiden olumlu mırıltılar yükselirken bir diğer konuşan Emir komiser olmuştu. "Adli tıp uzmanının raporuna göre 3'ü de ilk önce öldürülmüş ve ardından başı gövdesinden muntazam bir şekilde kesilmiş. İlk darbenin henüz ne olduğu yazmıyor. Hepsinin de sol elinde X işareti var." Son cümleyi zor duyacağım bir şekilde mırıldanmıştı.

"Bu işaretin bir anlamı var ama ne?" diye mırıldandığımda bakışlarımı pencereye çevirmiştim.

"Kamera kayıtları?" Ben düşünürken onlar beyin fırtınasına devam ediyordu.

"Sitede fazlaca kamera olmasına rağmen, ne hikmetse yürüyüş parkurunda hiç yok. Sadece parkurun girişini gören bir kamera var. Ama ne yazık ki her sabah, neredeyse tüm site sakinleri yürüyüşe çıkıyor."

"Madem o kadar kalabalıklar, nasıl hiç kimse cinayeti görmez?"

"Parkur çok uzun ve yollar dolambaçlı. İşte fotoğrafları dosya da var."

"Peki maktüllerin üzerinden her hangi bir not çıktığına dair bir bilgi var mı? Ben göremedim." derken Mert, dosyayı hızlıca gözden geçiriyordu.

"Hayır, her hangi bir not bulunmamış."

"Hepsinin üzerinde spor kıyafetleri var. Ormanlık alanda da zaten bir yürüyüş parkuru varmış ve maktüllerde hep yürüyüş parkının etrafındaki ağaçlık alanda bulunmuş." dedim.

"O zaman ilk iş olarak o parkurda sporu yasaklayacağız. Ardından komşularla biraz sohbet edelim."

Mert'in fikrini söylemesiyle bakışlarımı ona çevirdim. "Zaten yakın çevredeki tüm komşuların ifadesi alınmış. Dosya da hepsinin ifadesi var."

"Ama biz almadık." Mert gözlerimin içine öyle derin bakıyordu ki bir an elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemeyerek sadece başımla onayladım.

"Ben Berfu'yla beraber gidip tekrardan ifadeleri alırım." Hakan, ben Mert'in bakışları altında kaybolmuşken yerinden kalkmış, elleri cebinde ortada dikiliyordu. Kaşlarımı çatarak bana masum masum bakmasına karşılık verdim. Bu adam bana hafif yollu asılıyor mu? Yoksa bana mı öyle geliyor?

Tam ağzımı açmış "tamam" diye cevap verecektim ki Mert konuştu. Zaten itiraz etme gibi bir ihtimalim yoktu. Ne de olsa o komiser, ben ise bir çömezim. "Sen burada kal Hakan. Dosyayı incelemeye devam edin. Ben Berfu ile giderim. İfadeleri kendim almak istiyorum." Bunun da abilik yapacağı tuttu.

Kaşlarını çatan Hakan, bir süre Mert'i süzdükten sonra başını sallayarak masasına geri döndü. Hakan kesinlikle çirkin veya itici bir tip değil. Aksine basketbolculara taş çıkartacak kadar uzun boylu, zayıf ama güçlü bir yapısı olan bir adam. Koyu sarı saçları ve mavi gözleri var. Pek tarzım olmasa da onda kötü durmuyor. Burnu biraz kemerli olsa da büyük yüzünde çirkin durmuyor. Aksine ona değişik bir hava katıyor. Şu an Hakan'ı neden bu şekilde değerlendirdiğim hakkında hiç bir fikrim olmasa da, ister istemez onu Mert'le kıyasladım. Mert, Hakan'ın aksine fazlasıyla kara oğlan gibi gözüküyor. Onun da boyu uzun olmasına rağmen, Hakan'ın aksine iri yapılı. Geniş omuzlarıyla ve genelde çatık olan kaşlarıyla, simsiyah kirli sakallarıyla dışarıdan bakan bir insana korkutucu gelebilir. Ama ben onun içini, dışını, kısacası her şeyini bildiğim için, ne kadar yumuşak bir kalbi olduğunu biliyorum.

