"Adaletin kanunlarında bile mutlaka adaletsiz bir taraf vardır."
Montaigne
Üçüncü Bölüm;
Karanlıkta ruhunun ince, uzun koridorlarında gezindi. Sessiz, sakin ve biraz da ürkütücü sayılırdı. Her zihin biraz ürkütücüydü, her insanda vardı korkunç olarak nitelendirilen şeyler. Kimisinde fazlaca iyi gizlenmiş, kimisinde diğer koridorlara da yayılmıştı yalnızca. Öniz'in zihnini bu tarz kalıplara sokmak pek mümkün değildi çünkü onun kafasının içi yalnızca ona ait sayılmazdı. Zihni bir yazar edasıyla birden fazla karakter oluşturur ve onları bir köşede yaşatırdı. Yalnızca iyi karakterler değil, kötü karakterler de... O çoğu zaman sessiz ve içine kapanık olana hayat verir, bu rolü hakkıyla yerine getirirdi.
Karanlığın gizinde tüm deliliklerini gün yüzüne çıkarırken neyi amaçladığını bilmiyordu. Art arda yaşanan birbirinden saçma olaylara mantıklı bir açıklama getirmek mümkünse bunu yapmak istiyor olmalıydı yahut bir çeşit sorgulayıştı bu. Öniz'e göre bu yaşananlar, zihninin içine hapsolup karmakarışık sorular ve olası cevaplar arasında kaybolmak için büyük bir fırsattı. İçinde gizli bir yanının bu olanlardan memnun olduğu bile söylenebilirdi.
Durgun bir müzik dinliyordu, oluşan karışıklığı biraz olsun sakin bir arka planda sunmak için. Kütüphanedeki kızı düşündü; sonra anne babasını, sokaktaki insanları... Daha mı iyiydi bu? İnsanların birbirlerine böylesine mesafeli oluşu her şeyi düzeltecek miydi? Geçmişindeki acı verici sahneleri hatırlıyor fakat onları gün yüzüne çıkarmak istemiyordu. Hepsinin köküne bakınca bariz bir ortaklık görülüyordu: Hepsi diğer insanlarla ilgiliydi. Tüm korkuları onlarla ilgiliydi; tüm üzüntüleri de, kendi içinde verdiği savaşlar da, kendi kendine doğrulttuğu silahlar da. Var olan sistemdeki hâliyle, tüm bunların cezası olursa her şey daha mı güzel olurdu?
Öniz öyle olacağını düşündü. Cezalar, hele ki böylesine ağır cezalar onlar için, ruh katilleri için korkutucu olurdu ve insanların psikolojilerine zarar vermeyi bırakırlardı. Bunun insanî boyutunu düşündükleri için değil; yalnızca artık toplumda bir suç olarak nitelendirileceği için, bir ceza olarak onlara dönütü olacağı için bunu yaparlardı. Akabinde sağlıklı bir iletişim kurmayı denemek yerine insanlarla iletişim kurmayacaklardı. Korku egemenliğinde bir eylemi doğru yapmayı denemektense hiç yapmamak daha kolaydı ve çoğu insan zoru seçmezdi. Yalnızca kütüphanede ona kitap öneren albino kız gibi yeterince cesareti olanlar bunu denerdi.
Sahiden de o kız cesaretli miydi? Öniz'in en küçük hareketini bile korkuyla karşılamış ve en sonunda sırf bu yüzden yargılanmıştı. Tek amacı, Öniz'in şu anda okuduğu ve beğendiği kitabı önermekti. Değmiş miydi? Başarılı olsa değer miydi? Belki başarılı olsaydı dışarda saatlerdir yadırgadığı bu soğuk manzarayı görmezdi, insanlar eskisi gibi canlı ve hayat dolu olurlardı.
Öniz gece saçma bir rüya gördü ve uyandığında bunu hatırlamadı. Belki rüyasını hatırlatan birkaç küçük izde zihninde hafif parıltılar peydah olacak, akabinde hemen yok olacaklardı. Şayet hatırlasa da pek bir şey değişmezdi, bilinçaltıyla ilgili çıkarımlar yaptığı sanır ve çoğunlukla yanılırdı.
Okula yürüyerek gitti. Hızlı adımlar attı, belli ki yine düşünceleri hız kazanmıştı. Her şey hakkında düşünce üretebilirdi. Turuncu bereli kız fazla mı dalgındı? Karşıdan gelen yaşlı adam sabahın bu saatinde neden sokaktaydı? Gençliğinde nasıl biriydi? Buradaki gördüğü herkes ve okuldaki tüm o gençler bir gün bu hale gelecekti, öyle değil mi? Bu adam da yıllar önce o günlerin hiç gelmeyeceğini düşünüyor olmalıydı veya Öniz inatçı bir istisna üzerinden çıkarımlar yapıyordu. O da bu dünyadaydı, onun gibileri de vardı. Bir yerlerde var oluyor olmaları lazımdı. Bu yaşlı adamın onlardan biri olmadığı ne malûmdü?