"Hazırsan çıkalım." dediğinde daldığım düşüncelerden irkilerek uzaklaştım. Bu kadar çabuk mu? Beyin fırtınası yapıyorduk? Tabi ki bunları içimden söylüyorum.

Bir şey demeden deri ceketimi sandalyenin arkasından alıp sırtıma geçirdim. Kasım ayı, ince ince esen ve içinizi titreten rüzgarlarıyla gelmişti. Aslında tam bir kış insanıyım. Yaz sıcağında sanki nefes alamıyormuş gibi hissediyorum. Kışınsa, yatağıma uzanayım, kalın pijamalarımı giyip, yorganıma sarılayım ve en sevdiğim dizi olan Supernatural'ı izleyeyim... Hayaller Dean Winchester, gerçekler kafa kesen sapkın bir seri katil. Aman ne güzel... Ah Dean ah, ne olurdu sanki atsaydın beni Impalanın terkisine? Kaçaydık, gideydik buralardan.

Otoparka geldiğimizde, Mert'in yönlendirmesiyle onun arabasına doğru yürüdük. Benim canım motorumun yanına park etmişti. Arabaya binmeden motoruma bakıp gülümsediğimde Mert'in bakışları üzerimdeydi.

"Motorları seviyorsun sanırım." Otoparkta göz gezdirince bende ne yapmaya çalıştığını anlamayarak etrafa bakınmaya başladım. Aksiyon mı var, ne var? "Senin araban hangisi?"

Yüzüme tam bir gülümseme yerleştirdiğimde, sol elimle motorun oturma yerine 2 kez vurdum. "Bu bebek benim. Kendisi Kawasaki H2, ama adı Şukufe."

Mert'in yüzü bir kaç saniye içerisinde bir çok duygudan duyguya geçiş yapınca gülmemek için alt dudağımı ısırmak zorunda kaldım. Önce şaşırdı, ardından kızdı, sonra mutlu gibi bir şey oldu. O nedendi, anlayamadım. Sonra da hayranlık ve beğeni oldu.

"Güzel bebek. Adı da ayrı bir güzel. Tam senden beklenecek bir isim." Dişlerini göstere göstere gülerken, gamzelerine bakmamak için bakışlarımı beğeniyle motoruma çevirdim. Sevgilisi olan ve yakında evlenecek olan bir adama beğeniyle bakacağıma, Şukufe'me bakarım daha iyi.

Arabaya bindiğimizde emniyet kemerimi takıp ilk görev heyecanıyla dönüp Mert'e baktım. Kalbim hızla atıyordu ve yüzümde şapşal bir gülümseme olduğuna eminim. Ama beklemediğim şey, Mert'in gözlerini dikmiş beni inceliyor olmasıydı. Bakışlarının ağırlığıyla yüzümdeki gülümseme yavaş yavaş solarken, mümkünmüş gibi kalbim daha da hızlanmıştı.

Gözlerinin içine bakmak, bir gece vakti gökyüzüne bakmak gibi. Simsiyah bir dipsiz kuyu kadar karanlık, yıldızlar kadar ışıltılı... Beni içine sürükleyen bir gökyüzü...

Elini bana doğru uzattığında sert bir şekilde yutkundum. Ne bekleyeceğimi bilemiyordum. Parmak uçları yanağıma düşmüş bir kaç saç tutamını kulağımın arkasına iterken, heyecandan alev gibi yanan yanağıma değdi. Gözlerimi kapatıp inlememek için kendimi zor tuttum. O kadar uzun zamandır onun gözlerine bakmayı, bana dokunmasını, onu hissetmeyi hayal ediyordum ki...

"Hiç değişmemişsin ufaklık, hala yıllar önce tanıdığım o çılgın kar tanesisin."

Bölüm sonu

7 yorum