Okuldaki herkes ona dönüşmüş gibiydi. Okulun mavi kapısından içeriye girdiği anda zihninde oluşan İlk düşünce buydu. Tüm sosyal bağlar aynı anda çekip koparılmış ve geriye böyle bir manzara kalmış gibiydi. Sıradan biri için korkutucu gelebilirdi belki ama onun için fazlasıyla olağan gelmeye başlamıştı tüm bunlar. Onun zihninde bu evrenin kuralları çoktan koyulmuştu. Bu sahneyi hayal etmiş, hatta zihninde yaşamıştı. Rüyası da bununla mı ilgiliydi? Yapamadı, o ipi yakalayıp kendine çekemedi.
Öğretmenler fazlasıyla dikkatliydi ders anlatırken. Ağızlarından çıkan her cümleyi kafalarında ölçüp biçiyor gibilerdi. Herhangi yanlış sözde birilerini etkileyebilir, psikolojilerine zarar verebilirlerdi ve tabii bu onların acınası sonu olurdu. Herhangi birinin öğrencileri düşündüğü yoktu, eskiden de düşünmezlerdi. Sözlerinin ağırlığının farkında olmayan insanlar hep var olmuşlardı, artık yalnızca korkuyorlardı. Eskiden açıkça cinayet işlerlerken kimsenin sesi soluğu çıkmıyordu. Sokaklar ceset kaynıyor, insanlar dikkat bile etmiyordu. Katilleri tebrik ediyor, alkışlıyorlardı. Maktuller sessiz ve silik bir köşede duruyor, öldükleri yerden tekrar tekrar ölüyorlardı.
Öğlene doğru öğrenciler arasında sessiz ve herhangi bir anlam ifade etmeyen konuşmalar geçti. Öniz bunu bir sosyalleşme olarak görmüyordu çünkü öyle değildi. Sonuç odaklı konuşmalar olmaktan öteye geçmiyor, geçilmesi istenmiyordu. Katil olma ihtimali olan herkes eline bıçak almaya korkar olmuştu.
Öniz ders olmayan her anda kızın önerdiği kitabı okumaya devam etti ve içindeki vicdan azabı büyüdü de büyüdü. Kitap hoşuna gittikçe kıza haksızlık edildiğine daha çok emin oluyor ve şu anda ne halde olduğunu düşünüyordu. Yine de onu kurtarmak veya araştırmak için herhangi bir çabaya girmedi.
Eve dönerken de her şey aynı sakinlikle gerçekleşti ve Öniz bundan rahatsız olmadı. Her süregelen kötü olayda olduğu gibi bu da başlangıçta zararsız ve hatta güzel gözüktü gözüne. Anne babasında yakaladığı sahtelik dışında herhangi bir sorun göremiyordu. Herhangi bir sosyal ihtiyaç da duymuyordu. Yalnız başına zihnindeki kalabalıkla beraber olmaktan mutluydu, dışardaki kalabalık her anlamda travma ile doluydu.
Bunun için fazla mı geç kalındı Öniz? Çoktan ruh katillerinin maktulu olmuşken böyle bir şey olması çok da anlamlı olmasagerek, öyle değil mi?
Yine de Öniz'in hatırladığı asıl evrende gerçekleşecek olası yüzlerce cinayet vardı, sadece bu okul için. Şimdi her biri yalnız başlarına normal oldukları düşüncesiyle yaşayıp gidiyorlardı. Sahi bu halleri de fazlasıyla bir ruh maktulüne benzemiyor muydu?
Bu kez sistem bir ruh katili olmuştu, Öniz bunu düşündü. Eskiden insanlar öyleydi, şimdiyse bunu önleyelim derken toplu bir katliam gerçekleştirmişlerdi. Herkes ölüye, bir ruh maktulüne dönüşmüştü. Yürüyor, nefes alıyor, hareket ediyor ama yaşamıyorlardı.
Öniz'e dönüşmüştü herkes, bir maktule.
Ruh katilleri artık her yerde değil Öniz. Spiker tamamen yalan söylüyor. Artık insanlar değil sistemler katil.
Öniz artık neyin iyi olduğunu sorgulamıyor çünkü herhangi birinin diğerinden daha iyi olduğunu düşünmüyordu. Kötü her zaman, her şekilde ve düzende var olurdu. Bu garip düzenin içinde yavan günler geçirirken de bundan emin olacaktı. Böylece gün geçtikçe onun için her şey normal ve güzel olmaktan çıkacak ve tüm bunlara alışmak bir yana bu yeni dünyadan soğumaya başlayacaktı.
Öniz bu soğukluk için doğduğunu sanırken fazlasıyla sıcaklığa ihtiyaç duyması an meselesiydi.
🗣️
